Korku

1717 Kelimeler
Lal yorucu bir iş gününden sonra eve ulaştığında mutfağa girerek yemek yapmaya başlamıştı. Elinde ki karnabaharı keserken düşünüyordu. Eksik olan bir şeylerin varlığını düşünüyordu. Annesi en büyük eksikliğiydi evet ama başka bir şeylerde eksikti. Güldü. Kafasını sağa sola sallarken bir kere daha güldü. Düşüncesinin saçmalığı o kadar barizdi ki... Sorunun doğrusu şu şekilde olmalıydı; “Hayatında eksik olmayan ne var?” Düşündü. Her şey ama her şey eksikti hayatında özellikle de en büyük destekçisi, biricik can yoldaşı yoktu… Annesi yoktu. Düşünceler bütün bedenini esir almışken kapı gürültü ile açıldı. Korku ile yerinden sıçrarken derin bir nefes aldı. Babası gelmişti ve yemek hazır değildi. Lal titreyen eli ile bıçağı düzgün tutmaya çalışırken eli kaydı ve bıçak hızla parmağını kesti. Deri üstten kesilirken parmağına kayan su ile bir inleme kaçtı dudaklarından. Saniyeler sonra ise parmağında ki kan akmaya başladı. Babası ayakkabılarını çıkarırken hızla dolaba koştu ve bir yara bandı çıkardı. Yara bandını hemen kanayan kısma yapıştırdı ve dolabın kapağını kapattı. İşte tam da o sırada babası öfke ile içeri girdi ve elinde ki poşetleri kızın suratına fırlattı. Hasan, "Bunları giy, gidiyoruz!” dedi ve hemen ardından aklına gelenle ekledi. “Bir de kendine bavul hazırla!" diye devam etti. Lal şaşkınlıkla yere düşmüş olan poşetlere baktı. Doğru yaptığını bilerek ama sorgulamaması gerektiğini unutarak sorguladı. "Nereye? Neden?" Hasan tek kaşını kaldırdı. Gözleri sinirle kısılırken, “Sen bana hesap mı soruyorsun lan?” dedi ve devam etti. “O küçük dilini ben kesmeden dediğimi yap ve hazırlan!” dedikten sonra Lal korku ile kafasını salladı. Lal gururunu hiçe sayarak yere eğildi ve poşetleri eline alarak odasına ilerledi. Odasının kapısını açtı, içeri girdi ve geri kapatarak kilitledi. Poşetleri yatağın üzerine fırlatarak yüzünü ovuşturdu. Ardından ise derin bir nefes aldı. En sonunda poşetlerin yanına gitti. Poşetlerin içinde şeyleri dökerken kaşlarını çattı. Beyazdı… Her şey bembeyazdı... Neden bu kadar beyaz olduğunu sorgularken, "Lal, çabuk ol!" diyen babasının sesini duydu ve hızlı bir şekilde üzerine dizlerinin altında biten beyaz kısa kollu elbiseyi giydi. Altına beyaz babetleri giydikten sonra saçlarına beyaz tokayı tutturdu. Aynı bir gelin gibi olmuştu… Düşünceleri ile titredi ve kafasını sağa sola salladı. Bu kadarını da yapmazdı! “Çabuk ol lan!” Bağıran babası ile gözlerinden akan yaşları sildi. Hızlı bir şekilde ufak bavulunu çıkardı ve içine bir kaç parça kıyafet koydu. Hemen peşinden aklına annesinin kendisine bıraktığı son yadigâr olan bunca zamandır babasından sakladığı kolye aklına geldi. Boynu kapalı bir elbiseydi bu yüzden kolyeye kısa bir süre baktı. Üzerinde melek işareti vardı ve meleğin kanatlarında E&L harfleri yazılıydı. Annesi bunu babasından gizli olarak yaptırmış ve kendisine iyice saklamasını söylemişti. Lal’de saklamıştı. Babası bu zamana kadar kolyenin varlığından bile haberdar değildi. Eğer olsaydı onu çoktan elinden alıp satmıştı bile. Hızlı bir şekilde kolyeyi boynuna taktı ve odadan çıktı. Hasan içeride ayağını sallayarak koltukta oturuyordu. Kızın geldiğini gördüğü zaman, "Hele şükür!” dedi, “Hadi yürü!” diye de devam etti. Hasan bir yere yetişmesi gerekiyor gibi acele ediyordu ve Lal’de korku ile ona uyum sağlıyordu ki zaten sağlamaktan başka çaresi de yoktu. Bu düşünce ile dolan gözlerini sildi ve kafasını önüne eğerek ilerlemeye başladı. Evden çıktılar. Hasan büyük adımlarla ilerliyordu. Köşe başında ki dolmuş durağına gittikten sonra boş yerlerden birisine babasını oturttu ardından da kendisini hemen arkasına oturdu. Kafasını dışarı çevirerek dışarıyı izlemeye başladı. Kırk dakika sonra son durakta inip metrobüse bindiler Sarıyer'e geçtiler. Sahil kenarına geldiklerinde şaşkınlıkla etrafına bakıyordu Lal. Neden buraya gelmişlerdi ki? Şaşkınlık bütün bedenini esir almıştı. Yolculuk neredeyse bir buçuk saat sürmüştü ve sonunda ise yalıların olduğu bu yerdeydiler. Şaşkınlıkla babasına sesledi Lal. "Baba?” Ama Hasan cevap vermedi onun yerine kolundan tutup karşıya geçirdi ve kocaman bir yalının önünde durdular. "Burada bekle." Diyerek yalının kapısında ki görevlinin yanına gitti. Bir şeyler söyledikten sonra tekrar yanına geldi ve kolundan tutarak ilerletmeye başladı. Buraya neden geldiklerini bilmiyordu ama Lal’in içini öyle büyük bir huzursuzluk kaplamıştı ki anlatmaya kelimeler yetmiyordu. … Pusat derin bir nefes aldı ve babasına baktı. “Bunu bana yaptırdığına inanamıyorum.” Dediğinde Ferit Bey umarsız gözlerle etrafına baktı. Babası dün gece Pusat’a bir gelin adayı bulduğunu söylemişti. Ve eğer kabul etmezse Doruk ile evlendireceğini belirtmişti. Doruk ise halihazırda reddetmişti ama babası son sözünü söylemişti ve onu ilke de bu denli ciddi görmüştü Pusat. Bu yüzden el mecbur kabul etmişti. Ama bir şartı vardı eğer kız ile anlaşamazlarsa veya kızı beğenmezse evlenmeyecekti. Ferit, Pusat’ın şartını makul görmüş ve kabul etmişti ama kendisinden de seçtiği kızdan da emindi. Pusat kafasını sağa sola sallayarak ayağa kalktı. Ve kalktığı anda içeri giren kızla donup kaldı. Beyazlar içinde bir melekti adeta. Ama kafasını yeren kaldırıp Pusat’a bakmamıştı buna rağmen Pusat’ın sesli bir yutkunma geçirdiğine yemin edebilirdi çevredekiler. Hatta Ferit Bey kalıbını bile basabilirdi. Gülümsedi. Demişti ya Ferit Bey; “Kendisinden de seçtiği kızdan da emindi. Güzelliğinden ise hayli hayli emindi.” Pusat’ın donup kalması ile boğazını temizledi Ferit Bey. "Hoş geldin Hasan Bey... Sende hoş geldin Lal kızım." Pusat kafasını sağa sola salladı ve kendisini toparladı. Karşısında ki kadın çok çok güzeldi ama bu evliliği para için kabul etmişti. Bunu unutmamalı ve ona göre davranmalıydı. Ama ya haberi yoksa? Dedi İçinden bir ses. Pusat içinde ki o sese inanmayı o kadar istedi ki… Sıkıntılı bir nefes vererek yerine oturdu, “Hoş geldiniz.” Dedi Lal’den gözlerini alamayarak. Hasan, “Hoş bulduk beyim.” Dediği sırada bile Lal’e