bc

Kusursuz Gölge

book_age18+
15
TAKİP ET
1K
OKU
billionaire
dark
HE
shifter
kickass heroine
mafia
drama
sweet
bxg
kicking
campus
city
mythology
superpower
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Camdan kulelerin göğe yükseldiği finans merkezinde, gece yarısına doğru hayat yavaşlardı ama asansörlerin vızıltısı hiç kesilmezdi. Kırk ikinci kattaki devasa ofisin camları, şehrin titrek ışıklarını yutuyordu. İçeride sadece tek bir ses vardı: odanın ortasında volta atan adamın neredeyse hiç ses çıkarmayan, tehlikeli adımları.

Valen Blackwood, üzerine kusursuzca dikilmiş kömür karası takım elbisesinin içinde, bir heykeltıraşın elinden çıkmış kadar sakin görünüyordu. Ancak bu sakinlik, yalnızca insan gözünün görebileceği bir yanılsamaydı. Derisinin altında, her kas lifinde sabırsız bir elektrik dolaşıyordu.

İki gün sonra dolunay vardı. Şehrin gürültüsü, egzoz dumanı ve binlerce insanın kaygı kokusu zihnine bir mengene gibi saplanıyordu. Gözlerini kapattığında, caddeler ötedeki bir sokak köpeğinin nabzını bile ayırt edebiliyordu. Normalde insanlara tahammül etmesi gerekmezdi; serveti, gücü ve şirketler grubu onu dünyadan izole etmeye fazlasıyla yetiyordu. Ama buradaydı, çünkü modern çağda sürüyü hayatta tutmanın yolu artık ormanlarda saklanmaktan değil, küresel sermayeyi ve tapuları yönetmekten geçiyordu.

Birden durdu.

Burnuna çarpan kokuyla omurgası gerildi. Yağmur sonrası sokak lambasının altında yürüyen birinin kokusu... Hayır, daha fazlası. Teninden yükselen saf, katıksız bir yorgunluk ve hafif bir vanilya esintisi. Ama en çok da korkunun o tuzlu, keskin kokusu.

Koridorun sonundaki arşiv odasından aceleci topuk sesleri geldi.

Nora, kollarındaki kalın dosya klasörlerini düşürmemek için kapıyı omzuyla itti. Şirketteki henüz ilk haftasıydı ve bu kattaki kimsenin saat dokuzdan sonra kalmadığını sanıyordu. Şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı hakkında fısıldananları çok iyi biliyordu: Soğuk, ulaşılmaz, tek bir bakışıyla tüm yönetim kurulunu dize getiren Valen Blackwood. Ama onu kırk ikinci katın loş koridorunda, sanki gecenin bir parçasıymış gibi dikilirken bulmayı asla beklemiyordu.

"Ben... çok özür dilerim," diye fısıldadı Nora. Ayakları mermer zemine çakılı kalmıştı. "Denetim raporlarını masanıza bırakmam istendi. Ofiste kimsenin kalmadığını sanıyordum Bay Blackwood."

Valen ağır ağır ona döndü.

Loş ışıkta kehribar parıltılar saçan gözleri, bir şirket yöneticisinden çok avını tartan bir yırtıcıyı andırıyordu. Nora'nın kalbi birden göğüs kafesini dövmeye başladı—güm, güm, güm. O ses, Valen’ın keskin kulaklarında bir savaş davulu gibi yankılandı.

Valen bir adım öne çıktı. İnsani tarafı mesafesini korumasını, bu kızı derhal göndermesini söylüyordu; zira bu kadın fazla kırılgandı, fazla yabancıydı. Ama içindeki kurt, genç kadının hızlanan nabzını ve aralarında bir anda kıvılcımlanan tuhaf, manyetik çekimi havada yakalamıştı bile.

"Bu saatte burada olmaman gerekiyordu," dedi Valen. Sesi derinden gelen, pürüzsüz ama tüyleri ürpertecek kadar boğuk bir tondaydı.

Nora elindeki dosyaları göğsüne daha da bastırdı, bir kalkan gibi aralarına koyarak. "Ben sadece işimi yapıyordum."

Valen aralarındaki mesafeyi birkaç santime indirecek kadar yaklaştı. Nora'nın boynundaki şah damarının titrek atışını net bir şekilde görebiliyordu. İlk defa, bu beton yığınının içinde bir insanın kokusu başını döndürmüştü.

"Burada yapacağın en tehlikeli şey," diye fısıldadı Valen, bakışlarını genç kadının gözlerinden bir an bile ayırmadan, "işini fazla iyi yapmak."

Nora nefesini tuttu. Aralarındaki mesafe o kadar daralmıştı ki, Valen’ın pahalı kabanından yükselen sedir ağacı ve kış gecesi kokusunu ciğerlerine kadar çekebiliyordu. Ancak bu zarif kokunun hemen altında, tanımlayamadığı, genetik kodlarına kazınmış ilkel bir alarmı çalan yabani bir iz vardı.

Bir adım geri çekilmek istedi, sırtı soğuk cam bölmeye yaslandı. Kaçacak yeri kalmamıştı.

"Raporlar..." dedi Nora, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Yarın sabahki yönetim kurulu toplantısı için hazırlanması gerekiyordu. Finans ekibindeki kıdemli uzman beni görevlendirdi."

Valen cevap vermedi. Bakışları kadının yüzünde dolaştı; önce hafifçe çatılmış kaşlarına, ardından dudaklarına ve nihayetinde şah damarının çılgınca attığı o soluk boyun kıvrımına indi. O damarın altındaki sıcak, taze kanın akışını duyabiliyordu. Valen gibi safkan bir alfa için kontrol her şeydi. Yıllardır insan dünyasının en tepesinde, bu devasa holdingi tek bir hataya yer bırakmadan yönetmişti. Milyar dolarlık anlaşmalar, entrikalar, rakip sürülerin sinsi sızma girişimleri... Hiçbiri onun demir iradesini sarsamamıştı.

Ama şimdi, sadece birkaç gündür bu binada çalışan sıradan bir insan kadının kokusu, göğüs kafesinin altındaki canavarı pençelerini çıkarmaya zorluyordu.

İçindeki kurt hırlıyordu: O bize ait.

Valen dişlerini birbirine bastırdı, çenesinin sert hattı daha da belirginleşti. Gözlerindeki kehribar parıltıyı bastırmak için göz kapaklarını bir anlığına indirdi. Yeniden açtığında irisleri tekrar insani bir gece karasına dönmüştü, ancak tehlike geçmemişti; sadece ertelenmişti.

"Adın ne?" diye sordu. Sesi önceki kadar keskin değil ama çok daha derin, hipnotize edici bir tondaydı.

"Nora. Nora Vance."

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İlk karşılaşma
Camdan kulelerin göğe yükseldiği finans merkezinde, gece yarısına doğru hayat yavaşlardı ama asansörlerin vızıltısı hiç kesilmezdi. Kırk ikinci kattaki devasa ofisin camları, şehrin titrek ışıklarını yutuyordu. İçeride sadece tek bir ses vardı: odanın ortasında volta atan adamın neredeyse hiç ses çıkarmayan, tehlikeli adımları. Valen Blackwood, üzerine kusursuzca dikilmiş kömür karası takım elbisesinin içinde, bir heykeltıraşın elinden çıkmış kadar sakin görünüyordu. Ancak bu sakinlik, yalnızca insan gözünün görebileceği bir yanılsamaydı. Derisinin altında, her kas lifinde sabırsız bir elektrik dolaşıyordu. İki gün sonra dolunay vardı. Şehrin gürültüsü, egzoz dumanı ve binlerce insanın kaygı kokusu zihnine bir mengene gibi saplanıyordu. Gözlerini kapattığında, caddeler ötedeki bir sokak köpeğinin nabzını bile ayırt edebiliyordu. Normalde insanlara tahammül etmesi gerekmezdi; serveti, gücü ve şirketler grubu onu dünyadan izole etmeye fazlasıyla yetiyordu. Ama buradaydı, çünkü modern çağda sürüyü hayatta tutmanın yolu artık ormanlarda saklanmaktan değil, küresel sermayeyi ve tapuları yönetmekten geçiyordu. Birden durdu. Burnuna çarpan kokuyla omurgası gerildi. Yağmur sonrası sokak lambasının altında yürüyen birinin kokusu... Hayır, daha fazlası. Teninden yükselen saf, katıksız bir yorgunluk ve hafif bir vanilya esintisi. Ama en çok da korkunun o tuzlu, keskin kokusu. Koridorun sonundaki arşiv odasından aceleci topuk sesleri geldi. Nora, kollarındaki kalın dosya klasörlerini düşürmemek için kapıyı omzuyla itti. Şirketteki henüz ilk haftasıydı ve bu kattaki kimsenin saat dokuzdan sonra kalmadığını sanıyordu. Şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı hakkında fısıldananları çok iyi biliyordu: Soğuk, ulaşılmaz, tek bir bakışıyla tüm yönetim kurulunu dize getiren Valen Blackwood. Ama onu kırk ikinci katın loş koridorunda, sanki gecenin bir parçasıymış gibi dikilirken bulmayı asla beklemiyordu. "Ben... çok özür dilerim," diye fısıldadı Nora. Ayakları mermer zemine çakılı kalmıştı. "Denetim raporlarını masanıza bırakmam istendi. Ofiste kimsenin kalmadığını sanıyordum Bay Blackwood." Valen ağır ağır ona döndü. Loş ışıkta kehribar parıltılar saçan gözleri, bir şirket yöneticisinden çok avını tartan bir yırtıcıyı andırıyordu. Nora'nın kalbi birden göğüs kafesini dövmeye başladı—güm, güm, güm. O ses, Valen’ın keskin kulaklarında bir savaş davulu gibi yankılandı. Valen bir adım öne çıktı. İnsani tarafı mesafesini korumasını, bu kızı derhal göndermesini söylüyordu; zira bu kadın fazla kırılgandı, fazla yabancıydı. Ama içindeki kurt, genç kadının hızlanan nabzını ve aralarında bir anda kıvılcımlanan tuhaf, manyetik çekimi havada yakalamıştı bile. "Bu saatte burada olmaman gerekiyordu," dedi Valen. Sesi derinden gelen, pürüzsüz ama tüyleri ürpertecek kadar boğuk bir tondaydı. Nora elindeki dosyaları göğsüne daha da bastırdı, bir kalkan gibi aralarına koyarak. "Ben sadece işimi yapıyordum." Valen aralarındaki mesafeyi birkaç santime indirecek kadar yaklaştı. Nora'nın boynundaki şah damarının titrek atışını net bir şekilde görebiliyordu. İlk defa, bu beton yığınının içinde bir insanın kokusu başını döndürmüştü. "Burada yapacağın en tehlikeli şey," diye fısıldadı Valen, bakışlarını genç kadının gözlerinden bir an bile ayırmadan, "işini fazla iyi yapmak." Nora nefesini tuttu. Aralarındaki mesafe o kadar daralmıştı ki, Valen’ın pahalı kabanından yükselen sedir ağacı ve kış gecesi kokusunu ciğerlerine kadar çekebiliyordu. Ancak bu zarif kokunun hemen altında, tanımlayamadığı, genetik kodlarına kazınmış ilkel bir alarmı çalan yabani bir iz vardı. Bir adım geri çekilmek istedi, sırtı soğuk cam bölmeye yaslandı. Kaçacak yeri kalmamıştı. "Raporlar..." dedi Nora, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Yarın sabahki yönetim kurulu toplantısı için hazırlanması gerekiyordu. Finans ekibindeki kıdemli uzman beni görevlendirdi." Valen cevap vermedi. Bakışları kadının yüzünde dolaştı; önce hafifçe çatılmış kaşlarına, ardından dudaklarına ve nihayetinde şah damarının çılgınca attığı o soluk boyun kıvrımına indi. O damarın altındaki sıcak, taze kanın akışını duyabiliyordu. Valen gibi safkan bir alfa için kontrol her şeydi. Yıllardır insan dünyasının en tepesinde, bu devasa holdingi tek bir hataya yer bırakmadan yönetmişti. Milyar dolarlık anlaşmalar, entrikalar, rakip sürülerin sinsi sızma girişimleri... Hiçbiri onun demir iradesini sarsamamıştı. Ama şimdi, sadece birkaç gündür bu binada çalışan sıradan bir insan kadının kokusu, göğüs kafesinin altındaki canavarı pençelerini çıkarmaya zorluyordu. İçindeki kurt hırlıyordu: O bize ait. Valen dişlerini birbirine bastırdı, çenesinin sert hattı daha da belirginleşti. Gözlerindeki kehribar parıltıyı bastırmak için göz kapaklarını bir anlığına indirdi. Yeniden açtığında irisleri tekrar insani bir gece karasına dönmüştü, ancak tehlike geçmemişti; sadece ertelenmişti. "Adın ne?" diye sordu. Sesi önceki kadar keskin değil ama çok daha derin, hipnotize edici bir tondaydı. "Nora. Nora Vance." "Nora," dedi Valen, ismi dilinin ucunda adeta tadarak. Genç kadın isminin bu adamın dudaklarından dökülüş biçimiyle bile içinin ürperdiğini hissetti. "Kırk ikinci kat, mesai saatleri dışında şirket personeline yasaktır. Dosyaları masamın üzerine bırak ve binayı terk et. Hemen." Nora, adamın devasa varlığının altında ezilmemek için başını dikleştirdi. Korkuyordu, evet; ama aynı zamanda içinde bir yerlerde, nedenini bilmediği garip bir cesaret kıvılcımı parlamıştı. "Emriniz olur, Bay Blackwood." Valen’ın yanından geçerken kumaş kumaşa sürttü. O temas anında Valen’ın parmakları refleks olarak kasıldı, kadının omzuna uzanmak, onu durdurup kendine çekmek istedi. İrade gücünün sınırlarını zorlayarak ellerini ceplerine soktu. Nora masanın üzerine dosyaları bıraktı, çantasını omzuna taktı ve hızlı adımlarla asansöre yöneldi. Asansörün metal kapıları kapanana kadar Valen olduğu yerden kıpırdamadı. Nora kapıların arasından adamın silüetine son kez baktığında, onun karanlıkta dimdik dikilerek sadece kendisine kilitlendiğini gördü. Kapılar kapandı, kabin kırk iki kat aşağıya doğru süzülmeye başladı. Nora derin bir nefesi dışarı bıraktığında bacaklarının titrediğini fark etti. Kırk ikinci katta ise durum çok farklıydı. Asansörün iniş sesi kesilir kesilmez, ofisin karanlık köşesindeki kapı aralandı. İçeriye uzun boylu, Valen’a göre daha yapılı ve keskin yüz hatlarına sahip bir adam girdi: Lucian. Valen’ın sağ kolu, sürünün ikinci komutanı. Lucian burnunu hafifçe havaya kaldırıp odayı kokladı. Yüzünde alaycı ama gergin bir ifade belirdi. "Burada bir insan vardı." "Yeni bir çalışan," dedi Valen, sesindeki tonlama odadaki havayı buz kestirmeye yetti. Masasına doğru yürüdü, Nora’nın bıraktığı dosyalara elini uzattı. Kağıtların üzerinde hâlâ kadının parmak izlerinin sıcaklığı ve kokusu duruyordu. "Sadece bir çalışan değil," dedi Lucian, birkaç adım yaklaşıp dikkatle alfa liderine bakarak. "Kokusu bütün koridoru sarmış. Ve sen... Gözlerindeki rengi bile zor kontrol ediyorsun Valen. İki gün sonra dolunay var. Kuzey klanının sınırlara yaklaştığı dedikoduları dolaşırken bir insanla dikkatini dağıtamazsın." Valen hızla Lucian’a döndü. Bir saniyeden kısa bir sürede aralarındaki mesafeyi kapattı, göğüs göğüse geldiler. Valen’ın gözleri bir kez daha o vahşi, parlak kehribar rengine büründü. Otoritesini sorgulatan hiçbir şeye tahammülü yoktu. "Bana ne yapmam gerektiğini hatırlatma, Lucian," diye gürledi. Boğazından çıkan ses insan sesinden çok uzaktı; göğüs titreten bir hırıltıydı. "O kadının dosyasını yarın sabah masamda istiyorum. Kim olduğu, nereden geldiği, kimin referansıyla girdiği... Her şeyi." Lucian bir an liderinin gözlerindeki saf vahşete baktı, ardından başını hafifçe eğerek teslimiyet gösterdi. Sürü kuralları basitti; alfa ne derse o olurdu. "Nasıl istersen." Aşağıda, şehrin soğuk kaldırımında yürüyen Nora ise arkasına bakmadan adımlarını hızlandırıyordu. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Montunun yakalarını çenesine kadar çekti ama içindeki o garip sıcaklık geçmek bilmiyordu. Bay Blackwood ile göz göze geldiği o birkaç saniyede hissettiği şey sadece ölüm korkusu değildi; sanki bütün hayatı boyunca eksik olan bir parça, o loş koridorda yerine oturmuş gibiydi. Ve Nora, bu gece başlayan şeyin sıradan bir iş gününden çok daha fazlası olduğunu henüz bilmiyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

LUCIFER

read
6.0K
bc

ACIMASIZ SEVDALI 🔥

read
34.3K
bc

İstanbul’lu gelin

read
17.6K
bc

Derinden gelen şehvet

read
31.5K
bc

ZEMHERİ Midyat'ın Çirkin Gelini +18

read
285.3K
bc

İntikamın Bedeli; Esir Kız

read
2.8K
bc

MELEZLER

read
1.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook