KULÜP

1513 Kelimeler
Çiftlik evine girince koşarak odama çıktım. Kendi arazimize girer girmez cebimdeki telefonu çıkarıp Güneş’i aramış ve yalanıma uyması için bütün sevimliliğimle yalvarmıştım. Sonunda oyunumu bozmamaya ve birkaç kişiyi çağırmaya ikna olmuştu. Kendimi duşa atıp terden sırılsıklam olan vücudumu yıkadım. Sıcak su üzerimden akarken gözlerimi kapattım. Tolunay’ın bugün atın üzerindeki hali gözlerimin önüne gelince kalbim yine hızla atmaya başladı. Göğüslerimi yıkarken okşayışlarım değişip arzulu bir hal aldı. Sırtımı fayansa dayayıp, gözlerim hala kapalıyken bir elimi karnımdan aşağı kaydırdım ve kendime dokundum. Hiç sevgilim olmamıştı, yıllardır Tolunay’ın aşkıyla öyle doluydum ki kimseye yüz vermemiştim. Kimseyle öpüşmemiştim bile, hala bakireydim. Ya da öyle zannediyordum. Çünkü birkaç yıl önce, kendi vücudumu keşfetmiş ve kendime dokunmaya, tatmin etmeye başlamıştım. Tolunay’ın terle parlayan göğsü gözlerimin önüne gelince nefes alış verişlerim hızlandı. Kendimi okşamaya devam ederken bir parmağımı içime ittim ve kısık sesle inledim. Kalbimin çarpış hızı da benim hareketlerimle birlikte hızlanırken, Tolunay’ı düşünerek defalarca kez yaptığım gibi hızla boşaldım. Kulaklarım uğuldarken sırtımı yasladığım fayansa yüzümü dönüp alnımı yasladım ve soluk soluğa üzerimden akan suyla sakinleşmeye çalıştım. Duştan çıkınca üzerimi giyiniyordum ki telefonum çaldı. Arayan en yakın arkadaşlarım Alev’di. Birinci sınıftan beri benimle aynı sınıftaydı, ikimiz de modern dans dersleri alıyorduk. Alev’in bu şehre bir saat uzaklıkta, küçük bir kasabada yaşayan, güçlükle geçinen, gariban bir ailesi vardı. Alev dans konusunda benden on kat yetenekliydi, hatta okulun en yetenekli öğrencisi olabilirdi. Emekli bir balerinin açtığı bursla okuyordu ve yurtta kalıyordu. Telefonumu açıp aynanın önüne oturdum ve saçlarımı tararken cevap verdim: “Efendim Alev’cim?” “Gülbeyaz, deminden beri arıyorum neredesin sen?” “Duştaydım tatlım, şimdi çıktım.” “Şimdiden hazırlanmaya başladın yani?” Saçlarımdaki tarağı indirip kaşlarımı çattım: “Hazırlanmaya mı? Ne için?” “Gülbeyaz, senin aklın nerede? Bu akşamki gösteri için elbette!” Eyvah! Ben onu tamamen unutmuştum! İspanyol bir kadın dansçının bu akşam tek kişilik bir gösterisi vardı. Birkaç hafta önce, bir hocamızın sosyal sorumluluk projesinde yer almış ve kimsesiz çocuklara iki kişilik bir dans gösterisi düzenlemiştik. Hatta gösteriden sonra çocuklara da birkaç saat dans figürleri öğretmiştik. Hocamız bu gönüllü çabamızdan dolayı bizimle gurur duymuş, bu akşamki gösteri için birer bilet hediye etmişti. “Ay Alev’cim o bugün müydü ya?” “Gülbeyaz inanılmazsın! Tabii ki bugün kızım, sabahtan beri heyecandan öleceğim. Bu kadın son yirmi yılın en iyi Flamenkocusu. Sakın gelmeyeceğini söyleme!” “Ya Alev… Ben onu tamamen unutmuşum. Başka bir plan yapmıştım. Sen tek başına gitsen olmaz mı?” Alev karşı tarafta iç geçirdi: “Tek başıma oraya gidemem Gülbeyaz, gidemeyeceğimi biliyorsun. Lütfen Gülbeyaz, bu fırsatı kaçıramam. İnternete girip baktım, hocanın bize verdiği biletin parası babamın maaşının dörtte üçü kadar! Böyle bir gösteriyi izlemek için tek şansım olabilir bu!” Ah benim canım arkadaşım. Hayat neden böyle adaletsizdi? Büyük ihtimalle oraya tek başına gitmeyi istememesinin sebebi de, çoğunlukla kalbur üstü insanlar olacağı için çekinmesiydi. Derin bir nefes alıp şansımı zorladım: “Peki sınıftan birine söylesen? Benim biletimi ona verebilirsin…” Daha sözler ağzımdan çıkar çıkmaz saçmalığını