Bölüm 2

1012 Kelimeler
Sedef eve çok geç gelmişti. Annesinin pencerede durup onu beklediğini görünce üzüldü. İçi titredi ve kendine kızdı. Kadın Sedef’i görür görmez kapıyı açtı. “Hoşgeldin güzel kızım, niye geciktin?” diye sordu. Sedef “Üzgünüm anneciğim, telefonun şarjı bitti, haber veremedim. Sevgi bana çok iyi bir iş bulmuş. Bu yüzden oraya görüşmeye gittim. Maaşı çok iyi. Seni tedavi ettirebilirim böylelikle.” diye sevinçle annesine olanları anlattı. Anne kız yemeklerini yerken yuvaları soğukta olsa içleri sıcacıktı. Sedef annesinin ilaçlarını zar zor alsa da ihmal etmeden kullanması için özellikle dikkat ediyordu. Kadının ilaçlarını alıp yatmasını sağlarken kendi masayı topladı, bulaşıkları çabucak yıkadı ve odasına geçti. Odası küçükte olsa onun dünyasıydı. Yatağının yanında kitapları yığın halinde sıralı bir şekilde yerde duruyordu. Kimisi üniversite hazırlık kitapları, kimisi üniversite kitapları derken yığın gittikçe yükseliyordu. Artık sehpa olarak kullanıldığı için sözleşmeyi oraya koyup yatağın içine oturdu. Derin bir nefes alıp verdi. Babasıyla ve annesiyle olan fotoğrafı duvarda asılı duruyordu. O fotoğrafı her zaman yaptığı gibi uzun uzun izledi. Babası bir trafik kazasında ölmüştü. Her gün içinden geçirdiği gibi “Babam olsaydı yine böyle mi olurduk?” diye sordu kendine. Yanıtını hiç bir zaman öğrenemeyecekti ama merak etmeden de aklından geçirmeden de edemiyordu. ***** Elime sözleşmeyi alıp okumaya başladım. Çok yakışıklı adamlar diye düşündüm. Tan soğuk olmasına rağmen buyurgan ve tam bir alfa erkeği. “Neden böyle şeyler düşünüyorum ki?!” diye düşünerek kafamı sağa sola sallayarak sözleşmenin maddelerini okumaya başladım. Madde… İşverenin isteği esastır. Ne isterse yapılmalıdır. Madde… İş yeri zorunlu kıyafet şartı vardır. Kıyafetin nasıl olacağına iş veren karar verir. Açıklamaları okurken kafam gittikçe karışıyordu. Bu maddeye göre etek 2 karışı geçmeyen bir etek olmalı. Gömlek dar ve üst düğmeleri açık olmalı, hatta saçların açık değil topuz yapılmalı diye devam ediyordu. Stiletto giyilmeli ha bir de bazen patronun giymesini istediği renkte ve kumaşta etek tercihini maille çalışana bilgi verdiği detayına kadar yazıyordu. Tüm bu saçmalıklar da neydi böyle? Offf ki of. Annemin lavaboya kalktığını farkedince hemen arkasından gittim. Annem yediklerini kusuyordu. Tek sorun kusması değildi kan da geliyordu burnundan. “Anne” diye feryat ettim. Annem kafasını salladı hala iyi olduğuna beni ikna etmeye çalıştı. Elini yüzünü yıkadı ve sararan beyazlaşmış yüzüyle bana baktı. “İyim Sedefim. Hadi kızım yatalım.” diye söyledi saçlarımı sevgiyle okşayarak. Onu yatağına tekrar götürdüm. Yatırdım ve alnından öptüm. Kısa sürede ameliyat olması gerekiyordu. Bunu yapabilmem için bu işi kabul etmeye karar verdim o an. Dayanabilirim. Taciz yok dedi Sevgi. Muhtemelen izliyor olmalı, bakışlarıyla başa çıkabilirim. Tan beyin sekreteri olmak ne kadar zor olabilir ki?! Odama döndüğümde sözleşmenin son şartlarına bakmadım. Okumadım. Sadece imzaladım ve resmini çektim maille Tan beye gönderdim. Anında maile yanıt geldi. “Hayırlı olsun. İban gönder.” diye bir yanıt yazıyordu. İbanı yazıp ismim ve soyismimi yazıp gönderdim. “Gönderdiğim parayla kendine sözleşmede yazan kıyafetlerden al Sedef, pazartesi nasıl giyinmen gerektiğini yazarım.” yazan bir mail daha geldi. Okuduğumda ağzım şaşkınlıktan açık kaldı. Hemen bize yakın ATM’ye bakmak için uzun bir hırka üstüme geçirerek evden çıktım. Kartı taktığımda gözlerime inanamadım. Neredeyse annemin ameliyatının yarı parasını bana kıyafet almam için göndermişti. Gözlerim fal taşı gibi açık kalırken neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Hemen eve geri döndüm. Yatağıma yattığımda uyuyamadım. Sevgi’ye mesaj attım. “İşin yoksa yarın alışverişe gidelim.” yazdım. Anında geri yazdı. “Saat 2’de buluşalım.” demişti. Telefonun şarjı dolması için yerine koydum. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Uyur uyumaz sabah oldu. Annem çoktan kalkmıştı. Onun kalktığını anlayınca bende kalktım ve annemi gördüğümde zoraki gülümsemeye çalıştım. Göz altları morarmış, dudakları kurumuştu. Hastalık hem de bakımsızlık güzeller güzeli kadını yiyip bitirmişti. “Günaydın kızım” dedi her şeye rağmen gülümsemeye çalışarak. Bende ona gülümsedim ve solgun yanağına öpücük kondurarak “Günaydın annelerin en güzeli!” diyerek sarıldım. “Nasılsın annem bir isteğin var mı?” diye sordum. “Yok kızım, kahvaltılık bir şeyler alayım, pek bir şey kalmamış.” diye söylendi annem. “Ben alırım annem sen çayı koy!” dedim hemen. “Tamam kuzum” dedi içeri geçti. Üstümü hızlıca değiştirdim ve kahvaltılık birşeyler almaya dışarı çıktım. Alacaklarımı aldıktan sonra annem simidi çok severdi iki simitte aldım. Öyle sıcaktı ki, “Zeliha sultan bunlara bayılacak!” diye sevinçle eve döndüm. Eve döndüğümde annemi yerde bayılmış buldum. Hemen ambulansı aradım. Aldığım şeyler yerde kalakalmıştı öylece. Anne diye sarıldım. Saçlarını yüzünden çektim. Ama tepki vermiyordu. Ambulans ekipleri geldiğinde bende onlarla birlikte ambulansa geçtim. “Anne! Anne!” diye seslenmeme mani olamıyor, gözyaşlarımı tutamıyordum. Hastaneye vardığımızda onu acil müdahale alanına götürürken “Siz burada bekleyin!” diyerek beni geride bıraktılar. Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Telefonum cebimde titrediğinde Sevgi’nin beni aradığını gördüm. “Alo Sevgi!” diye ağlayarak telefonu cevapladım. Endişeyle yanıtladı. “Alo Sedef ne oldu güzelim?” diye sordu. “Hastanedeyiz Sevgi annem rahatsızlandı.” diyebildim. Hangi hastanede olduğumuzu sorup geleceğini söyleyerek kapadı. Zaman geçmek bilmiyordu sanki. Sevgi geldikten sonra içerden hemşire ve doktor çıktı. “Neyi var doktor bey? Annem nasıl?” diye sordum. Doktor ellerini sakin ol der gibi yaparak kaldırdı ve “Durumu stabil, nefes alması için entübe etmek zorunda kaldık. Burada şu an yapılacak bir şey kalmadı. Beklemenize gerek yok.” diye açıklayarak soğukkanlı bir şekilde konuştu. “Ama annem, bu nasıl olur?” diye tekrar ağlamaya başlarken Sevgi beni teselli etmek için sarıldı, doktor da ortadan kayboldu. Sevgi “Ağlama güzel arkadaşım. Lütfen bak en azından durumu kötü demedi stabil dedi.” diyerek teselli etmeye çalıştı beni. Kafeteryaya gitmeyi önerdi. Bir şey istemesem de kahvaltı bile yapamadığımız için evden çıkmak zorunda kalınca karnım guruldadı. Sevgi ısrarla beni çekiştirerek buraya getirdi. Çay ve tost aldı önüme koydu. “Hadi bakalım onlar bitecek!” diye uyararak söyledi. “Canım istemiyor…” dedim. “Olmaz Sedef annen için yemen gerekiyor. Ayakta duramayacak halde olursan o kadın ne yapar?!” dedi. İkna olmak istemesem de Sevgi haklıydı. İsteksiz de olsam yemeye başladım. “Anlat bakalım iş görüşmesi nasıl geçti?” diye sordu, tek derdinin kafamı dağıtmak olduğunu biliyordum ama yine de anlatmaya başladım. Yalnız benim değil Sevgi’nin de kafası dağılmışa benziyordu, O şaşkınlık içersinde beni dinlerken bende tostu nasıl bitirdiğime hayret etmiştim. Gerçekten arkadaşlar iyi ki var. Gerçek arkadaşlar iyi ki var. Sevgi de bunlardan bir tanesi. Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE