YARIŞ

1685 Kelimeler
Ben şaşkınca bakarken Tolunay adama bakıp dişlerinin arasından konuştu: “Onun kimin kızı olduğunu biliyor musun sersem? Babasını tanısan ona bir kilometre bile yaklaşmazdın!” Adam sırıttı, belli ki baya alkollüydü: “Babası burada olmadığına göre benim içim sorun yok.” Tolunay onun üzerine atılıp yakasını kavradı ve sinirle konuştu: “Ama ben buradayım! Şimdi seni doğduğuna pişman etmeden siktir git buradan!” Adam korkuyla kaçarken Tolunay bana dönüp kolumu sertçe tuttu: “Memnun musun Malysh?” Kaşlarımı kaldırıp ona baktım: “Neyden memnun muyum?” Elbiseme bakıp kaşlarını çattı: “Bu şekilde giyinip geldiğine göre böyle tepkiler bekliyordun değil mi? Gerçekten ne bu halin Gülbeyaz? Baban nasıl böyle dışarı çıkmana izin verdi?” Sinirlenmeye başlamıştım. Kolumu çekiştirip ben de ona sesimi yükselttim: “Babam senin kadar geri kafalı değil demek ki! Ayrıca burası bizim mekanımız, normalde asla böyle şeyler olmaz. Belli ki adam fazla içmiş…” Bana bir adım yaklaşıp sözümü kesti: “Beni delirtmek mi istiyorsun? Ben gelmeseydim adam...” “Delirirsen delir! Ayrıca sana ne oluyor? Sana ne, ha?” O bana cevap veremeden koridora giren adam seslendi: “Yok artık! Tolunay? Gerçekten sen misin?” Adam yanımıza gelip Tolunay’a sarıldı ve hızla konuşmaya başladı: “Kanka neden geldiğini söylemedin? Vay be… Hala inanamıyorum! Eh, tam zamanında geldin. İki tek atmak için gelmiştim şimdi yarışa gidiyorum. Hadi gel, eski günlerin hatırına asfaltı ağlatalım!” Tolunay ona bakıp kaşlarını çattı: “Nerede?” Adam omuz silkti: “Eski bir fabrikada. Sana konum atıyorum, orada görüşürüz. Millet seni görünce çıldıracak.” Adam bir kahkaha atıp kayboldu. Tolunay bana hiçbir şey demeden yürürken ben de arkasından gittim. Onun locamız yerine çıkışa yöneldiğini görünce sinirle kolunu tuttum: “Tolunay ciddi olamazsın! Yarışmayacaksın değil mi?” Bana dönüp içeriyi işaret etti: “Eğlencene geri dön Gülbeyaz.” Artık kulübün önüne çıkmıştık. Ben hala onu ikna etmeye çalışıyordum. İtalya’ya gitmeden önce ailesinin en çok şikayet ettiği şeylerden biri de yasa dışı yarışlara katılmasıydı. Birkaç dakika sonra Tolunay’ın saks mavisi yarış arabası önümüzde durdu. Tolunay valeye bahşiş verirken bana tek kelime bile etmeden arabasına bindi. Ani bir kararla yolcu kapısına koştum ve arabaya bindim. İki eliyle yüzünü ovuşturup bana baktı: “Ne yapıyorsun Gülbeyaz? İn çabuk!” “İnmiyorum! Yarışamazsın, Dünya Teyzeyi yine üzemezsin tamam mı? O yarışlar ölümcül.” “İn dedim Gülbeyaz, benim canını sıkma!” Gözlerine dik dik bakarak emniyet kemerimi taktım: “İnmiyorum dedim!” Arkasına yaslanıp bana gözlerini kıstı: “İyi o zaman… Sen bilirsin.” Önüne dönüp birden arabayı gazlayınca koltuğuma yapıştım. Burada böyle sürüyorsa yarışta ne olacaktı kim bilir? Yarım saat sonra eski bir fabrikanın önüne geldik. Ortalık festival alanı gibiydi. Her yerde yarış arabaları ve etrafında toplanmış insanlar vardı. Tolunay inince ben de inip yürümeye başladım. Kolumu tutup beni kendine çekti ve bir grup insana yaklaşırken kulağıma eğildi: “Sakın yanımdan ayrılma.” Kalabalık grup bizi görünce herkes sevinçe bağırmaya, Tolunay’a sarılıp selamlamaya başladılar. Hepsi tehlikeli tiplere benziyordu. Uzun boylu, siyah saçlı esmer bir güzel Tolunay’a yanaşıp kolunu tuttu: “Gerçekten seni çok özlemişim Tolunay.” Gözleri bana kayınca küçümser bir ifadeyle sordu: “Bu kim? Küçük bir kız kardeşin olduğunu bilmiyordum.” Ben sinirle ona bakarken Tolunay bana doğru yaklaşıp kızın elini itti: “Kız kardeşim değil. Aslında komşum…” Karşımda duran ve geldiğimizden beri vücudumu süzen bir adam bana doğru yaklaştı ve elini uzattı: “Bunu öğrendiğim iyi oldu. Adın nedir güzelim?” Tolunay onun bana uzanan elini sertçe itti ve bir parmağını onun yüzüne kaldırdı: “Ona bulaşma pis herif! Kimse ona yanaşmayacak.” Son cümleyi herkese bakarak söylerken ben de ona şaşkınlıkla bakıyordum. Beni kıskanıyor muydu yoksa sadece kardeşi gibi gördüğü için koruyor muydu? Aklımdaki sorular Tolunay’ın yeniden konuşmasıyla hüsranla son buldu: “Kız kardeşim neyse Gülbeyaz da benim için öyledir. Yani yasak bölge!” Kollarımı kavuşturup hayal kırıklığıyla önüme bakarken onlar konuşmaya devam etti. Az sonra Tolunay tekrar arabasına yönelince ben de arkasından gittim. “Tolunay ciddi olamazsın! Daha döneli bir gün oldu, hemen yarış mı yapacaksın? Annen de babanlar da bunu duyarsa ortalık karışacak. Daha kötüsü belki de seni tekrar gönderecekler!” Aniden bana dönüp hışımla söylendi: “İki babamın da cehenneme kadar yolu var, anladın mı beni!” Ben öfkesinden korkarak bir adım geri atarken arabaya bindi. Yine hızla atılıp yolcu koltuğuna bindim. Ben kemerimi takarken bana bağırdı: “Gülbeyaz sen başıma bela mısın!” Ona ters ters bakıp söylendim: “Madem vazgeçmiyorsun benim de hayatımı riske atman gerekecek!” Ona blöf yapıyordum, yanında ben varken asla yarışmaz diye düşünüyordum. Birkaç saniye bana dik dik ela gözleriyle baktı. Sonunda arabayı çalıştırıp mini eteğime baktı: “Aslına bakarsan bu kıyafetle yanımda daha güvendesin. Seni orada yalnız bırakırsam katil olurum.” Başka bir şey söylemeden arabayı yarış alanına sürdü. Yanımıza yanaşan kırmızı araba rakibimiz olmalıydı. Tolunay ve kırmızı arabanın şoförü birbirine bakarken, az önceki esmer kız iki arabanın önüne geldi. Elinde kırmızı bir fular vardı. Az sonra olacaklara hazırlanıp koltuğuma sıkı sıkı tutunmuştum ki, birden etrafımız siren sesleriyle doldu. Herkes arabalara binip kaçmaya çalışırken korkuyla etrafıma bakındım. Polisler yakalayabildiği insanları yakalayıp alıyorlardı. Tolunay bir küfür savurdu: “Siktir! Bu kadar çok insan çağırırlarsa olacağı buydu. Sıkı tutun Gülbeyaz!” “Sen ne…” Aniden araba son süratle hareket edince sözlerim yarıda kaldı. Yeniden koltuğa yapışıp ona döndüm: “Tolunay, dur! Polislerden kaçamayız, durup düzgünce konuşalım onlarla.” Bir kahkaha atıp daha da hızlandı: “Eski, meşhur Sarı Aygırın kızına da bakın! Polislerle uzlaşmak istiyor.” Babamın eski lakabını söyleyince sinirle ona baktım. Babam neredeyse yirmi yıldır o lakabı kullanmıyordu, tehlikeli bir işi kalmamıştı. Artık temizdi. Yarış alanından çıkıp bir yola sapmıştık ki arkamızdan bir siren sesi geldi. Hemen arkamı dönüp baktığımda bizi takip eden bir polis arabası gördüm. Bir yandan da kenara çekmemiz için anons yapıyorlardı. “Tolunay durdur şu arabayı! İşi daha da kötü bir hale getiriyorsun. Zaten daha yarışmamıştık bile, bunu onlara açıklarız. Neden kaçıyorsun?” Bana dönüp ela gözlerini gözlerime dikti: “Çünkü birazcık eğlenmek istiyorum.” Tekrar önüne dönünce bir küfür savurdu: “Siktir! Sıkı tutun Gülbeyaz!” Ben de önüme dönünce gözlerim dehşetle açıldı, önümüzdeki yolun sonu başka bir polis arabası tarafından kapatılmıştı. Tolunay sağ kolunu bana uzatıp beni göğsümden iterek koltuğa iyice yapıştırdı ve frene basarak tek eliyle direksiyonu kırdı. Lastikler acı acı bağırırken durmuştuk ama arabamızın sol ön tarafı, önümüzdeki polis arabasının arka kısmına hafif de olsa çarpmıştı. “Gülbeyaz iyi misin? Gülbeyaz cevap ver, şokta mısın?” Hala göğsümde olan kolunu tutup ona baktım. Gözleri endişeyle açılmıştı. Eğer zamanında duramasaydı, direksiyonu çeviremeseydi önümüzdeki arabaya çarpıp dümdüz olmamız işten bile değildi. Ben hala sessizce ona bakarken bana sesleniyordu. Birden elimi kaldırıp ona bir tokat attım. O bir elini kıpkırmızı yanağına koyup şaşkınca bana bakarken etrafımız sarıldı ve polisler bizi yaka paça dışarı çıkardı. Bir polis göğsümü arabaya yapıştırıp ellerimi arkadan kelepçelerken, Tolunay da arabanın diğer tarafında aynı pozisyondaydı. Ela gözlerini gözlerime dikmiş suçlulukla bakıyordu. * * * Bir saat sonra emniyet müdürlüğünde bir polisin masasının önünde oturuyordum. Bana bir telefon hakkı vermişlerdi, ben de işe en çok yarayacağını düşündüğüm kişiyi aramıştım. Başım önüme eğik beklerken duyduğum sesle kafamı kaldırdım: “Gülbeyaz!” En büyük halam, Melek, kıvırcık saçlarını uçuşturarak bana doğru koşuyordu. Ben de ayağa kalkıp ona koştum ve sarıldım. “Melek hala, geldiğin için teşekkür ederim.” Melek halam beni kendinden uzaklaştırıp her yerimi kontrol etti: “Sen iyi misin? Bir şeyin var mı?” Başımı iki yana salladım: “Hayır, hiçbir şeyim yok. Yaralanmadım.” O sırada hemen yan tarafımızdaki tamamen camekandan oluşan odasında oturan emniyet müdürü kalkıp odasından çıktı ve yanımıza gelip Melek halama elini uzattı: “Savcı Melek Hanım, hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Melek halam onun elini sıkıp gülümsedi: “Teşekkürler Talha Müdürüm.” Beni gösterdi: “Yeğenim bir kazaya karışmış, buraya resmi görevle gelmedim. Onunla ilgilenmek için geldim.” Emniyet müdürü bana bakarken kaşları kalktı: “Yeğeniniz mi? Eh, kızın bir suçu yok zaten. Yanlış arabaya binmek dışında. İfadesi alındıysa götürebilirsiniz savcım.” İkisine de bakıp sordum: “Ya Tolunay?” Melek halam hışımla bana dönüp kara gözlerini bana dikti: “Tolunay mı! O serseriyle ne işin vardı Gülbeyaz? Hem o İtalya’da değil miydi?” Gözlerim dolarken yeniden arkamdaki sandalyeye oturdum. Emniyet müdürü halama başını sallayıp bize biraz mahremiyet sağlamak için odasına gidince, halama her şeyi anlattım. Sonunda Melek halam sinirle ellerini saçlarından geçirdi: “Hey Allahım! Gülbeyaz sen böyle pervasız bir kız değilsin, nasıl böyle bir şey yaparsın? Ya sana bir şey olsaydı!” “Lütfen onu da kurtar hala, onu nezarette tutuyorlar. Kimseyi aramak istemedi. Lütfen bir şey yap.” “İnanmıyorum hala onu düşünüyorsun! Gülbeyaz… Yoksa sen bu adama?” Gözyaşlarım akarken halam iki eliyle dizlerini dövdü: “Allah kahretsin! Ne zamandan beri?” Akan yaşlarımı sildim: “Bilmem, ne zamandır nefes alıyorum?” Halam bir küfür savurdu. Onu ilk kez böyle görüyordum: “Siktir… Bunca zamandır bunu bizden nasıl sakladın güzelim sen?” “Çünkü karşılıksız. O benim farkımda bile değil, beni kız kardeşi gibi görüyor.” “Umalım da öyle görmeye devam etsin. Aranızda bir şey olursa Teoman abimi düşünemiyorum bile. Belki de sandığım kadar akılsız bir çocuk değildir ve sırf bu yüzden senden uzak duruyordur.” Bu düşünceyle kaşlarımı çattım. Olabilir miydi? Sırf babamdan çekindiği için beni görmezden geliyor olabilir miydi? Başımı iki yana sallayıp bu düşünceleri uzaklaştırdım ve yine yalvarma seansına döndüm: “Hala lütfen bir şeyler yap, onu da çıkar buradan.” Birkaç saniye sessizce bana bakıp sonunda pes etti ve derin bir nefes aldı: “Tamam, bir yol bulacağım. Ama bana söz ver, bu çocukla bir daha takılmayacaksın Gülbeyaz, anlaşıldı mı?” “Bu geceyi babama anlatacak mısın?” Bana dik dik bakıp sessiz kaldı. Babamdan hiçbir şey saklamazdı, ama beni de kıramazdı. Sonunda başını salladı. Eve gittiğimde saat gece yarısını biraz geçmişti. Ev halkı çoktan uyumuştu. Büyük ihtimalle kendi kulübümüzde olduğum için beni merak etmemişlerdi. Üzerimi değiştirip duş almadan yatağıma girdim ve gözlerimi tavana diktim. Az sonra telefonum titredi, komodine uzanıp alınca gelen mesajı gördüm: Tolunay Özür dilerim Malysh, böyle olmasını istemezdim. Ayrıca halanı araya soktuğun için teşekkürler. Sayende onları aramak zorunda kalmadan çıktım. Onlar derken kimden bahsettiğini biliyordum. Babalarından bahsediyordu. Bugün bir kez daha anlamıştım ki, iki babası olmasını hala aşamamıştı. Ona hiçbir cevap vermeden telefonumu bıraktım ve uykuya daldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE