Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.

Bölüm başkarakterin ağzından.
☣
"Kısaca Ares en yakın arkadaşın, Uraz sevgilin. Senin hakkında bu kadarını biliyorum."
Sabah uyanıp yavaş yavaş hazırlandıktan sonra Savaş'ın evine tekrar gelmiştim. Saat neredeyse öğleyi bulurken ben kapıda Erdem'le geçmişimle ilgili bildiklerini konuşuyordum. Erdem'in arkasında kalan lüks villaya girmektense kendim hakkında bilgiler öğrenmeyi tercih ederdim.
Etrafıma kısa bir bakınıp demir kapının önünde yakaladığım Erdem'e doğru bir adım attım. Normalde ben olmasam çoktan arabasına binip bir yerlere gitmek üzere yola çıkmıştı. Ama ben onu durdurduğum; o da anlatmaya meyilli olduğu için gidemiyordu.
Bedenine doğru yaklaşmam kaşlarını çatmasına neden olunca bunu takmamaya çalışarak aklıma takılan soruyu sordum.
"Uraz'ı hiç aldattım mı?"
Şu an kendisiyle ilgili bir şey hatırlamasam; ona karşı bir şey hissetmesem de geçmişte böyle bir konuda nasıl davrandığımı öğrenmek istiyordum. Sevgilime sadık mıydım, değil miydim; bilmek istiyorum.
Erdem'in çatık olan kaşları biraz daha çatılmış, sonra ise eski halini almıştı. Hatta bu da yetmezmiş gibi gülmeye başlamıştı.
Onun alay dolu gülüşüne karşın sadece etrafıma bakınıp biri bize bakıyor mu diye kontrol ederken Erdem'in gülmesi bitmişti. Karşımdaki bedenin sahibine ciddiyete büründüğünü sandığım için baktım.
Ama ne var ki Erdem hâlâ şapşal bir gülümseme takınıyordu yüzüne. Ben o gülümsemeyi silmesini işaret edecekken onun yüz ifadesinin değiştiğine tanık oldum. Gözlerinin içi artık gülmüyordu, anlayışlı bir hâl almıştı. Sanki neden bahsettiğimi, sorumun nereye gittiğini anlamıştı.
"Bora'dan filan mı hoşlanıyorsun? Eğer öyleyse bil isterim ki, hafızanı kaybettin. Şu şartlar altında birinden hoşlanman Uraz'ı aldattığın anlamına gelmez."
"Efendim?"
Bir anlık boşluğuma geldiği için verdiğim tepkiyle bakışlarını benden çekip, tıpkı benim onu durdurduğum ilk andan beri yaptığım şeyi yaptı. Bakışlarını etrafta gezdirip sonra görüş açısına yine beni soktu.
Elini bana doğru uzatıp kolumun üstüne yerleştirdiğinde anlamadığım için hayretle ona bakmıştım. Gerçi anlamadığımdan çok anlamlandıramadığımdan kaynaklanıyordu bu ifadem. Konuyu nasıl buraya çektiğini anlamlandıramıyordum.
Böyle deyince de aklıma Can geldi. Beni Ares'in telefonuna "Anlamlandıramadığım" diye kaydetmişti. Can ve Ares demişken...
"Sanırım şu an sana ilk defa nasihat vereceğim yerdeyim. İlk ve son olacak yüksek ihtimalle. O yüzden bu anı dolu dolu geçirmek-"
Gözlerimi gözlerinden çekip gökyüzüne baktığımda kısa kesmesini istediğimi anlamıştı. Kendi sözünü yarıda kesip bir süre sessizliğe gömülmüş, sonra ise yeni cümlelerle doldurmuştu zihnimi.
"İstediğin kişiye aşık olabilirsin. Uraz'ın senden sonra ilişkisi olmaması onun problemi. Tamam seni öldü sanıyor olabilir ama-"
Bu sefer ben değilde o kesti sözünü. Gökyüzüne bakmak için kaldırdığım başım öldü sözüyle aşağıya inerken, Erdem yaptığı gafı anlamış gibi susmuştu.
"Kayboldu demek yerine öldü mü dediniz?"
"Aramasın diye."
Tereddütle söylediği şey üzerine başını yere indirip bakışlarını kaçırmıştı. O yeri izlerken; ben, çoktan kolumdan çektiği eline baktım. Az önce bir abi edasıyla nasihat çekmeyi biliyordu, ama benden daha yakın olduğunu düşündüğüm kişiye de acı çektirmekte sakınca görmüyordu. Üstelik Erdem'i geç, Savaş Uraz'ın gerçek abisiydi. Ne diye kardeşine böyle bir yalan söylemişti?
Bu sorunun cevabını yanlış yerlere çekeceğim, çekemiyorum. Geçmişte aramızda bir şeyler olması demek ondan hoşlandığım ya da benden hoşlandığı gerçeğini peşi sıra getirmezdi. Belki de sadece fiziksel birkaç bir şey olmuştu. Abartmaya lüzum yoktu. Hem hoşlansa iki sene önce "Gidebilirsin." demezdi. Başka bir şey vardı bu olayın altında.
Daha başka bir şey...
⏱⏱⏱
Kumru Hanzade: Ailemle aramda problem vardı ya da birinden kaçıyordum. Değil mi?
Barlas Atahan: Evin önüne kadar gelip geri gitmişsin?
Kumru Hanzade: Buldum, birinden kaçıyordum. Sizde o kişiyi ben yokken daha çabuk ortadan kaldırabileceğinizi düşünüp beni gönderdiniz?
Barlas Atahan | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Bana araba mı çarptı yoksa bir yerden mi düştüm?