ben de anlamıştım ama olmuştu bir kere. Alev sözlerimi kesip söylendi: “Ya tabii. Ne de anlaşırız ya!” Özel bir okulda okuyordum. Sınıfımdaki herkes en az benimki kadar varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Alev’in yeteneğini çoğu kıskanır ve onu başka şekilde ezmeye çalışırlardı. Yani paralarıyla. Bu yüzden Alev’in tek arkadaşı bendim. Hatta ona yapılan zorbalıkları, üstü kapalı aşağılamaları püskürtmeyi kendime görev edindiğim için benim de Alev’den başka arkadaşım kalmamış sayılırdı. Yeniden iç geçirip konuştum: “Haklısın bitanem, özür dilerim düşünmeden konuşuverdim işte. Ama bu akşam neden gelemediğimi duysan bana hak verirsin.” “Nedenmiş söyle bakayım!” “Tolunay döndü.” Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Sonunda Alev temkinli bir şekilde sordu: “Ve?” Ona güvenmeye başladığım ilk andan beri yıllardır süren platonik aşkımdan haberdardı. “Ve bu akşam kulüpte onun dönüşünü kutlayacağız. Son anda gelişti, inan gösteriyi hatırlasam bugüne ayarlamazdım.” “Yarına ertelesen?” “Yapamam Alev. Zaten Tolunay’ı zor ikna ettim. Sana yıllardır onu anlatıyorum, nasıl biri olduğunu az çok biliyorsun. Yarına ertelersem kendini bu işten sıyırıp gelmez. Bu akşam onun bana farklı gözle bakması için tek şansım olabilir Alev. Söz veriyorum bu dansçı bir daha Türkiye’ye geldiğinde ikimize de bilet alacağım, hem de en önden!” Alev beni tersledi: “Böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi biliyorsun Gülbeyaz!” Biliyordum, etmezdi. Derin bir nefes alıp yeniden konuştu: “Peki madem. Söz konusu Tolunay olunca seni vazgeçiremeyeceğimi bilecek kadar çok dinledim şu serseriyi. Ne yapalım, kısmet değilmiş! O zaman size iyi eğlenceler canım. Dönünce bana yaz mutlaka, neler oldu anlat. Çatlarım meraktan!” Arkadaşım benim için fedakarlık yapmışken onu böyle bırakmak içime sinmemişti: “Alev, dur! Akşam sen de gel. Zaten az kişi olacak, senin de yurtta tek başına oturup gösteriyi kaçırdığına üzülmeni istemiyorum.” Alev bir kahkaha attı: “Saçmalama Gülbeyaz! Ben öyle ortamlardan nefret ederim biliyorsun. Ne işim var orada? Uygun kıyafetim bile yok.” “Ben sana kıyafet ayarlarım! Yurda gelip seni alırım, sen de hemen giyinirsin. Hadi, lütfen Alev. Seni ektiğim için kendimi çok kötü hissediyorum.” O sessiz kalınca son kozumu oynadım: “Hem sonuçta Metehan da orada olacak. Belki bu kez sizi tanıştırabilirim.” Sessizlik daha da uzadı. Alev birkaç kez bize geldiğinde Metehan’la karşılaşmıştı. Her seferinde ben ona araziyi gezdirirken Metehan’ı uzaktan görmüş, ama her gördüğünde de onu ilgiyle izleyip kıpkırmızı olmuştu. Ondan etkilendiğini bal gibi biliyordum ama Alev çok utangaçtı. Birkaç kez onu yoklasam da bana açılmamıştı. İlgisizce konuştu: “Ee, ne yapayım kardeşin orada olacaksa? Tanışmaya ne gerek var ayrıca?” Ah benim çekingen arkadaşım. Belki de kendine bile itiraf edemiyordu. Benim gibi onun da hiç erkek arkadaşı olmamıştı. İkimiz de bu konularda tecrübesizdik. Hemen üsteledim: “Ay ne bileyim canım, yıllardır denk gelip de düzgünce tanışamadınız. Sonuçta o da benim kardeşim yani, tanışırsınız işte. Hadi nolur evet de nolur!” Alev pes edip konuştu: “Peki, peki tamam! Ama sıkıldığım an giderim haberin olsun.” “Tamam benim canım arkadaşım! Ben şimdi sana uygun birkaç kıyafet hazırlayacağım. Akşam üzeri gelirim birlikte dener seçeriz.” Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapatıp planımın son aşaması için odamdan çıktım ve Metehan’ın odasına gittim. Biraz zor olmuştu ama kulüpte işler yolunda gitmediği için kalabalık olacağımızı duyunca kabul etmişti. Şimdi geriye hazırlanmak kalmıştı. * * * Akşam Alev’le birlikte, küçük mütevazi arabamdan kulübün önünde indik. Bir koruma hemen yanımıza gelip benden anahtarı aldı. Kırmızı, daracık mini bir elbise giymiştim, altına da siyah topuklular. Makyajım hafif olsa da kırmızı rujum dudaklarımı öne çıkarıyordu. Alev tüm ısrarlarıma rağmen ona getirdiğim elbiseleri es geçmiş, dar bir kot pantolonla, hafif ışıltılı bir crop giymişti. Neyse ki makyaj ve saç konusunda bana karışmamıştı da onu dilediğim gibi hazırlamıştım. Şimdi açık kestane saçları dalgalar halinde omuzlarına dökülüyor, yaptığım makyajla yemyeşil gözleri ben buradayım diyordu. Kulübün kapısından girerken son kez şansını denedi: “Of Gülbeyaz! Beni buna nasıl ikna ettin bilmiyorum. Hiç benlik değil…” Koluna girip yürümeye devam ettim: “Merak etme canım, kulüp zaten son zamanlarda çok kalabalık değil. Öyle zannettiğin gibi bir ortam olmayacak.” İçeri girip sahneyi gören büyük locaya doğru yürüdük. Güneş ve Yasemin çoktan gelmişti. Yanlarına gidip onlarla sarılıp öpüştük. Güneş benim tanımadığım, bir iki arkadaşlarını da çağırmıştı. Hepimiz gülüp eğlenirken Metehan yanımıza gelip bizi selamladı. Alev’in yine kıpkırmızı oluşu gözümden kaçmamıştı. Onları tanıştıracaktım ki, Alev bacağımı sıkarak bana engel oldu ve başını iki yana salladı. İçeceklerimizi sipariş edip sohbete devam ettik ama gözüm sürekli kulübün girişindeydi. Tolunay hala gelmemişti. Bir saat sonra kapıda göründü. Yine eski gibi görünen koyu mavi bir kot pantolonla, siyah salaş bir tişört giymişti. Elleri cebinde yanımıza gelip herkese selam verdikten sonra bir kenara oturdu ve kaşlarını çatıp beni küçümser bir ifadeyle süzdü: “Hayırdır Gülbeyaz? Bugün benim için toplandık sanıyordum ama sen doğum günü kızı gibi giyinmişsin.” Anında gözlerim dolmuştu. Onun beni beğenmesi için bu kadar uğraşmıştım ama o benimle yine eğleniyordu. Kimseye çaktırmamak için herkesle birlikte ben de güldüm. Ama Güneş anlamıştı, yan yan bana baksa da durumu kurtarmak için Tolunay’a söylendi: “Herkes senin gibi özensiz mi Tolunay? Neyse ki üzerine bir tişört geçirmişsin, iyi bari. Bu da bir gelişme.” Tolunay ona gözlerini devirip bir içki sipariş etti ve sahneyi izlemeye başladı. Bir daha da asla bana dönüp bakmadı. Sözde onun için toplanmıştık ama sanki burada yok gibiydi. Az sonra Alev kulağıma eğildi: “Gülbeyaz, ben gitsem ayıp olur mu? Gerçekten çok sıkıldım.” Ona itiraz edecektim ama yüzüne bakınca gerçekten sıkıldığını anlayıp başımı salladım: “Peki canım, sen bilirsin. Korumalardan birine söyleyeyim de seni yurda bıraksın.” “Gerek yok canım, ben bir taksiye binerim.” Taksiye para vermesini istemiyordum. Ayağa kalkıp elimi ona uzattım: “İnat etme hadi. Gel de seni geçireyim.” Böylece çıkışa gelip onu bir korumaya emanet ettikten sonra içeri geri girdim. Locaya dönmek yerine tuvalete gidecektim ki, koridorda birisi beni durdurdu: “Buraya sık sık gelirim ama seni hiç görmemiştim.” Dönüp ona bakınca benden birkaç yaş büyük bir erkek olduğunu gördüm. Aslında yakışıklı biriydi ama benim gözlerim kimseyi görmüyordu. Omuz silkip cevap vermeden yürüyüp gidecektim ki yanıma gelip kolumu tuttu: “Tanışmak istemez misin? Belki biraz eğleniriz, çok ateşli görünüyorsun. Sana bir içki…” Birisi kolunu hızla çekip onu duvara çarpınca sözleri yarıda kaldı. Başımı hızla çevirip bakınca onu duvara çarpanın Tolunay olduğunu gördüm.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE