Kadın Olmak...

1300 Kelimeler
Sessiz sedasız gelirdi acı. Sonra mı? Sonra yangınlar bırakırdı arkasında. Sen o yangının içinde debelenip dururdun ama sesin çıkmazdı. O yangın öyle bir yangındı ki; geldiği zaman ölümü de getirirdi beraberinde. Ama öldürmezdi o yangının getirdiği ölüm. Yaşatırdı seni o ölüm ve yangınla ama buna da yaşamak denirse. Dilin tutulur, kalbin kırılır, kelimelerin elinden alınırdı. Sen susardın, aslında susmak zorunda kalırdın çünkü o yangın ve o yangının sahibi seni buna zorlardı. Nedenler, niçinler dolanırdı aklında da bir tek kelam edip de soramazdın o nedeni, niçini… O nedenler büyür büyür bir dağ olurdu omuzlarında. Taşımak zorunda kalırken o dağ yükü ile nedeni, altında ezilir nefes alamazdın. Hani alırdın da; öyle bir nefes değildi bu aldığın nefes. Ölmekten beter ederdi seni yaşamak. Çünkü buna yaşarken ölmek denirdi aslında… Yaşarken ölmek nedir sen bilir misin? Diye sorsan birine sana iki kelam eder üçüncüsünde tıkanırdı. Çünkü o da bilirdi. Yaşarken ölmek, seni gömmelerinden beterdi. Anlatılamazdı… Anlatılsa da eksik kalırdı hep bir şeyler. Çünkü bunun tarif eden kelimeler bile titredi bu gücün karşısında… Gözünden akan yaşlarla uyandı Lal. Hiç tanımadığı bir evde, annesinin silinip giden kokusundan kilometrelerce uzakta açtı gözlerini... Bir korku bütün bedenini yavaş yavaş ele geçirirken duvarda ki saate kaydı gözleri. 03.34 Zaman saatlere emir vermiş akmayı durdurmuştu sanki. İşliyordu aslında. TİK TAK, TİK TAK… Zaman akıp gidiyordu ama sanki akmıyordu. Aksa da akışa tecelli etmiyordu adeta. Gözleri doldu Lal’in. Hıçkırıklar dizi dizi boğazına sıralanırken gözlerinden bir damla yaş süzüldü boşluğa. Çıplak koluna düşerken o yaş damlası kolunu karıncalandırarak aşağılara kaydı. Ve hıçkırıkları sözsüz birer izinle dökülüverdi dudaklarından. İşte tam da şu anda kalın, kimsenin görmediği duvarların arkasına sakladığı o küçük çocuk kafasını uzattı aralıktan. Babasına rağmen daima çipil çipil bakan o yeşil gözler solmuş kırmızılara esir olmuştu adeta. Karanlığın içinde elinde ki ufak oyuncak bebeği ile öylece dikiliyordu. Ben sana demedim mi? Dedi dudaklarını oynatarak. Bir gün seni de annen gibi yok edecek demedim mi? Diye devam etti. Niye ona karşı çıkmadın? Niye anneni elinden almasına izin verdin? Diye devam etti sözlerine. Hemen ardından ise ekledi. Sensin! Dedi. Suçlu sensin, kimseyi arama! Dedi. Suçlu bulacaksan eğer güçsüzlüğünde bul! Diyerek bitirdi sözlerini ve zihninin boş koridorlarında küçük ayaklarına giydiği kırmızı ayakkabılarla topallaya topllaya ilerledi. Attığı her bir adım zihninin boş sokaklarında yankı yaparken Lal dudaklarından kaçmaya devam eden hıçkırıklara engel olamadı. Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu! Beyni ve kalbi birbirine girmişti. Büyük bir savaştaydılar. Bir yanı baban seni akıllanman için buraya bıraktı geri gelecek diyordu diğer yanı ise o ne zaman elinden tuttu ki şimdi tutsun diyordu ve ekliyordu. Seni bu cehnnem çukuruna bırakanda o değil mi? Diyordu. Ve ikinci yani mantıklı olan tarafı daha ağır basıyordu. Hiçbir zaman bir babanın varlığını hissetmemiş olan küçük bedeni kendisine eziyet etmeye o kadar alışmıştı ki; bunda da yine ve yine suçu kendisinde buluyordu. Babası onu kendisi gibi bir celladın pençelerine bırakmıştı. Çabalayıp o celladın elinden kaçmak yine ona kalmıştı. Ön yargılı değildi ama onu parayla satın almaları ön yargısını oluşturmuştu. Babasının yanında da mükemmel bir hayatı yoktu. Her gün azar işitiyor, dayak yiyordu ama en azından annesinin anıları yanındaydı. Şimdi onlardan da uzaktı ve canı daha fazla yanıyordu. Derin bir nefes daha aldı ve yanında ki sudan bir yudum içti. Ardından hafif iç çekişlerle yatağına uzandı ve uyumak için tekrar gözlerini kapadı. Yarının ona ne getireceği belli değildi. Belki acı gelecekti belki yalnızlık ama çoğu zaman hissizlik gelecekti. Bunu en iyi kendisi bilirdi. Yıllarca bir çukurda debelenip durmuştu ve şimdi de aynısını yapacaktı. Kalan ömründe de bu çukurda, bu süslü çukurda debelenecekti. Düşüncelerin içinde bir kere daha iki büklüm olarak daldı uykuya… … Sabah garip bir sesle gözlerini açtı Lal. Gecenin bilmem kaçında uykuya dalmıştı ve şu anda tek istediği tekrar çıktığı uykusuna dalmaktı. Çünkü uyanır uyanmaz aklına dün olanlar gelmişti aklına. Yerinden hafifçe doğruldu ve karşısında gülerek kendisine bakan kadına doğru döndü. Gözleri yine dolu dolu olmuştu. Kim bilir bu gülüş altında nasıl bir cellat yatıyordu. Aklında ki düşünce ile babasının ona gülerek baktığı anlar geldi gözlerinin önüne. Önce bir adım atar, “Korkma.” Der ardından öldüresiye döverdi. İlk başlarda bunu yapardı gerçi. Annesi öldükten sonra vicdanını rahatlatmayı da bırakmıştı. Kadın kendisine bir adım attığında korkarak geri kaçtı. Kadın dün Lal'in çığlıklarını duymuştu. Aşağı inmişti ama indiğinde Pusat kucağında Lal’i misafir odasına götürüyordu ki zaten kocası Ferit'te ne olup bittiğini anlatmıştı. Zavallı kızı görmeden sevmişti Zümrüt. Nasıl sevmesindi? Kızcağız neler yaşamıştı ve kim bilir şu anda ne çok ürküyordu. O yüzden ılımlı yaklaşmaya çalıştı. "Korkma kızım..." Dedi hafif sesi ile elini tekrar uzattığında Lal bir çığlık attı elinde olmadan. Onları ve babasının yaptıklarını kıyaslamadan edemiyordu. Eğer bu kadında babası gibiyse… Dudaklarından kaçan çığlığın hemen adından, “Özür dilerim…” dedi. Babası bağırdıkça daha çok döverdi. Hatta bazen kemiklerinin kırıldığını düşünürdü. “Ben çok özür dilerim.” Diye mırıldanan Lal’e baktı hüzünle. Kim bilir neler yaşamıştı kızcağız. Aşağıdan Lal’in çığlığını duyan Pusat, Ferit ve Doruk hızla yukarı çıkmış ve ani bir şekilde içeri dalmışlardı. Annesinin hüzünlü gözlerle kıza baktığını görürken Lal özür diliyordu. Pusat şaşkınlıkla sordu. "Anne ne oluyor?" Kadın kafasını sağa sola salladı bir şey yok dercesine ve kıza tekrar döndü. "Tamam güzel kızım... Dokunmuyorum bak elimi de indirdim. Hadi gel kalkalım da yemek ye!" Dediğinde herkes acıyan gözlerle Lal'e bakıyordu. Bütün bedeni zangır zangır titriyordu. Lal herkesin acıdığını görünce kendisini toparlamaya çalıştı. İlk önce titremesini geçirmeye çalıştı. Onlardan ömür boyu korkamazdı... Ama şu anda... Şu anda yalnız kalmak istiyordu. Gözlerinden akmak için hazırda bekleyen yaşlar bir bir yanaklarından süzülmeye başlamıştı. "Ben aç değilim…” dedi “Biraz daha uyuyabilir miyim?” diye devam etti kısık sesi ile her an bayıldı bayılacak gibiydi. Zümrüt üzerine gitmek istemeyerek kafasını salladı. Ardından oğullarına ve kocasına döndü. “Hadi biz çıkalım da kızımız biraz dinlensin.” Dediğinde Pusat, Lal’in üzerinde gözlerini gezdirdi. Ardından da derin bir nefes alarak kafasını salladı ve odadan çıktılar. Odadan çıktıkları an Lal hıçkırıklarını serbest bırakırken Pusat öfke ile yumruklarını sıktı. Hangi adam bir kadını bu hale getirirdi ki? Peki ya sonrasında nasıl adamım diye dolaşabilirdi? “Anne bende odamdayım.” Dedi ve öfke ile odasına girdi ve duvara bir yumruk attı. Lal'in dayak yiyen hali sürekli gözlerinin önünde dolanıyordu ve bu durum sinirlerini bozuyordu. Öfke ile duvara bir yumruk daha attı. Bir kadın bunları yaşamayı hak etmiyordu! Etek giydi diye öldürülmeyi, şort giydi diye tecavüze uğramayı, mini elbise giydi diye dövülmeyi hak etmiyordu! Etraf hakkında ne der diye düşünmeyi, erkeğin elinin kiri olmayı, ihanete uğramayı, aşağılanmayı, hakarete uğramayı, sevdiği adamla birlikte olunca, sevdiği adama sarılınca, öpünce oruspu damgası yemeyi, gece korkarak dışarı çıkmayı, çantasında biber gazı taşıyıp bir eli sürekli çantasında olarak yürümeyi hak etmiyordu! Kocasını boşadı diye düşülüp kalkılacak kadın muamelesi görmeyi hak etmiyordu! Kadın aşağılık muamelesi görmeyi hak etmiyordu! Acı çekmemeyi, dilediği saatte dışarı çıkmayı, dilediği gibi makyaj yapıp, giyinmeyi yanında erkek olmadan özgürce yaşamayı hak ediyordu. Sevdiği adamın elini özgürce tutmayı, ona özgürce sarılmayı hak ediyordu! Acaba ne zaman oruspu damgası yerim demeden özgür olmayı hak ediyordu! Kadın, kadın olmayı hak ediyordu! Babası bunca zamandır bir kere annesinin kararlarına karşı çıkmamış, kendi fikirlerine uymuyorsa bunu karısına belli ederek ortak bir yol bulmayı amaçlamıştı. Bu zamana kadar bir kere olsun fikrini söylemesine engel olmamıştı. Babası annesini sevdiği için mi bunları yapıyordu? Asla! Onu kadın olarak, insan olarak gördüğü için bunları yapıyordu! Tabi ki onu sevmesi de büyük bir etkendi ama sevmiyor diye de bir kadına aşağılık muamelesi yapılmazdı. Babası sadece Lal'i satın almakla büyük bir hata yapmıştı. Nedenini bilmese de şimdi babasına azıcık hak veriyordu. Lal'i o adamdan kurtatdığı için hak veriyordu. Aslında hak vermek de değildi. Sadece kırgınlığının bir nebze olsun gitmesiydi. Derin bir nefes alarak yatağına uzandı ve gözlerini kapadı. Yan odanın camı açıktı. Kendi camı da öyle ve Lal'in hıçkırıkları yanında ağlarmış gibi kulağına geliyordu. İşte anlatmak istediği buydu. Bir kadın, kadın olduğu için ağlamak zorunda değildi! Hızlı bir şekilde yerinden doğruldu ve odasının kapısını açtı. Ardından hızla Lal'in odasının kapısının önüne gitti. Kapıyı tıkladıktan sonra bekledi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE