Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
Bugün attığım ikinci bölüm.

Bölüm başkarakterin ağzından.
Zaman dilimi: iki sene önce.
☣
"Sence de artık dursan iyi olmaz mı?"
Bir ağacın arkasına saklanmış, çıt çıkarmamaya özen gösteriyordum. Dakikalar önce koşmaya başladığımda izimi kaybettiririm diye bir umudum vardı. Şimdi ise yakalandığımı düşünüyordum. Tamam henüz bulamamıştı ama buradan kaçabilme ihtimalim oldukça düşüktü. Yani bulurdu.
Üstelik sesi yakınlardan bir yerden geliyordu. Beni görmüş, şu an ise oyun oynuyor bile olabilirdi.
Bakışlarımı karşımdaki ağaçtan çekip sırtımı kendi arkamdaki ağaca daha çok yaslayarak ağaçla bütünleşmeye çalıştım. O çukurun oradan kaçarken korkudan o kadar hızlı koşmuştum ki, bir ara kurtulduğuma emindim. Ta ki nefes almak için uzun uzadıya durduğum ana kadar. İşte o an bitmiştim ben.
"Baksana, eğer bana zorluk çıkarmazsan sana söz veriyorum son dakikalarında eğlence dolu anlar yaşarsın."
Sözlü taciz?
Kaşlarım hayretle çatılırken yüzüme küçümser tarzda bir ifade oturduğuna emindim. Böyle bir anda bile zevkini düşünmesi aptallıktı. Ben olsam bana verilen görevi en iyi şekilde yapar, beni gördüğüm saniye silahla vururum.
Böyle deyince de çok acımasızca oldu. En iyisi ben bir daha empati yapmayayım. Yapacaksam bile cümle içinde kendimi öldürmeyeyim.
"Şşş, bücür!"
Kullandığı hitap şeklinden çok sesinin yakınlığı endişelenmemi sağladı. Bulunduğum ağacın arkasında olduğuna emin olduğum adama bu kadar kolay yakalanmamak için sırtımı yaslandığım ağaçtan çekildiğimde, tam koşmaya başlamıştım ki üstüme doğru atılan şeyle dengemi kaybedip yere düştüm. Bu da yetmezmiş gibi o şey yüzünden yuvarlanmaya başladığımda tek derdim kafama bir zarar gelmemesi yönündeydi.
"İşte buradasın."
Yuvarlanma nihayetinde bittiğinde kafamın etrafına sardığım ellerimi çekip üstüme yapışan adamın göğsünden kalkmaya çalışmıştım. Tabii bu hamlem, sadece o beni altına alıncaya kadar bana umut ışığı olabilmişti.
Üstüme atladığı anda yuvarlandığımız ve bu birkaç saniye sürdüğü için geldiğimiz yere bakınmaya başladım. Durmamıza neyin sebep olduğunu görmek için sol tarafıma baktığımda bunun bir ağaç olduğunu görmüştüm. Ben kendimi koruduğuma; vücudumda şu an bir sızı hissetmediğime göre gelen zarar üstümdeki insan müsveddesine gelmişti. O, ağaca çarptığı için durmuştuk.
"Aslında bakıyorum da gerçekten de eğlenebilirmişiz."
Yüzümü saran elle gözlerimi yumdum. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdığını hissettiğimde ellerimi aramızdan çekip onun vücuduna yerleştirdim. İtmeye çalışacağımı anlamış gibi homurdanıp ellerimi tuttu ve başımın üstünde birleştirdi.
Gözlerimi açıp direnmeye çalışacağım sırada yüzüme doğru hızla gelmesiyle başımı başka yöne çevirdim. Dudakları yanağıma değdiğinde yüzümü buruşturmuştum.
"Zorluk çıkarmasan mı? Bu sadece ikimizi de yorar."
"Direkt öldürsen mi? Bu zamandan kâr etmeni sağlar."
Dişlerimin arasından tıksırır gibi konuştuğumda gülüp yüzünü boynuma gömmüştü. Bu hamlesiyle bacaklarımı kaldırmaya çalıştığımda bunun hiçbir işe yaramaması gözlerimin dolmasına neden oldu.
O, iğrenç dudaklarını boynumda gezdirmeye başlamışken derin derin nefesler alıyordum. Çözüm üretmeye çalışırken elini yüzümden çekip pantolonuna doğru götürdüğünü gördüm. Onun bu hareketiyle yutkunup az önce baktığım yere baktığımda sakin kalmaya çalışmıştım.
