"İdil!"
Uzaklardan onun sesini duyduğumda gözlerimi aralamak istedim ama aralayamadım, sanki yük vardı göz kapaklarımın üzerinde. "İdil, bebeğim..." Onun ellerini üzerimde hissederken hafif sarsıntıyla ayıldım gibi sonunda göz kapaklarımı açabildim. İlk gördüğüm pusulu bakış içinde onun yüzü oldu. endişeli gözlerle bakan yüzü.
"Görkem..." Sesim içime kaçmış gibi çıkarken dirseklerimin üzerinde doğrulmak istedim. Hemen sırtıma destek verip kalkmama yardımcı olduğunda başımı tuttum, sersemlemiş gibiydim. "Ne oldu," bakışlarım etrafta gezindi, küçük bir odadaydık, sedye üzerinde uzanıyordum. "Neden buradayız?"
"Bayıldın bebeğim," elimi tuttu. "Otelin revirine getirdim seni." Gözlerine baktığımda, yüz ifadesi beni de endişelendirmişti. "İyisin ama. Şükür, iyisin."
"Korkutma bak beni..." Saçımı okşadı. "Korkma bebeğim, doktor tansiyonun düşmüş olabileceğini söyledi. Yine de hastaneye gidip kan tahlili yaptırmamız lazımmış."
Meraklı ve endişeli bakışlarım hiç gitmezken kapı açıldı birden, ikimiz de kapıya doğru döndük. Doktor olduğunu tahmin ettiğim kolunda önlüğünü tuttuğu kadın yanımıza geldi. "Geçmis olsun."
"Sağ olun." diyebildim, ardından o masasına geçerken Görkem de elimden tutup sedyeden kaldırdı. Beraber masanın önündeki sandalyelere oturduğumuzda yutkunarak kadına baktım, klavyeye bastı parmakları ardından, ekranı bir süre izledi. Bakışlarım Görkem'e kaydığında i da hissetmiş gibi bana döndü ve gözlerini yumup açtı. Bir bakışı yeterdi bana güven vermesi için ama yine de evhamlanamadan edemiyordum.
Geçen günkü o konuşmamızdan sonra ise...
Elimi masaya dayadım, "Ciddi bir şeyim yok değil mi?" diye sordum dayanamayarak. Kadın bir iki saniye ardından bana döndü. "Hayır yok," dedi küçük bir gülümseme ile. "Geçmişinize baktım sistemden, ciddi bir rahatsızlığınız da görünmüyor," farenin tuşuna basıp yeniden bize döndü, masada olan elleri birleşmişti. "Sadece yaz aylarında dikkat etmek gerekiyor İdil Hanım, tansiyon düşmesi, sıcak çarpması... Bunlar olağan ve yaygın şeyler. Büyük ihtimalle tansiyonunuz düştü. Nedenini susuz kalmanıza ya da sıcağa maruz kalmanıza yorsam da, bir hastaneye gitmekte fayda var."
"Buraya en yakın hastane nerede?" diye araya girdi Görkem.
"Marmaris'in merkezinde bulabilirsiniz," bir not çıkarıp yazdı. "Bir taksi veya dolmuşa bakar. Ben yine de alternatifleri yazdım. Geçmiş olsun." Kadın notu Görkem'e uzatırken ardından ayağa kalktık ve el sıkışarak ayrıldık revirden. Otelin geniş lobisinde yürümeye başladığımızda sevgilime döndüm. Ancak benden erken davrandı söze girmede. "Hadi, hemen hastaneye gidiyoruz!"
"Şimdi mi?"
"Evet?" Durup karşımda dikildiğinde yüz ifadesi oldukça ciddiydi. "Neden tansiyon düştü bilmiyoruz, ya yine olursa... Seni bilmem ama benim yüreğim bir inmeyi daha kaldıramaz." Hafifçe güldüm. "Hiç gidesim yok ama sevgilim ya. Yarın gitsek?"
"İdil!"
"Lütfen!" Ona mahzun bakışlarımla baktığımda, bir kaç saniye baktı ardından iç çekti. "Şöyle bakıyorsun ya... Sanki hayır diyebilirmişim gibi yalvarıyorsun bir de..."
Gülümsemem genişlediğinde göğsüne sarıldım kollarımı sırtında birleştirirken. Onun da ellerini saçlarımda ve sırtımda hissetmem gecikmedi. "Ama bebeğim benim içim rahat etmeyecek."
"Ya belki de biz abartıyoruz," geri çekildim. "Kadın da dedi, sıcaktan ya da susuzluktan olabiliyormuş."
"Çocuklar!"
O sıra amcasının yanında da bir genç kızla beraber yanımıza doğru geldiğini gördüm. Kızı tanıyordum. Bu geçen saatlerde barda gördüğümüz Görkem'in bahsettiği kuzeni, Sırma'ydı. "Ben de sizi arıyordum, nerelerdesiniz?!"
"Revire indik de amca. İdil fenalaştı." Amcası direkt bana döndü o güler yüzlü hali endişeye bürünürken. "İdil? Kızım? İyi misin?"
İyi olduğumu belirtmek adına ufak gülümserken, "İyiyim Zahit Bey. Basit bir baş dönmesi."
"Hiç de değil ama..." diye Görkem'in ağzının içinde söylendiğini tek ben duymuştum.
"Aman kızım dikkat ediver kendine," Görkem'e bakış attı. "Sonra bu oğlanı zor zaptederiz."
"Amca..."
"Hem ne beyi öyle o? Sen de amca de bakayım."
Güldüm. "Peki Zahit Amca."
"Ha şöyle, şimdi oldu." Görkem'e baktı. "Sen bana lazımsın evlat. Yarın sabahtan odama uğra, önemli konular konuşacağız."
"Yoksa... Babam mı?" Bakışlarını kaçırdı o an ve anlamıştım. "Yarın konuşalım."
O sırada sessizlik içinde bizi dinleyen ve izleyen Sırma'ya döndü bakışlar. "Nihayet bana sıra geldi!" Gülümseyerek bana baktı ilk. "Ben Sırma, Görkem Abi'min küçük kuzeniyim."
"İdil ben de. Memnun oldum."
"Ben de." dedi aynı sevecenliğini sürdürürken ardından Görkem'e yaklaştı. "Görkem abi!"
"Fıstık!"
Birden sarıldıklarında garipsesem de sessiz kaldım, kuzenlerdi sonuçta.
Bir dakika?
Fıstık mı demişti o?
Bakışlarım kısılırken kafamı çevirdim, bozuntuya verme İdil, bozuntuya verme...
Zahit Bey pardon Zahit amca, boğazını temizlediğinde bunu yalandan yere yaptığını anlamıştım çünkü Görkem'e beni işaret eden bakışlar atıyordu. Sessizce yutkunup farkında değilmiş gibi davranırken sevgilim de sonunda benim varlığımı hatırlamış olacak ki, yanıma gelip elini belime koydu ve kendine çekti. "Bu da güzel bebeğim de, İdil. Yengen."
Kafamı çevirip Görkem'e bakarken Sırma'nın kıkırdadığını işittim. "Belli oluyor." Sonrasından onlar önden biz de arkadan peşlerine düşerken, "Sen görürsün fıstık neymiş," diye dal düz apaçık belli ettiğimde Görkem kendini tutamıyor gibiydi. "Sen bu kadar kıskanç değildin?"
"Hah," dedim alay etmesine takılmadan. "Doğduğumuzdan beri beraberiz, hâlâ tanıyamadıysan..." Yeniden gülerek şakağımdan öptü bu kez eli omzuma çıkıp göğsüne çekerken. "Odaya çıkalım o zaman al ifademi."
Amcasıyla biraz daha konuştuktan sonra sabah beraber kahvaltıya sözleştik, odaya geldiğimizde serin hava bizi karşılamıştı. Muhtemel klimayı açık unutmuştu. "Açık kalmış." diyerek kapıyı kapattığında ben de makyaj masasının üzerinde duran küçük beyaz kumandayı aldım ve dereceyi arttırmaya başladım. "Direkt kapat bebeğim, uğraşma."
Ona döndüm yandan. "Boğulmayalım uyurken?"
"Balkonu açık bırakır perde çekeriz," dedi yanıma varırken. "Kapatmazsak çarpar bizi." dediklerine hak verip direkt kapattığımda kumandayı masaya koydum ve yorgunca alnımı ovaladım. Dolaptan birkaç parça kıyafet çıkardığında ben direkt yatağa atmıştım kendimi. "Sözde duş alacaktım," dedim tavana bakarak konuşurken.
Dolabın kapağının kapanma sesini duydum. "Sabah alırsın bebeğim."
Başımı çevirdim yatağa oturduğunda. "Şimdi alsam?"
Omzunun üzerinden bana döndü. "Tek girmene izin vermem?"
"Ya ne olacak düşüp kafamı vuracak değilim ya," diyerek doğrulduğumda bana döndü tişörtünü çıkardığında. Burnuma fiske vurdu. "İşte bu yüzden ben de giriyorum seninle."
Gözlerimi devirdim. "Sen sahiden duş alacağımıza inanıyorsun o zaman?"
"Niyeymiş?"
"İkimiz o küvete girersek sevişmeden çıkmayız da ondan."
Gülerek yanıma geldiğinde kollarını belime sardı, "Söz, bu kez sadece duş alıp çıkacağız." Tek kaşımı emin misin dercesine kaldırıp indirdiğimde, elimden tutup öpücük kondurdu ve başını salladı. Gülümseyerek beraber banyoya girdiğimizde soyunmaya başladım. Sevgilim de soyunmama yardımcı olurken, çıplak kalan omzuma dudaklarını bastırmıştı.
Kıkırdayarak kaçarak ona dönüp işaret parmağımı salladım. "Uslu dur."
"Durmazsam?"
Bakışlarım kısıldı. "Seni ıslatırım."
Boynuma yaklaştığında, "İsabet olur." dediğini duydum ve bu kez kaçmama engel olup beni kucakladığında çığlık attım. "Görkem!"
Küvetin içine girdiğimizde beni duvara yaslayarak elini arkama götürdü, sıcak suyu çevirerek açtığında fiskıyeden su akmaya başladı. "Kaçarın yok."
"Hm," dedim üzerimize yağan su damlalarını umursamadan. Kollarımı ensesinde bağladım. "Demek kaçarım yok?"
Başını silikçe salladığında su damlaları saçlarına düşüyor, oradan yüzüne kayarak sakalının arasına giriyordu. Burnundan damlayan suyu söylemiyordum bile. Bu hali beni fena cezbederken büyük konuşmamın bedelini ödedim ve onu duvara yaslayan bu kez ben oldum. Altındaki pantolonunu bir hışım sökerek küvetin dışına attım. Üzerindekini aynı şekilde atarken anadan doğma, çıplak bedenini süzdüm. Avuçlarım omuzlarından başlayıp yavaşça aşağıya doğru kayarken kasıklarına kadar gelmiştim. Dudaklarımı ısırarak aletine bakarken çenemden kavradı parmakları. "Dik dik bakacak mısın öyle?"
Dudaklarımı yaladım. "Ya ne yapmamı istersin?"
"Ağzına almanı." Dudak kıvrımlarım genişlerken içten içe heyecanlandım, benim de istediğim buydu. Eğilerek dizlerimin üzerinde durduğumda avuçlarımı bacaklarından ayırmadım, avuçlarım bir yandan tenini ağırca okşarken dudaklarımı kasığına aletinin başına bastırdım. Kısık inlemesini duyduğumda bunun daha başlangıç olduğunu biliyordum. Dudaklarımı kaydırmaya başlayarak öpücük kondurdum, ardından emerek boydan boya dilimle yaladığımda kendini bana kaldırarak itti inleyerek.
"Ahh..." Ensemden sıkıca tuttuğunda başımı çok az açıyla kaldırıp alttan alttan ona baktım. "Daha hiç bir şey yapmadım?"
"Biliyorum bebeğim," parmakları dudaklarımı okşadı. "Biliyorum bu hiç bir şey yapmamış halin. Beni mahvedeceksin onu da biliyorum."
"İntikam diyelim," dedim ve aletinin şişmiş ucunu ağzımın içine alırken, "Siktir..." ağzı aralandı, kafasını indirip onun erkekliğini ağzıma alıp çıkarmamı izledi. Kalçasını kaldırıp bana ittiriyordu ve ben de ağzımın içinde aletini emiyordum. Başımı kavrayıp bastırdığında kafasını geriye fayanslara bastırdım. "Ah... Bebeğim... Bebe- Em beni... Böyle... Böy- Evet... Evet... Oh, oh... Devam et... Dev-" Kesik kesik inlemelerini duydukça hızlanıyordum sanki. Nitekim öyle oldu ben hızlandıkça o da doruğa ulaşmıştı ve ağzımdan çıkardığımda erkekliği seğirerek boşaldı. Dudaklarımı yalayıp ona döndüm. "Nasıldı?"
"Sen var ya!" Beni belimden tutup kaldırırken kalçamdan kavradı ve bu kez duvara yaslanan ben oldum. Dudaklarımız büyük bir hızla birleşirken gözlerimi yumdum, fazla haz ve yoğun tutkudan başım dönüyordu. Kollarımı kaldırıp fayansa yaslarken bileklerimden hapsedip kendini bana bastırdı. Kafasını sağa sola çevirerek delicesine öpüşmeye devam ettiğimizde birden geri çekildi ve beni ters çevirerek bu kez yüzüstü yasladı. Ellerimi serbest bırakıp kalçalarımı sıkarak kavradığında ona doğru çıkardım. Fena halde ıslanmıştım ve onun için kasılıyordu.
"Hadi..."
"Ne sabırsız çıktın?.."
"Görkem!" Yalvarırcasına inlediğimde dayanamamış olacak ki dudaklarını omzuma bastırıp birden içimde onu hissettim, ağzım aralandığında sertçe içime girip çıkmaya başladı. Elleri karnımda birleşip yukarı doğru çıkarken meme uçlarımla oynayarak onları avuçladı ve içimde hızlandı. Aleti her girip çıktığında ona doğru yükseliyordum.
Gelmek üzereydim ki buna izin vermedi beni yeniden ters çevirip mermere oturduğunda kucağına çekti, kucağına oturur oturmaz kaskatı dik erkekliği içimi doldururken kafamı geriye atarak gözlerimi yumdum. Kucağında ileri geri hareket ederken omuzlarına sarıldım. Zıpladıkça daha çok deliriyordum, deliriyorduk. "Ahh... Ahh... AH!"
Tırnaklarımı sırtına batırırken sertçe inip kalkmaya devam ettim ve zirveye yaklaştığımız an... Bir müddet birbirimize sarılı halde kaldığımızda ılık su akmaya devam ediyordu ancak biz mermere oturduğumuzda boşa akmıştı. Kim bilir kaç dakikadır boşa akıyordu.
Geri çekilip nemli yüzünü avuçlarken ıslak saçlarinı geriye doğru taradım. Dudaklarından öpüp yeniden gözlerine baktığımda, "Seni seviyorum yeşil gözlüm." dediğimde dudakları öyle güzel tebessüm etti ki... Bileğimin içini öperek yanağını yasladı. "Seni seviyorum bebeğim."
&
Sabah Görkem, beni erkenden uyandırmıştı. Biraz huysuzluk etsem de bu kez bana yenilmemiş hemen kalkıp hazırlanmamı söylemişti. Tehdit etse de blöf olduğunu biliyordum ama onu da tanıyordum.
Oflaya puflaya hazırlanmış kahvaltı ettikten sonra otelden ayrılmıştık. Sözde amcasıyla beraber yapacaktık ama onu akşam yemeği ile değiştirdi sevgilim. Çünkü beni hastaneye götürecekti.
Doğru düzgün kahvaltı yapamamıştım hâlâ açtım! Bunun için huysuzlanırken, yanağımı öpmesi bile beni yatıştıramamıştım. Açtım ya aç!
Hastaneye uzun sürmeyen zaman diliminde gelip hem idrar hem de kan verdiğimde sonuçlarımın iki saat sonra çıkacağını söylediğinde sahile inmiştik. Aslında gelirken çarşıda dolaşmıştık ama ben açlıktan başka bir şey düşünemediğim için ne dükkanlara bakasım gelmişti de ne de etrafa. Yine el ele sahilde yürüyorduk. Yavaş tempodaydık. Güneş yeni yeni yükseliyordu.
Burnumu kıstırıp beni göğsüne çekti. "Asma artık suratını bebeğim!"
"Seni dövmek istiyorum!" Güldü. "Hiç gülme öyle! Beni gülüşlerin yumuşatabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun! Yelkenleri hemen suya indirmem ben!"
"Yumuşamıyor musun?" diyerek muzip tonla sorduğunda ona çatık kaşlarımla baktım, bir de böyle bakıyor ya... Kafamı çevirdim. "Bakma diyorum sana şöyle, bakma!"
Burnunu yanağıma sürttü. "Dayanamıyorsun bana!"
Dayanamıyordum tabii!
Nihayet ağacın gölge ettiği bir bankın altında oturmaya karar verdiğimizde ileride simitçi gördüm. Görkem'e döndüm. "Görkem..."
"Söyle bebeğim," dedi eli sırtımda dolaşırken. "Bana simit alır mısın?" dedim ona bakışlarımla ileriyi göstererek. Benim baktığım yerr baktı ardından bana döndü. "Sen cidden açsın?!"
"Ya sabahtan beri ne diyorum ben burada?"
"Bebeğim kahvaltı yaptık ama!"
"Açım ama!" dediğimde güldü, "Peki tamam," yanağımdan öperek kalktı. "Geliyorum ben şimdi." Simit tezgahına yaklaşıp tek simit aldı ve cebinden çıkardığı bozuk parayı adama uzattı. Kağıda sarılı simidi alıp bana doğru gelirken heyecanla yerimde dikleştim. "Al bakalım," dedi nihayet yanıma oturduğunda. Simidi elime alıp ısırdığımda gözlerimi yumdum. "Mmm, çok guzel ya."
Bana şaşkınlıkla baktı. "Sıradan bir simit ama?"
"Sıradan deyip geçme," ağzımı kapatıp yutkunmaya çalıştım. "Portakallı ördeklere bin basar." Güldü.
Ben simitimi yiyene kadar oturduk ardından bizi aramaları sonucu hastaneye döndük. Şimdi doktorun odasında bekliyorduk. Elindeki sonuçları inceledi ardından gözlüğünü çıkarıp bize baktı. "Tebrik ederim, anne baba oluyorsunuz!"
Şaşkınlıkla karşımdaki doktora bakakaldığımda, "Ne..." dedim o sırada ellerimin istemsizce karnımı bulmasından bihaber. "Ben... Hamile miyim?"
"Evet," dedi doktor başını sallayarak. "Büyük ihtimal bir kaç haftadır. Daha iyi sonucu jinekoloğunuz size söyleyecektir İdil Hanım. Sizi iyi bir jinekoloğa yönlendireceğim." Başımı sallarken söylediklerine Görkem'e döndüm. Gözleri kızarmış dolmuştu. "Sevgilim?" Başını eğerek parmağıyla silmeye çalıştığında iç çekti. "Görkem!" Başını kaldırıp bana baktı. "İdil..." Dudaklarını birbirine bastırdı. Dayanamayıp yerimden kalktım ve ona sarıldım.
Sonrasında elimde bebeğimizin ilk ultrason fotoğrafı ile hastaneden çıkarken gülümseyerek fotoğrafa bakıyorduk, ve birdenbire ne olduğunu anlayamadan havaya uçtum. Görkem beni kucaklayarak salladığında kahkaha atarak boynuna sarıldım. "Sevgilim!"
Beni bir kaç tur döndürerek indirdiğinde yüzümü kavrayıp gözlerime baktı bir müddet sonrasında, dudakları uzunca dudaklarımdan ayrılmadık. Hastane bahçesinin tam ortasında birbirimize deli gibi hasret kalmışçasına öperken bir teyzenin söylenmelerini duyduk. "Puu, bu gençlikte ne edep kalmış ne görgü!"
Geri çekilirken birbirimize bakıp kıkırdadık. "Bebeğim, İdil'im..." Ellerimi sıkıca tutarak baktı gözlerimin içine. "Sen hamilesin. Hamile." Bakışları karnıma indi. "Hamilesin..."
Başımı salladım. Yine fazla bir şey diyemediğinden bana sarıldı. Bu kez sakindi sarılmamız.
Hamileydim.
Bir bebeğimiz olacaktı ve...
Mutlu olduğumuz ve olacağımız günler uzak değildi.
&
Otele el ele sık sık gülümseyerek dönerken girişte durduk. Sevgilim bana döndü. "Amcamlara bir süre söylemeyelim."
"A neden ki?"
"Zamanı gelince anlarsın, o zamana kadar söylemeyelim."
"Tamam sevgilim," yanağını kavradım sakalını okşayarak. "Sen öyle istiyorsan kimseye söylemem." Elimi öpüp içeri girdiğimizde girer girmez danışmadaki kadın Görkem'e amcasının çağırdığını söylediğinde, "Sen havuza geç ben de geliyorum." dedi ve başımı sallayarak gidişini izledim. Sonra lobide yürümeye başlarken, telefon titredi. Kaşlarım çatıldı, Görkem'in telefonu ben de kalmıştı. Elbisemin cebinde titreyen telefonu çıkardığımda ekran aydınlandı.
Kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj vardı. Şöyle yazıyordu: "Her şey öyle kolay değil. Mutlu olmanıza izin vermeyeceğim."
Ve bununla kalmadı...
"Bunu sen istedin. Savaş başladı."
Mesajı sonuna kadar okuyup bitirdiğimde oteli silah sesleri doldurmaya başladı.