Seher
Ertesi sabah uyandığımda, günün ilk ışıkları odanın küçük penceresinden içeri sızıyordu. Yorgunluğum göz kapaklarıma ağır taşlar gibi oturmuştu. Gecenin yarısı korkuyla sıçrayarak uyanmış, sabaha kadar gözüme uyku girmemişti. Hâlâ kuma geldiğim bu ev bana yabancı, herkes bana düşman gibiydi. Yattığım yatak bile beni istemez gibiydi, sırtıma batıp durmuştu bütün gece.
Ayağa kalktım, ayaklarım taş zeminde buz keserken kalbim göğsümde sıkışıyordu. Ellerimde dünden kalma yaralar vardı, parmak uçlarım kan içinde kalmıştı. Annem olsaydı belki Merhem sürerdi. Ama ne annem vardı ne de derdime derman olacak kimsem…
Emine abla, evin tüm yükünü omuzlarıma yüklemişti. Sabah akşam arı gibi çalışsam da ona yaranamıyordum. Ben bu eve kuma olarak gelmiştim ama ne kuma ne gelin ne de insan yerine koyuyorlardı.
Kapıyı açtığımda dışarının serin havası yüzüme vurdu. İçimde küçücük bir umut ışığı belirdi; belki bugün Emine abla biraz daha az bağırırdı, belki bugün daha sakin bir gün olurdu…
Ama bahçeye adımımı attığım anda, tüm ümidim yerle bir oldu.
Orta yaşlarında tuhaf biri, bahçenin ortasında elinde bir sopayla duruyordu. Bedenini ileri geri sallıyor, başını hafifçe eğmiş, kimseye bakmadan kendi kendine mırıldanıyordu.
Onun yüzünü gördüğümde tanımıştım. O Bekir’di. Köyün delisiydi. Çocuklar ondan korkup saklanırdı. O burda mı yaşıyordu? Yani ben deli Bekir’le aynı evde mi yaşıyordum? Ya gece kapıma gelip beni boğsaydı? Tüylerim ürperdi.
Bekir, Hozan Ağa’nın kardeşiydi ama görünüşü ve davranışları yüzünden kimse onun yanına bile yaklaşamıyordu. Deliydi. Kimine göre üç harfliler ona musallat olmuş. Köylülerin gözünde, uğursuzluk getiren biriydi.
Çocukken teyzem beni korkutmak için hep seni Deli Bekir’e götürürüm, o seni sopasıyla dövünce aklın başına gelir derdi. Köydeki çocuklar ona sataşıp sonra kaçardı. O ise sopasıyla onları korkuturdu. Onu dışarda çok az görebilirdik. Annesi ile babası ölene kadar bu kadar deli değildi. Annesi babası da ölünce o da benim gibi kimsesiz kalmış sonra da dışarıya bile çıkarılmaz olmuştu demek ki… Dün odada belki bu yüzden bağırıyordu. Bahçe kapısı da sürgülüydü. Demek ki dışarı çıkmasına izin verilmiyordu.
Bekir beni görünce aniden durdu. Gözlerini bana dikti. Bakışları ürkütücüydü. Bir adım geri attım. Sopasını yere vurdu, toz bulutu havalandı.
“Sen kimsin? Burada ne işin var?”
Sesimdeki korkuyu bastırmak için derin bir nefes aldım.
“Ben Seher’im… Yeni geldim.”
Bekir sopayı tekrar yere vurdu.
“Seher kimmiş? Ben Seher tanımam. Defol git buradan!”
Korkuyla birkaç adım daha geri çekildim. Tam arkamı dönüp kaçacakken Emine ablanın sesi avluda yankılandı.
“Seher! Kız nereye gidiyorsun? Gel buraya!”
Başımı eğip Emine ablanın yanına koştum. Kolumdan sertçe tutup kulağıma doğru fısıldadı.
“Bekir’e göz kulak olacaksın! Anladın mı beni? Bir şey derse kafanı yere eğip tamam diyeceksin. O deliyi kızdırıp uğraştırma beni.”
“Ama bana kızdı abla beni kovdu,” dedim titrek bir sesle.
Emine’nin yüzü sertleşti, gözleri öfkeyle parladı.
“Bekir kime kızmaz ki? Aklı mı var onun? İşlerini bile ben yaptırıyorum ona. Bundan sonra Bekir’in odasını sen temizleyeceksin. Yemeğini sen götüreceksin. Hem sen varsın, ben daha ona hizmet edemem! Onca senedir ben pisliğini temizledim biraz da sen temizle.”
Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerimde yalvaran bir ifade vardı.
“Ama abla… Bekir bana zarar verirse?”
Emine sertçe kolumu sıktı.
“Vermez! Verseydi şimdiye kadar verirdi. Yabancı İnsanlardan nefret eder ama dokunmaz. Erkeklere vurur Bekir. Bana el sürmez. Sana da vurmaz, korkma boşuna. ”
Emine abla ona bakarken o ise sopayla yeri eşeliyordu. Bana kızgın bakarken Emine abla kolumdan tutup beni Bekir’in yanına götürdü.
“Bekir, bu senin küçük yengen. Abinin yeni karısı, kumam bu kız. Artık bizimle yaşayacak. Senin yeğenlerini doğuracak. Ona karışmak yasak. O da benim gibi yengen. Anladın mı?”
“Tamam, o yenge.”
En azından bana zarar vermeyecekti.
“Git şimdi, Bekir’in odasını temizle,” dedi Emine.
Başımı eğip Bekir’in odasına doğru yürüdüm. Odasının kapısında durduğumda, içeriden gelen pis koku midemi bulandırdı. Elimi burnuma kapatarak içeri girdim. Odada kirli elbiseler, yemek artıkları ve kırılmış eşyalar vardı. Emine abla ben bakıyorum demişti ama hiç bakılmamıştı. Bakılsa odanın hali böyle olmazdı. Yerdeki pislikleri toplarken gözyaşlarımı içime akıtıyordum.
Neden buradaydım? Kaderim neden beni bu eve hapsetti ki? Sabret… Sabret Seher… kanamam durunca Ağa zaten beni kovacak dedim kendi kendime….
Akşama doğru Bekir’in odasını tamamen temizlemiştim. Ellerim titriyordu yorgunluktan ama en çok da korkudan. Çünkü Bekir kapının önünde durmuş, her hareketimi sessizce izliyordu. Birkaç kez başımı kaldırdığımda onun tuhaf bakışlarıyla karşılaştım. Bana karışmıyordu ama sürekli izliyor olması, tenimde buz gibi bir ürperti yaratıyordu. Çocukluğumun karakolu rüyası deli Bekir’le aynı odada olmak bile ürkütücüydü.
Sonunda işimi bitirip odadan dışarı çıktığımda rahat bir nefes aldım. Bekir ise peşimden kapıyı çarpıp sanki bir şeylere vurur gibi içerde bağırma sesi geldi. Sanki biriyle kavga ediyordu. Dedikleri doğru muydu? Bir şeyler mi ona musallat olmuştu? İçim titredi.
Emine abla avluda beni bekliyordu. Yanında Hozan Ağa vardı. Yüzü karanlıktı ağanın. Bana bakmadan konuşmaya başladı.
“Kız nasıl? Eve alıştı mı?”
Emine abla hemen öne çıktı, sahte gülümsemesiyle yanıt verdi.
“Aman ağam, eti ne budu ne. Ben olmasam tek başına bir iş yapamaz bu evde. Ama öğretirim her işi, merak buyurma.”
Başımı eğdim. O ne dese de susmam gerektiğini biliyordum. Hozan Ağa hafifçe başını sallayıp yürüdü gitti. Giderken bir kez bile yüzüme bakmamış bana tek soru sormamıştı. Onun için ben sadece bir eşyaydım, bu evde başka da bir anlamım yoktu.
Sabah erkenden kalkıp evin tüm işlerini, yemeği ve Bekir’in işlerini yaptım. Sanki iş yapmaktan kaçıyormuşum gibi bir de Emine ablanın azarlamalarına maruz kalıyordum.
“Kız! Gel buraya!” diye seslendi Emine abla.
“Buyur abla,” dedim.
“Şu delinin yemeğini götür.”
Bekir’e yemek götürdüğümde odanın kapısını aralayıp yemeği yere koydum. İçeriye girsem sanki o sopayla beni de dövecekti. “Yemeğini getirdim,” dedim.
“İstemem, o yemekte zehir var.”
“Yok zehir kim koyacak ki?”
“Düşmanlar… babamı anamı da zehirlediler…”
Yüzüme bakmadı. Sanki yanımda biri varmış oraya baktı.
Boşluğa bakarken bakışlarında öfkeyi ve nefreti gördüm. Galiba o üç harflileri de görüyordu. Teyzem öyle derdi. Kimi insana üç harfliler musallat olunca onlar üç harflilerle konuşur, onlardan haberler alırmış.
Bilinmeyeni onlar o üç harflilerden öğrenirmiş. Bir gün bana bir şey yapar mı diye içimde sürekli bir korku vardı. Ama Emine abla konuştuktan sonra bana karşı sakinleşmişti.
“Bak önce ben yiyeyim bir lokma, bana bir şey olmazsa sen de ye.”
“Tamam ye,” dedi.
Sarmadan bir tane ağzıma alıp çiğnedim. Tuhaf bakışlarla bana bakarken yanıma yaklaştı. Çenemi tutunca nerdeyse bağıracaktım. “Aç ağzını göster,” dedi.
Titreyerek ağzımı açtım. Yediğimden emin olunca yanımdan uzaklaşıp yere çöktü. Sarmaları açlıktan çıkmış gibi yerken zehirlenme korkusundan pek yemek yemediğini de anladım. Kendi derdimi unutup Bekir’e üzüleceğim aklıma gelmezdi. 30 yaşlarında dağ gibi adamda akıl yoktu… 50 yaşındaki Hozan ağada akıl vardı ama insanlık yoktu.
Odadan çıkınca gökyüzüne baktım. Yıldızlar bile bana yabancı geliyordu artık. Annemin ve babamın yüzlerini hatırlamaya çalışıyordum ama onların hatıraları bile solmaya başlamıştı zihnimde. Çok küçüktüm… Köye teröristler saldırmış, büyük küçük demeden çok evi yağmalayıp insanları öldürmüşler. Ben de o gün ölseymişim keşke…
Teröristler önce bölücü içerikli p********a yapmışlar ve kesinlikle kimseye zarar vermeyeceklerini söylemişler. Köyümüze ilk kez teröristler geldiği için olayın nereye varacağını tahmin edememişler. Zira köyün dışında topladıkları insanların tamamı silahsızmış ve onlara karşı yapabilecekleri bir şey yokmuş. Bunun için de onların bir an önce gitmelerini beklemişler.
Köy halkını kurbanlık koyunlar gibi dizen teröristler daha sonra masum insanlara kurşun yağdırmaya başlamış. Bir taraftan da bütün köy alev alev yanıyormuş. Camiyi, okulu evleri yakarken kimsenin gözünün yaşına bakmamışlar. Köyde o gün 28 kişi ölmüş… onların içinde kardeşlerim annem ve babamda vardı… hayal metal hatırladığım o gün, köyümüz için yas günü olmuştu. (BBC.com dan alıntı, gerçek haber kaynağıdır. Başbağlar Köyü)