Keyifli okumalar
Korku tüm bedenime yayıldı. Tir tir titremeye başladım. Ne yapacaktım şimdi? Babam kolumu sımsıkı tutmuştu. Bir şeyler yapmalıydım ve bunu tanınmadan önce düşünmeliyim!
"Kimsin sen?!" diyerek kolumdan çekiştirdi ve yüzüme bakmaya çalıştı. Ama kafamı yana doğru çevirerek beni görmesinden kurtuldum.
"Kimsin dedim söyle!"
Ne yapacağımı düşünürken babamın ayağını gördüm. Benim ayağımın hemen yanında! Özür dilerim baba.
Ayağına bastıktan sonra istemdışı yere eğilip ayağını tuttuğunda babam yavaş ama dengesini kaybedecek şekilde ittim. Ardından atlamak üzere pencereye çıktım. Ama hesaplamadığım bir şey vardı. Yükseklik!
"Hassiktir!"
Allah'ım atladığımda eğer ölmezsem Can'ın uyanacağına inanacağım. Eğer ölürsem inanmam gereken bir şey kalmaz zaten. Kızım yalnız sana emanet!
İçten içe yaptığım totem gibi şeyle birlikte daha fazla bekleyemezdim ve beklemeden atladım. Düştüğüm yer sertti ama canımı fazla yakmamıştı. Bileğim hariç!
Hızlı bir şekilde ayağa kalktığımda kesilmiş çimen yığının üstüne düştüğümü farkettim.
Bu halime şükrederek ilerlemek istedim ama bileğim fena bir şekilde incinmişti. Yine de kaçmalıydım. Ki bileğim dayanılmaz bir hal alana kadar koşarak Can'ın odasında ki açık pencereden içeri girdim. Ve girdiğim gibi üstümdekileri çıkarıp pijamalarımı giydim.
Saçlarımı salarak yatağıma adeta uçtum. Battaniyeyi göğsüme kadar çekip gözlerimi kapattığım anda dosyayı alamadığım aklıma geldi! O kadar uğraş, yakalanma tehlikesi atlat, üstüne birde ayağını incit ama amacına ulaşama! Aman ne harika!
Sızlayan bileğim ile ve başaramamanın verdiği sıkıntıyla uyumaya çalışıyordum. Tabi ne kadar mümkünse. Eğer bileğim sızlamasaydı ve dosyayı almayı başarabilseydim bile uyumama izin verilmeyecekmiş, orası ayrı konu.
"Kız eve hırsız girmiş! İyi misin?!" diyerek odaya bodoslama dalan Fadime Teyze ısığı yakarak yanıma koştu ve eliyle yüzümü dokundu. Sanki bir şey olmuş mu diye bakmaya çalışır gibi.
"Fadime Teyze o hırsız bendim." derken boynuna sarılıp çaktırmadan kulağına fısıldadım.
"Hiç paran kalmadı mı? Niye o zaman benden istemedin be yavrum. Ben verirdim sana!"
"Ah be Fatoş'um, para için değil ki." dedim gözlerim dolu dolu olurken.
"Ne için peki?"
"Annem babamı ikna etmiş. Cem'e belge hazırlattı ve babam bizi boşamak için o belgelere imzayı attı." dedim gözümden akan bir damla yaş ile birlikte Fadime Teyzenin gözüne bakarken.
"Emin misin kızım? Bak belki bir yanlışın vardır! Levent Bey yapmaz öyle şey." dediğinde kafamı iki yana salladım.
"Cem babama suç dedi ama babam imzaladı. Gördüm ben." dedim ve omzuna kapanıp ağlamaya başladım.
"Dur kız şimdi bir gören olacak! Şu kapıyı kapatayım önce." Fadime Teyze kendini geri çekip koşar adımla kapıya gitti. Ardından kapıyı kapatacakken annemi görmesiyle birlikte kapıyı kapatamadı.
Benim ağladığımı görmemesi için hemen arkama dönüp yatağıma oturdum. Bir şeyler konuştuktan sonra kapıyı kapatma sesini duydum. Sonra da Fadime Teyzenin yanıma geldiğini gördüm.
"Ne oldu? Ne dedi? Beni ağlarken görmüş mü? Veya babam ben olduğumu anlamış mı? Anlayıp polisi aramış mı? Ay birde sahte kimlik meselesi var! Bi de onun için artı ceza alır yatarım artık! Keşke o camdan atladığımda ölseydim!" Fadime Teyze daha fazla saçmalıklarıma dayanamamış olacak ki kafama vurdu ve o sırada beynimde bir şimşek çaktı. Ama öyle böyle değil, tam yerine çaktı o şimşek.
Ben atladığımda ölmedim, Can'ın uyanacağına inanıyordum ama olan inancım biraz daha arttı. Allah'ım ne olur bu senin bir mesajın olsun. Can'ım uyansın yalvarırım.
"Beni gördüğü için yanıma gelmiş ve neden burada olduğumu sordu. Bende 'Hırsız kaçarken belki o odaya girmiştir diye baktım. Ardından kıza hırsız mevzusunu söylediğimde korktu. Bende yanında kalmaya karar verdim.' dedim. İnandı ve gitti." diyen Fadime Teyzeye boş boş baktım.
"Kim?"
"Nergis Hanım geldi ya!"
"A doğru! Geldi." dedim mal gibi olan bir ifademle.
"Kızım senin gözlerin yine aynı rengine dönmüş." dediğinde ağladığım için batıştığından çıkardığım aklıma geldi.
"Hemen takarım şimdi. merak etme." deyip banyoya ilerledim. Ardından dolabın içinden yeni lensleri alıp taktım. Birkaç defa gözlerimi kırpıştırıp odaya geri girdim. Tabi ki Fadime Teyzenin yanına oturup dizine koydum kafamı.
"Şu şeyler ne kadar da değişik öyle. Bir bakmışsın kahve olan gözler, birden yeşile dönmüş. Çok enteresan!" Fadime Teyze benimle konuşmuyordu aslında. Kendi kendine mırıldanıyordu. Ve bu hali yüzümde oluşan tebbesüme engel olamadım.
"Şimdi benimle mi beraber uyuyacaksın?" diye sordum ve gözümün tekini açıp aşağıdan baktım.
"Ne o kız! Can geceleri bizden habersiz uyanıyor da bizim mi haberimiz yok?" demesiyle kaşlarımı merakla kaldırdım.
"Ne alaka?"
"Hani uyanıpta fingirdiyor musunuz?" demesini beklemiyordum elbette.
"Ben o uyansın diye ne hallere girdim, Fadime Teyze. Böyle şeyler söyleme ya." diyerek dizinden kalktım ve Can'ın yanına ilerledim.
"Can'ı bu şekilde hareketsiz yatarken görmekten başka daha kötü bir şey varsa o da kesinlikle benim yüzümden olduğunu bilmek. Eğer kaçmasaydım..."
"Ben olsam bende kaçardım! Kes artık şunu!" diyen Fadime Teyze gerçekten çok sinirli görünüyordu.
"Ama..."
"Levlâ, yapma kızım. Yapma yavrum. Kendini suçlamaktan vazgeç. Elbet kimse istemezdi böyle olmasını ama her şer de bir hayır varmış."
"Nasıl yani?" diye sordum iyice yorulan beynim ile birlikte.
"Bak eğer bu kaza olmasaydı, şuan Can sağlıklı olacaktı ama ruhen çökecekti. Sen ona inanmayacaktın, ki kim olursa olsun inanmaz. O sekreter bozuntusu olan kızda her şey onun üstüne kalacak diye de size doğruları söylemezdi. E hal böyle olunca da sen Can'ı hiç affetmezdin ve oğlum yaşayan bir ölüden farklı olmazdı."
Fadime Teyzenin söyledikleri o kadar mantıklı gelmişti ki, ne diyeceğimi bilemedim bir süre. Tek kelimeyle haklıydı. Eğer öyle olmasaydı ben hiç bir şekilde inanmazdım. Belki barışırdık ama eskisi gibi olamazdık.
Peki şimdi olacak mıyız? Can uyandığında beni hayatında isteyecek mi? Onu dinlemediğim için affedecek mi?
Hadi Can affetti ve barıştık diyelim. Peki ailesi izin verecek mi? Yeniden birlikte olmamızı kabul edecekler mi? İkisi de boşanmamız için uğraşırlarken olacak mı?
Lanet olasıca soruların hiç birinin cevabını bilmiyorum!