bakıyordu Pusat. Lal ise kapıdan içeri girdiği andan itibaren kafasını yerden kaldıramıyordu. Gözleri dolu dolu olmuştu. Öfke ile arkasında durduğu adama baktı. Bu yaşına kadar hep kız olduğu için susturulmuş, örselenmiş, dayak yemiş, psikolojik şiddete maruz kalmıştı. Babası her zaman, 'Sen kızsın sessiz ol!','Sen kızsın konuşmaya hakkın yok!','Kafanı kaldırmaya hakkın yok!','Hatta yaşamaya bile hakkın yok!' İşte hep bu sözlerle büyümüştü Lal. Babası kendisinin yaşamamasını isteyecek kadar kız olmasından nefret ediyordu. Ama o kız diye yaşamı elinden alınacak değildi! Konuşmaya hakkı vardı! Nefes almaya, eğlenmeye, istediği gibi yaşamaya hakkı vardı! Bu dünyayı güzel yapan şeyler kadınlardı ama bunu anlamayan erkekler vardı! Kızsın diye susturulmaya, örselenmeye, her seferinde suçlu olmaya hakkı yoktu! Bunları tabi ki söyleyemedi ve sadece kafasını sallayarak karşısında geldiğinden beri kendisine bakan adama çevirdi bakışlarını. Göz göze geldikleri an nefesini tuttu Lal. Bu o’ydu. O Pusat Haznedar’dı. Bütün genç kızların aşkla bahsettiği o adamdı. Hatta patronunun kardeşi Özge’nin defalarca kez onun resmine bakıp iç çektiğini biliyordu ve itiraf etmeliydi ki yakından daha yakışıklıydı… Düşündükleri ile utandı birden ve kafasını önüne eğdi. Bu düşündükleri saçmaydı. Pusat'ın yakışıklılığı onun umurunda olmamalıydı. Zaten değildi de... Lal hayatta iki kişiden çok büyük darbe yemişti ve bu darbeler onu bir enkaza çevirmişti. Kimse bir enkazı kaldırmak, onu yeniden onarmak istemezdi... Bu yüzden umurunda olmamalıydı. "Hoş buldum Beyim.” Dedi Hasan, “ Ben kızı getirdim. Artık eti sizin kemiği de sizin." Diye devam etti. Lal şaşkınlıkla babasına baktı. "Baba..." Diye mırıldandığında adam öfke ile Lal'e döndü. "Bundan sonra bu evin gelinisin Lal!” dedi öfke ile ve devam etti. “Evde kalan eşyalarını peşinden yollarım!" Dediğinde Lal titremeye başladı. "Baba yapma!" Dese de adam umursamamıştı. Lal gitmek için hareket etmiş olan babasının bacağına yapıştı. "Baba gitme...” dedi titremeye başlarken, “Beni burada bırakma! Ne olur…” diye devam etti. “Bak ne istersen yaparım! Yalvarırım!" diye yalvarmaya devam ederken Hasan öfke ile bacağına sarılmış olan kıza bir tokat attı. Lal acı ile yere savrulurken pes etmedi yerinden kalktı. "Baba!" Diye bağırdığında, Hasan ikinci bir tokadı atacaktı ki Pusat tarafından eli tutuldu. Pusat ilk tokadı attığında neye uğradığını şaşırmış ve engel olamamıştı ama ikinci tokadın geleceğini anladığı gibi eline yapışmıştı. "Bir kadına el kaldıracak kadar şerefsiz misin lan sen?” dedi öfke ile bağırarak, “Hah bende ki soru?” Dedi, “Tabi ki şerefsizsin!” diyerek kendisine yanıtı verdi. “ Defol git lan buradan!" Diye bağırdığında Hasan korku ile geri çekildi ve kafasını sallayarak ilerlemeye başladı. Lal ise bağırıyordu. "Baba! Baba, lütfen bırakma beni burada! Ne olur! Ne istersen yaparım sana daha çok para getirmek için gece gündüz çalışırım baba! Baba!" Yerinden kalkan kız koşarak babasının peşinden gitmek için hamle yaptığında Ferit Bey'in bağıran sesini duydu. "Tutun kızı!" Pusat öfke ile babasına bakarken sakin kalmaya çalışarak Lal’e döndü. Lal korumaların kendisini tutmasına aldırmadan çırpınmaya devam ediyordu. "Babaaaa! Babaaaaa! Baba ne olur bırakma beni!" Lal bağırıp çırpınmaya devam ederken hıçkırıkları birbirini kovalıyor, gözyaşları bir sel misali gözlerinden akıyordu. Neden yapmıştı bunu? Neden annesinin kokusundan, anılarından ayırmıştı onu? Onun yanında yaşamayı istemiyordu hem de hiç ama o evde annesi vardı; anıları vardı… Gözlerinden yaşlar akmaya devam ederken dudağında ki yarayı umursamadı bile. Bağırmaya devam ediyordu. “Babaaaaaa!” diye bağırdı, “Beni annemden ayrıma!” diye devam ettiğinde herkesin içi acıdı ama Ferit Bey biliyordu ki onlar için en iyisi buydu… Pusat köşeden kızı izlerken kanayan dudağının acısını kalbinde hissetti. Bu kız masumdu... Paradan puldan haberi yoktu... Pusat bu kızın elinden tutacaktı. Ve bunu Lal nasıl isterse o şekilde yapacaktı. İster kocası, ister arkadaşı olarak... "Doktor Necati Bey'i çağırın." Diyen babasına öfke ile baktı. Bunu neden yaptığını anlamıyordu, anlamayacaktı ama şu anda Lal ile ilgilenmeliydi. Doktor Necati geldiğinde zorla Lal'e bir sakinleştirici iğne yapmışlardı. Bir süre daha çırpınışlarına devam eden genç kız iğnenin etkisi ile sakinleşmiş ve uykuya dalmıştı. Pusat kzıı kucaklayarak odaya götürdüğünde Lal’in masum yüzüne baktı. O kadar güzeldi ki… Kafasını sağa sola salladı Pusat ve hemen ardından odadan çıktı. Bu sırada merdivenlerden çıkan babasına gözleri takıldı ve istemsizce sordu. "Baba bize bunu neden yapıyorsun?" Ferit Bey derin bir nefes aldı, "Sizin iyiliğiniz..." Dedi ama sustu Pusat babasının devam edeceğini düşünmüştü. Ferit devam etmişti de ama içinden; Sözümü tutmak için... "Ve?" Diye sordu Pusat. "Yok bir şey!” diye çıkıştı. “Sadece iyiliğiniz için!" Dediğinde Pusat bağırdı. Lal’in o halinin öfkesini babasından çıkardı. "Bu nasıl iyilik isteme?” dedi. “Resmen birimizi tehdit ediyorsun diğerimizi para ile satın alıyorsun!" diyerek bağırmasını bitirdiğinde Ferit Bey bir şey demeden ilerlemeye başladı. Pusat öfke ile odasına geçti ve kapıyı sertçe kapatarak telefonunu eline aldı. İçinden Kazım Koyuncu'yu bularak şarkılarını dinlemeye başladı. Ne zaman babası kendisini sinirlendirse Kazım Koyuncu dinler, enfes memeleketi Karadeniz'in kokusunu içine çeker gibi hissederdi. Rize'yi, çay kokusunu ve yağmur sonrası denizin kokusunu nasıl da özlemişti. Geniş Fransız camın önünde ki tekli pufuna oturdu ve gecenin yıldızlarını izleyerek kulağında ki şarkıyı söylemeye başladı. Hemen yanında kendisini duyan kadından tabi ki haberi yoktu… Ve zaten Lal’in de haberi yoktu. İğnenin etkisi üzerindeyken uzaktan bir mırıltı gibi geliyordu şarkı kulağına ama rahatlatmıştı. Hem de iğneden daha fazla rahatlatmıştı ve uykuya dalmıştı. Karanlık bütün bedenini esir alırken kendisini serbest bıraktı ve uykunun kollarına atıldı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE