Babamın uzay görevine gidişinin on yedinci yılını geride bırakmış elimizde geçmesini bekleyeceğimiz bin asır kalmıştı. Annem tüm gün hiçbir şey olmamış gibi evde pasta börek pişirse de gece olduğunda odasına girmiş ve acılı iç çekişleriyle kendi içine çekilmişti. Bir elim kapı kolunda içeri girip girmemeyi tartışırken kendimi o kadar yalnız hissetmiştim ki havanın soğuk olmasına aldırmadan balkona çıkmış, soğuk geceyi yalnızlığıma ve kalbimdeki acıya dost kılmıştım. Annem tanıyıp yaşadığı adamsız on yedinci seneyi devirmişti; ben yaşamaya fırsat bulamadan kaybettiğim, yalnızca annemin anlattıklarıyla tanıdığım adamın acısıyla on yedi sene büyümüştüm. Aldığım her yaş onsuzluğu hatırlatırken ben artık babamın annemin içinde açtığı boşluğu doldurabileceğime dair bütün umutlarımı tüketiyordum.

