Keyifli okumalar
Bazen söylediklerimiz olan gerçekler başımıza bela olabilir. Sinirle, aniden zararsız olarak düşünerek söyledilerimiz gerçekten de bize zarar verebilecek kadar büyüyebiliyor.
"Yalnız bir kadın olduğunu sanıyordum." diyen annem ile birlikte kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Beynimde ne yalan söyleyecek onu düşünmeye geçti.
Bildiğim kadarıyla yalandan kimse ölmüyordu. Her ne kadar yalan söylemeyi sevmesem de beni buna mecbur bırakıyorlar. Hem de şuan kaşları havada cevap vermemi bekleyen annem gibi.
"Biz artık ayrı kalıyoruz." Yani ayrı yataklarda kalıyoruz. Pekte yalan sayılmaz.
"Ama ona olan aşkımı ve sevgimi hiç kaybetmedim. Ayrıca hâlâ evliyiz." diyerek aniden aklıma gelenleri saydım. İnanmış gibiydi yada ben öyle olduğunu düşünüyorum.
"Sorun ne peki? Neden ayrı kalıyorsunuz?" Çünkü hasta.
"Özel aile mevzuları." diyerek geçiştirdim ve eve doğru ilerledim.
Hayatım o kadar karışık ki şuan. Bir yandan Can, diğer yandan kızım var. Tek bir hayat yetmiyormuş gibi bir de bir başka hayatın altında kaldım. Ailem beni deli gibi merak ederken, onların yanına gidemiyorum bile.
Şu halde gitsem, ah şaka gibi...
Kokusunu özlediğim adamın odasına girdiğimde kapıyı kapatıp banyoya girip yıkandım. Ardından yanına oturdum. Gerekli olan şeylerine bakıp, temizliğini yaptım. Sakalları uzamaya başlamıştı ama ona bu hali bile yakışıyordu.
Kesmeyeceğim. Uyanana kadar kesmeyi istemiyorum. Uyandığında işte o zaman kesebilirim.
"Sesini özledim be adam. Gözlerini ve kahvelerinle bana bakan aşkını özledim. Tenime değen nefesini, yanağında oluşan çukurlarını özledim. Kokuna ilaç kokusu karışıyor onu bile net alamıyorum. Bu yüzden kokunu da özledim.
Şimdi uyansan, gözlerime baksan, özlediğim ve bakmaya doyamadığım kahvelerine baksam. Başka hiç bir şey istemem sevgilim, yemin ederim."
Can'la konuşmak bana her geçen zaman biraz daha iyi geliyordu. Duyduğuna emin değildim ama en azından sevgimi hissettirmeliydim. Belki de beni duyuyordu. Burada öylece kendisini bekleyen aşkı olduğunu biliyordu.
Sadece Can'ın yanındayken sesimi normale çeviriyorum. Ben olduğumu anlayabilmesi için. Yanına gelirken banyoya gidiyorum. Evdeki kimse ben olduğumu anlamasın diye, sıktığım o parfüm kokusu çıksın diye.
Kablolarına dikkat ederek yanına uzanarak burnumu boynuna koydum. Elimi kalbine yerleştirdim. Gözlerimi kapattığım gibi biraz daha sokuldum.
"Aşkımı hissediyor musun?" diye sordum fısıldayarak. İşte o zaman hiç ummadığım bir şey oldu ve elimin altında olan kalbi hızlandı.
Bu neydi şimdi? Beni hissettiği anlamına mı geliyordu? Veya aşkımı mı hissetmişti? Bu bana verdiği bir tepki miydi? Yoksa hissettiği aşkıma mesaj mıydı?
Heyecanla yerimden doğrulup Can'a baktım. Bir an için umut etmiştim, belki uyanmıştır diye. Ama uyanmamıştı. İçimde bir burukluk oluştu ama yılmadım. Yılmamalıydım.
Bu defa kalbine elimi değil kulağımı koydum ve kalp atışı normale dönene kadar dinledim. Zaten çok fazla uzun sürmemişti kısa süre sonra normal haline dönmüştü.