Sanırım tepki vermemem ilgisini çekmiş olacak ki hareketlerini durdurmuştu. Onun yerine yüzünü yüzüme yaklaştırıp başını yan çevirmiş, benim baktığım yere bakmaya başladı. Ona yandan bakışlarla bakıp dikkatli bir şekilde o tarafı incelediğini gördüğümde ellerimi tutan ellerinin gevşemesini fırsat bilip, bacağımı azıcıkta olsa kendime doğru çekmeye çalıştım. Hâlâ o tarafa bakıyordu ve buna izin vermişti. İstemsizce vücudunu havaya kaldırıp bana yardım ettiğinde kaşlarım çatıldı. Neden o tarafa bakıyordu? Kimden korkuyordu da bu kadar ilgisini çekebilmişti ağaçların sıklaştığı taraf?
"Birini mi gördün?"
Bana yönelttiği soruyla kaçma planımı yok sayıp korkuyla başımı olumlu anlamda salladım. Bakışları beni bulurken yüz üstü bir şekilde yatar pozisyonumu bozup, doğrulmuştu. Bacaklarını iki yanıma yerleştirmiş elini de arka cebine götürürken korku bütün benliğimi ele geçirmişti.
Cebinde istediğini bulamamış gibi telaşla elini oradan çekip etrafa bakınmaya başladığında taş aradığını anladım. Onun bu tavrı bana zaman kazandırdığında gördüğü taşı almak için bacaklarımın üstünden hafif kalkmasıyla bunu fırsat bilip, ayaklarımla vücudumu geriye doğru iterek bedeninin yörüngesinden çıktım.
Tam kalkmak için hamle yapacağım sırada ayağımdan tutup cık cıklamaya başlamıştı. Toprağın üstünde yüz üstü dönüp ellerimle yerden destek almaya çalıştığımda ayağımdaki eliyle beni kendine doğru çekiyordu.
Kalbimin hızlı hızlı çarpmasına titreme nöbetimde dahil olunca işlerin benim için çok daha zorlaştığını fark ettim. Çığlık atsam patronu gelecek, yine öldürecekti beni. Kurtulmaya çalışsam ölecektim. Ayak bileğimden tutan adama teslim olsam da ölecektim. Ben her türlü ölüyordum.
Ölmediğim bir olasılık niye yoktu?
"Sakin ol, kaçman hiçbir işe yaramayacak!"
Söylediği şeyi takmayıp ayağımı tutan eline diğer ayağımla baskı yapmaya başladım. Onu ezmeye çalıştığımda acı dolu nidası kulaklarımı doldurmuştu.
İlerlemeyi az bucuk başardığım da, ellerimle daha çok destek almıştım yerden. Bacağımın bir taşa çarptığını hissetsemde oraya odaklanmamaya çalıştım. Bunu yapmam sadece konsantrasyonumu bozardı. Oradaki acıyla vakit kaybedemezdim.
Benim bütün planlarım dibimdeki adamın bağırıp öfkeyle beni kendine doğru çekmesiyle mahvoldu. Tek hamlesiyle beni kendine çekmeyi başarırken belimde hissettiğim taşla yüzümü buruşturdum. Bacağımın yaralanmasını sağlayan taş, bu seferde belimi hedef haline getirmişti.
Gözlerim acı yüzünden kapanırken duyduğum silah sesiyle dehşete düşmüştüm.
Kimeydi o kurşun; havaya mı, yoksa bileğimdeki gitgide azalan baskının sahibine mi?
━━━━━━
Hüma'nın bu durumda bile onu öldürmek isteyen adamla empati yapması?
Ben olsam beni direkt öldürürdüm demesi?
Manyak eudjdksjkske
Hüma?
Çalışan?
Silah sesi?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
Bugün attığım üçüncü bölüm.

Bölüm yazarın ağzından.
☣
İkinci hayatının başladığı yerdeydi. Yıllar önce güç bela kaçtığı yere, o karanlık ormana geri dönmüştü genç kız. Evde gördüğü o suretten sonra gidecek başka bir yer gelmemişti aklına. Üstündeki kıyafetleri değiştiremeden gerisin geri çıkmıştı evden.
Başta aklında buraya gelmek yokken sonra sanki beyni buraya gelmesini emretmişti. O ise beyninin verdiği bu emri kabullenmiş ve uygulamıştı. Yıllarca oraya geri dönersem yakalanırım düşüncesiyle adımını atmamış olsa da bu ormana, şimdi buradaydı.
Artık yakalanmaktan korkmuyordu. Çünkü çoktan yakalandığının farkındaydı.
Arabasının ışıklarını söndürüp derin bir nefes çekti içine. Yıllardır kendine verdiği sözlerden biri hiç korkmaması yönündeyken, şimdi içinde oluşan bu tedirginlikte neyin nesiydi? Ölmekten mi korkuyordu?
Bir kez daha derin bir nefes aldı içine. Bora'nın o adamı nereden tanıdığını merak ediyordu. O adamın neden döndüğünü, birdenbire hayatına neden böyle bodoslama damlandığını merak ediyordu.
Arabadaki havanın kendisine yetmediğini fark edince kapının koluna gitti eli. Dikiz aynasından tedirginlikle kendine bakarken içinden sakin olmasını söylüyordu kendisine. Sakin olmalı ve olayı büyütmemeliydi.
Büyütülecek bir olay olsa bile sakince düşünmeliydi. Nerede yanlış yaptığını düşünmeliydi. Saldırmayı ısrarla reddetmesine rağmen hayatının ortasına atılmaya çalışan bombayı düşünmeliydi.
Elinin altındaki kolu indirip arabadan dışarıya çıktı. Bugün ikinci kez hava onu rahatlamıştı. Ama bu sefer düşüncelerinden kurtulamamıştı. Saatler önce Can olayında olduğu gibi, direkt sıfırlayamamıştı zihnini. Ormanın havası aşırı temiz de olsa; ciğerleri bayram da etse, rahatlayamamıştı.
Rahatlayamadığı gibi ormanın içine doğru attığı her bir adımda, boğuluyordu da aynı zamanda. Aldığı nefesin kendisine yetmediğini hissediyordu. İki yıl önce tam buralarda üstüne çullanan bedeni hatırlıyor ve korkuyordu. O anki çaresizliği, iki yılda yaşadığı en kötü anının temsilcisiydi. Bora'nın ahır diye adlandırdığı yerde yaşarken bile o kadar çaresiz hissetmemişti kendini. Gerçi genel olarak iki sene önce burada yaşanan olaydan bu yana çaresiz hissetmemişti kendini.
Adımları yavaş yavaş arabasından uzaklaşmasına neden oluyordu. Hüma ise durup bu yaptığının mantığını düşünmeden, devamlı yerleri izleyerek ilerlemeye devam ediyordu.
İsteği yere gelinceye kadar yürüdü. İlk defa bir yeri bulmakta zorlandığına şahit oluyordu. Bir süreden sonra bu durum şaşırmasına neden olduğunda, durdu. Başını yerden kaldırıp etrafına bakınmaya başladı. O, neden o yeri bulamadığını düşünürken arkasından gelen kıpırtıyla irkilmişti.
Bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdiğinde gökyüzündeki kanlı ay sayesinde, birazda olsa görebilmişti uzağındaki yerleri. Ama oraları görebilmesine rağmen sesin nereden çıktığını görememişti. Sesi kimin çıkardığını; bu şeyin hayvan mı, insan mı olduğunu görememişti.
Nefes alışverileri istemsizce hızlandığında geri geri arabasının olduğu yöne doğru yürümeye başladı. Tam birkaç ağacı geçmiş, ve iliklerine bir rahatlama hissi sızmaya başladığında kolunda bir el hissetti. Ardından ise sırtının bir ağaca yaslanması bir oldu.
℘ | İki yıl önce

Ayak bileğimi saran el gevşediğinde bütün bedenimin rahatlığını hissettim. Vücuduma yayılan gevşeme hissiyle kendimi kasmadan yerde yüz üstü yatmıştım. Ölmüştü, değil mi? Kurtulmuştum, değil mi?
"Böyle durumlarda bağırman gerektiğini öğretmediler mi sana?"
Hafif dalga geçer gibi konuşan sesin sahibiyle başımı yan çevrip sesin geldiği yöne baktım. Bir yandan hâlâ nefesimi düzene sokmaya çalışırken, yanağımın toprağa yaslı olmasından dolayı görüş açıma adamın yüzü girmiyordu. Başımı biraz kaldırmaya çalışıp karşımdaki kişiye baktığımda arkasında gördüğüm sıfatlarla yerimden doğrulup oturur pozisyona geldim. Ellerimle yerden destek alıp geri geri giderken düzene girmeye çalışan nefesim, istediği dinginliğe ulaşamadan yine hızlanmaya başlamıştı.
Karşımdaki adam bana doğru yaklaşıp yere eğildiğinde bakışlarımı zar zor Erdem denen adam ve yanındaki daha statülü kişiden çekebilmiştim.
Tam görüş açımdaki yüze odaklanmıştım ki yanağımda hissettiğim baskıyla başımı başka yöne çevirdim. Yanağımdaki el, çeneme kayıp yüzümü kendine çevirirken, bacaklarımı daha çok kendime çekmiştim. Ellerimi de bacaklarımın etrafına sarmış yumruklarımı sıkıyordum.
"Savaş-"
Şu statülü diye bahsettiğim kişi konuşmaya başlayınca Savaş denen adam elini kaldırıp durmasını söyledi. Bakışlarını o kişiye çevirmeden onu susturduğunda gerilmiştim. Bütün ilgisi bendeydi. Çeneme sardığı eliyle yüzümü hafif yukarıya doğru kaldırmış, gözlerimi inceliyordu.
Ben ne olduğunu anlamasam da, onun da açıklamaya niyeti olmadığı için sormamıştım.
"Kocaman bir boşluk."
"Efendim?"
Ciddiyet dolu ifadesiyle bir şeyler mırıldandığın da anlamlandıramadığım için tekrar etmesini istemiştim. O ise sesimi duyduğunda tekrar etmekten çok elini, çenemden çekip giyindiğim montun cebine attı. Ben ne aradığını izlemeye başladığımda montun cebinden çıkardığı cüzdanla gerilmiştim.
"Gidebilirsin."
Başka hiçbir şey demedi. Beynime daha söylediklerinin anlamları yüklenememişken çöktüğü yerden doğrulup cüzdanımla birlikte arkasını dönüp yürümeye başladı. Bakışlarımı zar zor ondan çekip az önceki adamın olduğu yere baktığımda yerde baygın bir şekilde yattığını görmüştüm.
Ben anlamadım, az önce ne oldu burada?
℘ | Şimdiki zaman
"Neden şimdi?"
Sırtımın ağacı bulmasının hemen ardından, gözlerime bakan kişiye yönelttim sorumu. Sorumu duymamazlıktan gelip yüzümü incelemeye başladığında gerilip gözlerimi kaçırdım. Ona değilde gökyüzündeki kırmızılığa bakmaya başladığımda yüzümde hafif bir baksı hissetmiştim.
"Garip bir şekilde bu boşluğa alışamıyorum."
Duyduğum şey, bakışlarımı gökyüzünden çekip ona bakmama neden olduğunda onun da bana baktığını gördüm. Koyu kahve gözlerinde gördüğüm ifadeye hiçbir anlam veremezken onunla ilgili bütün verileri sansürleyen zihnime içten içe öfkelenmiştim.
Anlamıyordum onu, ne demek istediğini de anlamıyordum; ne yapmaya çalıştığını da anlamıyordum.
Parmağının tersini yanağıma sürtmeye devam ettiğinde korkuyla hızlanan kalp ritmim sakin kalmamı engelliyordu. Adının Savaş olduğunu hatırladığım kişi, parmağını dudaklarımın üstüne getirip alt dudağıma değdirdi. Bu hamlesiyle bütün kaslarım gerilince gözlerini dudaklarımdan çekip bana bakmıştı.
"Dudakların titriyor."
Baskı hâlâ oradayken konuştuğunda eline çevirdim bakışlarımı. Gerçekten titriyor muyum diye odaklanmama gerek yoktu, bunu o deyince bende fark etmiştim. Sadece... Çekse miydi artık?
Sol elini, sırtımı dayadığım ağaçta; hemen başımın yan tarafına yerleştirmişti. O eli, beni buraya yaslandığından beri aynı yerdeydi. Hiç konum değiştirmemişti. Ama sağ eli...
"Benden ne istiyorsun?"
Eline bakarak kurduğum cümleyle dudaklarımdaki parmağını bir an için geri çektiğini sandım. Gerçi öyle de olmuştu. Ben konuşurken baskı yok olmuştu. Onun yerine konuşmayı bitirdiğimde yanağımı sarmıştı eli.
Aralık dudaklarımdan içime derin bir nefes çektiğimde istemsizce gözlerim kapandı.
"Benden korkuyorsun."
Söylediği şeye karşın hızla gözlerimi açıp ona bakarak başımı olumlu anlamda sallamıştım. Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum, ama sanki bu an için yapabileceğim en mantıklı şey buydu.
Gözlerimin içine bakan gözleri ciddi miyim diye beni izliyordu. Ona bunu nasıl kanıtlayabilirdim bilmiyorum. Sadece korkuyordum ve yörüngemden çıkmasını istiyordum. Bunu ona daha nasıl anlatabilirim? Vücut dilimle belli etmiyor muydum zaten?
Yanağımdaki elinin baş parmağı bulunduğu yeri okşamaya başladığında gözlerimi yine yumdum. Bu hareketi rahatsız ediyordu.
"Kısır döngü... Ben bu sahneyi daha önce defalarca gördüm Kumru."
Kumru?
Dudaklarıma değip geçen nefesine takılmamaya çalışıp gözlerimi araladığımda yüzünün fazlasıyla bana yakınlaştığını gördüm. Ben ne olduğunu anlamadan bir parmağını dudaklarımın üstüne yerleştirdiğinde sakinleşmeye çalıştım. Korkmam gereken bir şey olmadığını kendime söylerken onun dudağımın üstündeki parmağına dudaklarını bastırmasıyla donakalmıştım.
Bu geceyle ilgili bilinmezlikleri, hayatımın hiçbir döneminde daha yaşamayacağıma adım kadar emindim...

━━━━━━
Pekâlâ, heyecanlandım.
Siz nasılsınız?
Savaş?
Kumru?
Savaş sizce nereden tanıyor Kumru'yu?
Bu arada evet, Kumru.
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.

Bölüm texting.
☣
Bora Ataberk: Problem ne bilmiyorum, ama sence de artık eve gelsen güzel olmaz mı?
A.G.Sahibi: İşlerim var dedim ya, sen beni bekleme.
Bora Ataberk: Savaş yüzünden mi? | Görüldü
A.G.Sahibi | Yazıyor...
Bora Ataberk: Geçmişinden birini mi hatırlattı sana?
A.G.Sahibi | Çevrim içi
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Baksana, sen ne çabuk unuttun yalnız kalmak istediğinde beni başından savdığın günleri.
A.G.Sahibi: Şu an sana işim var diyorum, beni ciddiye bile almıyorsun.
A.G.Sahibi: Tamam, anlıyorum. Merak etmen gayet normal ama sence de abartmasan mı?
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk: Yalnız mı kalmak istiyorsun?
A.G.Sahibi: Evet.
Bora Ataberk: Buraya gelip öyle kalsan?
A.G.Sahibi: Bora... Her anımda yanımda olamazsın.
A.G.Sahibi: Bu kabullenmenin zamanı gelmedi mi?
Bora Ataberk: İlk defa ev harici bir yerde kalıyorsun.
Bora Ataberk: Kendini korumayı bile bilmiyorsun, ya başına bir şey gelirse?
A.G.Sahibi: Kendimi korumayı biliyorum ben.
Bora Ataberk: Tekme atarak mı?
Bora Ataberk: Bilmem farkında mısın ama her haltı çok iyi biliyorsun ama kendini korumakta koca bir hiçsin.
Bora Ataberk: Sence de artık dövüş dersi almanın vakti gelmedi mi?
A.G.Sahibi| Yazıyor...
Bora Ataberk: Evet, bu çok mantıklı. Şimdi eve gel, ben sana sonra iyi bir hocayla ders ayarlarım.
A.G.Sahibi | Çevrim içi
Bora Ataberk: Bekliyorum.
Bora Ataberk | Çevrim dışı
A.G.Sahibi: Saat gece yarısını dönmüş, ikiye on geçiyor ama sen hâlâ ev diyorsun...
A.G.Sahibi: Pekâlâ, bana kırk beş dakika ver.
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk: Verdim gitti.
Bora Ataberk: Ben de o sırada sana dövüş hocası arayayım.
A.G.Sahibi: Ara gitsin.
Bora Ataberk: O zaman görüşürüz.
A.G.Sahibi: Görüşürüz.
Bora Ataberk: Eve gelince iyi gecelerini kaparsın. Ev dışında iyi bir gecen olmaz diye öyle dedim.
A.G.Sahibi: Görüşürüz kelimesini açıklamana gerek yoktu.
A.G.Sahibi: Ayrıca bil diye söylüyorum, senin ev dışı iyi gecelerin oluyor da benim mi olmayacak?
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim dışı
A.G.Sahibi: Yine yemeği ocakta mı unuttun?
A.G.Sahibi: Tencere aşkı adına, bu kaçıncı? Acaba seni dalgınlıktan psikiyatriye mi götürsem?
A.G.Sahibi: Neyse ben şimdilik gideyim, görüşürüz. (02.08)
A.G.Sahibi | Çevrim dışı
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk: Olacak mı? (02.18)
A.G.Sahibi: Efendim? (02.18)
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk: Yok bir şey.
Bora Ataberk: Yemekle ilgili kendi kendime tutmuş mu tutmamış mı tartışması yapıyordum.
A.G.Sahibi: Anladım, hoşça kal.
Bora Ataberk: Acelen var sanırım.
Bora Ataberk: Hoşça kal.
━━━━━━
Bora?
Başkarakterin Bora'ya doğruyu söylememesi?
Bora'nın onu inatla eve çağırması?
Başkarakter?
Sizce şu an nerede?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.

Bölüm başkarakterin ağzından.
☣
"Vedalaşman hep bu kadar uzun mu sürüyor?"
Bora'nın isminin altındaki "Çevrim dışı" yazısını izlerken duyduğum sesle bu dünyaya dönebilmiştim. Bu dünyaya demeyelim de, bu eve dönebilmiştim. Savaş'ın evine.
Dakikalar önce girdiğim evde elime verilen kahveye baktım. Onu bacağımın üstüne yerleştirmiş, elimle de düşmemesi için tutuyordum. Bacak bacak üstüne attığım için bana yakındı kahve. Bir elimde o varken diğer elimdeki telefonu tutmak biraz korkutucu olsa da, bu küçük detaya takılmamıştım.
Yine de ruhen bu eve dönmenin verdiği huzursuzlukla elimdeki telefonu koltuğun koluna yerleştirdim. İki elimi de kahve kupasına sarıp karşımdaki adama baktığımda bana değilde elindeki kahveye baktığını gördüm.
"Neden buraya geldik?"
"Ortakların sağ olsun. Yıllar sonra tekrar karşılaştık." bunu o değilde başka bir ses söyleyince başımı sesin geldiği yöne çevirmiştim.
