19.Bölüm

2375 Kelimeler
Bunlar da kimdi? Biri beni kolumdan tutup çekiştirirken kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdım. Sırma. Görkem'in kuzeni. Beni kolunun altına alarak danışmana götürdü ve masanın altına getirirken çömeldik. Ona doğru döndüm. "Burada kal tamam mı?" dediğinde başımı salladım titreyerek. Otel silahlı adamlar tarafından zan altındaydı ve mermilerin ardı ardısı kesilmiyordu. "Bu çatışma da ne böyle?" diyebildim göz bebeklerim irileşirken. Sırma doğrulacak gibi oldu ama doğrulmadı, başını kaldırıp lobiye bakıyor, etrafı inceliyordu. "Bilmiyorum. Bunca yıldır buradayım ne silahlı çatışmaya ne de mafya kılıklı adamlara denk geldim!" Bakışlarım kısıldı. Oktay! Kesin onun işi olmalıydı! Yutkundum. Bir elim karnımı bulurken zihnim dakikalar önce okuduğum o mesajı tekrarlıyordu. Bize huzur vermeyecekti, zarar verecekti. O sandığımız mutlu günlerimizden çok uzaktaydık belki de hiç ulaşamayacaktı. Kalbim sıkışırken, Bayılacak gibi oldum. Gözümün önü karardı. "İdil! İDİL!" Sırma beni sarsarken az da olsa ayıldım ve sersemce onu bakıyordum. "İyi misin? Tansiyonun mu düşüt yine?" "Ben..." dedim. Hamile olduğumu kimse bilmiyordu. Söylememeye karar vermiştik. "Ben..." "İdil..." Dayanamadım ve Sırma'nın kollarına yığıldım. & Görkem. Olaydan birkaç dakika önce. Görkem, emin adımlarla koridorda yürürken içi İdil'i lobide bıraktığı için huzursuzdu. Ondan ayrı kaldığı için mi böyle hissediyordu yoksa başka bir şeyden dolayı mı kestiremiyordu. O her zaman içgüdülerine güvenen bir adam olmuştu ve içgüdüleri ona hiç iyi şeyler fısıldamıyordu. Amcasının odasına geldiğinde kapıyı hafifçe tıklayıp kolu indirdi. Amcası camı açık balkonun önünde durmuş telefon ile konuşuyordu. Onu rahatsız etmeden içeriye sessiz adımlarla girdiğinde babasının adını duyması ile sırtı dönük ayakta kalakaldı. "Sana çocuklara karışmaman gerektiğini söyledim Semih!" Eli kapı kolunda kalırken istemsizce kapıyı kapattı ve omzunun üstünde geriye amcasına doğru baktığında göz göze geldiler. Kaşları çatıldı. Amcası Görkem'i gördüğünde şaşırsa da eliyle alnını sıvazlayarak gerginlikle dudaklarını ısırdı. Görkem'e sırtını dönerek manzaraya baktı. "Sonra konuşalım." Diyerek alelacele kapatmasından kuşku duydu Görkem. Bedenini amcasına tamamen döndürüp hızlı adımlarla yanına vardığında sol profiline baktı adamın. "Babam mıydı o?" Amcası iç çekerek yandan bakışlar atsa da yeğenine tamamen bakmadı, başını sallamakla yetindi. Görkem histerikçe gülerek kısa bir volta attı yeniden amcasına döndü. "Ne istiyormuş?" diyerek sordu sesi sertleşerek. "Dönmenizi." "İstanbul'a?" "Aynen öyle evlat." Başını salladı. "İdil'i de seni de istiyor. Dönerseniz bu meseleyi masaya yatırıp halledebilirmişsiniz. Öyle söyledi." "Cidden dediklerine inandın mı amca? Babam böyle bir adam mı sence? Anlayışlı olsaydı başından böyle derdi ne benim sevdama karşı çıkardı ne de beni halama Bozcaadalara sürgün ederdi." Amcası ona döndü. "Görkem-" Görkem geri adımladı. "Bunun için mi çağırdın sen beni?" İç çekti adam. "Hem evet hem hayır." Parmağını dudağın altında sıkıntıyla gezdirdi. "Bunu nasıl söylesem bilmiyorum ama bir yerden başlasam iyi olacak," eliyle karşı koltuğu işaret etti. "Otur lütfen." Görkem birden reddedecekti ki sakin olması gerektiğini hatırlattı kendine. Olmak istemiyordu kırıp dökmek yıkmak istiyordu bir kere sakinleşmemek, her şeyi ateşe vermek istiyordu ama yapmadı. Yapamazdı da. Gözlerini yumarak açtı, derin soluk alarak deri koltuğa çöktü. Amcası ile karşılıklı sessizce oturduklarında o amcasını, amcası da sıkıntı bir yüz ifadesiyle sehpayı izliyordu. "Bizim çocuklar son birkaç gündür, bellerinde silahlı adamları görüyorlarmış." Bakışları kısıldı. "Nerede?" "Otelin çevresinde. "Kimmiş bunlar?" dedi aynı tavrı sürdürürken. "Bizim peşimizde olduklarını mı düşünüyorsun?" Dirseklerini dizlerine koyarak eğildi. "Düşünmüyorum çünkü öyle. Sizin peşinizdeler Görkem. Özellikle," dedi amcası Görkem'in yeşil gözlerine bakarak. "İdil kızımın." "Bak bunlar hiç tekin değil. Size zarar vermelerinden korkuyorum. Dikkatli olun oğlum." Görkem yine alayla gülerek başını eğdi bunu yamarken sinirle dudaklarını ısırmayı ihmal etmemişti. "Demek bizim peşimizdeler." O köpekleri oraya dikenin Oktay olduğuna adı kadar emindi. "Bizi buldu demek." "Kim buldu?" "Oktay şerefsizi." Amcası çatık kaşlarla yerinde dikleşti. "Oktay da kim?" Görkem başını çevirerek ellerini dizlerine vurdu, arkaya yaslandı. "Ruh hastası takıntılı herifin teki. İdil'in sözde nişanlısı." Amcasına döndü. "Asla öyle bir şey de yok bu arada." "Nişanlı değillerdi yani?" "Değillerdi. Hiçbir zaman da olmadılar." Bir solukla devam etti. "Ferit Yazgı'nın ortağının oğluydu. Büyük ihtimalle işlerini birleştirmek için aileleri de birleştirmek istiyordu Ferit Yazgı." Büyük ihtimalle değildi, kesindi. "İdil istemiyordu, sevmiyordu da zaten. Bizim ayrılmamızı istediler, onunla evlenmesi için." Amcasına kaçamak bir bakış attı. "Biz de kaçtık. Başka çaremiz de yoktu zaten." "Peki neden ısrarla peşinde bu herif sizin?" "Dedim ya amca, ruh hastası saplantılı herifin teki." Birden ayağa fırladı. "İdil sanki onu seviyor da aralarına girmişim, sanki onun gerçek nişanlısı da nişanlısını kaçırmışım, onun elinden almışım gibi davranıyor kaçık ruh hastası!" Gerginlikle ellerini saçlarından geçirdi. "Aksine İdil ile biz birbirimizi çok seviyoruz amca. Aşığız biz birbirimize ve bu yeni olan bir şey değil. Neredeyse doğduğumdan beri o var hayatımda. Biz yirmi yılı aşkındır beraberiz." "Tamam oğlum anladım ben seni," O da Görkem'in peşinden ayağa kalktığında adamın yanına gitti, elini omzuna koyarak sıktı. "Sakin ol. Bir yolunu bulacağız. Belli ki bu herif size huzur vermeyecek ama sen merak etme, amcan bir yolunu bulacak." Görkem az da olsa sakinleştiğinde aksine içindeki öfkesinin arttığını hissediyordu ama birazdan İdil'in yanına inecekti. Sevgilisinin yanında sinir küpü gibi dolaşmak istemiyordu. En çok onun için sakinleşmeye çalışırken başını salladı. "Tamam, tamam amca," yutkundu. "Sağ ol... Sen de olmasan... Yetim gibi kalmıştık sokak ortasında." "Duymamış olmayayım." Dedi kızarak. "Sen benim oğlumsun, İdil de kızım, elbet sahip çıkacağım size." O sırada sokağa kadar yayılan silah sesleriyle Görkem irkilerek balkona fırladığında amcası da peşinden gelmişti. "Ne oluyor lan orada?!" "Amca..." dedi amcasına dönerek. "Siktiğim herifleri baskın yapmış" Gözbebekleri büyüdü korkuyla. "İdil..." dedi. "İDİL! İDİL'İ AŞAĞIDA YALNIZ BIRAKTIM!" Görkem hızla adamın yanında geçerek odadan fırlarken koridorda koşmaya başladı. Onun gelecek en ufak zararda bile mahvolurdu, ölürdü. & Otelin güvenliği ile adamlar arasında çatışma polis gelene kadar sürmüştü. Havuz başına kurulan çardaklardan birinin altında oturuyorduk, Görkem bana suyu uzatırken bir elim bağrımdaydı halen. Bardağı avucumun arasına alırken ellerimin halen titrediğine şahit oldum. Güçlükle suyu içerken yanıma oturdu, bir elimi kavradı. Bardağı ağzımdan çektiğimde ona baktım. Gözlerini yumup açtı. "Korkma bebeğim," dedi saç tutamımı kulağımın arkasına sıkıştırırken. "Korkma." "Nasıl korkmayayım..." dedim bardağı önümdeki beyaz cam sehpanın üstüne koyarken. "Mermiler üzerime yağacak sandım Görkem." Bir elim istemsizce karnımı bulduğunda o da bakışlarını karnıma çevirdi ve gözlerinden acı bir gölge geçti. Beni kendine çekerken hızla sarıldığında, "Deme öyle. Deme." Dediğinde onun da korktuğunu anlamıştım. Gözlerimi yumarak sardım kollarımı. Amcası polis ile köşede konuşurken Sırma ve annesi yanımıza geldiler. Sırma endişeli bakışlarıyla karşımıza oturduğunda, "Görkem abi?" diye sordu ama bakışları ikimizin üzerindeydi. "İyi misiniz? "Bana baktı tamamen. "İdil abla?" "İyiyim..." dedim ama Görkem sessiz kaldı. "Sırma," dedi birkaç saniye süren sessizliğin ardından. "Sen İdil'in yanında kalır mısın? Ben hemen geleceğim." Görkem yanımdan kalkar kalkamaz onun bileğine sarıldığımda parmaklarım parmaklarını buldu, sıkıca tuttu. "Gitme... Görkem." Önce elime sonra yüzüme baktığında Sırma arkama oturmuş, ellerini omuzlarıma sarmıştı. "Bu kadar panik olma kızım," diyerek araya girdi yengesi. "Belki tuvalete gidecek, ona da mı beraber gideceksiniz siyam ikizleri gibi?" Sırma, "Anne!" diye uyarı niteliğinde sesini yükselttiğinde kadın omuz silkti. "Aman canım ne dedim ben? Doğruya doğru." Görkem hiddetle kadına doğru yürüdüğünde ellerimiz birbirinden ayrılmıştı. "Sana mı düştü yenge? Doğruları dile getirmek?!" "Aaa ne dedim canım ben? Siz de üstüme geliyorsunuz?" "Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokma diyorum. Doğruysa doğru, yanlışsa yanlış. Sana sorduk mu görüşünü?!" "Görkem..." dedim yorgunca, aralarındaki gerilimin daha da yükselip trafo gibi patlamasını istemiyordum. Bana dönmedi bile. Aksine kadının üzerine yürüdü. "İdil'e ettiğin bir laf, onun canını sıkarsa benim de canımı sıkmış olursun. O lafı bana söylemiş sayarım. Bil diye söylüyorum yenge, burnunu sok diye değil!" Yengesi sus pus olduğunda Sırma bana, "Ne olur annemin kusuruna bakma," diyordu bir yandan. Ona dönüp küçük bir tebessüm ettiğimde, amcası da aramıza dahi oldu. "Ne oluyor Seval?" Kadın kollarını göğsünde toplayarak kocasına baktı yandan. Bozuk atarak, "Yok bir şey Cahit." Görkem'e de aynı tavrı yaparak, elindeki telefonu işaret etti. "Benim telefonla görüşmem gerek." Diyerek yanımızdan ayrıldı tabiri caizse kaçtı. Görkem başını sallayarak sinirle gülerken bana döndü. "Görkem?!" dedi amcası olayı anlamaya çalışarak. Amcasına yandan baktı. "Yok bir şey amca." Diyerek benim yanıma geldiğinde onun yüzüne baktım. Ellerimi kavradı. Sırma yanımızdan kalktı. "Hadi baba biz de bir içeri bakalım," dediğinde Zahit Bey hemen tamam demedi, "Tamam kızım sen git ben de geliyorum," Sırma bize döndüğünde başımızı sallayarak ona karşılık vermiştik arından üçümüz yalnız kalınca amcası bize doğru birkaç adım atarak ayakta dikildi. "Çocuklar, bakın..." İkimiz de gözlerimizi ona dikmiştik. "Anlaşılan o ki burada kalmanız güvenli değil." İç çekti. "Siz eve çıkmak istiyordunuz değil mi?" Görkem'e döndüğümde bana baktı yandan ardından amcasına döndü. "Evet?" "Güzel. Ben de size Ölü Deniz'e yakınlarda bir ev ayarlayayım. Güvenliği koruması olan bir yer. Ayrıca uzaktan koruma da tutacağım size." "Amca-" "Görkem, sözümü bitireyim bekle." Bunun üstüne sessiz kaldı görkem. "Bir süreliğine orada kalırsınız. Güvenliğinden emin olduğumuzda buraya geri dönersiniz. Düğününüzü yaparız." Düğün mü? "Sizi otelin bahçesinde anlı şanlı düğün yapacağım öyle sade nikah ile geçiştirmek olmaz." Dediğinde başımı eğdim. Gülümsememe engel olamadım. Biz evlenirdik değil mi? "Bak Hanım kızımızın da hoşuna gitmiş belli ki, gülüyor," dediğinde amcası, Görkem hızla bana döndü. Ona baktım. Güldü. Güldüm. "E siz de istiyorsunuz belli ki," Ellerini cebine soktu. "Ne diyorsunuz o zaman?" "Tamam amca." Bana baktı sevgilim. Başka çaremiz yok dercesine. "Olur. Kalırız." Ayağa kalktı elimi tutarak. "Sen ne dersen olur." Amcası tatmin olmuş gibi memnuniyetle gülümserken, "Peki o halde siz hazırlanmaya başlayın akşama yolcusunuz." Diyerek o da yanımızdan ayrıldığında, Görkem'e döndüm. "Görkem?" "Biliyorum bebeğim kendi aramızda konuşmamız gerekiyordu..." "Sorun bu değil..." dediğimde iç çekti sıkıntıyla. "Benim için ev düğün bunlar sorun değil Görkem." Birkaç saniye sessizlikten sonra devam ettim. "Oktay..." Hızla başını kaldırdı ateş saçan gözleriyle baktı bana. "O durmayacak." "Elinden geleni ardına koymasın o ruh hastası!" Ellerimi kavradı sımsıkıca, öpücük kondururken bana baktı. "İdil, o puşt hayatımızdan defolup gidecek. İçini ferah tut. Tamam mı?" Gülümseyerek onu rahatlatmak isterken sarıldım. Başımı göğsüne koyduğumda gülümsemem soldu. Biliyordum ki kolay kolay hayatımızdan defolup gitmeyecekti. & Biraz uzun süren araba yolculuğun sonunda amcasının bizim için ayarladığı eve gelmiştik. İki katlı, küçük bahçesi olan ağaçlıklar içinde duran beyaz renkli bir yazlık eviydi. Sahile çok yakındı. Taşlık sokaklardan geçtiğimizde civarda çok ev yoktu. Arada birkaç metre mesafede tek tük evler vardı. Evin içerisini gezerken salonun camını açtığımda uzakta olsa da görünen denizi görebiliyordum. "Sağ ol Erdem, bir şeye ihtiyacımız olursa ararız." "Tabii Görkem Bey," diyerek ellerini önde bağladı. "Ben dışarıda olacağım. Rahatlıkla yerleşebilirsiniz. Buralar güvenlidir ama ne olur ne olmaz kapıları kilitleyin. Mutfakta yiyecek bir şetler hazırlandı, ev d temizlendi. Amcanız her şeyi halletti." Onlara döndüm, antredeydiler. Yani diyordu ki sizin bir şey düşünmenize gerek kalmadı. "Sağ olasın tekrardan." Diyerek Erdem'i uğurladığında dış kapıyı kapatarak kilitledi. Ardından bana döndü. Salonun kapısından antreye bir basamak vardı. Tek basamağı inerek yanına gittim. Görkem'in arkasındaki duvara yapıştırılmış boy aynasından kendimi ve onun sırtını görebiliyordum. Avucum sakalını kapladı. "Sıkma artık canını." Gözlerinden anlıyordum ben. Sıkılıyordu içi. Elimi öptü. "Sıkmıyorum merak etme sen bebeğim." Elimi yanağından ayırarak tuttuğunda beraber salona girdik. Işıkları henüz yakmamıştık. "Aç mısın?" Başımı iki yana salladım. Tek kaşını kaldırdı. "Emin misin?" "Otelde bir şeyler yemiştim." Gülümsedi. "Yine de söyle. Aç durma, canın ne çekiyorsa söyle Erdem hemen alır." "Sen almaz mısın?" Koltuğa oturduğumuzda kucağına çekti beni ve bacağına oturarak kollarımı ensesine doladım, saç dipleriyle oynamaya başladığımda, "Seni yalnız bırakamam burada bebeğim." "Yoksa sen iste dünyanın bir ucuna gider istediğin her neyse onu almadan dönmem." "Diyorsun." "Diyorum." Gülümsemem büyüdü. "Bahçeye çıkalım mı?" "Serinse?" "Şal var bak," diyerek aniden kucağından kalktım. "Sakin bebeğim..." Diğer koltuğun kolçağından aldığım yeşil şalı ona gösterdim. "Üzerime alırım." Bahçeye göz attım yeniden. "Hem hamak var, yatarız orada." "Tüm gece duramayız ama?" Omzu silktim. "Olsun, üşüyünce geri gireriz." Görkem heyecanıma ortak olurken elimden tuttu ve bahçeye indik. Hamakta minder vardı, daha iyi mi demeliydim? Önce o yatarken hamağa ben de şalı üzerime alıp onun çekiştirmesiyle üstüne yattım. Şalı onun da üzerine sererken başımı kalbinin üstüne koydum. Saçlarımı şaldan kurtararak üstüme yaydı ve okşamaya başladı. "Güzel kokuyorsun." "Duş almıştım..." "Bensiz mi?" kıkırdadım. Başımı kaldırıp çenemi yasladım göğsüne. "Hızlı bir duş olmalıydı Görkem Bey. Kusura bakmayın." "Valla kusura baktım İdil Hanım. Bensiz duş almışsınız cık cık, hiç yakıştıramadım." Sırıtışım büyürken yanağımı yeniden kalbine yasladım. Elleri saçlarımda dolaşmaya devam etti. "Alelacele bavul yaptım zaten. Her şey o kadar üst üste geldi ki, sağa sola koştururuz diye aldım öyle duş..." "Sıhhatler olsun bebeğim." Dedi sadece. Bir süre sessizlik içinde birbirimizin soluklarını dinlerken söze girdi sevgilim. "Şu yıldızı görüyor musun?" "Hıhım." "Biliyor musun peki?" "Kutup yıldızı." "Hayır." Kaşlarım çatıldı. "Kutup yıldızı değil." "En parlak olanı gösterdin ama?" "Onu değil, yanındakini gösterdim." Küçük bir yıldız parladı işaret ettiği yerden. "Bilmiyorum... Neymiş adı?" "Merih yıldızı." "Hmm özelliği neymiş bu yıldızın?" "Merih yıldızları, rivayete göre kötülük sıkıntı barındırırlarmış. Ama asıl özellikleri o değilmiş. Zamanın birinde krallıkta çalışan bir gökbilimci, Merih yıldızına sahip prenseslerin nur gibi yüzü olacağını, doğru eşlerini bulacağını söylermiş. Bunu aksini iddia eden büyücüler ise, rüyalarında Merih yıldızını gören prenseslerin her diam çirkin olacağını, bahtlarının kapkara olduğunu ve ölümü nitelediklerini iddia edermiş." "Peki sence hangisi? Hangisi doğruymuş?" Omuz silkti sevgilim kollarını bana sararken. "Bilmem. Rivayete göre her ikisinin de doğru olduğu söyleniyor." "Şimdi ben rüyamda Merih yıldızını görürsem ölecek miyim?" Gülümsedi. "Belki hayır, yüzün nurlanır, bahtın aydınlık olur hım?" Gülümsedi. "Sonra?" "Sonra," Görkem çenesini başımın üstüne koydu. "Ülkenin kralı bir gün bu gökbilimciyi ziyaret etmiş. Herkesin aksine o güzel şeyler söylediği için bunun nedenini merak etmiş. Demiş ki gökbilimciye: "Sen neden Merih yıldızını övüyorsun? Parlak değil güzel değil. Kapkara bir yıldız. Gökten görünmüyor bile." Gökbilimcinin cevabı ise şu olmuş: "Asıl kapkaranlıktadır, güzel olan parlak olan. Onlar her daim ışığını yansıtmazlar. Dipten, bataklıktan yüzeye çekmek gerekir. İşte o zaman güzellikleri görünür." Demiş." "Öyle olmuş mu?" "Olmuş. Buna inanan kral, prenseslerini o gökbilimciye getirmiş. Bahtlarını aydınlatmaları için, Merih yıldızından nur indirmesini istemiş." "Sonra, sonra ne olmuş?" Duraksadı sevgilim. "Sen sevdin sanırım bu efsaneyi?" "Evet deli gibi hem de sonunu merak ediyorum hadi ne olur söyle." Gülümsedi. "Sonu yok." "NE?" "Prenseslere nur indikten sonra kral bir daha gökbilimciye gittiğinde, gökbilimciden geriye eser kalmamış." "Ama..." "O günden sonra da Merih yıldızı yasaklanmış, hor görülmüş, bahsinin dahi geçmesi çok ciddi infazlara neden olmuş." "Peki ya o gökbilimci?" "Ondan bir daha hiç haber alınamamış." Dudaklarımı büzerek yeniden yattım sevgilimin göğsüne. "Hiç sevmedim ben bu efsaneyi." "E hani sevmiştin?" "Cık sonu güzel değilmiş. Resmen dışlamışlar, hor görmüşler Merih yıldızını." "Bebeğim bir yıldıza üzülmeyeceksin değil mi?" "Üzülürüm hamileyim ben," diyerek çıkıştığımda ben de kollarımı sevgilime sardım. "Evet hamilesin ve bu benim hoşuma nasıl gidiyor bir bilsen..." Gülümserken sessiz kaldım. "İdil..." "Hm," dedim uzun süren sessizliğin ardından. "Benimle evlenir misin bebeğim?" Yutkundum. Başımı kaldırdığımda bana göğü işaret etti. "Sana en parlak yüzüğü alamam ama yıldızı verebilirim." Gözlerim doldu. "Bu yıldız bize şahitlik etsin," ellerimi tuttu. "Ki, benimle evlenir misin?" Başımı salladım. "Evet, yıldızlar şahidim ki cevabım evet." Dudaklarının dudaklarıma bastırdığında gözlerimi yumarak onu öptüm. Yavaşça başlayan öpücüğümüz giderek hızlandığında, yıldızların altında delilerce öpüştük.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE