-4 "Siz Kimsiniz..?"

1863 Kelimeler
" Demek Alparslan beyin kadrolu işçisi olacaksın artık haa.. İyi, iyi.. Evin masraflarıda bayağı artmıştı zaten.. Kul sıkışmayınca, hızır yetişmezmiş derlerdi de inanmazdım.. " Sinideki tarhana çorbasına daldırdığım kaşığım, ağzıma gitmeden öylece donup kalmıştı.. Tarladan gelir gelmez anneme söylemiştim beyin tarlalarına işe gideceğimizi.. Oda babama söylemiş olacaktı ki, bu akşam ki sofraya oturmama izin vermişti sağolsun.. Şimdiyse, boğaz tokluğundan başka bir giderimin olmadığı bu evin artan masraflarının konuşulması her lokmada mideme oturuyordu.. " Size afiyet olsun.. " dedim elimdeki kaşığı siniye bırakırken.. Artık yemek benim için bir iki lokmadan ibaretti.. O iki lokma kuru ekmek kursağıma girse yeterdi.. Artık tahammül edemiyordum insanlara.. Dilimi ısırmaktan canımın yanmasınıda geçtim, yüreğim acıyordu kötülüklerini gördükçe.. Hele ki bu insanlar baban ve abin ise.. Sızlayan bedenimi biran önce odama atmanın derdindeydim ki, babamın sesi adımlarımı sekteye uğratmıştı.. " Ezel hanım, adın hala köylünün dilinde.. Başımızı yere eğdiğin yetmezmiş gibi, bir tavır mı yapıyorsun.. Uğruna dayak yediğin o Kadir puştuda bırakıp gitti şehire.. İsa'nıj elinde kalmadığına yat kalk şükret sen.. Haa ola ki, kasabaya çalışmaya gideceksin diye götün kalkmasın.. Babam duymaz, abim duymaz deyip bir boklar yerseenn.. " " Benim namusum sizden sorulmuyor baba.. Ben namusuma sahip çıkarım, zira bu yaşıma kadar kendim sahip çıktım.. Gene çıkarım.. " " Senin o dilin çok uzadı haa, Ezell.. Ama az kaldı, kökünden kesmesini iyi bilirim ben.. " Kendimi odama attım ve eski tahta kapımın sürgüsünü çektim.. Sanki bir tekmesiyle kırılmayacakmış gibi, tahta bir sürgüden medet umuyordum doğduğum bu evde.. Kapının arkasına çöktüğümde, hala anneme bağırıyor ve artık benim başımı biran önce bağlaması gerektiğine dair yırtınıyordu.. Yaşlar gözlerimden oluk oluk akarken, titreyen dudaklarımdan tek bir cümleyi fısıldayabiliyordum yanlızca.. " Biran önce gel Kadirim, gel ve beni bu cehennemden kurtar.. Dayanacak gücüm kalmadı artık.. " _________________ " Kız Ezel, ne o ekmek çıkınınıda almışsın yanına.. Koskaca Alparslan Şahdiyar'ın topraklarına gidiyon, aç koyarlar mı hiç orada bizi.. " Traktörün en arka kapağına belimi yasladığımda, Sevdiye teyzenin söylediklerini duymazdan geldim ve ekmek çıkınımı kucağıma koydum.. Tepkisizliğime fıs fıs gülmeleri sinirime dokunsada, kimseye laf anlatacak yada kimsenin dedikodusunu çekecek halim yoktu.. Aklım fikrim sadece Kadirdeydi.. Şehre gideli kaç gün olmuştu, ama ne bir aramış nede bir mektup göndermişti.. Artık Naciyeyi Sedattan haber alması için darlamamdan, sevğili arkadaşıma afakanlar basmıştı.. Hatta iki gün önce Kadirin bir korkak gibi, rahatı görünce beni postaladığını acımadan yüzüme söylemesi kalbimi kırmadı desem yalan olurdu.. Kadiri tanımadığı o kadar belliydi ki.. " Hah, Naciyede geldi sonunda.. Hadi Hüseyin abi, daha bir saatlik yolumuz var. " diyen Fidan bizimle yaşıttı.. Ama tarla takka işlerine asla gelmez, annesine evde yemek yapar işlerini hallederdi.. Anlaşılan Şahdiyar' ın topraklarında çalışma fikri, Fidanada çok cazip gelmiş olmalıydı.. Yoksa toz toprak olmuş suratlarımızı her gördüğünde ekşi yemiş gibi yüzünü buruşturup saçlarını savurarak eve kaçmasıyla, şimdi aynı römorka binmemizdeki tersliğin başka bir açıklaması olamazdı.. " Her sabah Naciyenin bokunu yemeseniz olmaz demi.. Geldim işte, bok var erkenden biniyorsunuz şu demir yığınına. Erken vardınız diye, ilk günden zam yapacak size beyiniz bekleyin mal gibi. " Başına bağlamaya fırsat bulamadığı yemenisi elindeydi ve yanıma bedenini gürültülü bir şekilde bıraktıktan sonra sırtına dökülen saçlarını toplamaya başladı.. Hareket eden traktörün gürültüsü ile başımı başka tarafa çevirdim, çünkü eli saçlarında olsada gözleri benden başka yere çevrilmiyordu.. " Ne o, küsmüyüz.. " Duymazdan geldim, çünkü belli etmemeye çalışsamda kırılmıştım.. Sessizliğime, direseğini yan tarafımdan dürtekleyerek cevap verdi.. Burnumun sızlamaya başlaması, tamamen dağ yolunun aşırı soğuğundandı, başka bir açıklamayı kabul edecek halde değildim çünkü.. " Ezel, özür dilerim.. Hadi bir dön bana, bak çakalları sevindiriyorsun böyle trip atarak.. Ben artık senin üzülmeni istemiyorum arkadaşım.. Yeniden söylüyorum, Kadir inşallah beni yanıltır.. Ama senin böyle senelerce gözü kapalı onu beklemene de.. " " Yeni mi sevdim ben Kadiri Naciye.. " dedim başımı hızla ona çevirdiğimde.. Gözlerim kadınların merakla gözlerinde tek tek dolanırken, çenemde duran yemenimi dudaklarıma kadar çektim.. Dudaklarımdan çıkacakları kamufle edebilmek için.. " Kaç senedir sevdalıyız birbirimize, kaç kez haber getirdin götürdün benden ona.. Ne şimdi senin bu Kadir düşmanlığın.. Gözünden ırağım diye, beni gönlündende mi ırak edecek sanırsın.. Yapma Naciye, bari sen yapma.. Zaten avuç içi kadar köyde, nefes almam bile batarken insanlara.. Birde sen yüz çevirme benden, herkes istediğini desin inan bir gram acımaz bu canım.. Ama sen deyince, kırılıyorum.. Üzülüyorum görmüyor musun.. " Burnundan derin bir nefesi ciğerlerine gönderdi ve iyice yanıma sokularak bir kolunu kolumun içine geçirdi.. Başını omzuma yasladığında, sıcaklığı sabahın bu soğuğunda sağ tarafımdan buram buram yayılmaya başladı.. " Ben senin verdiğin mücadelenin tek şahidiyim Ezel.. Aynı mücadeleyi Kadirdende görseydim, inan senden çok ben savunurdum onun sevdasının gerçekliğini.. Sen beni yinede kötü bil arkadaşım, ama ben süslü sözlerle kalbindeki tohumların filizlenme sebebi olamam.. Bu konuyu açmamak üzere kapatalım ve Kadirin geleceği güne kadar sessiz kalalım.. " Gözlerimden akan yaşlar yemenimin kumaşını ıslatırken, hıçkırmamak için dudaklarımı ısırıyordum.. Kadir hakkında çok yanlış düşünüyor ve günahını alıyordu.. Ama beni almaya geldiğinde, hatasını anlayacak ve çok pişman olacaktı.. Tangur tumbur traktörün römorkundaki yolculuğumuz, sonunda kasabayı geçip uçsuz bucaksız arazilerin görünmesi ile son buldu.. Daha güneş tepelerden yüzünü göstermemişti ve ilk gelen işçiler biz olacaktık ki, kimsecikler yoktu meydanda.. " Haydin bakalım, Allah işimizi gücümüzü rast getirsin.. " diyerek sürücü koltuğundan aşağıya atlayan Hüseyin abiyi takip ettik hepimiz.. Römorktan arka arkaya inmiş ve kara lastiğimin içine giydiğim uzun çorabımın içine soktum hemen şalvarımın paçalarını.. Sarı topraklı bir iklimi vardı bu yörenin.. Zehirli kara akrep ve kırk ayaktan korunmak için genelde şalvarlarımızın toprakla temasını kesmeye çalışmamız sırf bu yüzdendi.. " Bizim işimiz pamuk çapası, sonrasında dönüp ara yapıcaz ki kalan fidanlar daha sağlam olabilsin.. Haydi bakalım alın çapaları, diğerleri gelesiye birer sıra yapalım.. Alparslan bey bizi işe çağırmakta ne kadar iyi yaptığını görsün. " " Yalakayım demiyorda.. " diye homurdanan Naciyeye neredeyse gülecektim.. Bu sivri dilinden bir gün çok fena başı belaya girecekti ya, hadi hayırlısı.. 17 kişi, en uçtaki tarladan yan yana sıralandık.. Benim bir yanımda Naciye, diğer yanımda ise Fidan vardı.. Bismillah deyip başladık çapa yapmaya.. Toprak çok otlu değildi, iyi işlendiği pamuk gibi olmasından belliydi.. Yol boyunca ağladığım için, çapayı her toprağa vurmamda gözlerim çıkacak gibi ağrıyor ve sızısı başıma vuruyordu.. Bir süre sonra Naciye ile yine en öne geçtik ve diğerleriyle aramızı bayağı açtık.. Gerilerden gelen araba sesleri ile hepimiz çabayı bırakıp doğrulduk ve arka arkaya sıralanmış bize doğru gelen bir jip ile onu takip eden üç otobüsün tarlaların yolunda ilerlediğini gördük.. " Tur'amı gelmişler, çapayamı belli değil.. Bizim avanaklarda, böyle traktör kasasında, biran önce beylerine kavuşma hayallerindeler işte.. " " Kimseyi zorlamadılar Naciye, istediğimiz için buradayız.. Köyde iki kuruşa patlayan avuçlarımız, burada üç misline sahip olacak diye yani.. Hatırlatayım dedim.. " " Aman, sustum.. Ben kimin ki zaten, en yakın dostumla iki lafın belini kırayım.. " Cevap vermedim.. Bazen susmakta çok şey anlatırdı, tabiki anlayana.. Hüseyin abi yaşından beklenmeyecek bir atiklik ile koşarak karşıladı gelenleri.. Jipten üç adam indi, üçüde uzun boylu ve yapılı adamlardı.. Bizim üzerimizde gezen gözleriyle denk gelmemek için, yeniden eğildim ve çapa yapmaya devam ettim.. Ama seslerini duyabiliyordum.. " Kürşat beyim, hoşgelmişsiniz.. " " Asıl siz hoşgeldiniz Hüseyin abi, bizi bekleseydiniz ya.. Başlamışsınız hemen.. Alparslan bey fazladan kimsenin hakkı geçsin istemez.. " Kaşlarım ister istemez çatılmıştı, bu devirde böyle haktan anlayan insanlarda kalmış mıydı.. " Olur mu hiç öyle şey Kürşat beyim.. Beyimiz bize böyle bir imkan sunmuş, ne kadar çalışsak ödeyemeyiz hakkını.. " " Sen beni dinle Hüseyin abi.. Alparslan bey böyle laf kalabalığını sevmez, o ne derse o olacak.. Aksi olursa ilk o üzülür, sonra hepimiz üzülürüz.. " Hüseyin abiden tık ses çıkmadı.. Tüm işçilerin kulağı ikisinin konuşmasındaydı ve Kürşat denen adam anladığım kadarıyla Şahdiyarın sağ kolu gibi bir şeydi.. Otobüslerdeki işçiler komple aşağıya inmiş ve bizim yanımızdan tek tek sıralanmaya başlamışlardı.. Dikkatimi çeken bir diğer şey ise, kadınlar kadar erkek işçilerinde olmasıydı.. Bizim köyde erkekler pek yevmiyeye gitmezdi el işine.. " Yanlız, şu Kürşatta amma karizmatik duruyor haa.. Beyin kardeşi falan mı acaba, baksana küçük dağları ben yarattım dermiş gibi yürüyor.. " Fidan bize yetişmiş ve belini dinlendirmek için ayakta dikilirken, gözlerini tarlanın başından ayırmadan konuşuyordu.. Naciye ile bende ayaklandık ve işçilere emirler yağdıran adama baktık kısaca.. " Evden çıkmadığın için, ilk gördüğün sallamalıya hayran olman normal tabii Fidancım.. Yüzünü sar baride, adam akan salyalarını görmesin.. Daha ilk günden adın falan çıkar mazallah.. " " Naciye.. " dedim biraz şaşkınlığımdan sıyrılmaya çalışırken.. Hiç bir samimiyetimiz olmayan biriyle, böyle ağzı bozuk nasıl konuşabiliyordu aklım almıyordu.. Omuzlarını silkerek sırıttığında, Fidanın siyah gözleri çakmak çakmak olmuştu.. Yemenisini saçlarının altından bağladığı için, yüzü ve gerdanı açıktı.. Boynu ve yanakları sinirle kızardığında, benim yanımdan bir adım atarak Naciyeye yaklaştı.. " Sizin gibi her Allahın günü, elalemin götünü toplamadığım için üzülecek değilim.. Hiç değilse ben, benimle evlenmeye korkan bir adamın gönlünü eğlendirecek kadar alçalmıyorum.. " Başımdan aşağıya karnar sular döküldü sandım önce.. Naciyenin şoka girmiş suratı benim ela gözlerime çakılı kaldığında, hala Fidanın bunları bana söylediğini alğılamakta güçlük çekiyordum.. " Ne dedin sen.. " dedi Naciye yılan gibi tıslayan ses tonuyla.. Benimse, gözlerim cayır cayır yanıyor ve arkamdan söylenenlerin birebir yüzüme çarpılmasını hazmetmeye çalışıyordum.. " Duydun ne dediğimi, yalan mı.. Ezelin uğruna dayak yediği, aşkı için köyde adının çıkmasına bile göz yumduğu Kadiri hani nerede.. Ahh unutmuşum, doğru ya arkasına bile bakmadan şehre kaçıp gitmişti.. " " Geri dönecek Kadir, hiç bir bok bildiğin yok senin.. " dedim daha fazla konuşmasına tahammül edemezken.. Dudaklarından çıkan kahkaha Naciye'yi dahada fitillerken, söylediklerini duyan kulaklarımda sanki havaii fişekler patlamıştı.. " Kız sen söylemedin mi Ezel'e yoksa.. Bu kadar saf olamazsın, cidden sana geri döneceğim mi dedi.. " " Fidan kapat şu çeneni.. " diyerek Fidanın üzerine atlamıştı Naciye.. Beline sarılarak sakinleşmesini söylüyordum ama, hem Fidanın söyledikleri hemde herkesin bize dönen bakışları altında debelenip duruyorduk.. Fidan Naciyenin ona ettiği hakaretleri umursuyormuş gibi durmuyordu hiç.. " Sen ayakta uyu Ezel hanım.. Senin Kadirin Almanyaya gidebilmek için, evrak ayarlıyormuş dört koldan.. Hafta sonu anası, babası şehre gittiler yanına.. Bu kadar salak olduğunu bilmezdim inan.. " İki kolum cansızca yanlarıma düştü ve gözlerimin kararması ile sendeledim düşecekmiş gibi.. Yalandı.. Yalan söylüyordu, yanlışı vardı.. Şehre gitmişti Kadir, taa gavur ellerinde ne işi olurdu.. " Senin ağzına sıçmayan Naciyenin, tüm köy üstünden geçsin ulan.. " Naciye kollarım arasından fırlayıp, öyle bir yapıştı ki Fidanın saçlarına.. Daha bugün geldiğimiz bu topraklar, Fidanın çığlıkları ile inliyordu resmen.. Yanımıza koşup gelenleri farkettiğimde, silkelenmeye çalıştım ama bedenimin zangır zangır titremesine hakim olamıyordum.. " Naciye bırak.. " diyerek kükreyen ses, Hüseyin abiden başkası değildi.. Arabaların yanında duran adamlarında bize doğru koşmaya başladığını gördüğümde, yeniden Naciyenin beline sarıldım ve Fidandan ayırmaya çalıştım.. Ama nafile, resmen deli gücü vardı kızda.. " Sana mı düştü lan benim sağdıcıma dil uzatmak.. Sinsi foyka seni.. Seni uyur yılan seni.. " Yanımız o kadar kalabalıklaştı ki, çapasını yaptığımız fidanların üzerinde resmen bir arbede çıktı.. Herşey aniden oldu sanki.. Fidanın Naciyeye salladığı eli benim başıma denk geldi ve tırnaklarını yemenime geçirip saçlarımı yolmakla beraber söküp aldı başımdan.. Aynı anda bir silah sesi yankılandı büyük ovada.. Kızıl ve kıvırcık saçlarım her yanıma dağılmış halde, silahı kimin ateşlediğine döndüm herkes gibi bende.. Siyah bir atın üzerinde, bedeni sanki attan daha iriymiş gibi heybetle duran esmer bir adam.. O kadar sert nefes alıp veriyordu ki, burun deliklerinin bile açılıp kapanma şiddetini ta buradan görebiliyordum.. Üzerine giydiği krem renk gömlek, kollarını zor zabdetiyormuş gibiydi.. Çattığı kaşları altından sinirle hepimiz üzerinde gezen gözleri, benim ela gözlerim ile kesiştiğinde yüzümdeki çillerime kadar kızardığıma yemin edebilirdim.. Yutkunamadım.. " Bu ne rezalet.. Siz kimsiniz benim topraklarımda, rezillik çıkartmaya cüret ediyorsunuz.. "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE