bc

GÜLBEYAZ (+18)

book_age18+
3.4K
TAKİP ET
65.0K
OKU
contract marriage
family
HE
love after marriage
friends to lovers
badboy
mafia
heir/heiress
sweet
bxg
kicking
bold
campus
lies
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Gözlerimiz birleşince kalbim hızla atmaya başladı.

Tolunay Gürsoylu Mihailoviç.

Tolunay hala bana bakarken ben de mavi gözlerimi ona diktim. Onu iki yıldır görmüyordum, iki yıl önce İtalya’ya gitmiş, bir daha da dönmemişti, ziyarete bile gelmemişti.

Fakat onda, daha da genişleyen omuzları ve artan kasları dışında değişen hiçbir şey yoktu. Hala aynı yakışıklı, sert görünüşlü erkekti.

Değişen bir diğer şey ise, sağ göğsünün tamamını kaplayan, ateş püskürten bir ejderha dövmesiydi. Bunu yeni yaptırmış olmalıydı.

Tolunay…

Yüreğimdeki yangın yeri, çocukluk aşkım, unutamadığım gönül sızım. Kabuk bağlamayan tek yaram.

Bana ukala bir şekilde sırıttı:

“Bu girişe çok çalıştın mı Malysh?”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
KAHVALTI
Önceki iki kitabımın devamıdır. Şu sıralamayla okumanız tavsiyemdir: -İkiz Yürek -Vahşi Kısrak -Gülbeyaz Telefonumun alarmıyla gözlerimi açtım, saat 08:30’du. Birkaç saniye yatakta kalsam da bugünün hangi gün olduğunu hatırlayınca heyecanla yataktan fırlayıp banyoya gittim. Hızlıca soyunup duşa girdim ve keyifle banyodan çıktım. Üzerimde minicik bornozum ve başımda havlumla odama dönünce telefonumu müzik sistemine bağlayıp sesini açtım. Sezen Aksu’dan Kaçın Kurası şarkısı odayı inletirken başımdaki havluyu fırlatıp saçlarımı taramaya başladım. Saç kurutma makinemi elime alınca biraz saçlarımı kuruttuktan sonra kapatıp mikrofon gibi tutup aynanın karşısında şarkıya eşlik ettim. Aman bize nasip olur inşallah Boyuna da posuna da bin maşallah Senden gelecek cefalara nazlara Sözlere sazlara eyvallah Ben kendimi kaptırmış dans ederken odamın duvarına bir kaç kez vuruldu. Sinirle ben de gidip duvara vurdum ve bağırdım: “Öküz!” Onu tınlamayıp giyinmeye başladım. Tam dört kez değiştirdikten sonra, bej rengi bir binici pantolonu ve kısa kollu önü düğmeli aynı renk bir cropta karar kıldım. Belime kahverengi bir kemer takıp kombinimi tamamlayınca uzun sarı saçlarımı şekillendirdim. Hafif doğal bir makyaj yaptım, gözlerimin gök mavisini kapatmak istemiyordum. Annemin doğum günümde aldığı pahalı parfümden sıkıp kendime son kez baktım ve aynadaki yansımama bir öpücük attım. Müziği kapatıp telefonumu aldım ve odamdan neşeyle çıktım. Çiftlik evinin çatı katındaki iki odadan biri benimdi. Koridora çıkınca diğer odanın önünden geçip gidecektim ki, son anda ani bir kararla dönüp iki elimi yumruk yaptım ve kapıyı delicesine yumruklayıp bağırdım: “UYAAAANNN!” İçeriden hayvan böğürüyor gibi bir ses geldi: “DEFOOOOL!” Kapıya içeriden sert bir şey çarpınca irkilip sıçrasam da bir kahkaha attım. Bir kez uyandı mı asla geri uyuyamazdı. Oh olsun sana, sabaha karşı gelip odada paldır küldür dolaşmış benim uykumu bölmüştü. Basamakları hızla indim. Son basamağı da inince evin birinci katındaki odasından çıkan Olga’yla neredeyse birbirimize çarpacaktık. Olga geri adım atıp kaşlarını çattı ve Rusça konuştu: “Yavaş Gülbeyaz! Ne oluyor sabahtan?” Ben de onun bana öğrettiği düzgün Rusçamla yanıtladım. “Mutlu uyanmak suç mu Olga?” Olga şaşkınca kaşlarını kaldırdı. Otuz yedi yaşındaydı ve kendimi bildim bileli yanımdaydı. Fakat bilmeseniz asla otuz yedi yaşında demezdiniz. Olga en fazla otuzunda gösteriyordu, hiç evlenmemişti. Benimkiyle aynı sapsarı saçları ve masmavi gözleriyle onu benim ablam zannedebilirdiniz. Olga benim dadım, sırdaşım, ablam, her şeyimdi. Onsuz hiçbir anım olmamıştı. O bana şaşkın şaşkın bakarken yanağına sulu bir öpücük bıraktım ve salona koştum. Verandadan içeri giren Zühre Teyze bana seslendi: “Günaydın kuzum, kahvaltıyı verandaya kurdurdum. Hava çok güzel, hadi otur. Annenle baban oturdu bile, ben de…” O hala konuşurken yanağından bir makas aldım: “Günaydın Zühre Sultan! Ver bakalım bir yanak, maşallah sana be!” Zühre Teyzem şaşkın şaşkın bir bana bir arkamdaki Olga’ya baktı. Olga’ya doğru konuştu: “Ne olmuş kız buna bu sabah?” Olga da düzgün Türkçesine geçip söylendi: “Ne bileyim, rüyasında ne gördüyse artık!” Ben bir kahkaha atıp Zühre Teyzenin yanağını da öptüm. Zühre Teyze söylene söylene mutfağa yöneldi. Zühre Teyzem artık kendisi hiçbir işe karışmıyordu. Evde son beş yıldır iki yardımcımız vardı ama hala her işi kendisi kontrol ediyor, onları yönetiyordu. Kocası, Hamdi Amcam ise babamın tüm ısrarlarına rağmen seyislerin başındaydı. Emekli olmayı asla kabul etmiyordu. Verandaya çıkınca babamı telefonuna bakarken, annemi ise babamın çayını doldururken buldum. Yanlarına koşup bağırdım: “Günaydın!” Babam anında telefonunu masaya atıp bana baktı ve gülümsedi. Benim yakışıklı babam… Artık elli yaşını birkaç yıl geçmiş olsa da hala çok yakışıklı, hala çakı gibiydi. Ben ona koşup boynuna sarılırken saçlarımı okşayıp öptü: “Günaydın babasının gülü! Ne bu enerji sabah sabah?” Annem de gülümsese de kaşlarını çatıp babama baktı: “Sakın kanma Teoman, kesin yine bir şey isteyecek!” Onun da yanına gidip yanağını öptüm ve söylendim: “Aşk olsun annecim, ben bir şey istemesem babama sarılıp öpmüyor muyum?” Ben yerime otururken babam araya girdi: “Güzelim uğraşma kızımla. Sabah sabah bir geldi neşem geldi, şunun güzelliğine bak.” Uzanıp yanağımı sıkarken annem göz devirdi: “Aman tamam, aranıza girmek gibi bir hatayı asla yapmam zaten.” İçerden çıkan ikizlerle konuşmamız yarım kaldı. İkiz erkek kardeşlerim Uygur ve Göktürk bize sessizce günaydın deyip kendi yerlerine oturdular. Ailemin en sessiz ve en zeki üyeleriydi ikizler. Geçen kış on sekizi doldurmuşlardı. Ankara’da Yapay Zeka Mühendisliği okuyorlardı. Yaz tatili için dün gelmişlerdi. Çocukluklarından beri ayrılmazlardı. Nitekim üniversitede bile aynı bölümü kazanmış, şimdi aynı evde yaşıyorlardı. Zühre Teyzemle Olga da Umay’la birlikte geldi. Olga en küçük kız kardeşimiz Umay’ı annemin yanına oturtup kendi de yanıma geçti. Umay henüz 11 yaşındaydı. Babam ona bakıp güldü: “Günaydın benim küçük prensesim! Sana yağlı ekmek yapayım mı?” Umay kıkırdadı: “Günaydın babacım, olur.” Zühre Teyze de oturunca kahvaltımızı etmeye başladık. Annem bir ara bana bakıp konuya girdi: “Haftaya kurs başlıyor Gülbeyaz, baban uçak biletini aldı bile. Şimdiden hazırlanmaya başla bence.” Eyvah! Bunu nasıl unutmuştum? Tabii, dün duyduklarımdan sonra aklımın başımdan gitmesi normaldi… Yirmi iki yaşındaydım ve dans okulunda öğrenciydim. Bu yaz İtalya’da açılacak olan, en başarılı Avrupalı öğretmenlerin vereceği hızlandırılmış dans dersleri için aylardır annemin başının etini yemiştim. Babamın Umay’dan sonra bana uzattığı ballı tereyağlı ekmeği alıp anneme baktım ve en sevimli olduğunu düşündüğüm yüz ifademi takındım. “Şey, annecim o konuda… Gitmesem olmaz mı?” Annemle babam şok olmuş gibi bana baktı. Annem sonunda kaşlarını çattı: “Gülbeyaz, kızım aylardır bu kurs için yalvardın! Sana kontenjan bulabilmek için araya sokmadığımız adam kalmadı. Daha dün sabah bile oraya gitmekten bahsediyordun, bir günde ne oldu şimdi?” Evet haklıydı. Ama dün akşama kadar onun geri döneceğini bilmiyordum. O İtalya’da olduğu için aylardır bu kurs için yalvarmıştım. Ama şimdi tam ben gidecekken o geri dönüyordu, hem de temelli dönüyordu. Yok, asla oraya gitmemeliydim. En masum ifademi takınıp anneme baktım: “Annecim ne bileyim, düşündüm de yaz tatilimi dinlenerek geçirmek istiyorum. Son zamanlarda dersler çok yoğundu. Size de atlara da yeterince vakit ayıramadım.” Atlar kısmını sırf babamın kalbini çalmak için eklemiştim. Düşündüğüm gibi de olmuştu. Babam önce atların gezindiği araziye baktıktan sonra anneme döndü: “Haklı olabilir Aybike, kız bütün sene yoğun çalıştı zaten. Yaz tatili onun da hakkı.” Annem çileden çıkmış gibi başını iki yana salladı: “Konu bu değil ki Teoman! Aylardır bu kurs için bize küsüp tavır yaptı. Şimdi her şey ayarlanmışken öylece vazgeçmesine izin mi vereceğiz? Zaten Uygur’la Göktürk de Amerika’ya gidiyor…” Araya girip sessizce kahvaltısını eden ikiz kardeşlerime baktım: “Siz Amerika’ya mı gidiyorsunuz?” Uygur annemle aynı olan gözlerini devirdi: “Abla dün söyledik ya, Robotik semineri var. İki ay yokuz.” “Ha, doğru ya.” Evet söylemişlerdi ama dün başka haberler alınca bunu unutmuştum. Umay da neşeyle cıvıldadı: “Ben de kampa gidiyorum!” “Ne kampı?” Annem de gülümsedi ve bana baktı: “Buna daha karar vermedik. Umay’ın sınıf arkadaşları bir yaz kampına gidiyormuş. Ben pek emin olamadım…” Umay üstelemeye başlamıştı bile: “Anne lütfen, lütfen anne bütün arkadaşlarım gidiyor!” Annem babama bakıp kaş göz yaptı. Babam da bir nefes alıp Umay’a baktı: “Prensesim ben bir araştırayım şu işi, Sevde halanla Mert amcana bir sorayım, düşünürüz tamam mı?” Umay en küçük halam Sevde ve onun kocası Mert Amcanın kolejinde okuyordu. Annem bana döndü: “Sen de gideceksin Gülbeyaz. O kadar inat ettin, şimdi vazgeçemezsin.” Ben hala yavru köpek gözleriyle babama bakarken babam anneme döndü: “Gitmek istemiyorsa gitmeyecek, konu kapanmıştır!” Annem bana sinirle bakarken ayağa kalkıp babamın boynuna atıldım: “Aslan babam benim! Teşekkür ederim, teşekkür ederim!” Bir yandan yanaklarını öpüyordum. Babam bir kahkaha atıp beni uzaklaştırdı: “Dur kız deli! Annen beni öldürecek gibi bakıyor zaten…” Olga da bana dik dik bakarken annem söylendi: “Teoman bunlar hep senin suçun, çok şımartıyorsun bu kızı!” “Kesinlikle katılıyorum, çok şımartıyorsun baba!” Duyduğum sesle verandanın kapısına döndüm. Hah, sevgili kardeşim Metehan da gelmişti işte! Tekrar yerime otururken söylendim: “Ben de kahvaltı sofrası neden bu kadar huzurlu diyordum, meğer Metehan Bey yokmuş da ondan…” Benden bir yaş küçük kardeşim Metehan üzerinde pijamalarıyla kendini bir sandalyeye bıraktı. Saçı başı darmadağındı. Bana bakıp surat astı: “Ha ha! Çok komik! Sabah sabah yine uykumu mahvettin. Kaç kere söyledim kızım sana şu saçma sapan şarkıları sabahın köründe açma diye!” “Sen de sabaha karşı eve gelip benim uykumu böldün. Hayır o saatte eve girmeye utanmıyorsun bari sessiz ol değil mi? Ama nerede sende o düşünce!” Annem ikimize de bakıp söylendi: “Tamam yeter, başlamayın yine sabah sabah. Metehan oğlum gerçekten neden o kadar geç geldin? Ben de duydum sesini…” Olga da hemen araya girdi: “Bu hafta bu kaçıncı Metehan? Kulüp en geç 03:00’da kapanıyor. Ne yapıyorsun sabahlara kadar?” Metehan Olga’ya gülümsedi. Annemle babama karşı çıksak bile Olga’yı asla kıramazdık. “Olga’cım, Kuzgun’la ofiste sabahladık işte. Kulüpte son zamanlarda işler kötüye gidiyor. Bir çare arıyoruz.” İki yıldır kulüp Dizgin’i Metehan ve Kuzgun yönetiyordu. Kuzgun annemin en yakın arkadaşı Doğa teyzemle, babamın en yakın arkadaşı Kazım amcamın oğluydu. Bir de Nergis isminde on yedi yaşında bir kızları vardı. Babam Metehan’a bakıp konuştu: “Oğlum boş verin. Kuzgun’la sen ısrar etmeseniz biz Kazım’la kulübü çoktan kapatmıştık bile. Kulüp işi eskisi gibi değil, çok rekabet var.” Metehan babamla aynı olan saçlarını eliyle taradı: “Olmaz baba. Biz seviyoruz kulübü, bu yaz sezonunda orayı adam edeceğiz görürsün.” Metehan ikizlere döndü. Uygur ve Göktürk masaya bir telefon koymuşlar, kahvaltılarını ederken sessizce birebirleriyle konuşarak bir video izliyorlardı. “Siz de gelsenize bu yaz be. Çalışırsınız, işleri öğrenirsiniz.” Göktürk ona döndü: “Abi biz Robotik kampına gideceğiz diyoruz, sen kulüp diyorsun.” Uygur ise Metehan’a bakmadan konuştu: “Aynen abi, hiç bize göre değil öyle kulüp işleri.” Metehan onlara bir elini salladı: “Aman iyi, siz uzaya çıkın! Ben de iki tane delikanlı kardeşim var diyorum ama kafayı bilgisayarla bozmuşlar!” Uygur Metehan’a bozulmuş gibi baktı: “Bilgisayar değil abi, yapay zeka. Sen bizden yalnızca iki buçuk yaş büyük olduğuna emin misin?” Ben de gülüp ikizlere baktım: “Ay anlamaz o hödük! Ne bilsin öyle şeyleri…” Metehan ikizlere doğru atıldı: “Bana bakın benimle alay edip şunun ağzına laf vermeyin başlarım ha!” Babam Metehan’a seslendi: “Şşt! Rahat bırak kardeşlerini, çok güzel işler başaracak onlar. Sen kendine bak, işletme okuyup kulübü yöneteceğim dedin üç yıldır birinci sınıfsın!” Umay kaşlarını çattı: “Ya baba rahat bıraksana Metehan Abimi!” Metehan Umay’a göz kırptı: “Prensesim benim! Nasıl da korur abisini? Hiç şu deli manyak ablasına çekmemiş Allahtan!” İkizler de beni savunurken ben de Metehan’a dil çıkardım. Kahvaltı sofrası şimdiden kaosa dönmüştü. Babam en sonunda masaya bir kez vurdu: “Yeter! Ya bir hafta sonu ailecek güzel bir kahvaltı yapalım be!” Annem ağzına bir ceviz atarken kıs kıs gülüp babama baktı: “Ee hayatım, bir sürü çocuk isteyen sendin. Dört olsun, beş olsun diyordun bak oldu işte.” Babam sinirle çayının son yudumunu içti: “Ben ne bileyim senin kabul edip de arka arkaya doğuracağını güzelim.” Zühre Teyzem masaya oturduğundan beri ilk kez konuştu: “Şşt! Laf etmeyin benim yavrularıma! Hepsine kurban olurum ben onların.” Ben de ayağa kalkıp güldüm: “Neyse, ben kaçar. Ne zamandır Karagül’le gezemedim.” Zühre Teyzem bana doğru konuştu: “Git güzel kızım, hava çok güzel. Hamdi Amcan oralarda zaten.” Herkese bir öpücük atıp Metehan’a dil çıkardım ve verandadan aşağı indim.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

HÜKÜM

read
224.6K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook