"Bir daha."
Dudaklarım kıvrılarak, onu üstümden iterken sırt üstü uzanmasını sağladım. Bu kez üstte olan ben oldum. Kucağına binip kendimi ortaladığımda kaygan hâlen ıslak olan kadınlığımda onun aletini hissedebiliyordum. Ellerimi göğsüne dayararak az öncekinin aksine yavaşça inip kalktığımda bir kolunu başının altına alarak beni izlemeye başladı.
Gülümsüyordu.
"Ne?" dedim.
"Çok doyumsuzsun." Dudaklarımı birbirine bastırıp yüzüne doğru eğildim, bu esnada ellerim omuzlarına kayarak oradan boynuna ulaştı. Dudaklarımı çenesine bastırıp öpücüklerimi dizerken boynuna doğru indim. Yavas ve sakince bıraktığım öpücükleri belime sarılan kolların sıkılaşmasına neden olurken kulağın arkasına kadar öptüm. Başını çevirdiğinde göz gözeydik. "İdil..."
"Hm..." dedim parmaklarım yanağını kaplarken. Gözünü anlık yumup başını elime doğru eğdi. "Canını sıkmasına izin verme tamam mı?"
Gülümsedim. Başımı salladım konuşmayarak.
Elini benim gibi yaparak yüzüme getirdiğinde kaşımı okşayarak avucunu sağ yanağıma kapattı. "Çünkü anladım ki, ben senin üzülmene dayanamıyorum." Ağlamama ne derdi kim bilir...
Tokadın izi yanağımda etkisini sürdürürken parmakları naifçe kaşımdan yanağıma indi, okşadı. Başını kaldırıp yanağıma artarda birkaç öpücük kondurduğunda ona sarıldım. Başını boynuma götürüp soluklandı. Sessizlik içinde dururken birden başını geri çekti ve, "Devam etmeyecek misin?" dediğinde sırıttım.
"İstersen ederim."
"İsterim."
Zaten kucağındaydım, doğrulup bacaklarımı kırdım ve ata biner gibi iyice üzerinde kendimi konumladığımda o da benimle beraber doğrulup belimi hiç bırakmadı. Ellerimi omuzlarına koyup kendimi aşağı yukarı yavaşça hareket ettirmeye başladığımda nefesi kesikleşir gibi oldu. Gülümseyerek yüzüne yaklaşıp dudaklarımı dudaklarıma kapattığımda haşince karşılık verdi. Öpüşmemiz hızlanıp harlanırken kalçalarımı ileri geri sallayarak üstünde hızlandım. Hırlayarak boynumu tuttu ve başımı eğerek dudaklarımı daha çok tüketmeye başladığında gözlerimi yumdum. İnleyerek boğuk sesler çıkardığımda tek koluyla sırtımı kavradı. "Sikeyim..."
Kendimi geri çekerek dudaklarımızı ayırdım. Gülerek yanaklarını kavradığımda, fısıldadım. "Siksene." Dudaklarına bir öpücük kondurup çekildim. "Beni."
"Zıpla." dediğinde gülümsemem derinleşti. Kollarını boynuna sarıp tırnaklarımı kürek kemiklerinde gezdirirken çıplak kalçaları haşince kavrayıp sıktı. "Hızlan." Hızla kendimi yükseltip alçatırken giderek zirveye tırmandığımı hissediyordum. Kadınlığıma dokunma dürtüsü içimde büyürken bacaklarımı birbirine bastırmak istiyordum.
"Hızlan. Hızlan bebeğim..."
Görkem'in hırıltıları daha da ıslanmama neden olurken sertçe gidip gelmeye devam ettim. Etlerimizin birbirine çarpma sesi ulaşırken kulaklarımıza zirveye neredeyse geldiğimi hissediyordum. "Sik beni bebeğim... De..vam. Böyle. Böyle... Güzel. Bebeğim." Tırnaklarımı omuzlarına geçirip istemsizce batırırken hırlayarak kalçalarıma vurdu. "AH!" Ağzım aralandığında hissettiğim zevkten tatmin olmamam imkansızdı.
Bunun hoşuma gittiğini fark ettiğimde ona şehvetli gözlerle baktım. Tırnaklarımı daha sert geçirip tenini çizmeye başladığımda kükreyerek kalçamla oyun hamuru gibi oynamaya başladı. Kucağında kalkıp inerken inleyerek kafamı geriye attım. "Siktir. Çok iyisin. Harikasın bebeğim."
Başımı öne getirip kalçamı bir kez daha ona itip çektiğimde hareketlerimin yavaşladığını, doruğa ulaştığımı hissediyordum. "Aah... Aahh.... Ah..." Kendimi son kez ağırca itip durduğumda bacaklarım titreyerek vücudum sarsılmaya başladı ve gözlerim arkaya kayarak beyazı göründüğünde zevkten dört köşe olmuştum. Uzun süren orgazmım sonucunda kafamı onun omzuna yaslayarak kucağından kalkmazken bana sarıldı kolları. Beni yatırarak yerlerimizi değiştiğimizde hâlen içimdeydi.
Kendini ağırca ittiğinde inledim, "Ah..."
"Güzel bebeğim." Son vuruşlarını yapıp içime aktığında kadınlığımda bir kalp atıyordu sanki. Nabız gibiydi.
İçimden çıktığında bundan memnun olmazken kenara uzanıp üzerimize bir örtü aldı ve kıyafetlerimizi itekleyerek beni sedirin üstüne çekti. Onun göğsünde soluklanırken bacaklarımı bacaklarının arasına alıp kıstırdı. Memelerim onun göğsüne yapışıp sıkışırken saçlarımda ve örtünün dışında kalan çıplak tenimde onun dokunuşunu hissettim.
"Her zaman beni böyle mükemmel hissettirmeyi nasıl başarıyorsun?" dedim kafamı kaldırıp çenemi göğsüne yaslarken. Üstten bana baktığında gülümsedi. "Sen nasıl yapıyorsan ben de öyleyim." Tebessümüm büyüdüğünde göğsünü öpüp kafamı geri yasladım. Başımın tepesinde dudaklarını hissettiğimde gözlerimi yumdum.
Aradan ne kadar zaman geçti, ne kadar sessiz kaldık bilmiyordum ama kafamı tavana çevirip gökyüzüne baktığımda yıldızlar daha net ve daha parlaktı.
"Görkem..."
"Söyle bebeğim."
"Annem..." Kafamı kaldırıp onun gözlerine baktım. "Konuştunuz mu?"
"Daha değil."
Yemekten hemen sonra konuşur diye ummuştum. Demek konuşmamıştı. Yanağımda elini hissettiğimde daldığım yerden çıkıp ona baktım. "Sessizleştin."
"Yok sadece... Seni kırmasından korkuyorum. Keşke hemen alelacele öğrenmeseydi. Basılmış gibi olduk."
Çenemi tuttu. "Dinle. Öğrenmesi daha iyi oldu. Böyle ya da değil. Artık aramızdaki ilişkiyi bilsinler istiyorum İdil."
Durdum, tam babamdan ve onun deyimiyle masada yaptığım terbiyesizlikten bahsedecektim ki devam etti. "Herkes öğrensin ama Ferit Baba bilmesin bir süre. O öğrenene kadar diğerleri kabullenir, sindirir sonra Ferit baba öğrenince arkamızda olurlar en azından."
Gülümsedim. "Ne akıllısın sen öyle?"
Sırıttı. Avuçları belimi okşadı. "Kötü bir fikirse söyle bebeğim."
"Değil. Sadece babamın hiddetini biliyorsun. Seni kırmalarından, üzmelerinden korkuyorum."
"Korkma." dedi yanağındaki elimi eline alıp parmaklarımı öperken. Belimdeki tek eli tenimi okşmaya devam etti. "Beni sen dışında kimse kıramaz, üzemez."
"Yaa..."
"Ya."
Dirseğimin üzerinde ona doğru döndüm. "İlişkimizi onaylamayacaklar biliyorsun değil mi? Mesela ablam... Senden ayrılmamı istedi."
Burnuma yumuşak bir fiske attı. "O öyle dedi diye ayrılacak değilsin ya."
"Öyle de... Niye herkes bu kadar karşı anlamıyorum? Bizim bir araya gelmemiz mutlu olmamız batıyor mu ki gram anlayamıyorum."
"Çünkü ben sizin aileye yakışmıyorum da ondan." Kaşlarım çatıldı. Parmaklarım dudaklarına kapandı. "Hayır... Söyleme böyle." Sanki ben onun ailesine yakışmıyormuşum gibi üzülmüştüm.
Parmak uçlarımı öptü. "Ben böyle söylemeyince de gerçek değişmeyecek güzel bebeğim." Saçımı kulağımın arkasına attı. "Hatırlasana. Çocukken bile bize dünyanın kaç bucak olduğunu göstermeye çalışmışlardı."
Aklım birden geçmişe sarıldığında gözlerim boşluğa dudaklarım tebessüm ederek daldı.
"Oğlum... Ferit Baba'na söyle. Arabası birkaç gün daha iş ister."
"Tamam baba." dedi on dört yaşındaki Görkem. Elini nemli bezle silerek omzuna attığında alnını koluyla sildi. Terlemişti. Ve hava çok sıcaktı. Merdivenleri çıkmaya başladığında bisikletiyle kenarda oturan ilk ve tek çocukluk arkadaşına baktı.
İdil.
Altında kot şortu ve pahalı spor ayakkabıları, üstünde de askılı sarı papatyalı bluzu vardı. Saçlarını bugün balık sırtı örmüştü. Ve de çok güzel olmuştu.
"Hey ufak keçi."
İdil kaşlarını çatarak başını yana çevirdi. Görkem'e kızgınca baktı. Daha dokuz yaşındaydı ama yakında on olacaktı. "Ben keçi değilim!"
Görkem sırıttı. "Biliyorum değilsin."
Kızın yanına taşın üstüne oturduğunda örgülü saçına dokunup omzundan aldı sırtına bıraktı. "Saçın yakışmış."
"Sağ ol." dedi İdil asık suratla. Aslında mutlu olmuştu içten içe.
"Ne o? Suratın asık?"
"Babam bisikletimi yaptırmıyor." dedi küskünce dirseklerini dizlerine koyarken. Görkem tek kaşını kaldırıp baktı. "Niye?"
"Karnemde matematik 4 geldi diye."
"Ne var ki bunda? Seneye daha çok çalışır 5 yaparsın."
"Düzeltebiliyor muyuz ki?"
"E tabii." Güldü Görkem. "Sen ne sandın akıllım?"
"4'ün kötü bir not olduğunu."
"Aslında değil. Sadece iyi demek. 5 ise çok iyi demek."
"Babam niye beğenmedi o zaman?" Kızın burnuna yumuşak bir fiske attı Görkem. "Baban fazla mükemmeliyetçi de ondan."
"Fazla mı?"
"Fazlanın da fazlası." Gülümsedi İdil.
"Peki ben tüm yaz bisiklet süremeyecek miyim?"
"Ben tamir ederim." dedi Görkem. Bisiklete baktı. "Neyi var?"
"Çok hastaymış."
Kıza yandan bakış attı. "Bak sen."
"Evet bir an önce tamir etmezsen iyileşmezmiş."
"Biz de o zaman tamir ederiz. Yeter ki bisikletin iyileşsin." İdil çarpık dişleriyle gülümsedi. Görkem taştan kalkıp bisikletin önüne çömeldiğinde bir müddet inceledi. Tekerlek patlak değildi. Frenler tutuyordu.
Düşünceli gözlerle bakışları pedaldan dişliye kaydı, o an zincirin koptuğunu gördü. Eline kara yağından bulaşmasına aldırış etmeyerek zinciri dişliden söküp aldı. Yapabilirdi bunu. Bisikletçiye götürmeye gerek kalmadan. "Tamam sorunun kaynağını buldum."
İdil hevesle taştan kalkıp Görkem'in tepesinde dikildi. "Neymiş?"
"Zincir kopmuş."
Meraklı gözlerle Görkem'in elindeki zincire baktı. Sonra Görkem'e. "Birleştirebilir miyiz ki?"
Gülümsedi. "Merak etme keçi. Garajda alet edevat var, bağlarım ben."
Ellerini çırpıp, "Yaşasın!" diye zıpladığında Görkem gülümseyerek doğruldu. O önden İdil arkadan yürümeye başladıklarında aralarındaki boy farkı barizdi. İdil'in en az Görkem'in yarısı kadar boyu vardı.
"Hem ben keçi değilim!"
Görkem sırıtarak kir olmayan diğer eliyle ufak keçinin saçını çektiğinde İdil ona kızgınlıkla baktı. Merdivenlerden inerken Ferit Yazgı merdivenleri çıkıyordu. Yüz yüze geldiklerinde merdivenin ortasında durdular. Ferit Yazgı, sert mizacıyla kaşlarını çatarken ellerini arkada birleştirip başını dik tuttu.
Gözleri kızındayken Görkem'e döndü. "Nereye?"
"Garaja Ferit Baba." Elindeki zinciri göstermek zorunda kaldı. "Zincir... Kopmuş da."
Bakışları kısıldı Ferit Yazgı'nın. Anında kızına sinir dolu bakışlar fırlatırken birden İdil'in incecik kolundan çekiştirip, "Ben sana bu yaz bisiklet yok demedim mi?!" dediğinde İdil'in boncuk gözleri dolu dolu oldu. "Ama baba..."
"Aması falan yok. Yürü!"
Ferit, İdil'i savuşturup çekiştirirken kızının canını yaktığının farkında değildi. Eminim ki, İdil'in kolunda elinin izi çıkacak, kızarmış olacaktı. Bunun bilincinde olan Görkem araya girdi. "Ferit baba. Yapmayın. O daha bir çocuk."
Ferit Yazgı durdu. "Ama sen değilsin!" dedi Görkem'in yüzüne doğru parmak sallayarak. On beş yaşına girecekti yakında ve çocukluktan çıkıp yetişkinliğe doğru yol aldığının farkındaydı. "Sen kocaman adam oldun! Yaşıtlarınla takıl!"
Görkem duraksadı. "İdil benim tek çocukluk arkadaşım. Onunla aramda dört ya da beş. Yaş farkı olması umrumda değil!"
"Abilik yapacak başka çocuk bul evlat!" dedi Ferit sinirle. "Bu kız bisiklet sürmeyecek dediysem sürmeyecek!"
Ve bir hışımda Görkem'in elinden zinciri alıp parçaladı, yere fırlattı. Görkem, anın şaşkınlığıyla bakakalırken Ferit kızını yaka paça merdivenlerden çıkarıp eve doğru götürdü.
Görkem boşluğa daldığında az önce Ferit Baba'nın söyledikleriyle şaşkındı. Abilik taslamak... İdil'e böyle mi yapıyordu? Hiç farkında değildi. O doğduğundan beri, içinde farklı hisler bürünmüştü. Sevgi, şefkat... Onu çok ayrı bir yere koyuyordu. Arkadaş, dost, ya da...
Kafasını iki yana salladı.
İdil onun için farklı olmuştu ve olacaktı ki.
Gözleri yerdeki zincire kaydı ve burukla gülümsedi. Ona yeni bir bisiklet alacaktı, çıraklık yaptığı tamirhaneden kazandığı parayla. Böylece kimse İdil'in yedek bisikleti olduğunu bilmeyecekti.
Çünkü emindi ki Ferit Yazgı, bisikletini çöpe atacaktı.
Saçlarımdaki dokunuşu devam ederken, başımı yeniden kaslarından dolayı sert kaskatı olan göğsünden kaldırdım. "Bana yeni bir bisiklet almıştın."
"Evet." dedi Görkem, gözlerime huşu ile bakarken. "Biliyordum ki asıl bisikletini çöpe atacaktı."
"Öyle de olmuştu."
Gülümsedi.
Yüzüne yaklaşıp dudaklarından yavaşça ve uzunca öpüp geri çekildim. "Teşekkür ederim. Elimi asla bırakmadığın için."
"Elini asla bırakmayacağım bebeğim."
İç çekerek huzurla yeniden ona sarıldığımda, "Sana gönderdiğim laleyi aldın mi?"
"Evet." Yutkundum. Sanırım karanlıktan olsa gerek yanımda getirdiğimi fark edememişti. Lalenin ne halde olduğunu bilmesine gerek yoktu. "Çok güzeldi."
"Beyazını aradım ama bulamadım. Sarıyı da ne kadar sevdiğini biliyorum."
"Olsun sevgilim. Düşünmen bile yeter."
"Olsun. Ben bebeğime daha neler neler alacağım," dediğinde gülümsedim. Ona yardım etmek istesem de paramı, servetimi hiç bir zaman kabul etmemişti. Kabul etsin diye blöf bile yapmıştım ama beni çok iyi tanıdığından yememişti.
İç çektim.
Benim vefalı sevgilim.
"Yarın okula gidiyor musun?"
"Yok," dedim yanağımı iyice yaslarken. Tenini soludum. "Finallerim bitti. Büte de kalmayacağım. Kısacası okul bitti benim için."
Kolu bana sarıldı sımsıkı. "O zaman diyorum ki, piknik mi yapsak?"
"Nerede?"
"Ağva'da. Denize gireriz. Yürüyüş yaparız. Bisiklet süreriz."
"Güzel olurdu hem de çok güzel olurdu ama..."
"Ama?"
"Babam ev hapsi verdi." dedim çenemi yeniden yaslayıp başımı kaldırırken. Gözlerine baktım üzgünce. "Yine ceza yedim anlayacağın." Burnunu burnuma sürttü. "Olsun bebeğim. Biz de cezan bitince kaçarız."
Gülümsedim. "Seni çok seviyorum." dediğimde gözleri gözlerime baktı. Öyle bir baktı ki, seni seviyorum demesine gerek kalmamış gibiydi. "Sana aşığım."
Bu da onun seni seviyorum deme şekliydi.
&
Sabah gözlerimi açtığımda yorgun olduğumu fark ettim. Yorgundum hem de çok. Zinde kalkamamanın verdiği huzursuzlukla yatağın içinde doğrulurken başımı kaşıyıp öylece kaldım. Dakikalarca boşluğa uyku sersemiyle bakarken ev hapsinde olduğum evden çıkmıyordu.
Oflayarak yatağa geri yattığımda elimi yastığımın altına sokarak yorganıma iyice sarıldım. Kalkmak istemiyordum. Tüm gün yatakta kalmak beni daha mutlu edebilirdi şu an.
Oda hapsi dememişti babam ama ben şu an kendime oda hapsi vermiştim. Babamla gram karşılaşmak istemiyordum. Hele kahvaltı masasında o klişe konuşmaları.
Gözlerimi yumup yastığımın yumuşaklığı ile tekrar uyumaya çalışsam da başarılı olamadım. Oflayarak yanağımı kaşıdım ve sırt üstü yatarak tavanı izledim.
Bir an içim, Görkem'i görme isteği ile doldu taştı. Nasılsa odam arka verandaya bakıyordu. Pimapen kapıdan verandaya inip oradan bahçege oradan da müştemilata gidebilirdim.
Hevesle yatağımın içinde doğruldum hatta yorganı üzerimden atmıştı ki odamın kapısı tıklatıldı. Yanaklarımı şişirdim. "Off... Ne var... Yine ne var?!" Pijama takımıyla olmamı umursamadan dağınık üstüm başımla kilidi döndürerek kapıyı açtım. Önce hoş bir kahvaltı tepsisi ve bir ince saydam uzun vazo içinde sarı lale gözüme çarparken tepsi aşağı indi ve sevgilimin yüzüyle karşılaştım. Dudaklarım şaşkınlıkla kıvrıldı. "Görkem?"
"Günaydın." dedi ve etrafa temkinlice bakarak bana döndü, yanağımdan hızlı bir öpücük çaldı. "... bebeğim."
"Ya? Bu nereden çıktı? Hem," dedim ben de onun gibi etrafa bakarak. "Durma burada. Biri görecek. Gel içeriye."
Onu içeriye alıp kapıyı kapatırken kilitlemeyi de ihmal etmemiştim. Tepsiyi makyaj masamın üstüne koyarak bana doğru geldi. "Çok güzelsin." Çenemi tutarak yanağıma öpücük kondurduğunda geri çekildi ben de boynuna atlayarak sakalından uzunca öptüm. "Oh... Özlemişim."
"Daha dün-" Elimi ağzına bastırdım. "Şışt! Yerin kulağı var biri duyacak." Elimin altındaki dudaklarından güldüğünü hissettiğimde elimi çekecektim ki tutup beni kendine çekti sarıldık. Başımı onun göğsüne yaslarken huzurla gülümsedim. "Sana sevdiğin omletten yaptım." Geri çekilip kahvaltı sofrasına baktığımda, makyaj masama oturdum hevesle. Saçlarımı kulağımın arkasından geçirip bağdaş halde koltuğa otururken çatalı omlete batırdım. O da masanın yanındaki sandalyeye otururken bana çapraz durmuştu.
"Mm, leziz olmuş." Ekmeği koparıp ağzıma attım. "Ellerine sağlık sevgilim."
Başını eğip beni izlemeye başladı. "Afiyet olsun bebeğim." Ben yemek yerken o elini çenesine yaslayarak beni izledi, yer yer kıkırdayıp güldüğümde benimle beraber güldü. Çatalı uzattığımda ise yemedi. "Yesene ya."
"Sen ye. Hepsini sana hazırladım ben onun."
"Olsun senin de yemeni istiyorum," deyip çatalı zorla ağzına sokacaktım ki telefonunun çalmasıyla bana bir dakika yapıp geri çekildi.
Çağrıyı yanıtladığında ayağa kalkmıştı. "Alo?!" Bir süre karşı hattı dinledi. "Evet benim." Birden yüzü düştüğünde benim de kaşlarım çatıldı, ellerimi çırparak ben de peşinden ayağa kalktım. Gözleri beni bulduğunda sessizce ellerimi ne oldu yaptığımda yeniden bana bir dakika işareti yaptı.
Korkuyla onun yüzüne baktığımda başını eğdi. Ne oluyordu ve karşı hattaki kimdi?