8

3536 Kelimeler
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.       Bölüm başkarakterin ağzından.    ☣    A.G.Sahibi: Hâlâ o kalın ansiklopedilere bakmıyorsun değil mi?   Bora Ataberk: Bakıyorum...   A.G.Sahibi: Bora...   A.G.Sahibi: Sen ben değilsin, benim gibi başlama olaya.   Bora Ataberk: Nereden biliyorsun belki benimde içlerinden birine ilgim olacak?   A.G.Sahibi: O şeyi bulana kadar hepsini okuyacak mısın?   Bora Ataberk: Benim için endişelenme. Bir haftalık izin verdim kendime. O bir haftada neleri sevdiğimi bulmak için elimden geleni yapacağım.   A.G.Sahibi: İçimden bir ses vaktini boşa harcadığını söylüyor.   A.G.Sahibi: Beni o kitaplara iten detaylar vardı, seni ise benim zamanında o kitaplara hayranlıkla bakmam itti.   A.G.Sahibi: Hobilerim, hobilerin olamaz.   A.G.Sahibi: Kendini onlarla kısıtlama.   Bora Ataberk: Aslında bakarsan hangisi daha kısa diye bakınıyorum şimdilik.   Bora Ataberk: Yani henüz okumaya başlamadım.   A.G.Sahibi: Sabahtan beri sadece bakınıyor musun?   Bora Ataberk: Evet.   Bora Ataberk: Önerin varsa söyleyebilirsin.   A.G.Sahibi: Git ve piyano çal.   A.G.Sahibi: Zihnini boşalt.   A.G.Sahibi: Her şeye sıfırdan başlamakla her şeyi değiştirip öyle devam etmek arasında büyük bir fark var.   A.G.Sahibi: Tamam benim durumumda zordu ama sen şu an bildiğin yanlışları düzeltmekle meşgulsün.   A.G.Sahibi: Nereden başlaman gerektiğini kestirememen normal. Bu şey çok zor olacaktır.   A.G.Sahibi: Hızlı gitmene gerek yok, önce dinlen.   Bora Ataberk | Yazıyor...   A.G.Sahibi: Dinlen dedim Bora.   A.G.Sahibi: Bana yazma, git ve dinlen.   A.G.Sahibi: Hoşça kal.   Bora Ataberk | Çevrim içi   Bora Ataberk | Yazıyor...   Bora Ataberk: Hoşça kal.   ━━   "Hoşça kal."   Bora'nın son mesajını da okuyunca başımı telefondan kaldırıp etrafıma bakındım. Öğleden önceki derslerim bitince fakülteye yakın bir kafeye gelmiştim. Uzun süre derste anlatılanların üstünden geçtikten sonra canım sıkıldığı için Bora'yla yazışmaya başlamış, onun kendine yaptığı işgenceyi dinlemiştim.    Kendisi iki gün önceki konuşmamızdan etkilenmiş olacak ki, her şeyi bırakıp köşesine çekilmişti. Artık holdinge gitmektense veya geceleri kızlarla takılmaktansa hep evdeydi. Tercihleri kısa süreliğine de olsa değişmişti.    Bense hayatıma devam ediyordum. Evden okula, okuldan eve. Ha bir de ara ara beni takip ettiğine şahit olduğum arabaya çaktırmadan bakıyordum o kadar. Mesela ne zaman bir restoranın önünden geçsem, durup oranın camında kendime bakarken oradan arabaya da göz atıyordum. Bazen yanlışlıkla bakıyormuşum gibi bakarken bazense başka bir yere bakarken oraya yandan bakışlar atıyordum. Şu ansa elimdeki kaşığı ara ara kaldırıp dışarıdaki yerinden, gitmiş mi gitmemiş mi diye, arkamı izliyordum kaşıktan.    Gitmemişti, hâlâ oradaydı. Son zamanlarda neden böyle bir şeyle karşı karşıya kalmıştım bilmiyordum. Her şey hakkında fikir sahibi olan benin; bu konuda düşünce yetisini kaybolmuştu. Neden bir insan seneler önce gömmeye çalıştığı kişiyi tekrar takip ettirir ki?    Ben bile unutmak adına plakayı internette aratmamıştım. Hatta olayı sesli bir şekilde dile bile getirmemiştim. Sırf unuttuğuma kendimi ikna etmek için sessizliğe bürünmüştüm. Ama şimdi görüyorum ki, sesli bir şekilde olayları konuşmadığım hâlde yine ilgilerini çekebilmiştim.    Peki ya neden ilgilerini çekmiştim? Durup dururken nereden çıkmıştı bu?   "Hesabınız hanımefendi."   Başımda konuşan çalışanla elimdeki kaşığı masaya bıraktım. Bakışlarım sesin geldiği yöne kayarken görüş açıma giren kişiyle gülümsemiştim. Aynı amfide olduğum kız, buraya geldiğimden beri ilk defa beni görmüştü. Biliyorum ki önceden görseydi her zamanki gibi o yapardı servisimi.   Yüzünde benimle göz göze gelince bir tebessüm oluşurken, parıldayan gözlerine bakmaya devam ettim. Aynı zamanda da elinde tuttuğu hesabı alıp yüzümdeki gülümseyi silmiştim. Birbirimize kısa bir baş selamı verdiğimizde önüme dönüp cüzdanımdan çıkardığım parayı, açtığım hesap defterinin içine yerleştirdim.   Olayları fazla dramatize etmeden kıza defteri uzatıp ayağa kalktım. Çoktandır bir araya topladığım not defterim ve kitabımı elime, çantamı da omzuma astığımda, kıza son kez selam verip masadan ayrılmıştım.   Kafenin çıkışına yöneldiğim esnada bakışlarım yanlışlıkla beni takip eden arabaya değmişti. İlk defa kasıtlı yapmadığım bu eylemle birlikte gördüğüm yüz duraksamama neden oldu. İki sene önce yanı başımda toprağı kazan adamın çalışma arkadaşı, arabadan çıkmış bana bakıyordu.   Olayın bu adam olmadığını biliyordum. O sadece bir çalışandı ve o günde, bizimle birlikte orada bulunan patronunu dinlemişti. Ama şimdi tekrar onunla göz göze gelince...   Gözlerimi sıkıca yumup geri açtım. O tarafa bakmamaya özen göstererek yürümeye devam ettiğimde iliklerime kadar gerildiğimi hissediyordum. Onları görmek beni geriyordu, hem de çok geriyordu...     ━━━━━━ Sizce niye takip ediliyor?    Bora'nın hobilerini araştırmaya başladığı yer?    Başkarakter?    Bora?    Şu yanı başında yer kazma olayı?    Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?    Seviliyorsunuz .   Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.    Bugün attığım ikinci bölüm     Bölüm texting     0551*** | Yazıyor...   0551*** | Çevrim iç   0551*** | Yazıyor..   0551*** | Çevrim iç   0551*** | Yazıyor..   Anlamlandıramadığım: Hüma   Anlamlandıramadığım: Adım Hüma, Can   Anlamlandıramadığım: Bana sayıp sövmeden önce ne yaptığımı söylemeye ne dersin   0551***: Sana sayıp sövmedim ki   0551***: Ayrıca nasıl benim olduğumu anladın   Anlamlandıramadığım: Telefonun gerçek sahibinin benimle problemi yok gibiydi. Durup dururken de numarasının altında "Yazıyor..." yazısının çıkmasına neden olacak birine benzemiyordu   0551***: Senin nasıl biri olduğunu bilse yanına gelir yüzüne tükürürd   Anlamlandıramadığım: Nasıl biriyim de bunu yapsın   0551***: Sen kendinin ne olduğunu bilmiyor musun   Anlamlandıramadığım | Yazıyor..   Anlamlandıramadığım | Çevrim i   Anlamlandıramadığım | Yazıyor..   Anlamlandıramadığım: Bilmiyorum   Anlamlandıramadığım: Nasıl biriyim ben   0551***: Sen çok kötü birisi   0551***: Aşırı kötü birisi   0551***: Onlardansı   Anlamlandıramadığım: Kimlerde   0551*** | Yazıyor.   0551*** | Çevrim iç   0551*** | Yazıyor..   Anlamlandıramadığım: Yoksa bilmiyor musun kimlerden olduğumu? Sadece öylesine sallıyor musun   0551*** | Çevrim iç   0551*** | Yazıyor..   0551***: Sallamıyoru   0551***: Kötü olmasan Uraz'ın abisi seni takip ettirmezd ●İletilmedi   0551***: Ama daha çok konuşursam başıma bela açabiliri ●İletilmedi   0551***: O yüzden ben gidiyoru   Anlamlandıramadığım: Şu kendi kendine konuşmaların hep var mıydı   Anlamlandıramadığım: Bil diye diyorum, yazıp yazıp atmadığın mesajları göremiyoru   Anlamlandıramadığım: Yani anlayacağın hâlâ neyle yargılandığımı anlayamadı   0551***: Anlamamazlıktan geldiğin sürece seninle anlaşamayacağı   0551*** | Yazıyor..   Anlamlandıramadığım: Halbuki hiç anlaşmak için yazıyor gibi değildi   0551*** | Çevrim i   Anlamlandıramadığım: Baksana, aynı okulda filan mıyı   Anlamlandıramadığım: Arkamdan nasıl konuşuluyor da, beni aklında kötü kadın olarak kodlandırdı   0551***: Okula mı gidiyorsu   0551***: İki işi bir arada nasıl götürüyorsun k   Anlamlandıramadığım: Aklıma ilk gelen şey neden fesat bir şey oldu bilmiyorum ama eğer kastettiğin şey gerçekten de buysa, bunu düşünmene ne sebep old   0551***: Anlattıklarımı gerçekten mi anlamıyorsun, yoksa salağamı yatıyorsun anlayamadı ●İletilmedi.   0551***: Bizimkiler masum birini takip etmez düşüncesinden gidip düşüncelerimin karışmasına izin vermeyeceği ●İletilmedi   Anlamlandıramadığım: Pekâlâ, yazıp yazıp sildiğine göre bundan anlatmak istemediğini anlamalıyı   Anlamlandıramadığım: İyi gecele   Anlamlandıramadığım | Çevrim dı   0551*** | Yazıyor..   0551*** | Çevrim iç   0551*** | Yazıyor..   0551***: İyi gecele     ━━━━ Başkarakteri takip eden kişilerle Can arasındaki bağlantı?   Can   Başkarakter   Yalnız başkarakterin biriyle uğraşma süresi   Hemen vazgeçiyor..   Bölüm hakkındaki düşünceleriniz   Seviliyorsunuz   .? . ? ? ?  ━━amr.. i . şır.m..m! m.u?i?n?n?z?çin.. z.m.m.? m..m..i.m.. i ? . i ..n?n.n.n.? . . çi. ? ? ü.. ? ? ? . . . i . i   ☣. .    Yalnız başkarakterin biriyle uğraşma süresi?    Hemen vazgeçiyor...    Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?    Seviliyorsunuz   .   Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.    Bugün attığım üçüncü bölüm.       Bölüm texting.   ☣    0551***: Neden hiç meraklı değilsin?    0551***: Senin yerinde başkası olsa konuyu kapatmaz, üstüme gelirdi.    Anlamlandıramadığım: Aşırı önemli, hayatımı etkileyecek bir konudan söz etmeyecek gibisin. Bu şartlar altında seni merak etmemem gayet normal.    0551***: Ama fikirlerim var. Seninle ilgili olan fikirlerim. Onları merak etmiyor musun? Niye sana kötü kadın dediğimi merak etmiyor musun?    Anlamlandıramadığım: Baksana,    Anlamlandıramadığım: Sabahın dördünde yazdığına göre bütün gece bunu mu düşündüğünü anlamalıyım? (04.51)   0551*** | Yazıyor...    0551*** | Çevrim dışı    0551*** | Çevrim içi   0551***: Mesajları silmemiş bu sefer. (08.57)   0551***: Bu da demek oluyor ki, odama geri dönmek için merdivenleri çıkarken sesi duymuş ve korkup kapatmış telefonun ekranını.   0551***: Her ne kadar beni görünce sinek ilacı için odama girdiğini söylese de, onu affediyorum.   0551***: Affetmek büyüklüktür.   Anlamlandıramadığım: Sabah kalktığında kendini dünyanın en zeki insanı gibi hissediyorsun sanırım?   Anlamlandıramadığım: Durum tespitini benimle paylaşmandan da, zeki olduğunu birilerine gösterme gereksinimi duyduğunu anlıyorum.   Anlamlandıramadığım: Söylesene, hep mi böyleydin sonradan mı oldun?   0551***: Ne sonradan mı oldum?   Anlamlandıramadığım | Yazıyor...   0551***: Durum tespiti yapıp zeki görünmeye mi çalışacaksın?   Anlamlandıramadığım | Çevrim dışı   0551***: Hadi ben sabahları yapıyorum. Sen de bu hep var.   Anlamlandıramadığım: Beni tanımıyorsun bile.   0551***: İlk mesajlaştığımızda da, etraf egonun kokusundan geçilmiyordu.   Anlamlandıramadığım: Benimle kavga etmek için yer mi arıyorsun?   0551***: Ha sorun ben de yani?   Anlamlandıramadığım | Yazıyor...   Anlamlandıramadığım | Çevrim içi   Anlamlandıramadığım | Yazıyor...   Anlamlandıramadığım: Biliyor musun, umrumda değilsin.   Anlamlandıramadığım: Ne istersen düşün. İlgilenmiyorum.    Anlamlandıramadığım | Çevrim dışı   0551***: Gerçekten de sinir bozucusun. (Bu kişiye mesaj gönderemezsiniz.)   0551***: Günümün içine ettiğin yetmiyormuş gibi bir de engelleyip tüy diktin. (Bu kişiye mesaj gönderemezsiniz.)   ⏱⏱   0523***: Beni değilde Ares'i engellemen ona koymuş duoehsosjjsks   0523***: Sabah sabah mutlu uyandım.   0523***: Bütün günümde mutlu geçti.   0523***: Ama bu seninle ilgili bir şey değil. Ben mutlu olmak için bahane arıyorum, ondan yani. (19.37)   Hüma'ymış: Bu senin kendi numaran mı? (19.42)   0523***: Evet, niye ki?   Hüma'ymış: İstanbul'un çıkışındaki parkta ne arıyorsun Can?   0523***: Efendim?   0523***: Ben sana parkta olduğumu söylemedim ki.   Hüma'ymış: Canım sıkılmıştı ve buldum.   Hüma'ymış: Şimdi izin verirsen yanına geleceğim. Şu saçma mevzuyu bitirelim. Sıkıldım.   0523*** | Yazıyor...   0523*** | Çevrim içi   0523*** | Yazıyor...   Hüma'ymış: Geliyorum.   Hüma'ymış | Çevrim dışı   0523***: Bekliyorum.   0523***: Gidiyorum... ●İletilmedi.     ━━━━━━ Can?    Başkarakter?    Sonraki bölüm bugün içinde gelecek.    Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?    Seviliyorsunuz .   Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.    Bugün attığım dördüncü bölüm.       Bölüm başkarakterin ağzından.    ☣    Hüma'ymış: Yarım saattir parkta seni bekliyorum.   0523***: Ben mi gel dedim?   Hüma'ymış: İstersem tekrar adresini bulur, haber vermeden oraya gelirim.   0523*** | Yazıyor...   0523*** | Çevrim içi   0523*** | Yazıyor...   Hüma'ymış: O yüzden sana bir tavsiye, benimle oynama.   0523*** | Çevrim içi   Hüma'ymış: Şimdi, ya derdini söyle ya da bana daha yazma.   Hüma'ymış: Herkesin sınırları vardır. Seni ömrümün sonuna kadar çekemem.   0523***: Neyseki tahminlerimce ömrün kısa sürecek.   0523***: O yüzden sana bir tavsiye, beni dert etme.   Hüma'ymış: Bunu yazarken dayandığın veri ne?   0523***: Bilmiyormuş gibi yapma.   Hüma'ymış: Şu Kötü kadın tamlamasından mı doğdu bu tespitin?   Hüma'ymış: Eğer öyleyse, daha çok yaşayacakmışım gibi hissediyorum.   Hüma'ymış: Zira bana göre sen, arkadaş grubunun en safı (kimlerine göre aptalı da olabilir) konumundasın.   Hüma'ymış: Ve o saf sen sanki birileriyle benimle uğraşmak için iddiaya girmişsin gibi.    0523***: Oradan öyle mi gözüküyor?   Hüma'ymış: Fazlasıyla.   0523***: Ama öyle değil. ●İletilmedi.   0523***: Hatta öyle olmamakla birlikte arkadaşlarım senin kim olduğunu öğrense bana yaptığım şey yüzünden kızarlar. ●İletilmedi.   Hüma'ymış: Yazıp yazıp silmek? Başa mı döndük?   0523*** | Yazıyor...   Hüma'ymış: Neyse ne. Sıkıldım. Eve geri döneceğim.   Hüma'ymış | Çevrim dışı   0523*** | Çevrim içi   0523*** | Yazıyor...   0523*** | Çevrim dışı   ━━   Üç saat.   Gidiş dönüş toplam üç saat sürmüştü. Saat on'a yaklaşmış, hatta neredeyse on olmuştu. Yelkovanın on ikiyi görmesine yalnızca saniyeler kalmıştı. Yelkovan on ikiyi gösterdiğin de akrep üçe kayacaktı. Zamanın su gibi aktığının ispatıydı koluma taktığım saat.    Silkelenip bakışlarımı dikiz aynasına çevirdim. Neden parka gittiğimi bilmiyordum. Daha önce defalarca arkamdan konuşulmuştu ve hep de kulağıma gelmişti. Bu sefer ne farklıydı? Sürekli mesaj atıp rahatsız etmesi mi, yoksa ben içten içe konuyu başka yerlere mi bağlıyordum?   Kötü Kadın. Acaba ne yapmıştım da bu tutumu hak etmiştim?   Aynada kendime son kez bakıp, derin bir nefes çektim içime. Arabanın koltuğuna yasladığım başımı oradan çekip kapı kolunu aşağıya indirdiğimde bir an için duraksadım. Can'ı tanımladığım sözler, y ani bir grubun en saf kişisisindir sözleri. Bence beni rahatsız eden şey buydu. Genelde bir arkadaş grubundaki o tarz kişiler bir kişiye böyle saldırmayı seçmezlerdi. Önemsemezlerdi o kişiyi. Aklıma iddiadan başka ihtimal gelmiyordu. Ya beni birine benzetip o kişinin yaptıklarını bana söylüyordu, ya da sadece iddiaya girmişti.   Düşünceler beni bir bir sarıp etrafımı kuşattığında bu konunun önemsiz olduğunu kendime söyleyip arabanın kolunu aşağıya indirdim. Kapıyı açar açmaz içeriye dolan serin havanın daha fazlasını istermiş gibi kendimi hemen arabadan dışarıya atmıştım. Elimdeki çantamı arabadan inmemle omzuma asıp arabanın kapısını kapattım.   Bakışlarım, daha geçen birinci yıl dönümünü kutladığımız eve değdiğinde çoktan düşüncelerimden arınabilmiştim. Acaba Bora yine bir şeyler düşünürken piyano tuşlarına yavaşça tek tek mi basıyordu? Ya da mutfağa girip her yeri savaş alanına mı çevirmişti?   Güzel yemek yapardı ama çok dağınıktı. Karnımı doyursa da onun arkasını temizlemek çok yorucuydu. Genelde birlikte temizlesek de, yorucuydu.   Arabamın yörüngesinden çıkıp iki katlı villaya doğru yürümeye başladım. Bundan iki sene önce evine girmeye çekindiğim kadından farklı konumlandırmıştım Bora'yı. O yüzden bana iki senedir bakmasına bir şey demiyordum. Benden hâlâ sıkılmamasından bir arkadaşa zaten ihtiyacı olduğunu anlıyordum. O arkadaş ben olmuştum, ne güzel işte.   Adımlarımı seri bir şekilde evin kapısına doğru atarken evde hiçbir ışığın yanmadığını görmüştüm. En azından görüş açımda olan hiçbir ışık yanmıyor diyebilirdim. Bu durumda Bora ya uyudu ya da görüş açımda olmayan; bir kapısı bahçeye açılan salonda takılıyordu.   Evin kapısının önüne geldiğimde kenardaki alete şifreyi girip kapının kilidine yöneldim. Çantama yandan bir bakış atıp içinden anahtarımı çıkarmış, kapının ikinci kilidini de açmıştım.   Kapıyı ileriye doğru itip içerisine girdiğimde ilerden ışık geldiğini gördüm. Işık salondan geliyordu. Ama salondan başka bir şeylerden de geliyordu. Bir takım konuşma sesleri.   Kapıyı kapatıp salona doğru ilerlediğimde çoktan kaşlarım çatılmıştı bile. Bora bu saatte eve kimi, niye davet etti ki? Sadece onun sesi gelirken karşısındaki kişiyi tanımlandıramıyordum bile. Acaba eve kız mı atmıştı?   İki yılda bu girişimi sıkça olmuştu. Ben varken eve kız getirmesi demek, iki hafta o eve girememesi demekti. Girdiğinde ise donuk bir ifadeyle karşılaşırdı.   Ben kız ihtimaline karşı yine bütün planımı yaptığımda, salona çoktan ulaşmıştım. Ortamın boş olduğunu, kimsenin olmadığını görünce çatılan kaşlarım normale döndü. Az önce gaipten sesler mi duymuştum?   Salonda ilerlemeye başladığımda, havuzu gören cam duvarın ardında birileri olduğunu gördüm. Havuzun biraz ötesindeki yuvarlak masaya oturmuş, karşılıklı konuşan iki beden. Bora'nın arkadaşlarından biri gelmişti sanırım. Arkası bana dönük olsa da Bora'nın durgun halinden o kişiyi tanıdığını varsayıyordum. Başkalarının yanında gerçek ruh haliyle dolaşmayı tercih etmezdi. Yanındaki başkası değildi de, arkadaşı olmalıydı.   Başta onları yalnız bırakmak için arkamı dönecekken sonradan bunun yanlış olduğunu hatırlattım kendime. Eğer şimdi selam vermezsem Bora geçen ki "Arkadaşlarınla tanışmak istiyorum." sözlerimi ciddiye almayabilirdi. Bu yüzden arkamı dönmekten vazgeçip, sürgülü cam kapıya ilerleyip onu yana doğru çektim. Üstüne tam kapatılmamış kapı, hafif baskımla kolayca yana kayarken içeriye dolan soğukla hayrete düşmüştüm.   Ben az önce dışardayken böyle bir soğuk yoktu. Ne ara kutuplara düşmüştük?   Aklıma arabadayken camı açtığım gelince, bugün soğuğu hiç hissetmemin nedenini kavrayabilmiştim. Parkta bağışıklık kazanmıştım ve arabada da bağışıklığımı kuvvetlendirmiştim. Eve girince de yavaşça ısınmaya başlamış, şu an ise soğuk birden tenime nüfus edince ürpermiştim, o kadar.   Salondan dışarıya; bahçeye doğru bir adım atıp arkamdaki sürgülü cam kapıyı tam kapatmamak suretiyle az önceki yerine çektim. İçerisi soğumasın diye yaptığım bu hareketle içim gitti. Şu an sıcakcık yatağımın içinde, yüz üstü yatıp kitap okumak varken ben burada, Bora'nın arkadaşıyla tanışmak için zaman harcıyordum...   Daha fazla düşünmek zaman kaybına girer diye arkamı dönüp, havuzun seviyesine inmek için merdivenlere yöneldim. Sekiz dokuz basamağı hızlı bir şekilde inip yeşilliğin üstüne basmıştım. İçimden devamlı "Selam verip geçeceksin. Konuşmaya tutarlarsa işim var dersin." diyordum. Kendimi onlardan sıyırmak için kullanacağım bu cümleler umarım Bora'nın "İşini sonra yaparsın." cümlesiyle çarpışmazdı.   İnsanlarla tanışmaktan çekinmiyordum ben, onlarla vakit kaybetmekten korkuyordum.   Bahçedeki ikinci masa olan, hamağın yakınlarındaki yuvarlak masaya doğru yürümeye başladım. Bora hâlâ arkadaşıyla konuşurken bir anda bakışları bana kaymıştı. Hayatımda ilk defa yaptığım fedakarlığa hayretle bakarken masalarının yanına yaklaştığımda yavaşçayıp Bora'ya içten olmadığına emin olduğum bir şekilde tebessüm ettim. O ise benim bu halimi yadırgamak yerine gülmemek için kendini kasmıştı. Zevk alıyordu bu halimden. Komiğine gidiyordum onun. Acaba geri mi gitseydim?   Krem rengindeki masada, bana arkası dönük olan kişiye görünmemişken geri mi dönseydim?   İçimden bu sorumu reddedip çoktan ulaştığım masada, birkaç adım atıp Bora'nın karşısındaki kişinin görüş açısına girdim.   Tam "hoş geldiniz" demek için ağzımı açtığımda, kafasını kaldırıp bana bakan kişiyle sertçe yutkunmuştum.    Bir kez daha görmemezlikten gelebilir miyim, bilmiyorum. Bir kez daha tesadüftür diyebilir miyim, bilmiyorum. Şu an, hiçbir şey bilmiyorum. Karşımdaki kişi bana ne idüğü belirsiz duygularla bakarken; ben, hiçbir şey bilmiyorum. Bugüne kadar düşündüğüm her şey, hafızamdaki her şey silinmişti sanki. Zihnimde gereksiz bir rahatlama hissediyordum. Bütün konular köşelerine çekilmiş, karşımdaki kişinin konusunun var olduğu ansiklopedinin gürültülü bir şekilde yere düşüşünü izliyorlardı.    Neden iki yıl sonra karşıma çıkmıştı? Neden buradaydı? Bora'yı nereden tanıyordu? Bunca yıl sonra buna gerek var mıydı?    Bence hiç gerek yoktu...      ━━━━━━ Rerere rarara gassay gassay çok yaşa.    Can'ın kaçması?    Hüma'nın parka kadar gitmesi?    Eve döndüğünde gördüğü manzara?    Sizce o kişi kim?    Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?    Seviliyorsunuz .   Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.       Bölüm yazarın ağzından.  Tarih: 12 Aralık 2018   ☣    Kazmanın toprağa vuruş sesi, alınan toprağın başka bir yere atıldığına dair çıkan ses; hepsi genç kızın yavaş yavaş açılan zihninde yankılanıyordu. Yerde yatması; olayların tam dibinde olması da, bu seslerin kendisine daha çok gelme nedenlerinden biriydi.    "Efendim-"    Etraftaki seslere nihayet insan sesi de eklendiğinde, açılan bilinci feraha kavuştu genç kızın. Henüz gözlerini açamasa, bunda çok zorlansa da, insan sesi duyunca istemsizce rahatlamıştı. Soğuk iliklerine iliklerine girse de, ara ara gece öten hayvanların sesini duysa da, insan sesi rahatlamıştı onu.   Tabii bu rahatlaması çok kısa sürmüştü.   Söze uzun uzadıya cümleler kuracakmış gibi giren adamın sesi kesildiğinde, bir kez daha zorladı kendini. Gözlerini açmak için üstün bir çaba harcarken ortamda duyduğu melodiyle bu hamlesini yarım bırakmıştı. Artık uyanmak için çabalamıyordu; olanları algılamak için mola vermişti.   Telefon zil sesi kısa sürede kapandığında, bekledi. Konuşma sesleri bekledi. Şu anda duyduğu seslerin ne anlama geldiğini biliyordu. Ama zihni karanlığa büründüğü için hiçbir şey algılayamıyordu. Zihninin içi boşaldığı için şu anda neden burada olduğuna dair hiçbir mantıklı açıklaması yoktu.    Düşünemiyordu. Düşünecek bir şeyler bulamıyordu.   Yanı başındaki adamın veya adamların toprak eşelediğini anlayabiliyordu ama bunu neden yaptıklarını anlayamıyordu. Kendindeki değişikliği yavaş yavaş fark ederken, duyduğu bu sesleri garipsemekten başka bir şey gelmiyordu elinden.   O, koca bir hiçliğin içinde berbat bir sahneye uyanmak üzereydi. Göreceği sahneden çok, kafasındaki boşluktan korkuyordu. Anlamlandıramadığı boşluktan...   ℘ | Başkarakter   Gözlerimi yavaş yavaş aralamayı başardığım da, içime derin bir nefes çekmek için hazırlanmıştım. Bu hazırlığım gözüme giren toprakla yarım kalırken hızla gözlerimi yumdum. Yanı başımda toprağı kazan adamın sadece belini görebilmişken yaşadığım bu şey, ben de hiçbir duygu uyandırmadı. O kişiye küfür etmekten ziyade elimi yavaşça gözüme getirip ovmaya başlamıştım.   Ne yapmam gerektiğini bilmediğim yerdeydim. Az önce bakışlarım, az buçuk görüş açımda gezebilmişti. Adamın birinin kazdığı çukura girip, oradan da toprağı gelişigüzel çukurdan dışarıya attığını görebilmiştim. Belinin üst kısmına çıkarakken bakışlarımı, onun kim olduğuna bakacakken, gözüm kapanmıştı birden. Onun attığı toprak yüzünden kapanmıştı. Çukurdan çıkardığı toprağı benden ters istikamete atsa da, kazmayı çukura geri çevirirken gözüme doğru gelmişti toprak.   "Abi?"   "Söyle."   Uzaklardan gelen sesle gözümün üstündeki elimi çekmek için hamle yaptım. Eğer onu eski yerine yerleştirirsem dikkatlerini çekmem diye düşünüyordum. Ama bu düşüncem gözümdeki toprağın daha çok canımı yakmasıyla yerle yeksan olmuştu. Elimi gözümden çekmeyi geç, aksine daha da bastırmıştım.   Etrafımda ne olup bittiğini anlamazken tek derdim gözümdeki toprak parçasını çıkartmak olmuştu.   Vücudumun ağrıdığını hissetsem de, kalkmaya çalıştım. Yatarak halledebileceğim bir şey olduğunu düşünmüyordum. Gözlerimi daha fazla ovmamında işe yarayacağına dair şüphelerim vardı zaten.   Ben, ayağa kalkıp bacaklarımı kendime çekerek yavaşça gözlerimi aralamaya çalışırken, kazmanın sebep olduğu seslerin kesildiğini duydum. Bunu garipsesem de ondan daha çok ilgimi çeken bir şey vardı; gözüm vardı. Ha bir de yanımda bir yerlerde olduğunu hissettiğim kişiler.   "Efendim lütfen-"   Yine tek bir söz söylemeden, dakikalar önce konuşan sesin sahibini susturduklarında işimi acele tutmak için gözlerimi acısa da açmış, içindeki toprağı görmediğim hâlde birkaç hamle de çıkarabilmiştim. Başta huylansam ve hâlâ oradaymış gibi hissetsem de, en sonunda gittiğine emin olunca rahatlamıştım.   "Yanı başında toprak kazılıyor ama bu hâlâ kalkıp söylenmeye başlamadı."   Sesin geldiği yöne bakışlarımı çevirdiğimde dolan gözlerim sızladı. Gözlerimin kırmızıya bulandığına emindim.   