Kısa bir an için olsa da yine mutlu olmuştum. Şuan da mutluyum belki ama kalbinin hızıyla bir, sanki hiç bu olaylar olmamış gibi hissettim. Sanki şuan normal bir uykudaymış gibi.
Kafamı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım uzun uzun. Elimi yanağına getirip sakalının arasında gezdirdim.
Elimde bıraktığı his ile birlikte, yıllar önce yanağıma, yanağını sürttüğü ve bıraktığı hissin ne kadar çok hoşuma gittiğini hatırlayınca, istemdışı gözümden yaş damladı. Ama bu defa yüzümde burukta olsa bir gülümseme vardı.
"Yalan söylüyorsunuz? Size inanmıyorum!" diye bağıran bir ses duyduğumda göz devirdim. Ulan şu evde bir hasta var değil mi? Az saygınız olsun ya!
"Levlâ nerdesin?!" diyerek yine aynı ses bağırdığında birden ses tanıdık gelmeye başladı.
Endişeli bir şekilde akan yaşımı silip, ayağa kalktım. Temkinli adımlarla kapıya doğru ilerledim. Açtığımda ise salonda annemle birlikte hararetli bir şekilde konuşan ikizimi gördüm.
İçten içe, söverek odadan çıkmak için adımlamaya başladım. Buradan çıkıp başka bir odaya gitmezsem eğer, ikizliğin verdiği o hisle veya telepatik bir şekilde beni tanıyabilirdi.
İşimi sağlama almak için arkamı dönüp ilerlerken annemin sesini duydum. Ve lanet okuyarak olduğum tarafta ki kenarda saksıya bakmaya başladım. Sanki kaçmaya çalışmıyormuşum gibi...
"Damla! Şu saygısız kadını al ve at dışarı."
Gözlerimi kapatıp yavaş bir şekilde onlara döndüm. Sevda ise çatık kaşlarıyla annemi öldürmeye çalışır gibi bakmaya devam ediyordu.
El mahkum onlara doğru yaklaşırken ayak seslerimi duyan Sevda bana doğru elini kaldırıp 'gelme' der gibi tuttu.
"Sakın gelme! İkizimi bulmadan veya ona ne olduğunu öğrenmeden gitmeyeceğim!"
"Levlâ kaçtı! Torunumu da alıp kaçtı! Kim bilir kimin yanında sürtüyor! Burada olmadığına ve seninde bilmediğine göre."
Dişlerimi sıktım, gözlerimi kapattım. Beni, benim yanımda bu kadar aşağılaması ona olan sevgimi saygımı iyice kaybetmeme sebep oluyordu. Biliyorum canı yanıyor benim yüzümden ama bu yaptığı imalar...
"Ulan kadın! Sen Levlâ'yı gelin alırken mutluluktan dört köşe değil miydin? Ne oldu şimdi? Kız bir yerine mi battı!" diyerek annemin üstüne yürüyen Sevda'yı kolundan tutup durdurdum.
"Ne olursa olsun büyüklerimize karşı saygılı olup, olmayacak şeyleri yapmamalıyız." dedim sesimi bu eve geldiğimden beri değiştirdiğim şekilde.
Ama sesimi değiştirmem bir fayda etmemiş olacak ki, birden bana döndü, Sevda. Böyle kızmak için de değildi. Şaşkınlıkla gözlerini büyüterek, sonuna kadar açtı. Hadi ama ben bile kendime aynada bakarken tanıyamıyorum! Nasıl oluyorda sesimden bilebiliyor?!
"Le..."
"Bahsettiğiniz kadın burada değil, hanımefendi. Lütfen şimdi dışarı çıkın." diyerek tutmuş olduğum koluna birazcık tırnaklarımı geçirerek 'çaktırma!' diye bir mesaj bırakmış olabilirim.
Yüzünü buruşturmasıyla mesajı aldığını düşünerek kolunu saldım. Ama o sırada Sevda'nın anneme dönmesiyle ödüm bi taraflarıma karışmadı değil.
"Bu iş burada bitmedi! Elbet Levlâ nerede öğreneceğim!" demesi kafamı karıştırmıştı. Beni tanımış mıydı, yoksa tanımamış mıydı?
"Damla, şu kadını kapıya kadar geçir ve bir daha gelmeyeceğinden emin ol." diyerek kulağıma fısıldadı. Bu durum iyice sinirimi bozmuştu.
Sevda benim ikiz kardeşim ve her istediği zaman buraya gelebilir! Ama ben yokken gelmesi de saçma olur, ki ben buradayım ya orası ayrı konu.
Kendi kendime saçma iç savaşımı bitirip Sevda'ya döndüm ve elimi ileri doğru uzatıp gösterdim.
"Şöyle buyurun lütfen." dediğimde kaşının tekini alayla kaldırıp aynı alaylı şekilde gülümsedi. Allah'tan anneme arkası dönüktü ve bu yüz ifadesini görmedi.
Birlikte çıkışa doğru ilerlemeye başladık. Ben önde Sevda arkamdan geliyordu. Kapının önüne geldiğimizde açıp çıkmasını bekledim. Ki çok fazla beklemeden çıktı. Ama çıkarken kolumdan tuttuğu gibi beni de dışarı çekip çıkardı.
"Levlâ?!" diyerek sessizce cırladı.
"Sus kız!" derken elimi ağzına kapattım.
"Ne bu hâl? Kat Graham'a benzetmişsin. Oha ya!"
"Sevda kafayı yedin galiba! Ben nelerle uğraşıyorum, sen ne diyon?!" diyerek sessiz bir şekilde cevap verdim. Ama korkudan her an bayılma gibi bir ihtimalim de var.
"Ne bu hâl, Levlâ?"
"Mecbur kaldım. Annem benden kızımı alarak bu evden göndereceğini söylediğinde korktum. Can ölümle burun burunaydı ve kızımdan ayıracaktı.
Bende kaçtım. Sonra ise
tanıdığım birine rastladım ve olanları anlattım. Ondan sonra bir şeyler oldu ve ben yeniden Can'a bakıcılık yapmaya geldim buraya. Beni tanımasınlar diye de bu hâle girdim.
Onlardan yana bir sorun yok, beni tanımadılar, ama sen nasıl yaptın? Beni nasıl tanıdın?"
Derin bir nefes alıp etrafa bakındım. Şuan biri beni duyduysa eğer hapse girmeme ramak kalacak şeyler anlattım.
"Biz ikiz kardeşiz. O evde olduğunu hissettim senin." dediğinde gülümsedim.
"Neyse artık sen git. Bak kimseye de burada olduğumu da söyleme. Hatta gördüğünü de sakın söyleme!" dedim endişeyle.
"Annemle babam nerde nasıl olduğunu merak edip duruyorlar. Senin için çok endişeliler."
"Ben annemi aradım gece. Babamı da ararım. Ama şimdi git. Bak yakalanırsam hapse atarlar beni!" diyerek gözünü korkuttum.
"Tamam gidiyorum ama mutlaka beni ara."
"Tamam arayacağım! Hadi git!" dediğimde gitmeye başladı. Bende rahat bir nefes alıp etrafa tekrar baktım. Kimseyi görmeyince aldığım nefesi geri verdim.
İçeri girdiğimde Emre ile burun buruna gelmek daha yeni yatışmış olan sinirlerimi ayağa kaldırmıştı. Ama üstüme doğru gelip beni kapıyla arasına alması...
"Ne kadar güzel olduğunun farkında mısın?" diyerek elini kapıya yasladı.
Sinirle kafamı yana çevirdiğimde Sena ile göz göze geldim. Kızarmıştı. Ama utançtan değil, sinirden. İşte o an anladım ki Emre bana yavşamıyordu. Beni kullanıyordu. Sena'yı kıskandırmak için benimle oynuyordu.
Ben tüm olayı çözene kadar Sena içeri girmişti. Benimde zaten tepemde olan sinir ile birlikte ellerimi Emre'nin göğsüne koyup olağan gücümle ittim ve suratına okkalı bir tokat geçirdim.
"Sen nasıl bir adamasın ya?! Bir kızı üzmeye ne hakkın var?! Ne sanıyorsun sen? Hoşlandığın kızı kıskandırınca koşarak boynuna mı sarılacak? Dur ben söyleyeyim, sarılacak ama senin böyle yaparak açtığın yarayı saran adama sarılacak!" dedim sinirle. Emre'nin şaşkın suratı eşliğinde gözlerimi kapatıp sakinleşerek tekrar açtım.
"Sen böyle yaparak onu kendine çekmiyorsun. Aksine onun yaralayarak senden uzaklaşmasına sebep oluyorsun. Eğer onu seviyorsan git ve söyle. Sonra ise bir bakmışsın hayatın boyunca yaşamadığın günleri birlikte yaşıyorsunuz.
Ne olursa olsun bir daha böyle bir şey yapma ona karşı. Bir kadının kalbi çok narindir. Bir kere incinince iyileşmesi zaman alır. Eğer ki incittiği kişinin kalbinde ayrı bir yeri varsa işte o zaman canı hiç acımadığı kadar yanar. Şimdi git ve ondan özür dile Emre."
"Sen nerden anladın?" diyerek şaşkınca sorduğunda kısık bir şekilde bağıracağım diye fena halde acıyan boğazımı temizledim.
"Ben bir kadınım Emre, hissettim." dediğim gibi göz kırparak ilerlemeye başladım. Tabi arkamda mal gibi kaldığından haberdar bir şekilde.
İçten ama burukça gülümseyerek Can'ın odasına girdim. Girmesine ama Fadime Teyzeyi masanın üstüne elma tabağı koyarken görmeyi beklemiyordum. Ama işin en kötü yanı ise söyledikleriydi.
"Senin için getirdim Levlâ."...
***
"Nasıl tanıdın beni, Fadime Teyze?"
"Can'ın yanında ağlarken gördüm seni. Anladım işte. Kimse Can için ağlamaz be yavrum senden başka." diyen Fadime Teyzenin omuzuna başımı yasladım.
"Annem de ağlar."
"Nergis Hanım ağlamaz. Ağlamadı da zaten. Sadece tüm hıncını sinirini senden çıkardı. Yalan söyledi sana. Korkuttu ve bunlardan korkunç derece de zevk aldı.
Bilerek kaçmana sebep oldu. O günden sonrada her an Levent Bey'e ve Cem'i sana karşı hep doldurmaya çalıştı. Ama Cem de senin gibi, benim yüzümden oldu diyerek senin tarafında oldu.
Levent Bey ise senin Can'a olan aşkına, sevgine sonsuz güvendiği için ne derse desin Nergis Hanım, onu duymadı bile."
"Biliyorum Fadime Teyze. İlk geldiğim günden beri duyuyorum. Ama anlam veremiyorum. Annem böyle değildi. Beni seviyordu. Tamam hatalıyım, suçluyum ama bunun için kızımı benden ayırmak istemesi çok ağırdı."
Derin nefes alıp verdim. Ağlamak iyice alışkanlık olmuştu bende. Ama olur olmadık yerde ağlamamın sonucu yakalanmak olmuştu. Bu defalık bir sorun yoktu ama bir dahakine Fadime Teyze gibi hoş karşılamayan birine yakalanmak hiç iyi olmazdı. Tabi bu biri annemden başka kimse değildi.
"Hadi ama yapma şöyle. Seni yerinde kim olsa yanlış anlardı." diyerek beni teselli etmeye çalışması boşaydı.
"Biz diğerleri gibi değiliz ki Fadime Teyze. Ne olursa olsun durup onu dinlemeliydim." dediğimde kafama vurdu.
"Ah deli kız, ne dersem diyeyim, beni duymayacaksın değil mi?"
"Ben seni duyuyorum ama kendimi suçlamadan duramıyorum. Sürekli vicdanım 'nasıl yaptın?' diye sorarken kendimi alamıyorum." dedim ve ne kadar kendimi sıksam da gözümden akan damlayı engelleyemeden.
"Ah be yavrum. Kendine çok yükleniyorsun." derken kafamı omzundan kaldırıp ellerini yanaklarıma koydu ve yaşlarımı sildi.
"Lev"...
"Fadime, nerdesin?" diyerek çağıran annemi duyduğumuzda ikimizde birden telaşa kapılıp ne yapacağımızı şaşırdık. Sonra deli gibi hareketler ettiğimizin farkına varıp, Fadime Teyzenin kolundan tuttum.
"Hemen dışarı çık. Yeni kızı gözetliyordum, dersin." dediğimde kafasıyla onayladı. Ardından koşar adım odadan çıktı.
Bende bir süredir yemediğim elmaları özlemle yemeye başladım. Ama annemin odaya pat diye birden girmesiyle birlikte elma boğazımda kaldı.
Deli gibi öksürürken zorla uzanarak su alıp içtim. Birden kafama bir şey dank etti. Ben Can'ın yanına ilk girdiğimde yıkanarak parfüm kokusundan kurtulmuştum. Eğer annem biraz daha yaklaşırsa bana, anlama ihtimali yüksek bir olasılık.
"Ne oldu?"
"Birden içeri girdiğinizde korktum efendim." diyerek kafamı öne eğdim.
"Neyse artık. Oğluma bakmaya geldim. Sen çık dışarı." dediğinde kafamla onaylayarak odanın çıkışına ilerledim. Tabi çaktırmadan komodinin üstündeki parfümü de alarak.
Kendimi odadan dışarı atıp parfümü üstüme sıktım. Ardından küçük parfüm şişesini cebime koydum. Ne yapsam, diye düşünürken birden annem Can ile ne konuşacak merak etmeye başladım.
Evden sessiz adımlarla çıkıp Can'ın odasının pencere yanına geldim. Oda havalansın diyerek aralık bırakmış olduğum pencereden annemde Can da rahat bir şekilde görünüyordu.
Annem elini Can'ın yanağına koymuş bir şekilde duruyordu. Benim yüzümdendi. Bu kadın benim yüzümden bu haldeydi. Bana ne yapsa haklı.
"Oğlum, Can'ım. Merak etme sen, senin bu hâle gelmene sebep olanlar en ağır cezaları alacaklar. Şimdilik babanla, kardeşini yılan karına karşı dolduramıyorum ama az kaldı. Elbet bir yolunu bulup herkesi ona karşı yapacağım.
Sonra bir bakmışsın uyandığında bekar bir erkeksin. Şimdilik kızını da almasına izin verdim oğlum. Ama ona karşı doldurabilmek içindi bunlar. Babanı bir ikna edeyim işte ondan sonra kızını da alacağız.
Sen şimdi rahat bir şekilde uyu yakışıklı oğlum. Sana bunu yapanlar en acı şekilde hesap vererek ödeyecekler."
Kendimi birden geri çekip duvara yasladım. Az önce duyduklarım, tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Nasıl ya?!
Resmen o gece kaçacağıma emindi ve yanıma Masal'ı götüreceğimi de biliyordu. Durdurmadı! Çünkü babamı bana karşı doldurmasına bu yardımcı olacaktı. Sonra ise herkes bana düşman olunca ben mahvolurken kızımı benden alacaktı. Sadece biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Babamı ikna edebilmek için.
Artık herşey sarpa sarıyordu. Bir çok şey geri dönülmez bir yola giriyordu. Ve ben bu yolda kaybolmak üzere olduğumu hissediyorum.
Bana ne yapsa haklı demiştim ama bu kadarını da hiç haketmedim. Önce Can'dan beni ayıracaklar, sonrada kızımı benden alacaklar. Olmaz, yapamazlar!
Bir kapı sesi duyduğumda düşüncelerimden kurtulup kendime geldim. Pencereden doğru odaya baktığımda annemin artık odada olmadığını gördüm. Yani her an beni bulmak isteyebilir.
Bu yüzden hemen geldiğim yolu geri dönerek eve girmek için hızlı adımlarla ilerlerken bir bağırma sesi duydum. Ama uzak olacak ki tam net anlayamadım.
Onun için sesin geldiği yöne doğru ilerleyip ne olduğunu anlamaya çalıştım. Öyle ki biraz ilerledikten sonra Sena'yı ve Emre'yi gördüğümde durup onları izleme isteğimi bastırmadım ve izlemeye başladım.
"Özür dilerim, Sena."
"Ya Emre, geldiğimizden beri beşinci özür dileyişin. Hani birde sebebini bilsem daha iyi ve mantıklı olacak!" dedi ve kollarını göğsünde bağladı.
Aslında Emre'nin ne için özür dilediğini bildiği, her halinden belliydi. Tıpkı burnu sürtsün diye böyle söylediğinin de belli olduğu gibi.
"Şey için işte." derken oldukça kıvranan Emre ensesini kaşıdı.
"Gerçekten çok aydınlatıcı oldun. Teşekkürler."
"Sena biliyorsun işte! Uzatma!"
"Neyi biliyorum?" Sena uzattıkça sinirlenmeye başlayan Emre kaşlarını çatarak bunu belli etti.
"Sena!"
"Ne var Emre ya?! Sena, Sena deyip duruyorsun! Adımı ezberliyorsun sanırım!" diyerek sözde sinirle ellerini iki yana açtı. Emre ise Sena'nın kolundan tuttuğu gibi kendine çekip dudağına yapıştı.
Ben gözlerimi büyüterek arkamı döndüğümde bir şak sesi duydum. İçimdeki meraklı kız hemen dönmemi söylediğinde bende dediğini yapıp döndüm.
Sena Emre'ye tokat atmış olacak ki Emre'nin eli yanağında kafası yana yatıktı. Sena ise az önce Emre'nin tutmuş olduğu kolunu ovuyordu.
"Hayvan mısın ya?! Az yavaş tutsana! Canımı yaktın!" diyen Sena'ya yalnızca ben değil, Emre de şaşkın bir şekilde bakıyordu.
"Ne yani, seni öptüğüm için kızarak vurmadın mı?" diyerek benimde merak ettiğim şeyleri sordu.
"Hayır! Kolumu hayvan gibi çektiğin için kızarak vurdum."
"Peki öpücük?" dedi ve gözlerini kırpıştırdı.
"Ben o öpücüğü uzun zamandan beridir bekliyorum." dedi ve elini Emre'nin ensesine koydu, ardından parmak uçlarında yükselip dudaklarını birleştirdi.
Bu iş olmuştu. Seven iki kalp buluşup bir oldu. Bir atmaya başladı. Artık onlar birbirine ait iki aşıktı.
Onlar öpüşürken daha fazla röntgencilik yapmamak için geri dönüp eve doğru ilerlemeye başladım. Eve girip salonun önünden geçerken ise duyduklarımla korktuğum şeyin başıma geleceğini anladım.
"Tamam Nergis, boşayalım Can'ı."...
***
Yalnış duymuş olmalıyım! Bir yanlışlık olmalı! Evet ben tam duyamadım! Sadece oradan geçerken duydum ve yanlış anladım. Aynen böyle olmuş olmalı. Çünkü babam benim yanımdaydı.
Hem Fadime Teyze de öyle söylemişti. Babam benim Can'a olan aşkıma, sevgime, güvendiği için izin vermeyecekti. Aynen öyle.
Can'ın yanında oturmuş bir şekilde tırnaklarımı yiyerek düşündükten sonra kendimce bir karara varıp ani bir şekilde ayağa kalktım.
Ama bu ani kalkışım kolumun bir sürahiye çarpıp yere büyük gürültüyle düşerek parçalanmasına sebep oldu. Elimin ayarına ve dengesiz hareketlerime söverek Can'a döndüğümde gözlerinin açık olduğunu farkettim.
İşte o an Damla'nın söylediği şey aklıma geldi. 'Hastanın, ancak şiddetli uyaranlarla kısa bir süre için uyanık duruma getirilebildiği tepkisizlik durumu.'
Can gözlerini açmıştı ve bakıyordu. Ama bu kısa sürelikti. Vakit kaybetmemeliydim. Birazda olsa az da olsa gözlerine bakmalıydım. Belki tepki verebilir.
Hemen ellerimi yanaklarına koyarak kafasını bana çevirdim. Sonra da dolan gözlerimle birlikte, bir hafta önce aşkla bakan ama şuan boş gözlerine baktım.
"Can, sevgilim. Uyan, gör beni." dedim ama hiç bir şey göremediğim gözleri yavaşça kapandı. Tabi arkasında ağlayarak göğsüne kapanan beni de bırakarak.
Ne kadar ağladım bilmiyorum ama artık gözlerimden akacak yaş kalmamıştı. Arada bir olan iç çekişlerim harici.
Kendimi geri çekerek ayağa kalktım ve bulanık bakışlarımla banyoya ilerledim. Ne kadar ağladıysam artık lenslerim gözlerime batmaya başladı.
Çıkarıp kenara bıraktıktan sonra elimi yüzümü yıkayarak aynaya baktım. Yüzüm gözüm kızarmıştı ve şişmişti. Ama umrumda bile değil. Can'ın yıllarca aşk ile bana bakan gözleri az önce boş bakmıştı.
Gözleriyle bana aşık olduğunu söyleyen adam, sevgisini gözleriyle iliklerime kadar işleten adam, gülümseyen gülümseten bu adamın gözleri, boştu. Bomboştu...
Bir kez daha yüzüme su çarptıktan sonra derin bir nefes alıp elimi yüzümü kuruladım ve banyodan çıktım. Hava almak için dışarı çıkmayı düşünerek ilerlemeye başladım.
Yeşilliğe çıkarak ağaçların arasına ilerledim. Ayakkabılarımı çıkardım ve ağaca yaslanarak yere oturdum. Herşey üst üste geliyordu. Her an benim için zorlaşıyordu. Sanki geri dönülmez bir hal alıyordu ve ben hiç bir şey eskisi gibi olmayacak diye çok korkuyorum.
"Baba ne dediğinin farkında mısın?!" diyerek bağıran Cem ile yerimden zıplayarak ayağa kalktım. Sonra da bu aralar sıkça yaptığım gibi dinlemeye başladım.
"Cem ne dediysem o!" diyen babamdı.
"Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu baba?! Ne demek bu?!"
"Belgeleri hazırla Cem! Detayları sonra konuşuruz!"
"Ne yani baba, abimle yengemi cidden boşayacak mıyız?!" diyen Cem içimdeki çaresiz kız gibi bağırıyordu. Ne yani ben yanlış anlamamış mıydım?
"Dedim ya konuşuruz." diyerek giden babam arkasında şaşkın Cem'i ve yıkılmış beni bırakmıştı.
İzin veremem! Gerçi benden izin alanda yok ya orası ayrı konu! Ama ne olursa olsun bir şeyler düşünmeliyim! Can'ı ve beni ayırmalarına göz yumamam! Bunu yapamam!
Cem'in oradan uzaklaşması ile birlikte bende her an yıkılacakmış gibi hissederek eve geri girdim. Allah'ım neden herşey üst üste geliyor?
Bir şeyler yapıp bunu engellemeliyim ama nasıl? Belgeleri hazırlayan Cem olacak ve saklayan ise babam.
Önce belgelerin onaylanması için mahkeme falan gerekiyor! Ama boşanmak için benim imzam da olmalı. Hadi Can imza atacak durumda olmadığı için ona bir şeyler yaparlar ama benim imzam olmadan bizi boşayamazlar.
Cem işinin ehli bir avukat, ya bir yolunu bulursa? Ya benim bile haberim olmadan boşarsalarsa? Tabi ben biraz daha düşünerek kafayı yersem!
"Allah'ım ya Can'ı bana bağışla, yada benimde canımı al beni ondan ayırma." dedim ve artık dayanamayan bacaklarımla yere çöktüm.
"Dayanamıyorum sevgilim, ne olur geri dön."
Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladım. Herşey bu kadar sarpa sararken gücümün çekildiğini hissediyorum sanki. Ruhumu bedenimden söküp çıkarıyorlar da olabilir...
***
"Baba dosyayı nereye koyayım?" diyen Cem ağzının içinde konuşmuştu.
"Çalışma masama bırak, yemekten sonra gidip birlikte bu konu hakkında konuşuruz." dedi babam eliyle ikinci katı göstererek.
Cem sinirli bir bakış atıp ikinci kata çıkarken ben elindeki dosyanın her ayrıntısına baktım. Açık mavi tonlarında ki bir dosyanın ne gibi bir ayrıntısı olabilir orası ayrı mesele.
Tabağında ki yemeği biten babam 'afiyet olsun' diyerek ayağa kalktı. Ardından Cem'in çıktığı merdivenleri çıkarak çalışma odasına ilerledi.
Ne yapmam gerektiğini düşünürken işe onları dinleyerek başlamaya karar verdim. En azından planlarının veya belgeleri ne zaman işleme koyacaklarını öğrenebilirim.
"Yukarı su getirebilir misiniz?" diye soran babam merdivenlerin yarısını geri inmişti.
"Bende şimdi kalkıyordum zaten, getiririm." dediğimde tekrar yukarı çıktı.
Elimden geldiğince dikkatli ve tedbirli olmalıyım. Hayatım geleceğim ve ailem buna bağlı.
"Ne yani belgeleri imzalayacak mısın?" diyen Cem ile kendimi kenara sıkıştırdım.
"Evet ardından buradaki çekmeceye koyarız."
"Baba bak emin misin? Bu suç!" dedi yengesi suç işleyen adam. Tabi benim işlediğim suçtan haberi olmadığı için sorun yok ama sonuçta suç işliyorum.
"Merak etme hiç bir şey olmasına izin vermeyeceğiz. Herşey istediğimiz gibi olacak, bu belgeler imzalandıktan sonra.
O imzayı attıklarında benim hayatım kayacaktı ama sizin istediğiniz herşey olacaktı, öyle mi? Hayır!
Elimdeki sürahiyle kapıyı çaldıktan hemen sonra masaya yerleştirdim. O sırada babam elindeki belgeleri imzalıyordu. Ardından bir şey söylemeden çıktım.
Odama geri girip bavulun içini karıştırarak siyah bir kaç parça kıyafet çıkardım. Saat ondu ve yemekten sonra herkes yatacaktı. Sadece iki saat sonra o odaya girip imzalı o belgeleri alacağım.
Benim için geçen sancılı iki saatten sonra tamamen siyah giyinip saçlarımı topuz yaptım. Yüzüme geçirecek bir maske yoktu bu yüzden daha dikkatli olmalıyım.
Sessizce yukarı çıkıp kilitli olmayan çalışma odasına girdim ve sessizce kapıyı kapattım. Telefonumun fenerini açarak çekmeceleri karıştırdım. Ve elime geçen açık mavi tonlarında ki dosyaya mutlulukla baktım.
Yerimden doğrulurken dosyanın kapağını aralıyordum, ki babam içeri girdi. Karanlık odada göz göze geldik.
Karanlıkta beni tanıması mümkün değildi ama o havaya kalkan eli eğer ışığın yakarsa tanıması mümkün olacak.
Bu yüzden daha fazla beklemeden pencereye koştum. Tam o hızla kendimi aşağı atacağım sırada babam ışığı yakmaktan vazgeçmiş olacak ki kolumdan yakaladı. Ve işte o an boku yediğimi anladım...
***
Umarım beğenmişsinizdir ☺