Hydra’nın sert kayalıkları üzerine kurulu o beyaz taş evde sabah, İstanbul’daki gibi telefon trafikleriyle değil, Deniz’in bahçedeki zeytinliklerin arasında koştururken çıkardığı neşeli çığlıklarla başladı. Aras, elinde bir sürahi suyla verandaya çıktığında, rüzgârın yön değiştirdiğini fark etti. Artık poyraz yerini ılık bir lodos fısıltısına bırakmıştı. Bu, adada mevsimin değil, ruhların da değiştiğinin habercisiydi. Aras, masanın üzerine Vedat’tan gelen son paketi bıraktı. Bu paket, diğerlerinden farklıydı. İçinde ne bir tapu, ne bir vasiyetname, ne de bir intikam dosyası vardı. Sadece Aras’ın babasının yıllar önce Londra’daki o küçük atölyesinde kullandığı eski, deri kaplı bir cetvel kılıfı ve paslanmış bir pergel takımı duruyordu. Aras, parmaklarını o derinin üzerinde gezdirdiğinde, b