Karşımdaki iki adamdan biri bana bakarken diğeri ise bana bakan kişiye bakıyordu. Etrafta bir sürü ağaç olmasından pek tekin bir yerde olmadığımızı; karşımdaki adamın bana hayretle bakmasından ise şaşırmam gerektiğini anladım.   Yanı başımda çukur kazılıyordu, şaşırmalıydım. Ama ben hâlâ onun yerine burada ne döndüğünü anlamaya çalışıyordum. Onlarla ilgili olanı değil, kendimle ilgili olanı.   Beynimde kendime dair hiçbir veri yoktu. Şu anda neden başımın dibinde toprak kazılıyor, bilmiyordum; karşımdaki adam kim, bilmiyordum. Çalışan olduğunu tahmin ettiğim kişi, patronuna neden öyle bakıyordu anlayamıyordum.   "Efendim, Savaş Bey'e kızın uyandığını söyleyeyim mi?"   Patron kuramım boşa çıkarken çalışana baktım. Efendim dediğine göre karşımdaki kişi de önemliydi. Bakışlarımı istemsizce efendisi olan adama bakan kişiden çekip, dibimdeki çukura çevirmiştim. İçerde hâlâ biri vardı. Kazmayı durdurmuş biri; bana tedirginlikle bakan biri.   "Sence de onda bir farklılık yok mu Erdem?"   Karşımdaki ikiliden daha üst statü de olan kişi konuşunca tekrar onlara baktım. Kaşlarım merakla havaya kalktığında, Erdem denen çalışanda bana bakmaya başlamıştı.   Kaçmam gerekiyordu biliyordum. Ama gidecek bir yerim olduğundan şüphelerim vardı. Zihnimdeki kocaman boşlukla nereye gidebilirdim ki? Ağlamak isterken nereye gidebilirdim?   Karşımdaki ikili bir süre daha bana bakıp ardından birbirlerine dönmüşlerdi. Ne olduğunu anlamamıştım hâlâ. Ben de ne gördüler bilmiyordum ama şu statüsü daha yüksek olan kişi ileriyi işaret ettiğinde, ikisi de buradan uzaklaşmaya başlamıştı.   On beş yirmi metre kadar uzağımıza gidip konuşmaya başladıklarında bende bakışlarımı çukurun içindeki kişiye yönlendirmiştim. O da gidenlerin arkasından bakıyordu. Kısa süreliğine bakışlarını bana çevirip sonrada bir anda benden çekmiş, tekrar diğerlerinin gittiği yöne bakmıştı. Ben ne olduğunu anlamadan yüz hatları gerilmeye başladığında, başını salladığını gördüm.    Az önce ölüm emrimi almış olamazdı, değil mi?   Elindeki kazmayı çukurun bir köşesine yerleştirip oradan çıkmaya çalıştığında, yerde bulunan ellerimden destek alarak geriye doğru gittim. Ondan uzaklaştığımı sanırken, bu tepkim sadece ağlama isteğimi körüklemişti.    Eğer farklı bir zaman diliminde olsaydık daha verilebilir tepkiler verebilirdim. Ama karşımdaki kişi bana niyetini açıkca belli ederken ve ben hâlâ kim olduğumu düşünürken bu biraz zor oluyordu.   En nihayetinde o çukurdan çıkarken ayağı kayınca, ben de bunu fırsat bilip ellerimle yerden destek alıp ayağa kalktım. Gidenlerin olduğu tarafa bakmadan, bir süre çukurun içine düşen adama bakmaya devam ederek geri geriye yürümüş, ardından ise başını kaldırıp bana baktığında arkamı dönüp koşmaya başlamıştım.   Kendimi koruma iç güdüsüyle yaptığım bu hamle, umarım daha kötü sonuçlar doğurmazdı. Umarım yakalanmazdım.    ⏱⏱⏱   Bora Ataberk: Neden birdenbire çıkıp gittin?   A.G.Sahibi: Dedim ya, ders notlarımı okulda unutmuşum.   Bora Ataberk | Yazıyor...   Bora Ataberk | Çevrim içi   Bora Ataberk | Yazıyor...   Bora Ataberk: Geç kalma.   A.G.Sahibi: Yat, uyu.   A.G.Sahibi: Beni bekleme.     ━━━━━━ Sahnenin devamı sonraki bölüm.    Başkarakter'in uyandığı yerde siz uyanmış olsaydınız nasıl tepkiler verirdiniz?    Ama hiçbir şey hatırlamıyorsunuz. Bunu düşünerek şeedin.    Bora?    Hüma'nın evden çıkıp gitmesi?    Savaş?    Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?    Seviliyorsunuz            
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE