Hüsne Abla’nın sesi kapının ahşabına çarpıp içeri sızdığında, sanki bütün o elektrikli hava bir anda tuzla buz oldu. "Azad beyim! Zerrin hanımım! Mahmut ağam alt katta sofra kurdurdu. Zerrin hanımın anası, babası, ağabeyi de geldi. Kahvaltıya sizi beklerler!" Duyduğum isimlerle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Annemler gelmişti! Hem de bu saatte! Azad’ın kucağında, bir duvarla onun mermer gövdesi arasında sırılsıklam ve çırılçıplak bir haldeyken ailemin aşağıda olması fikri beynime kan sıçrattı. "Azad! Azad bırak, anamlar gelmiş!" diye çırpınmaya başladım. O koca gövdesini itmeye çalışıyordum ama adam milim kımıldamıyordu. Aksine, bacaklarımı beline daha sıkı kenetleyip o arsız sırıtışıyla yüzüme bakıyordu. Azad hiç istifini bozmadan, o koyu sesiyle gülerek "Kızım ne bu telaş