Ah birde Masal var tabi! Masal...
"Hii Masal! Fadime Teyze Masal'ı unuttum ben!" derken hemen üstümdeki pijamaları çıkarıp bulduğum tişörtü üstüme giydim.
Ardından elime geçen birde kot şortu giydikten sonra, pencereye koştum. Kenarda duran spor ayakkabılarını da giyip pencereye çıktığımda birden Fadime Teyze kolumu tuttu.
"Masal nerede?"
"Beni bu hâle girmemi sağlayan ailenin yanında ve güvende merak etme. Bir saate gelirim." dedikten sonra kolumu geri çekip pencereden atladım.
Gölgede gizlenerek koşmaya başladım ve kendimi yola attım. Nasıl olupta bu saate kadar kızımı unuturum bilmiyorum ya!
Tabi hayatım her geçen gün hatta her geçen saat biraz daha mahvoldukça nasıl olurda hatırlayabilirim ki?! Tek başıma onca şeyi göğüslemek o kadar zor ki!
Bir yandan Can, bir yandan Masal, diğer yandan annemle babamın boşanma için yaptıkları hazırlık. Ahh kafayı yemek üzereyim!
Sanırım gerçekten de eskisi kadar güçlü değilim. Annemin ağır sözleri olmadan bile o kadar zor ki benim için. Ah tabi ağır sözleri ve bizi ayırma çabaları var ya orası ayrı konu.
Durağa gelip yoldan geçen taksilerden birini durdurmak için beklemeye başladım. Daha geleli iki dakika olmamıştı, ki kulağımı ıslık sesleri doldurmaya başladı. Lanet olsun, bi bunlar eksikti!
"Hey yavrum, gecenin bir yarısı nereye böyle?"
"İstersen gideceğin yere kadar sana eşlik edelim, ne dersin güzel bayan?"
İyice strese girerken dönüp nasıl bir tip olduklarına bile bakmadım! Söyledikleri her kelimeyi yayarak söylemelerinden anlaşılıyordu zaten sarhoş oldukları.
"E güzelim, bi şey desene! Bak sabaha kadar bekleyemeyiz ya seni burada! E hadi!"
"Hey! Ne kadar istiyorsan veririz sıkıntı olmaz yani!"
Her ne kadar duymamak için çabalasam da insan söylenilen şeyleri kaldıramıyordu. Öyle ki sizi bir fahişe yerine koyup para teklifi ettiklerinde içimdeki öfkeli kız volkan misali patladı!
Sonra da bedenimi ele geçiren bu öfkeli kız, kaşlarını çatarak adamlara döndü ve bir kaç adım yaklaştı. Ardından birine tokat atarken diğerinin bacak arasına diz geçirdi.
Tabi tokat yiyen ne olduğunu anlamaya çalışırken onunda bacak arasına diz geçirip iki uçkur beyinliyi, iki büklüm yaptı. Tam olarak hırsını alamadığı içinde ikisinin saçlarından tutup kafa kafaya çarpıştırdı!
Zaten ikisi de sarhoştu ve bu darbelerden sonra bayılmışlardı. İşi biten öfkeli kız bedenimi bana tekrar bırakıp içimdeki yerini aldı. Tam da o sırada arkamdan yükselen bir alkış sesi ile birlikte irkildim.
"Tebrik ederim bacım, harika bir şekilde ikisini de alt ettiniz. Ellerinize sağlık." diyen adamın sesi korkunç derece de tanıdık geldi. Yine de ürkek bakışlarla arkama dönüp kim olduğuna baktım.
Gri arabasına yaslanıp elleriyle alkış tutan ve hayran bir şekilde gülümseyen adamı tanıyordum.
Eymen!!
Nasılda özledim! Şuan gidip boynuna sarılmak ne kadar güzel olurdu. Omzunda sarsılarak ağlasam falan. Kim bilir ne kadar iyi gelirdi. Sinan benim abimse, Eymen de ikinci abimdi. O kadar seviyorum kendisini. Ama bir sorun vardı.
Eğer şuan kendimi ona açık edersem abime ihanet etmemek için söylerdi. Abim anneme, annem babama, derken tamamen açıklanmış olurdum. Ve tüm planım boşa gitmesi gibi, sahte kimlik yüzünden hapse bile girebilirim. Bunları göze alamam!
"Beni evime kadar bırakabilir misiniz?" diye sordum boğazımı temizleyip kıstıktan hemen sonra.
"Beni tanımıyorsunuz bile! Belki bende onlar gibi biriyim!"
"Az önce bana 'bacım' dediniz ve artı olarak onları bana sarkıntılık ettiği için bu hâle getirirken gördünüz. Eğer öyle biri bile olsanız dayak yemek istemediğiniz için normal olarak götünüz yemez bana sarkmaya. Haa birde parmağınız da alyans var." dedim ve şaşkın bakışları altında arabasının ön koltuğuna bindim.
Sadece bir dakika beklemenin ardından Eymen de arabaya bindi. Tabi bana yandan hiç iyi olmayacak bakışlar atarak. Ah be Eymen bir bilsen kim olduğumu o adamları bana sarkıntılık ettiği için benden sonra birde sen döverdin.
"Sizi götürmeyi gecenin bi vakti bırakmaya vicdanım el vermediği için kabul ediyorum. Aksi takdirde sizi arabadan atmasını iyi bilirdim!" diyen çatık kaşlı Eymen tamamen blöf yapıyordu.
Belki gerçekten de gecenin bi vakti bırakmaya vicdanı el vermemiş olabilir ama beni hatta bir kadını asla arabadan atamaz. Onun yerine karısını arar ve ondan izin ister. Genelde karısı telefona arabaya binmek isteyen kadını ister ve yaşını falan sorar.
Eğer binmek isteyen kadın evli ve orta yaşlıysa sorun olmuyordu. Ama bu kadın orta yaşlı olmasına rağmen bekarsa kadına telefonda bir şey söylüyordu ve o kadının birden rengi değişiyordu. Sonra ise arkasına bakmadan kaçıyordu. Ve ben ne olduğunu çok sordum ama söylemedi, bu yüzden bilmiyorum.
"Bacım nereye gideceğinizi söyleyecek misiniz?" diye soran Eymen'e döndüm.
"Siz ilerdeki sağdan dönün ben size tarif ederim yolu." dediğimde derin bir nefes alıp verdi. Ardından 'ya sabır' çekerek arabayı çalıştırdı.
Tarif ettiğim yollarla birlikte on beş dakika sonra eve gelmiştik. Arabadan inip hızla kapıyı kapattım ve eve doğru koşturmaya başladım. Sonra birden teşekkür etmediğim aklıma gelince arkama döndüm.
"Teşekkür ederim Eymen." dediğim gibi içeri girdim.
Ama saat çok geç olmuştu ve muhtemelen herkes uyuyordu. Kimseyi rahatsız etmeye hakkım yoktu. Bu yüzden yedek anahtarı almak için kapının üstünde yuvarlak şekilde kapı deliğinin üzerine asılı duran yapay çiçeğin arasını karıştırmaya başladım. Ve bingo!
Hemen anahtarı hızlı ve oldukça sessiz bir şekilde deliğe yerleştirip kapıyı açtım. Ardından aynı hızla bebek odasına ilerledim ve içeri girdim. Işığı yakarsam uyanma ihtimali vardı ve ben ona kıyamam.
Bu yüzden sadece gece lambasından çıkan ışık eşliğinde yanına ilerledim. İşte yine Masal, Deniz'in koluna yatarak uyuyordu. Deniz de yana dönük bir şekilde boşta kalan kolunu Masal'ın üstüne doğru atmıştı.
Ve çok tatlılardı.
Hemen telefonumu çıkararak resimlerini çektim. Yıllar sonra arkadaş olma ihtimalleri vardı ve bu resimleri onlara gösterip epey eğlenebilirim. Tabi Can da hayatımıza geri döndüğünde.
Masal'ı kucağıma alıp kokusunu içime çektim. Altının kokusuna baktığımda kötü kokmuyordu ve muhtemelen Damla yatırmadan önce değiştirmişti altını.
Öptüm, sarıldım, kokladım derken artık gitme vaktinin geldiğini anladım. Sabahta gelmiştim ama yine de özlemiştim. Sonuçta birbirimizden ilk kez bu kadar ayrı kalıyoruz.
İstemeyekte olsa Masal'ı yerine yatırıp odadan çıktım. Ardından geldiğim gibi yine sessiz bir şekilde kapıyı kapattım. Anahtarı da yerine koydum. Sabah arayıp Damla'ya gece geldiğimi söylemem de gerekiyor.
Saat bi hayli geç olmuştu ve ben hâlâ uyumadım. Eve gittiğim gibi uyumalı ve sabaha kadar uykumu almalıyım. Tabi bir kaç saatte ne kadar uyku alınırsa artık o kadar alabilirim.
Allah'tan şans benden yana olmuştu ki dışarı çıkar çıkmaz boş bir taksi ile karşılaştım. Evin adresini verdiğim de onaylayıp arabayı çalıştırdı.
Daha önce de yaptığım gibi taksiciyi evin arka sokağında durdurup parasını ödeyip indim arabadan. Ardından tabana kuvvet gölgelerde koşarak odanın penceresine geldim. Ama kapalı olan pencere küfür etmeme sebep oldu...
***
"Kalpten gidiyordum az kalsın!"
"İyisin değil mi? Bir şeyin yok!" diye soran Fadime Teyzenin yanına uzanıp gözlerimi kapattım.
"Eğer biraz daha uyumazsam sabah hiç iyi olmayacağım." dedim ve Fadime Teyzenin söylediği şeyi idrak edemeden kendimi uykuya bıraktım.
Ama ben henüz uykuya yeni dalmışken Fadime Teyzenin beni dürterek uyandırması hiç adil değildi. Eh insaf be!
"Az daha izin ver lütfeeenn!" dedim ve kıçımı Fadime Teyzeye döndüm.
"Kız neredeyse öğlen oldu. Levent Bey ve Nergis Hanım seni sorup duruyor. Ne dememi istersin?"
"Ölmüş ve cehennemin dibinden kartpostal göndermiş diyebilirsin mesela. Hatta arkasında sizi de yanına çağırdığıyla ilgili not düşmüş, de bakalım." dediğimde Fadime Teyze koluma çimdik attı.
"Şaka yaptığına göre uyanmışsın sen. Hadi kalk!"
"Fadime Teyze ben şaka yapmıyordum ki! Bence çok mantıklı! Ben cehennemin dibine gideceğim ve onlarda arkamdan gelecek. Böylelikle onlar benden kurtulurken bende onlardan kurtulmuş olurum. Nasıl olsa istenmeyen gelin oldum gözlerinde!" dedim ve sinirle ayağa kalktım.
Ama kalkasıya bir çığlık eşliğinde yere kapaklandım. Çünkü dün hırsızcılık oynarken pencereden atlayıp incittiğim ayağımı unuttuğum için kendini hatırlatmış oldu.
Ama nasıl olduysa bu ayakla gece koşmuştum, adam dövmüştüm ve kızımı görmeye gitmiştim. Annelik, bu olsa gerek...
"Ne oldu? İyi misin?" diyerek telaşla soran Fadime Teyze eğilip beni kaldırmak için uğraşmaya başladı.
"İyiyim tamam. Sen dur ben ayağa kalkarım." dedim ve yataktan destek alarak kalktım.
"Ne oldu şimdi?"
"Gece yakalanıyordum az kalsın, bende mecbur pencereden atladım ve sonuç bu!" dediğimde gözlerini kırpıştırdı.
"Demek bu yüzden Masal'ın yanına giderken aksıyordun sen."
"İnan bana hiç farkında bile değildim." Fadime Teyze koluma girip beni komodinin yanına getirdi. Ardından sandalyeye oturttu. Çekmecelerin birini açıp karıştırmaya başladı.
"Aha işte buldum seni!" diyerek eline bir krem aldı ve önüme oturup eline krem sıktı.
"Fadime Teyze ben yaparım, sen zahmet etme." dedim ama beni dinlemedi ve sürmeye başladı.
"Birazdan ağrısını alır, merak etme. Allah'a şükret! İyi ki şişmemiş. Eğer şişseydi, Levent Bey anlayabilirdi."
"Doğru, anlardı. E sonuçta tam önünde aşağı atladım. Allah'tan çimen yığınının üstüne düştümde bayılmadım."
"Ama ayağını kırmışsın!" dedi ve dizime vurdu.
"Ya kırmadım! İncindi sadece."
"İyi halt ettin! Aferin!" dedi ve ayağa kalktı.
"Bu kadar kızma ya!" derken çocuk gibi dudağımı büktüm.
"Hadi kızım kalkta içeri gidelim. Yoksa bizimkiler birazdan neden gelmediğinin sebebini öğrenmek için odaya girecekler." dediğinde ayağa kalktım ve sızladığını belli etmeden yürümeye çalıştım ve sanırım başardım.
"Oldu mu? Belli ediyor muyum?" diye sorduğumda eliyle 'eh işte' der gibi bir hareket yapınca derin bir nefes aldım ve bileğimin acısını yok sayarak yürüdüm. Artık olursa sorun yoktu ama olmuyorsa bu aralar sıkça yaptığım gibi yine yalan söyleceğim.
Salona girdiğimde annem, Sena, Sema ve Haşmet Amca vardı. Babam yoktu birde Fadime Teyze ile ben eksiktim o masada...
Aslında Can, Masal ve ben, gerçek ben eksiktim o masada. Masal kimliğini kullandığım kadının yanında, Can içerde yatakta ve ben... Ben neredeyim onu bile bilmiyorum ki!
Buradayım, Can'ın yanında ama aslında yanında ki ben değilim. Ona tekrar bakıcılık yapan karısı olan benim ama resmi olarak ben değilim. Ben neredeyim?
"Damla bir sorun mu var?" diye soran annem ile birlikte irkilerek kendime geldim.
"Efendim?"
"Gözlerin doldu galiba, ne düşünüyorsun?"
"Ben mi? Farkında değilim." dedim ve masaya oturdum.
Kahvaltılık bir şeyler atıştırmaya başladım ama annemin gözleri bendeydi, bunu hissediyordum. Acaba yapmayı unuttuğum bir şey mi varda beni tanımak mı üzereydi.
Kafamı kaldırıp annemle göz göze geldim ve istemeyerekte olsa gülümsedim. Tek sorun annemin gülümsemiyor oluşuydu.
"Bir sorun mu var, Nergis Hanım?" diye sorduğumda kafasını iki yana hafifçe salladı.
"Sadece bir an için seni birine benzetecek gibi oldum. Ama yok benzemiyorsunuz. Saçmaladım sadece." deyip gülümsedi ve kahvaltı etmeye başladı.
Tedirgin bakışlarımı Fadime Teyzeye çevirdim. Aynı bakışlar onda da vardı. Gözlerini yüzümün her santiminde gezdirdi ve açıkta bir şey olmadığını belli etmek istercesine hafif hatta hiç farkedilmeyecek şekilde iki yana salladı.
"Levlâ Abladan mı bahsediyorsunuz, Nergis Hanım?" diye soran Sema'ydı. Ne demek istemişti ki şimdi? Beni bana benzettiğini mi ima ediyordu acaba? Aman Allah'ım!
"Nereden çıktı şimdi bu Sema?" diye soran annem kaşlarını çatmıştı.
"Levlâ Abla esmer bir kadındı. Ki bu yeni hemşire de esmer bir kadın. Ben bu ikisinden başka esmer kadın tanımadığım için ve sizde böyle söylediğiniz de aklıma direkt olarak Levlâ Ablam geldi."
"Semacığım güzel bir açıklama yaptın ama o kadın senin ablan değil, biliyorsun değil mi?" diye soran annem ile sinirlerimin gerildiğini hissetmeye başladım.
"Abla kardeş olmak için kan bağına gerek yok ki. Bir insan diğeri için endişe edip korkuyorsa bu ona karşı sevgi beslediği anlamına gelir. Bu beslenen sevgi de kan bağı olmadan da kardeş olabilecekleri anlamına gelir.
Her zaman kan bağı olan insanlar birbirine kardeş olacak diye de bir kanun yoktur. Henüz tanışmış olan iki kişi önce arkadaş olur. Sonra öyle şeyler konuşup dertleşirler ki, bir bakmışsınız yalnızca bir günde kardeş olmuşlar.
Hem de aynı soyadını taşımadan ve kan bağı olmadan. Ben böyle arkadaşlıklar çok kurdum. Kimisi yalnız olarak arkadaşım olarak kaldı. Ama bazıları bir baktım kardeşim olmuş."
Kuruyan boğazımı ıslatmak amacıyla yanımda ki ağzı dolu suyu alıp yudum yudum içmeye başladım. Tabi o sırada söylediklerime ne tepki verecekler diye de masaya göz gezdirmeden edemedim.
Annem kaşının tekini havaya kaldırmış bir şekilde bana bakarken, diğerleri şaşkın ifadelerle bakıyorlardı.
Bu durumdan rahatsız olduğumu belli eder şekilde yerimde kıpırdandım ve bardağı aldığım yere koydum. Sonra da boğazımı temizlenmeden yapamadım.
"Yanlış bir şey mi söyledim?"
"Yo, oldukça mantıklı ve güzel konuştun. Bizi şaşırtan şey ise konuşma tarzın Levlâ... Ablasına (!) benziyordu. Tuhaf sadece." derken annem, farkettirmeden korkuyla yutkundum.
Aptal Levlâ! Salak Levlâ! Tutamadın bi çeneni! Ne kadar gerizekalı bir insan oldum ben ya!
"Öyle içimden geldiği gibi konuştum ben." dedim ve ve tam ayağa kalkacakken babam içeri girdi.
"Ah bende kurt gibi acıkmıştım!" diyerek adeta masaya doğru uçtu.
"Dünkü hırsız ile ilgili bir şey öğrenebildin mi?"
Annemin, babama sorduğu ile ilgili cevabı merak ettiğim için şimdilik kalkmaktan vazgeçip, kahvaltıya sözde devam ettim.
"Çalmak istediği dosya, yeni gireceğimiz ihalenin dosyalarından biriymiş. Yani demem o ki rakip şirketlerden birinin yaptırmış olacağını düşünüyorum. Ve araştırıyorum." dediğinde babam, ne hissedeceğimi şaşırmış durumdaydım.
Ulan kırk yılın bi başı bir şey yapmaya çalıştım. Ama ne yapmayı başarabildim nede dosyayı bulabilmeyi başarabilmişim! Eğer hiç yakalanmadan dosyayı alabilseymişim bile yanlış dosya olacakmış! Şaka gibi!
"E polise haber versenize! Parmak izinden hemen kim olduğunu bulurlar!" diyen annem ile dehşete kapıldım. Lanet olasıca aklıma eldiven takmak hiç gelmemişti.
"Nergis, yılların şirketleri, hırsızlık için birini tutacak ve tuttuğu kişi de eldiven takmayacak, öyle mi? Gerçekten düşündün mü böyle bir ihtimali?" Babam farkında değildi belki ama resmen benim hayatımı kurtarmıştı. Hem de nasıl kurtarmak öyle!
"Ay ne biliyim Levent?! Sanki hırsızlık yapan biriyim!"
"O zaman karışma Nergis! Bu benim işim ve meselem!" diye sertçe konuşan babama baktığımda bana kaçamak bir bakış attı.
İçimde nedensiz bir korku oluşurken yutkunmadan edemedim. Neden öyle bir bakış atmıştı ki?! Beni tanıdı mı yoksa?!
Peki hangisi olarak tanıdı ki beni? Levlâ olan beni mi, yoksa hırsız olan Damla'yı mı? Allah'ım iki kimlikli biri olmak ne kadarda zor!
Elim ayağım titremeye başlarken, ağzıma koyduğum herşey gitgide büyümeye başladı. Bakışlarımı belli etmeden anlık Fadime Teyzeye kaldırıp baktığımda bir şey farketmediğini gördüm.
Tedirgin ve gergin geçen şu dakikalarımı çalan kapı zili doldurdu. Zaten kalkmak için fırsat kollayan ben, hemen ayaklanıp kapıya koşturdum.
Gelen Cem elinde mavi dosya ile birlikte içeri girerken boğazımın düğümlendiğini hissettim. Ben duygu karmaşası yaşarken Cem içeri girip dosyayı babama verdi. Babam ise kapağını açıp kısa bir bakış attıktan sonra annemin önüne attı.
"Al işte Nergis, istediğin şey oldu."
"Bu ne Levent?" diye soran annemi cevapladığında babam, artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladım.
"Can'ın ve Levlâ'nın boşandığına dair olan belgeler."...
***
Umarım beğenmişsinizdir ☺