Barlas Atahan | Çevrim içi
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan: Araba çarptı.
Kumru Hanzade: O arabayı, çukuru kazan kişi mi kullanıyordu?
Barlas Atahan: Evet.
Kumru Hanzade: Pekâlâ, iyi niyetiniz ve bana yardım etmenizden dolayı size teşekkür ederim.
Kumru Hanzade: Yüksek ihtimalle hayatım boyunca size bu konu yüzünden minnettar olmam.
Barlas Atahan: Onu biliyoruz.
Barlas Atahan: Birkaç güne zihninde bu bilgiyi önemsizler kategorisine atarsın.
Kumru Hanzade: Evet, o yüzden son sorumu da sorup eski hayatıma dönmek istiyorum.
Barlas Atahan | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Bora'yla olan hayatıma.
Barlas Atahan | Çevrim içi
Barlas Atahan | Yazıyor...
Barlas Atahan: Sor.
Kumru Hanzade: Neden montumun cebinde benim yazımla yazılmış konusu "kaç" olan bir notu vardı?
Kumru Hanzade: Geçmişimde ne yaşamıştım da, kendime böyle bir not yazma ihtiyacı duymuştum?
Kumru Hanzade: Sadece peşimde birileri var ve o kişiler beni öldürmeye çalışıyor diye mi?
Barlas Atahan: Cebinde öyle bir not mu vardı?
Barlas Atahan: Kendine not yazacak bir tipe benzemiyordun.
Barlas Atahan: Garip.
Kumru Hanzade: Yazı taklit değil. İnceledim. Benim yazım. Ama ne var ki ben de kendimi tanıdığım için bu olayı mantığıma oturtamıyorum.
Barlas Atahan: Aslında bakarsan o araba sana çarpmadan önce seni son kez barda gördüğümde gayet normal gözüküyordun.
Barlas Atahan: Arkadaşlarınla oturmuş sohbet ediyordun.
Kumru Hanzade: Arkadaş demişken.
Kumru Hanzade: İkidir Ares ismini duyuyorum.
Kumru Hanzade: Bu Ares'in Can diye bir arkadaşı var mı?
Barlas Atahan: Bizden önce seninle konuşmuş olma ihtimali mi var?
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Özel hayatımla ilgilenip, asıl ilgilenmem gereken şeylere vakit ayıramaz oldum.
Kumru Hanzade: Tam bir günde hayatım istemediğim bir yöne girdi.
Kumru Hanzade: Olayları düzene koyup yarı yarıya mantığa oturtsam da, yine de sizden zaman istiyorum.
Kumru Hanzade: Bana birkaç gün verin. Sonra size şu Oğuz Çelebi hakkında geri dönüş yapmaya çalışacağım.
Barlas Atahan: Ortaklarından gizli mi yapacaksın bunu?
Kumru Hanzade: Şu an bile bu mesajları okuduklarını bildiğim hâlde böyle bir şeye cüret eder miyim?
Barlas Atahan: Evet?
Kumru Hanzade: Orası öyle ama konumuz bu değil.
Kumru Hanzade: Beni erken beklemeyin. Çelebi olayı henüz daha başında olduğum bir olay. Yeterince ilerleyince yazarım size.
Barlas Atahan: Bekliyoruz.
Barlas Atahan: Nasıl olsa adresi biliyorsun.
Barlas Atahan: Sen gelmesen de biz geliriz.
━━━━━━
Kumru'nun aldatma mevzusuna takmış olması?
Kendinden beklemediği bir hareket olduğu için şaşırıyor kız dudkhdkd
Neysem nerede kalmıştık,
Savaş?
Barlas?
Kumru?
Erdem?
Uraz?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
Bugün attığım ikinci bölüm.

Bölüm texting.
☣
A.G.Sahibi: Az önce yaptığın yemeğin kokusu odama kadar geldi.
A.G.Sahibi: Sonra yataktan kalkıp mutfağa indim.
A.G.Sahibi: Bir de ne görsem beğenirsin? Koca bir boşluk.
Bora Ataberk | Çevrim içi
A.G.Sahibi: Bora, o şeyi tek başına yemeyi düşünmüyorsun değil mi?
Bora Ataberk: Hâlâ mutfakta mısın?
A.G.Sahibi: Evet.
Bora Ataberk: Bana diyorsun ama seninde sabahları kafan çalışmıyor.
Bora Ataberk: "O koku benim odama kadar nasıl geldi" diye tahmin yürütemiyorsun.
A.G.Sahibi: Sevdiğim bir şey olunca olayın sürecinden çok sonucuna odaklanmak daha hoş geliyor.
A.G.Sahibi: Şimdi lütfen bana o yumurtayı tek başına yemeyeceğini söyle.
Bora Ataberk: Hani sen kilo alıyordun?
Bora Ataberk: Şimdi yersen şişmez misin?
A.G.Sahibi: Kiloluk bir durum yok ortada.
A.G.Sahibi: Kendime sen gibi istirahat verdim.
A.G.Sahibi: Bir hafta boyunca evdeyim, bu da demek oluyor ki ilk üç gün istediğimi yerim.
Bora Ataberk: Benim tatilimin bitmesine dört gün vardı ama çok ısrar ediyorsun diye uzatabilirim.
Bora Ataberk: Ben bunu en iyisi bir düşüneyim.
A.G.Sahibi: Seninle kalmak için mi ısrar ediyorum?
Bora Ataberk | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Neyse konumuz bu değil.
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk: Konumuz?
A.G.Sahibi: Bana acilen o yemekten getir Bora.
Bora Ataberk: Odandaki terastayız.
Bora Ataberk: Yemek soğumak üzere.
A.G.Sahibi: Odamdaki teras?
A.G.Sahibi: Şaka yapıyorum de.
A.G.Sahibi: Boşuna mı indim aşağıya?
Bora Ataberk: Ben sana "yemeği mutfakta yiyeceğiz" diye bir şey demedim...
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi | Çevrim içi
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Geliyorum.
⏱⏱
Bora Ataberk: O'lala mı, karam mı?
A.G.Sahibi: Başka seçenek?
Bora Ataberk: O'lala mı, caramio mu?
A.G.Sahibi: Başka başka neler var seçeneklerde?
Bora Ataberk: O'lala ve Milka. Onlarda var.
Bora Ataberk: E hangisini daha çok seviyorsum?
A.G.Sahibi: Normal insanlar bir insana renk yakıştırır, "bu senin rengin" der.
A.G.Sahibi: Veya karşısındakinin kıyafetini beğenen insan "bu tam senlik, seni lanse ediyor" der. Ya da ne bileyim takı veya mücevherle özleştirir.
A.G.Sahibi: Sen ise beni iki yıldır O'lalaya benzetiyorsun.
Bora Ataberk: Bu "istiyorum" demek mi?
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi | Çevrim içi
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Senin karın ağrın yok muydu?
A.G.Sahibi: Nereden çıktı çikolata fikri?
Bora Ataberk: Karnı ağran bir insan çikolata yiyemez mi? Ne saçma bir düşünce yapısı bu.
Bora Ataberk: Ayrıca ben onu üşendiğim için söylemiştim.
Bora Ataberk: Yemeği ben yaptım, o kata ben çıkardım. Daha ne diye ilerisiyle ilgileneyim ki?
A.G.Sahibi: Ben bizim niye anlaşabildiğimizi buldum.
Bora Ataberk: Neden anlaşabiliyormuşuz?
A.G.Sahibi: Çünkü az görüşüyoruz.
A.G.Sahibi: İşin var, okulum var.
A.G.Sahibi: Normalde bunlar olduğu için sık bir araya gelmezdik.
A.G.Sahibi: Ama şu an...
A.G.Sahibi: Daha birkaç saat oldu ve ben senin rahatlığına hayran kaldım.
Bora Ataberk: Sen kafa dinlemeyi ne sanıyorsun ki?
Bora Ataberk: Kendime istirahat raporu yazdıysam bunu hakkıyla yerine getirmeliyim.
Bora Ataberk: Dinleneceğim günlerde bir de iş mi yapacakmışım? Hiç.
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi | Çevrim içi
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi | Çevrim dışı
Bora Ataberk: Siktir, o düşme sesi miydi!?
━━━━━━
Sonraki bölümün sonunda çoğunuzun isteği bir sahne var
Bora?
Kumru?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
Bugün attığım üçüncü bölüm.

Bölüm texting.
☣
0523***: Üç günde iyi insan oldun sanırım.
0523***: Savaş seni takip etmeyi bıraktı.
●İletilmedi.
0523***: Erdem'i ara sıra takip eden ben, üç gündür senin olduğun bölgelere gitmediklerini görünce çok şaşırdı.
Hüma'ymış: Bunu gönderdin.
Hüma'ymış: Göndermemen lazımdı.
Hüma'ymış: Ya ben şimdi "Erdem kim?" diye sorarsam.
0523*** | Yazıyor...
0523*** | Çevrim dışı
Hüma'ymış: Şaka yaptım gel.
Hüma'ymış: Sormam, merak etmiyorum zaten.
0523***: Hiç mi merak etmiyorsun?
0523***: Niye sende merak duygusu diye bir şey yok?
0523***: Seni laboratuvar ortamında mı yaptılar?
0523***: İstedikleri özellikleri beynine mi girdiler?
0523***: Söylesene Hüma,
0523***: O yüzden mi böylesin? | Görüldü.
Hüma'ymış | Yazıyor...
Hüma'ymış: Bu önemsiz konuşmaları atlasakta sana bir şey sorsam?
0523***: Hele şükür derim.
0523***: Merak insanı yaşatır, böyle devam et derim.
Hüma'ymış: O zaman soruyorum?
0523***: Sor.
0523***: Ama cevaplayacağıma söz veremem.
Hüma'ymış: Ares'in kaç senedir arkadaşısın?
0523***: İki buçuk üç senedir tanışıyoruz, niye ki?
Hüma'ymış: Onu tanıyorsan beni nasıl tanımıyorsun...
●İletilmedi.
Hüma'ymış: Aynı ortamlara pek girmez misiniz?
0523***: Aynı ortamlardan çıkmıyoruz.
Hüma'ymış | Yazıyor...
0523***: Sadece tanıştığımız ilk dönem o barlardan çıkmıyordu bense oraya pek uğramıyordum.
Hüma'ymış | Çevrim içi
0523***: Yüksek ses başımı ağrıtıyordu.
Hüma'ymış | Yazıyor...
Hüma'ymış: Peki ondan başka arkadaşın var mıydı?
0523***: Uraz var, yakın arkadaşım.
0523***: Sen, senden nefret etme nedenimi mi çözmeye çalışıyorsun?
Hüma'ymış: Ben, beni gördüğün hâlde nasıl tanımadığını çözmeye çalışıyorum...
●İletilmedi.
Hüma'ymış: Evet öyle yapıyorum, izin verirsen meraklı bir insan gibi bütün sorularımı sana soracağım.
0523***: O zaman bazı soruları üstü kapalı cevaplayayım ki, gizem olsun.
Hüma'ymış: Kafana göre takıl.
Hüma'ymış: Bilmem kaçıncı sorumu soruyorum,
Hüma'ymış: Daha önce sevgilin oldu mu?
0523***: Olmadı.
0523***: Travmam olduğunu düşündüğün için mi sordun?
0523***: O bana fazla kötü davranmıştır ve bu yüzden ben de sana kötü davranıyorumdur. Çünkü ona benziyorsun falan filan. Bunu mu düşündün?
Hüma'ymış: Aklımdan bile geçmemişti...
●İletilmedi.
Hüma'ymış: Her ihtimali değerlendirmek lazım.
0523***: Peki o zaman, yadırgamamaya çalışacağım sorularını.
Hüma'ymış: Bence de, iyi edersin.
Hüma'ymış: Arkadaş grubundan birinin sevgilisi oldu mu?
0523***: Yenge terörüne hiç maruz kalmadım.
Hüma'ymış | Yazıyor...
0523***: Ama şey var...
Hüma'ymış | Çevrim içi
0523***: Yani varmış. Ben onu da Uraz için sıradan biri sandığım için tanışma gereği duymamıştım.
Hüma'ymış | Yazıyor...
Hüma'ymış: Kim varmış?
0523***: Ares'in arkadaşıyla takılıyormuş.
0523***: Kız bu ortamlara girdiğine göre tekin biri değildir; her önüne gelenle yatıyordur diye düşünsem de sanırım bir tık ön yargılı davranmışım.
Hüma'ymış | Yazıyor...
0523***: Uyuşturucudan geçilmeyen mekanda takıldıkları için bu ön yargımı çokta takmamak lazım diye düşünüyorum.
Hüma'ymış | Çevrim içi
Hüma'ymış | Yazıyor...
0523***: Sonuçta benim yerimde kim olsa, öyle düşünürdü.
Hüma'ymış: Uyuşturucu mu?
●İletilmedi.
⏱⏱
Bora Ataberk: İki gündür bütün işleri ben yapıyorum...
Bora Ataberk: Bu sabah yemek yaparken düşünme fırsatım oldu Hüma.
Bora Ataberk: Nasıl oldu da işten kaçmak için hasta numarası yaptığım saniye banyoda ayağın kaydı ve düştün?
A.G.Sahibi: Allah'ın işi işte.
A.G.Sahibi: Senin söylediğin yalanın bedelini ben ödüyorum.
Bora Ataberk | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Kalkıp yardım etmek isterdim Bora.
A.G.Sahibi: Ama tâkatim yok.
Bora Ataberk | Çevrim içi
A.G.Sahibi: O yüzden lütfen bu durumdan art niyet arama.
A.G.Sahibi: Ben de isterdim yürüyebilmek.
A.G.Sahibi: Ayağım sızlamasın, üstüne basabileyim... Bunları bende isterdim.
Bora Ataberk: Özür dilerim...
Bora Ataberk: Ben seni de kendim gibi sandım.
Bora Ataberk: Hiç değil çalışan çağırsaydık eve bu kadar yorulmazdım.
Bora Ataberk: Yorulupta sana sataşmazdım.
A.G.Sahibi: Alt tarafı yemek yapıp bulaşık yıkıyorsun, abartma.
Bora Ataberk | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Hem ayrıca ben sana bir şey soracağım.
Bora Ataberk | Çevrim içi
A.G.Sahibi: Beni ilk kilisenin önünde gördüğünü söylemiştin.
A.G.Sahibi: Neden oradaydın?
Bora Ataberk: Geçen evde tanıştığın arkadaşım var ya, onun bir de çalışanı var Erdem.
Bora Ataberk: Bir gün Savaş'la restoranda yemek yerken arabamın lastiklerinin bir grup serseri tarafından patladığını söylediler.
Bora Ataberk: Savaş'da biraz içmiştim diye beni Erdem'le eve göndermek istediğini söyledi, kabul ettim.
Bora Ataberk: Sonra yolumun üstü olmamasına rağmen kilisenin önünden geçerken arabada bir arıza çıktığını söyledi Erdem, ve arabayı durdurdu.
Bora Ataberk: Öyle işte, orada da seni gördüm.
A.G.Sahibi: Sanırım Savaş senin vicdanlı biri olduğunu bilerek, önüne beni attı.
●İletilmedi.
A.G.Sahibi | Yazıyor...
Bora Ataberk: Yani dolaylı yoldan da olsa bugün geldiğimiz bu noktayı arabamın lastiklerini patlatan veletlere borçluyuz.
Bora Ataberk: Bence onları bulup teşekkür etmeliyiz.
A.G.Sahibi | Çevrim içi
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Uykum geldi.
A.G.Sahibi: İyi geceler.
Bora Ataberk: Saat daha iki?
Bora Ataberk: Öğleden sonra iki?
A.G.Sahibi: Dün akşam ders çalıştım, uyuyamamıştım.
Bora Ataberk: Anladım, iyi geceler.
A.G.Sahibi: İyi geceler.
━━━━━━
Bölüm bir tık uzun oldu.
Bora?
Can?
Uraz ve Kumru'nun takıldıkları mekan?
Kumru sizce geçmişte nasıl biriydi?
Uraz?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
Bugün attığım dördüncü bölüm.

Bölüm başkarakterin ağzından.
☣
A.G.Sahibi: Eve gelmedin hâlâ.
A.G.Sahibi: Baban, seninle bu kadar uzun ne konuşuyor olabilir ki?
A.G.Sahibi: Eğer başın beladaysa, baban bir açığını yakaladıysa bire bas.
A.G.Sahibi: Baban seninle özlem gideriyorsa ikiye.
A.G.Sahibi | Yazıyor...
Bora Ataberk: 3
A.G.Sahibi | Çevrim içi
Bora Ataberk: Bardayım ve arkadaşlarımla özlem gideriyorum.
A.G.Sahibi: Babanla konuşmanız bitti yani?
Bora Ataberk: Aslında bitmedi, yarım kaldı.
Bora Ataberk: Bir davete katılacaklarmış, ondan dolayı annem acele etti. Babamda "Sonra konuşuruz." deyip gitti.
A.G.Sahibi: Sen de kendini bara attın?
Bora Ataberk: Uyuyordun. Geç uyanırsın diye düşünüp tatilime neşe katmak istedim.
Bora Ataberk: Hem zaten beş gündür çok yorulmuştum, senin yüzünden hobilerimi de bulamıyordum.
A.G.Sahibi: Zehir mi ettim tatilini?
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk | Çevrim içi
Bora Ataberk | Yazıyor...
Bora Ataberk: İyi misin?
Bora Ataberk: Niye her cümlenin sonuna soru işareti koyuyorsun?
A.G.Sahibi: Çok düşünmekten beynim eror vermiş olmalı...
●İletilmedi.
A.G.Sahibi: İyiyim sadece başım ağrıyor.
Bora Ataberk: Normal bir kız olsaydın "regl misin?" diye sorardım,
Bora Ataberk: Ama soramıyorum...
Bora Ataberk: Çünkü öyle dönemlerde böyle problemlerin olmadığını hatırlıyorum.
Bora Ataberk: Duygusallığın "d" si yok sende. | Görüldü.
A.G.Sahibi | Yazıyor...
A.G.Sahibi: Sonra konuşalım m?
A.G.Sahibi: Ne ben senin ortamının içine edeyim, ne de sen benim başıma daha çok yük ol.
Bora Ataberk: O zaman sana tekrar iyi geceler.
A.G.Sahibi: İyi geceler...
A.G.Sahibi | Çevrim dışı
Bora Ataberk: Ağrı kesici almayı unutma.
⏱⏱
"Belki de sadece bir gecelik bir şey yaşamışızdır."
Savaş'la aramda geçenleri sınırlandırmaya çalışıyordum. Bir şeyler olduğunu kabullenen beynim, şu anda durumu aza indirgemeye çalışıyordu. Varsa bile; bir şeyler yaşamışsak bile, bu şeyin tek gecelik bir şey olduğunu söylüyordu bana.
Pekâlâ, bunun imkanı yoktu. Defalarca kez demişti Savaş. Yani bir gecelik bir şey olma ihtimali; benim hafızamın tam şu anda geri gelme ihtimalinden bile azdı.
Bakışlarımı önümdeki açık bilgisayar ekranından çekip odamda gezdirmeye başladım. Bora bu gece gelmezdi. En son bir saat önce konuşmuştuk, onda da gecenin uzun olacağını anlayabilmiştim. Onun için bu gece bir hayli uzun olacaktı.
Görüş açıma giren televizyonla gerildim. Bora beş gündür ne zaman odama girse hep televizyon izliyor numarası yapıyordum. Arka planda Savaş'la olanları düşünürken, Çelebi olayında nerede olduklarını algılamaya çalışırken; bunlardan hiçbirini lanse etmiyordum ona.
Yalan söylemek kendimi kötü hissettirmişti. Başlarda umursamasamda hislerini, zamanını çaldığımı düşündükçe üzülüyordum. Onun bir saat önce dediklerinde takılı kalmıştım. Çıkamıyordum oradan. Hobi hobi diye verdiği tatilin içine etmiştim.
Başımı yatak başlığına yaslayıp önümdeki diz üstü bilgisayara baktım. Bir yandan Bora vuruyordu bir yandan Savaş. İkisinde de olaylara tek yönlü baktığım için durumu çözemiyordum. Bora'nın canını sıktığımı son mesajlarından anlasam da; Savaş'la nerede nasıl bir araya geldiğimi çözemiyordum.
Sevgilim Uraz ise ne diye abisiyle bir geçmişim vardı?
Sanırım iki yılda zihnimi en çok yorduğum gün, bugündü. Bora'nın sabahtan beri yok olmasını fırsat bilip bir sürü şey araştırmıştım. Ama bulduklarımın hiçbiri, işe yarayacak cinsten şeyler değildi. Bir adım ileriye hiçbiriyle gidilmezdi.
Sıkıldığımın ve gerçekten başımın ağrımaya başladığının bilincine varınca dizlerimin üstündeki bilgisayarı kaldırıp yatağın diğer tarafına koydum. Yorganı üzerimden kaldırıp yatağın içinden çıktığımda sendeler gibi olmuştum. O kadar saattir yataktaydım ki, bu çok normal gelmişti.
Zor bela dengemi toparlayıp odamın kapısına ilerlemiş, yarı baygın bedenimle kapıyı açıp odadan çıkmıştım. İçki içmediğim hâlde kendimi sarhoş gibi hissediyordum.
Düşünceler bir süreden sonra o kadar yoğunlaşmıştı ki zihnimde; kafamın kazan olmasına neden olmuşlardı.
İkinci katın merdivenlerinin başına geldiğimde durdum. Başım istemsizce üst kata dönmüştü. Bora çatı katında takılırdı genelde. Odası bu katta da olsa oradan çıkmazdı. Bunun birinci nedeni çalışma odasının orada olmasıyken ikinci nedeni tuhaf bir atmosferi olmasıydı. Çalışma odasının yanındaki oda kapalı renklerle döşenmişti. Çatı katı olduğu için oda basıktı. Aşağıya doğru inen duvarına projeksiyon vurur, dizi izlemek için güzel bir hâle getirirdi o odayı. Yerdeki yastıklar, ortamda bulunan küçük pencere ve projeksiyon... O oda hem dizi izlemek hem de kitap okumak için harika bir alandı.
Pek uğramasam da, ilgi çekici olduğunu söyleyebilirdim.
Bana dizi izlemek zaman kaybı gibi gelirdi. Kitap okumakta. Kitap okumaktan kastım roman. Roman okumak zaman kaybıydı benim için.
Buna rağmen birçok kitabın konusunu biliyordum. En olmadık detaylar aklımdaydı. Zihnimde o kadar gereksiz bilgiler vardı ki kendime şaşırıyordum. Ne diye bu kadar çok kitap okumuştum geçmişte?
Başımı bilmiyorum manasında sallayıp arkamı döndüm. Merdivenleri tek tek inip mutfağa yöneldiğimde dış kapıdan gelen sesler dikkatimi çekmişti. Başım istemsizce o tarafa doğru döndüğünde sesin ne sesi olduğunu algımaya çalıştım.
Başta sadece birkaç yumruk sesi, ardından kilite vuran demir sesi kulaklarıma dolduğunda gülümsemiştim. Bora yine sarhoş olmuştu...
Yönümü değiştirip kapıya döndüm. O tarafa doğru yaklaşırken duyduğum homurdanmalarla, yüzümü buruşturdum. Aklımda buraya tek mi geldi sorusu peydah olurken canım sıkılmıştı. Sarhoş sarhoş araba kullanma ihtimali aşırı korkutucuydu.
Kapıya ulaştığımda derin bir nefes çektim içime. Şu anda yürüyebildiğimi görürse bir tık aramız açılabilirdi. Ama yine de onu dışarıda öylece bırakamazdım. O yüzden kapının koluna elimi yerleştirip, kolu aşağıya indirdim. Bora'yı eve almak için araladığım kapı, üzerine düşen ağırlıkla tam açıldığında şaşkınlıkla yere düşen bedene bakmıştım.
"Neden bütün yükünü kapıya verdin?"
Şaşkınlıkla konuşup bedenini içeriye iterek kapıyı kapatmıştım. Onun yanına ulaşınca hemen yere eğilmiş, bir şeyi var mı diye kontrol etmeye başlamıştım.
Düşmesini umursamadan giyindiği cekete sıkı sıkı sarılıp gözlerini yumdu. "Çok soğuk." dediği şeyin bende hiçbir karşılığı yoktu.
Bugün hava soğuktu, evet. Ama Bora kalın giyinmişti. İçinde kazak, üstünde hem hırka hem de deri ceket vardı. Deri ceketin dışına attığı şapkadan hırkayı çıkarmadığını teyit ettiğimde ona doğru eğilip ceketini sardığı ellerinin üstüne elimi yerleştirdim.
Görüş açıma yakından giren kıyafetleri, olduğundan daha koyu renkteydi. Yüzünde herhangi bir ıslaklık göremesem de giyindiği koyu yeşil kazağın nemli olduğunu görebiliyordum. Elimin altındaki eli ise olması gerekenden çok daha soğuktu.
"Suya mı düştün?"
Sorduğum soruyla eş zamanlı olarak gözlerine bakmıştım. Onun ise benden ziyade elinin üstündeki elime baktığını gördüm. Belki elim sıcaktır bu da onu rahatsız ediyordur diye elimi çektiğimde bana bakmıştı.
Baygın bakışlarıyla başını sallayarak beni onayladığında yerimden kalkmak için hamle yaptım. Bu hamlem koluma sardığı eli yüzünden başarıya ulaşamadı. Ateş ölçer getirmem gerekiyordu, ateşine bakıp otuz beş dereceden düşükse doktoru aramam; hipotermi geçirdiğini söylemem gerekiyordu. Ama Bora gözlerimin içine gitme der gibi bakarken bu gereklilikleri yerine getirmek oldukça zordu.
Hem sarhoş hem de hasta olması canımı sıkıyordu...
"Üşüyorum Hüma."
Kolumdaki elini elime kaydırdığında oraya bakmıştım. Yeni yeni mi morarmaya başladığını bilmediğim elinde gezdirmiştim bakışlarımı. Eğer hipotermi geçiriyorsa yüksek ihtimalle az sonra zihninde Hüma'da kalmayacaktı. Bulunduğu yeri, karşısındaki kişiyi tanımamaya başlayacaktı.
Müdahale edilmesi gerekiyordu.
"Bora iyi değilsin."
"Dışardaki havuza düştüm."
İçine giren ürpertiyle ağzından zar zor çıkmıştı kelimeler. Elimdeki eli sıklaşmaya başladığında, soğuk artık her bir yanını kaplamıştı. Muhtemelen ikinci aşamaya geçiyordu. Ateş ölçeri boş verip ceketinin cebine attım elimi. Cebin fermuarını aşağıya çekip içinden telefonu aldığımda bir elim hâlâ onun elindeydi.
112'yi arayıp kulağıma dayadım telefonu. Hiç aile doktorunu bulmakla uğraşamazdım şu an. İyi değildi ve hastanede müdahale edilmesi gerekiyordu.
Arama kısa sürede onaylandığında karşımdaki kadına derdimi anlattım ve adresi verdim. Hemen ambulans yönlendireceğini söylemişti. Telefonun ekranını kapatıp elimi Bora'nın elinden çektim. Başta izin vermese de zorla yapmıştım bunu.
Ceketini çıkarmak için elimdeki telefonu yere koymuştum. Biraz daha bedenin üst kısmına yaklaşıp ellerimi ceketine sararak doğrulmasını işaret ettim. Soğuk soğuk diye itiraz da etse, en sonunda dinlemişti beni. Evin ısısı yirmi derece olduğu için bir daha ayarlarla oynama gereği duymadan hırkasına yöneldim bu sefer. Bunu da çıkartıktan sonra gider odasından kazak getiririrdim ona. Islak ıslak yatmamalıydı.
Ellerimi hırkasının kapşon kısımlarının biraz altına yerleştirdiğimde tir tir titreyen vücudunu es geçemeyen Bora, elimin üstüne yerleştirdi elini.
Kaşlarımı çatıp ona baktığımda tekrar üşüdüğünü söylemişti. Gözlerindeki çaresizlik ifadesi çatılan kaşlarımın inmesine, gözlerimin dolmasına neden oldu.
Bakışlarımı kaçırdım. Kendime gelmeye çalışarak bunu onun iyiliği için yaptığımı hatırlattım kendime. Bir kez daha hırkasını çıkarmak için hamle yaptığımda sağ elimi eliyle hırkasından çekmişti.
"Bora, yapma."
"Üşüyorum... Çok üşüyorum."
Hipotermiye en iğrenç gelen şeylerden biri alkoldü ve o da Bora'da şu an oldukça fazla vardı. Soğuk nefesine eşlik eden alkol kokusu yüzüme çarptığında gözlerimi yumdum. Normal tarafım "Çek vur şunu, ölmek istiyorsa ölsün!" diye bağırırken; anormal tarafım ise onun için çabalamak istiyordu. Hem de şu anki anlayışsızlığına rağmen.
Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştığımda yanağımda hissettiğim elle ürpermiştim. O şeyin soğukluğu tenime mühürlenmeden önce, gözlerimi aralayıp Bora'ya baktığımda yanağımdaki eliyle beni kendine çektiğine şahit olmuştum.
Bir şey söyleyeceğini sanıp onu engellemezken yüzlerimizi hizaladığında, eliyle kavradığı elimi de göğsünün üstüne yerleştirmişti. Ne olacağını yavaş yavaş kavrayan beynim, kalbim yüzünden düşündüğüm şeye ihtimal vermiyordu. Mantığıma bulanan duygularım "Bora yapmaz." diye bağırırken dudaklarımın üstünde hissettiğim baskıyla duygularıma içimden küfür etmiştim.
Bora beni öpmeye kalkıştığında bunu durdurmam gerekirken kalbimin arkadaşlık ilkesi bu olaya ihtimal bile vermemişti. Sonuç; mantığını dinlemeyen Kumru'nun dudaklarında arkadaşının dudakları vardı!
━━━━━━
Dırırı dırırı dırırı dırı (şiir fon müziği dhdkjd)
Neysem ne diyorduk?
Kumru'nun devamlı geçmişini düşünmesi?
Bora'nın sondaki hamlesi?
Bora?
Kumru?
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz
.
Selamünaleyküm mümin kardeşlerim.
hayal is coming.

Bölüm texting.
☣
Kumru Hanzade: Daha ne kadar orada bekleyeceksin Erdem?
Erdem Çelik: Savaş Bey ne zaman "Çekil!" derse, o zaman çekilirim.
Kumru Hanzade: Bey?
Kumru Hanzade: Ona ilk defa şu an böyle hitap ettin, şaşkınım.
Erdem Çelik: İşimin ciddiyetini başka türlü anlamıyorsun Kumru.
Kumru Hanzade: Ciddiyet?
Kumru Hanzade: Bütün gün arabada oturup yemek yiyerek, dizi izliyorsun.
Kumru Hanzade: Sonrada işinin ciddiyetini emri veren kişiye hitap şeklinle mi anlatmak istiyorsun?
Erdem Çelik | Yazıyor...
Erdem Çelik | Çevrim içi
Erdem Çelik | Yazıyor...
Erdem Çelik: Sen onu bunu geçte gel bana doğruyu söyle, aşk acısı çekiyorsun değil mi?
Kumru Hanzade: Efendim?
Erdem Çelik: Aşk diyorum, acı diyorum.
Erdem Çelik: Okuman yazman yok mu?
Kumru Hanzade: Yazdığın şeyi okuyabildim ama anlayamadım Erdem.
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Erdem Çelik: Yaklaşık üç yıldır Bora'yla birlikte yaşıyordunuz, evleri ayırdınız.
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Erdem Çelik: Normalde bizimkilerle mevzuyu uzatırsın sandım ama uzatmadım. Bir gece de istedikleri şeyleri eline verip, iletişimi kopardın.
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Erdem Çelik: Kesin kendin hakkında bilgi sahibi olunca içine kurt düştü.
Erdem Çelik: Eski sevgilini aldatmış gibi hissettin.
Erdem Çelik: Keşke abi tavsiyesi dinleseydin de, Bora'ya bunu yapmasaydın.
Kumru Hanzade: Sahi bizim aramızda kaç yaş var?
Erdem Çelik: Bora'yla senin aranda mı?
Erdem Çelik: Yıllarca aynı evde yaşadınız, bunu bilmiyor musunuz?
Kumru Hanzade: Ondan bahsetmiyorum, senden bahsediyorum.
Kumru Hanzade: Kaç yaşındasın?
Erdem Çelik: Ben 27 yaşımdayım.
Erdem Çelik: Ama senin bunu çoktan öğrenmiş olman gerekiyordu. Gelmedi mi kim olduğumuzla ilgili dosya eline?
Kumru Hanzade: Geldi ama okumadım.
Kumru Hanzade: Okumayı da düşünmüyorum.
Erdem Çelik: Geçmişinden kaçıyorsun?
Kumru Hanzade: Belki de.
Erdem Çelik: Yeni evine taşınmadan önce son kez Savaş'ın evine geldiğinde bana bir şey sormuştun, hatırlıyor musun?
Kumru Hanzade: Geçmişte bağımlı mı, yoksa satıcı mı olduğumu sormuştum.
Erdem Çelik: Sana bağımlı olduğunu söylemiştim.
Kumru Hanzade: Sonrada bunun aramızda kalmasıyla ilgili bir sürü yeminler ettirmiştin.
Erdem Çelik: Evet.
Kumru Hanzade: Ne olmuş o soruya? Neden şimdi bu konuyu açtın?
Erdem Çelik: Varlıklı bir ailenin çocuğusun. Bağımlısın dedim diye kendini orta gelirli, sorunları olan bir ailenin çocuğu olarak görme isterim.
Kumru Hanzade: Zengin bir ailenin sorunlu bir çocuğu olduğumu söylediğin için teşekkür ederim.
Erdem Çelik: Bir de şey var...
Kumru Hanzade: Ne var?
Erdem Çelik: Yalan söylemiştim. Sadece kullanmıyordun, aynı zamanda satıyordun da.
●İletilmedi.
Erdem Çelik: Madem sorun Uraz'ın varlığı değil, daha ne diye Bora'dan ayrıldın!
Kumru Hanzade: Bora'yla ben birlikte değildik.
Erdem Çelik: Çocuğu, fenalaştığı günden bir hafta sonra yalnız bıraktın. Ayrıldınız resmen. Bütün iletişimi kestiniz, benden ne düşünmemi bekliyorsun?
Kumru Hanzade: İzlediğin dizi veya filmlerden sonra girdiğin "Ben bunlardan daha iyi senaryo yazarım!" triplerinden çık.
Kumru Hanzade: Bora'da ben de artık yetişkin olduk. İki yetişkin karşı cinsin bir arada yaşaması ne kadar doğru?
Erdem Çelik: Lan yoksa Bora senden hoşlanıyordu da, sen de bunu hissedip "Ben geçmişimde ki erkek arkadaşıma ihanet edemem!" triplerine girdiğinden dolayı mı evden ayrıldın?
Kumru Hanzade: Allah'ım sen bana sabır ver...
Kumru Hanzade: Bak saygı değer insan, Bora ve benim aramda hiçbir şey yok.
Kumru Hanzade: Kaldı ki bana ne Uraz'dan!
Kumru Hanzade: Kendi kendine triplere girmeyip, hayatına devam etseydi.
Kumru Hanzade: Tanımadığım birinin vicdan azabını çekecek değilim!
Erdem Çelik: Sakin ol şampiyon.
Kumru Hanzade: Ayrıca,
Kumru Hanzade: Bora'yla yüz yüze görüşmüyor oluşumuz, mesajlaşmadığımız anlamına gelmez.
Kumru Hanzade: Kafana göre "Ayrıldınız." deme.
Kumru Hanzade: Kimsenin kimseyi yarı yolda bıraktığı yok. Sadece bir süre yalnız kalmak, arkadaş çevremi genişletmek istediğimi söyledim.
Kumru Hanzade: Bora'da bunu anlayışla karşıladı.
Erdem Çelik: Üç haftadır konunun aslını öğrenmeye çalışıyorum. Bugün bu kadar anlatman bile gururlanmama neden oldu. Bir de Savaş adam konuşturamadığımı, çok iyi niyetli olduğumu söylerdi, hah!
●İletilmedi.
Erdem Çelik: Ben de sen daha fazla sinirlenmeden şey yapayım o zaman.
Kumru Hanzade: Ne?
Erdem Çelik: Şey işte.
Kumru Hanzade: Ne?
Erdem Çelik: Telefonu elimden bırakıp yan koltuktaki diz üstü bilgisayardan dizimi izlemeye devam edeyim!
Erdem Çelik | Çevrim dışı
Kumru Hanzade: Erdem fark ettin mi bilmiyorum ama her sabah koşuya gidiyorum.
Kumru Hanzade: Sence de bu ilgi alakayla, bu görev aşkıyla terfi almaman şaşırılacak şey değil mi?
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade | Çevrim içi
Kumru Hanzade | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Neyse bir şey demiyorum, iyi seyirler.
Kumru Hanzade | Çevrim dışı
Erdem Çelik | Çevrim içi
Erdem Çelik | Yazıyor...
Erdem Çelik: Kumru!!!
Erdem Çelik | Yazıyor...
Kumru Hanzade: Sen söylemeden ben söyleyeyim, çay bitmiş.
Erdem Çelik: Daha dün kocaman bir paket almamış mıydım?
Kumru Hanzade: Dün ve bugün, bütün gün çay istediğini varsayarsak, bitmesi çok olağan değil mi?
Erdem Çelik: Böyle deyince de bir hak vermeden edemedim sana.
Erdem Çelik: O zaman sen otur oturduğun yerde ben de o sırada marketten çay almaya gideyim. Hem atıştırmalıklarım da bitmişti, onları da yenileyeyim. Sen bir şey ister misin?
Kumru Hanzade: Senin bu yeme içmelerin patronuna yazılıyordu değil mi?
Kumru Hanzade: Yemin ediyorum seni kovsa servetini ikiye katlar!
Kumru Hanzade | Çevrim dışı
Erdem Çelik: Şimdi ben anlamadım, sen hiçbir şey istemiyor musun?
İnstagram: amistadream
━━━━━━
Kumru?
Erdem?
Evlerin ayrılması?
Erdem'in iş aşkı?
Seviliyorsunuz