Yıllar önce o ormanda çukurun başında dikilen adamlardan biriydi. Konumunun ne olduğunu bilmediğim; ama çalışanın kendisine saygı duyduğunu hatırladığım adam. Bir başka değişle, daha statülü kişi.
Salonun girişinde durmuş bana bakıyordu. Çenemin kasıldığını hissettiğimde önüme dönüp kahveme bakınmaya başladım. Ona karşı saygı duymuyordum. Sözlerini algılamak da istemiyordum. Yüksek ihtimalle ölüm emrimi veren oyken, onu görmek bile istemiyordum.
Zihnimde ormanda yaşadıklarım canlanınca yutkundum. Onun yüzünden az kalsın ölüyordum.
"Benden neden nefret ediyor?"
"Çünkü uyandığı yer berbat bir yerdi. Hiçbir şey hatırlamadığını da varsayarsak senden nefret etmesi gayet doğal Barlas." Erdem miydi bunu diyen?
O tarafa doğru bir bakış attığımda Erdem'in mutfaktan çıktığını anlamıştım. Elindeki dışından bitki çayı olduğunu anladığım kupayla bana doğru yürüyüp elimdeki kupaya uzandı. Onun bu hamlesini anlamasam da, elimdeki kupayı bırakmamı işaret ettiğinde yine de onu dinleyip, bırakmıştım. Diğer bardağı elime tutuşturup oturduğum üçlü koltuğun bir köşesine çöktüğünde kaşlarımı çattım.
Bu çalışan değil miydi? Nasıl bu kadar rahattı?
"Ben katil değilim Kumru."
Erdem'in beni inceleyen gözlerinde, Barlas'ın sözleri üzerine bir alay duygusu belirdiğinde bende onunla birlikte arkama; Barlas'ın olduğu yere baktım. Barlas ona bakmamla eliyle durmamı işaret edip Savaş'ın koltuğuna geçerek, Savaş'ın hemen yanındaki yerini almıştı.
Uzun süre gözlerini gözlerimde dolaştırıp derin bir nefes aldığında, anlatmak için yaptığı bu hamleye karşın onu merakla beklemeye başladım. Ne anlatacağını merak ediyordum. Acaba emri Savaş'ın mı verdiğini söyleyecekti? Eğer öyle olsaydı, Savaş sonradan gelip beni kurtarmazdı.
Gerçi anlayamadığım bir diğer kısımsa yanımda çukur kazındığından haberi olan kişi, bir çalışanı peşimden koşunca neden duruma müdahale etmişti? Zaten öldürmek için götürmemişler miydi beni oraya? Ha Barlas öldürmelerini erken söyledi, ha Savaş yarım saat sonra söyledi; ne fark ederdi? Neden müdahale etmişti olaya, öldürseydi ya adam beni.
"Ben aklındaki kişi değilim Kumru."
Barlas'ın ciddi bir ifadeyle söylediği şeyle Savaş'a baktım. Sohbete hiç dahil olmadan yalnızca elimde tuttuğum bitki çayına bakıyordu. Gözlerini öylece oraya dikmiş, bitki çayını izliyordu.
Aklıma kısa süre önce ormanda yaşanan an gelince bakışlarımı kaçırma ihtiyacı duydum. Ona bakmaktansa kolunu yerleştirdiği koltuk koluna bakmaya başladığımda odada derin bir sessizlik oluşmuştu.
Devamlı Kumru diyorlardı. Adımla sesleniyorlardı. Gerçek adımla. Ama ben alışmıştım Hüma'ya. Kumru'luk bir anı yoktu zihnimde. İlk Savaş'ın sesinden duymuştum ismimi, o da saatler önceydi. O andan sonra ise Barlas'dan duymuştum. Şu an ise düşündüğüm şey, cüzdanımı mı açıp bulmuşlardı ismimi yoksa sadece geçmişimi mi biliyorlardı?
Savaş'ın dudaklarımın üstüne parmağını yerleştirdiği an geldi aklıma. Ne demişti tam o sırada? "Kısır döngü... Ben bu sahneyi daha önce defalarca gördüm Kumru."
Kısır döngü dedikten sonra, bir süre sadece bana baktığını hatırlıyorum. O cümle ve devamında bir şeyler yatıyordu. Anlıyordum bir yerlerden tanıdığını ama yine de emin olamıyordum. Hafızam silindiğinde ikinci kez doğduğumu varsayarsak, o doğumda ilk gördüğüm şey bir çukur olmuştu. Çukurun etrafındaki insanlara karşı ön yargılı yaklaşmamaya çalışıyordum; ama olmuyordu. Savaş beni tanıyorsa ne diye ölmemi istemişti? Hayatına bariyer filan mı olmuştum, neden öldürecekti beni?
Ben sadece basit bir trafik kazası diye yaklaşıyordum olaya. Ama bu kadarı fazlaydı. Bilgim yetmiyordu çözmeye. Eksiktim. Fazlasıyla eksik. Eğer geçmişe dair; ona dair bir şeyler hatırlasaydım çözerdim kolaylıkla.
Şimdi ise elimde olan şeyler çok kısıtlıydı. Bu bilgilerle olayı çözmem imkansızdı.
"Ya onu bunu geçinde, siz Uraz'la hiç görüşmedeniz mi Kumru?"
Günlerdir beni arabayla takip eden kişi konuştuğunda, ona bakmak için bakışlarımı koltuğun kol kısmından ayırmıştım. Başımı Erdem'e çevireceğim sırada Savaş'ın gerilen yüzünü görünce bu hamlemden vazgeçtim. Uraz kimdi?
"Kız hiçbir şey hatırlamıyor Erdem. Sence Uraz'dan başlamamız ne kadar doğru olur? Önce amacımızın onu öldürmek olmadığını mı anlatsak acaba?"
Barlas'ın sesi, Savaş'ın bana çevirdiği bakışlarının ötesine geçememişti. Uraz kelimesi karşımdaki adam için kilit noktayken Barlas'a odaklanamıyordum. Savaş'ın zayıf noktasını bulmak daha çok ilgimi çekiyordu şu an. Acaba bir düşmanı filan mıydı Uraz?
"Uraz kim?"
Savaş'ın yanındaki bedene yönelttiğim soruyla; açıklamak istediği şey, sorduğum soruyla farklı olduğu için, içine sıkıntıyla derin bir nefes çekti.
"Önce şu konuyu bir halledelim Kumru. Bak sana çarpan biz değildik. O çukurda senin için açılmıyordu zaten. Yerde toprağın üstünde yatıyordun çünkü-"
"Sevgilin."
Barlas'ın sözünü kesen Erdem, ortaya pimi çekilmiş bir bomba bırakmıştı. Uraz denen kişinin hayatımdaki vasfını açıkladığı salise direkt Savaş'a bakınca onun bakışlarını çoktan bitki çayıma yönlendirdiğini görmüştüm.
Barlas'ın sözü yarım kalırken dedikoduya dünden razı olan Erdem devam etti.
"Uraz, Savaş'ın kardeşi. Senin de sevgilin."
Duyduğum şeyle eş zamanlı olarak Savaş'la göz göze geldim. Erdem'in söylediği şeyin karşılığını düşünmek istemeyen beynim, Savaş'ın tereddütsüz bakan gözleriyle yıkıma uğradı. Sanki şu anda benimle dalga geçilmiyormuş; gerçekten de benim bir sevgilim varmış gibi bakıyordu.
Sorun bu değildi. Benim sevgilim olabilirdi. Geçmişimde bu ufak detaya takılmazdım. Sorun, o kişinin saatler önce yakınlaşma yaşadığım adamın kardeşi olmasıydı. Bu başlı başına bir sorundu. Beni geçmişle ilgili şüpheye düşeren bir sorun...
━━━━━━
Kumru'nun Savaş'ın evine gitmesi?
Şu kardeşlik olayı?
Savaş, kardeşinin sevgilisiyle...?
Kumru'nun geçmişi?
Savaş?
Kumru?
Barlas?
Erdem?
Uraz?
Bora?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.

Bölüm texting.
☣
Barlas Atahan: Erken çıktın evden?
Kumru Hanzade: Arkadaşım aradı, çıktım.
Barlas Atahan: Bora o saatte sana, ne gibi önemli bir şey söyledi de çıktın?
Kumru Hanzade: Tek arkadaşımın Bora olduğunu da nereden çıkardın triplerine gireceğim, giremiyorum.
Barlas Atahan: Uzun süredir hayatındayız.
Kumru Hanzade: Sekiz gündür takip ediliyorum sadece. Abartma istersen.
Barlas Atahan | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Ha bir de Bora var tabii.
Barlas Atahan | Çevrim içi
Kumru Hanzade: Onu da siz soktunuz hayatıma değil mi?
Barlas Atahan: O çöplükte ömür boyunca yaşayamazdın.
Kumru Hanzade: Sağ olun ya.
Barlas Atahan: Alay etmiyorum. Ayrıca o duruma düşmendeki en büyük etken kendinsin, olayın bizimle alakası yok.
Barlas Atahan: İnan bana ailenin yanına dönseydin şu anı mumla arardın.
Barlas Atahan: O yüzden bize, sana zarar vermişiz gibi davranma.
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Ortak mortak dedin?
Kumru Hanzade: Savaş'ın evinde duyduğum ilk cümlen ortaklı bir cümleydi.
Kumru Hanzade: Beni bu yüzünden mi, şu anda rahatsız ediyorsunuz?
Barlas Atahan: Açıkcası iki yılda boş durmanı beklemiyordum ama bu kadar kısa sürede de geldiğin seviyeye şaşmamak elde değil.
Kumru Hanzade: Neden bahsediyorsun?
Barlas Atahan: Anlamamazlıktan gelme?
Barlas Atahan: Kime çalıştığını bulamıyoruz Kumru.
Barlas Atahan: O kadar iyi saklanıyor ki patronların, onları bulmaya gücümüz yetmiyor.
Kumru Hanzade: Ve?
Barlas Atahan: Vesi patronların mı ortakların mı, nedir bilmiyorum. Ama şu Çelebi olayı sence de fazla sakat değil mi? | Görüldü.
Kumru Hanzade | Yazıyor....
Kumru Hanzade: Savaş'ın kardeşini seviyor muydum?
Barlas Atahan: Konumuz bu değil.
Kumru Hanzade: Konumuz hakkında konuşmak istemiyorum Barlas.
Kumru Hanzade: Kiminle ne çeşit bir anlaşmanın içinde olduğum sizi bağlamaz. Tıpkı kime bulaşacığımın da bağlamadığı gibi. | Görüldü.
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan: Bora bilmiyor değil mi?
Kumru Hanzade: Bence bu sorunun cevabını biliyorsundur.
Barlas Atahan: Edebiyat fakültesi seçtiğinde de mi şüphelenmedi? Sayısal alanda "Ben buradayım!" diye bağırıyorsun.
Barlas Atahan: Hiçbir şeyi unutmuyorsun, harika bir görsel zekan var.
Barlas Atahan: Beş basamaklı sayıları kafadan çarpabiliyorsun.
Barlas Atahan: Bugüne kadar aldığın en düşük not yüz.
Barlas Atahan: Son iki senelik hayatında bile sayısal birçok kez işine yaradı. Matematiğin o kadar iyi ki, şu anda katıldığın topluluğun seviyesi o kadar yüksek ki...
Kumru Hanzade: Siz bile bulamıyorsunuz onları...
Barlas Atahan | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Şaşırmıştı.
Kumru Hanzade: Yani Bora. O, şaşırmıştı.
Barlas Atahan | Çevrim içi
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan: Edebiyat seçmene hayatından gelip geçen herhangi bir insanda şaşırırdı.
Barlas Atahan: Tepkisi çok normal.
Barlas Atahan: Dikkat çekmemek için yapılan bu eylemde oldukça dikkat çektin Kumru.
Kumru Hanzade: Dikkat çektiğimi düşünmüyorum. Okul birincisiyim.
Barlas Atahan | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Bunları boş mu versek?
Kumru Hanzade: Onun yerine bana Uraz'dan bahset.
Barlas Atahan | Çevrim içi
Kumru Hanzade: Çok mu seviyordum onu?
Kumru Hanzade: Çok mu seviyordu beni?
Barlas Atahan: Yani, genel olarak bir sevme mevcuttu.
Kumru Hanzade: İyi biri miydi?
Barlas Atahan: Fazlasıyla.
Barlas Atahan: Savaş'ın değişik bir versiyonuydu.
Barlas Atahan: Başta Ares sayesinde arkadaş olmuştun Uraz'la.
Barlas Atahan: Sonra hatırladığım kadarıyla epey yakınlaştınız.
Barlas Atahan: Ama sevgili miydiniz değil miydiniz bilmiyorum.
Kumru Hanzade: Savaş'ın değişik bir versiyonuydu dan kastın ne tam olarak?
Barlas Atahan: Sevince hemen inanıyordu. | Görüldü.
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Barlas Atahan: İyi misin?
Barlas Atahan: Yanlış bir şey mi söyledim? Bir şey mi hatırlamana neden oldum?
Kumru Hanzade: Olmadın. Bir şey hatırlamama neden olmadın. Sadece tuhaf geldi.
Barlas Atahan: Savaş'ın kardeşinin sevgilisi olman mı, yoksa sevgilin olması mı? | Görüldü.
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Uraz'la aramda kaç yaş vardı?
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan | Çevrim içi
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan: Gerçekten de sadece bu konuyla mı ilgileniyorsun?
Kumru Hanzade: Öyle mi yapıyorum?
Barlas Atahan: Onu bu kadar merak ediyorsan gidip kendin görmelisin.
Barlas Atahan: Hem bildiğim kadarıyla senden sonra hayatına biri girmemiş.
Kumru Hanzade: Gerek olduğunu düşünmüyorum, en azından şimdilik.
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Uykum var, iyi geceler.
Barlas Atahan: Yarın tekrar görüşeceğiz, iyi dinlen.
Barlas Atahan: İyi geceler.
İnstagram: amistadream
━━━━━━
Kumru'nun inatla Uraz'ı sorması?
Aldattı mı, aldattıysa uygun şartlar var mıydı diye merak ediyor...
Kumru?
Uraz sizce nasıl biridir?
Barlas?
Savaş?
Kumru'yla ilişkisi var mıydı?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz