"Görkem? Ne oldu?"
Telefonu kapatıp koltuğa yığılır gibi oturduğunda ben de yanına oturdum. "Kabul edilmemişim." O an duraksayıp geri çekildiğinde neden bahsettiğini anlamıştım. İşe alınmamıştı. Elim omzuna giderken kollarımı boynuna dolayarak hızla ona sarıldım. "Sevgilim..." Ah...
Başını boynuma yaslayarak bana karşılık verdiğinde ellerini sırtımda, saçlarımda hissettim. "Üzülme canımın içi."
"Elimde değil İdil. O kadar inancım tamdı ki, şimdi yine aylak aylak gezen iş arayan biri olacağım." Görkem, yatılıyı normal bir lisede okumuştu. Ona rağmen kendini iyi geliştirmiş, dersleri başarılı bir öğrenciydi. Ancak üniversiteye gidememişti. Babasının birtakım sorunları olduğunu, bizden yardım kabul etmediğini de biliyordum.
"İş için değil bizim için seviniyordum. Düzenli bir gelirim olacak belki sonrasında..." Duraksadı. "Bunları benimle evlenmek için mi yoksa babamın gözüne girmek için mi yapıyorsun?" Geri çekilip yeşillerine baktığımda dudaklarımı yalayıp birbirine bastırdım. Elim sakalına giderken baş parmağım okşadı tenini. "Sen benim kalbime girmiş insansın, işe girmesen ne olur ki ya da babamın gözüne." Gülümsedi.
Devam ettim. "O yüzden Görkem Bey, moralimizi bozmuyoruz. Ayrıca neden bunu da evlenmemiz için ön koşul olarak görüyorsun anlamıyorum?" Sorumla bakışlarını benden kaçırırken başını eğecekti ki çenesinden tutup kaldırdım. "Görkem..."
Burukla gülümseyip parmağımı öptü çenesinden çekip avucunun içine alırken. "Sonra konuşuruz bunları." Bakışları tepsiyi işaret etti. "Kahvaltını soğutma bitir, bir an önce."
Yerinden kalktığında ben de peşinden giderken bir kez daha ismini andım. Durdu bana baktı. Kapıya ilerlemişti ki, hızla yanıma gelip dudaklarıma yapıştı. Kısa bir öpücük olduğunu bilmeme rağmen bırakmayıp karşılık verdim. Ellerimle yüzünü kavrarken başını eğip kısa narin olan öpücük büyüyerek tutkuyu harladı ve gözlerimi yumdum. Nefessiz kalana kadar öpüştükten sonra geri çekilerek alnıma da aynı öpücüğü kondurarak verandanın kapısından geldiği gibi gitti.
Omuzlarım çöktü gidişini izlerken.
Muhakkak bir şeyler yapmalıydım, üzgün olmasına üzülmesine dayanamıyordum.
Kahvaltımı yapıp hazırlanmaya başladığımda altıma dizimde biten salaş üzerinde rengarenk çiçekleri olan beyaz etek, üzerime de ince askılı turkuaz parlak bir bluz geçirmiştim. Bluzu eteğimin içine sokarken ince kemerimi de düzelterek beyaz converslarımı da ayağıma geçirdim, ayna karşısına oturdum. Açık kahveye kaçan dalgalı saçlarımı sağa yatırıp omuzlarımda bırakmak istesem de hava çok sıcaktı bu yüzden gelişigüzel rahat sıkı olmayan bir at kuyruğu yapacaktım. İki tutam perçem ayırıp yanaklarımın üstüne bıraktığımda dudağıma hafif fulya renginde ruj ve rimel eyeliner sürerek allığı da eklemiş, kısa makyajımı böylelikle tamamlamıştım. Küpe, kolye ve eklem yüzüklerimi de takarak ferah kokusu olan deodorantımı da sıkarak güneş gözlüğümü ve çantamı alıp sessizce odadan çıktım.
Adımlarım gerçekten sessizdi. Yakalanmak gram istemiyordum. Ev hapsim vardı ve buna rağmen dışarıya çıktığım anlaşılırsa...
Babamın cezalarının çiğnenmesi daha büyük cezaydı ki, akıl edip odamı kilitlemeyi başarmıştım. Böylece herkes beni odamda sanacaktı.
Arka tarafa doğru yürüyerek evin arka bahçesinden garaja indiğimde kimseye görünmemenin sevinciyle derin bir soluk verdim. Bugün ne olursa olsun evden çıkacaktım ve Görkem için güzel bir sürpriz yapacaktım.
Garaja geldiğimde düğmeye basmama rağmen kapı açılmadı. Kaşlarım çatıldı. Nasıl ya?
Sadece geceleri garajlar kilitlenirdi. Gündüz açık olması gerekirdi. Bir kez daha zorladığımda mekanik bir sorun olmadığından emin olmuştum. Kapı gerçekten kilitliydi. Ellerimi belime koyarken dudaklarımı ısırdım. Babam... Babam bu kadarını da yapmazdı değil mi? Hesap edemezdi!
Böyle düşünüyorsan babanı cidden tanıyamamışsın demektir İdil...
Ayağıma yere vurup tepindiğimde oflayarak alnımı kaşıdı. Hayır ya hayır!
"İdil kızım?"
Birden arkamı döndüğümde, elinde saksı kutularını taşıyan Semih amcama baktım. Gülümsedim. "Günaydın Semih amca." O da bana aynı karşılığı verdi. "Günaydın kızım," Bakışları garajın kapısına kaydı. "Bir sorun mu var?"
"Kapıyı açamadım da Semih amca. Acaba kilitli unutmuş olabilir misin?" Aklı karışmış gibi baktı. "Allah Allah," dedi eli cebine giderken, garajın anahtarlığını çıkardığında. "Bu sabah açtığıma eminim, Kaya Bey arabayı alıp çıktı." Umarım babam düşündüğüm şeyi yapmamıştır. Kapı açıldığında karanlık karşıladı bizi. Dudaklarım mutlulukla kıvrılırken Semih amcaya döndüm. "Sağ ol Semih amca." İki saniye bekleyip konuştum. "Görkem nerede acaba?"
"Sevde Hanım çağırdı, yeni gül fideleri gelmiş yardımını istiyor olmalı." Ah Semih amca ah... dedim içimden. Bir bilsen. "Tamam, Semih amca. Sağ ol."
"Güle güle git, güle güle gel kızım."
Umarım öyle olurdu, güle güle giderdim de ağlaya ağlaya dönmezdim umarım.
&
Mini Cooper'ıma binip yollara koyulduğumda içimden yokluğumun anlaşılmaması için dualar ediyordum. Güneş gözlüklerimi de takarak arka aynamı kontrol ettim, aynı zamanda direksiyon hakimiyetini sürdürüyordum. Şarkı açmaya karar verdiğimde müzik çalara bastım. Karşıma tesadüfi çıkan şarkı ile gülümsedim.
Bu şarkı... bana tanıdık gelmişti.
Sen beni boşuna hiç
Kalbinin oralara koyma
Kollarını bana sarma
Kalamam oralarda
Sen de gül eğlen
Öyle acıklı konuşma
Hayat ne ki sonuçta
Anlık bir buluşma
Lalala la ben de böyleyim
Lalala la hep de böyleydim
Geçmişe gitmem
Küsüm gözyaşlarıyla
Daha güçlüyüm ben
Hatalarımla
Beni kendi yoluna çağırma
Benim yolum başka
Gittiğim yer başka
Yokuşlarım başka
Lalala la ben de böyleyim
Lalala la hep de böyleydim
Karanlıkta yanabilirim
Boşlukta durabilirim
Düşmem ben!
Kanatlarım var ruhumda
Geldiğim gibi gidebilirim
Aşktan vazgeçebilirim
Zincir yok ki benim boynumda
Aklıma on sekiz yaşıma girdiğimde villanın bahçesinde onu beklediğim gelmişti.
"Mina!" dedim pileli gök mavisi elbisemle ona doğru hızlı adımlarla yürürken. Havuz başında birçok masa sandalye kurulmuştu, çimlerin üstünde de rengarenk puflar vardı. Bahçe tam bir doğum günü partisine dönmüştü. Doğum günü kutlamayı sevmezdim, insanalar neden bir yaş aldı, yaşlandı diye bunu kutlarlardı ki bu çok saçmaydı. Bana göre saçmaydı ama Mina'ya göre dünyanın en önemli kutlamasıydı. "Ay ne var İdil?!"
"Milleti toplamışsın yine," dedim kızgınlıkla bahçeyi işaret ederken. Kalabalığa döndüm. "Allah aşkına kendi aramızda kutlayacağız küçük bir grup olacak dedin," Kardeşime döndüm. "Twitter'daki tüm takipçilerimi toplayacağım demedin!" dedim topuklu ayakkabımı yere vururken sinirle.
"Ya ne abarttın ya... Senin doğum günün değil mi bugün kızım?" O sırada tek eliyle tepside içkileri tutan garsonlar dolaşıyordu etrafımızda. Mina onlardan birini durdurup tepsiden içki aldığında elini kaldırıp teşekkür etti ve yarısını içerek nefesini yüzüme vurdu. Yüzümü buruşturup geri çekildim. Küskünce kollarımı bağladığımda, "Ciddiyim ya. Hazır babam yokken annem de evde değilken tadını çıkaralım ya! Ne olacak!"
"Dua et Müge ablan yok. Yoksa haşat etmişti seni?!" Çakırkeyif haliyle sırıtarak bana yılışmaya çalıştığında onu itekledim. "Ne hakin varsa gör!" dedim ona kızgınlıkla bakarken. Arkamı dönüp açık büfeye doğru yürüdüm. İlgisizce mezelere, kanepelere vs. bakarken içim sıkılıyordu. Mina kandırmıştı beni. On sekiz yaş çok özel, kutlamalıyız diyerek beni kandırdığında aslında babamın ona koyduğu parti yasağının benim üzerimden çiğnemişti. Ben de salak gibi kabul etmiştim bunu. Oflayarak başımı kaldırdım. Dalgalı üstten toplamalı saçlarım omuzlarımdan dökülürken iki tutamı da elmacık kemiklerime düşüyordu. Gökyüzü açık ve parlaktı, yıldızlar karanlıkta daha aydınlık ve güzel gözüküyorlardı.
O aklıma düştüğünde...
Tebessüm ettim, gözlerim özlem ile dolduğunda ağlayacağımı hissettim. Çok özlemiştim onu çok.
Askere gitmişti. Aylardır görmüyordum.
Zaten yıllarca yatılı okuyarak benden uzak kalmıştı üstelik gittiği son gün beni öperek ilk öpücüğümü almıştı benden. Günlerce, aylarca o öpücüğü unutmamıştım. Gülümsemem derinleştiğinde parmaklarım dudaklarıma dokundu. Liseden mezun olup geri döndüğünde onu ilk gördüğümde de içimdeki aşkın ve özlemin harmanlayarak büyüdüğünü ona deli gibi sarılmak istediğimi hatırlıyordum.
Keşke şu an yanımda olsaydı, bir kez olsun sarılabilseydim ona. Öpebilseydim. İkinci kez öpebilseydim dudaklarından. Geldiği gibi gitmesi bir olmuştu. Bir sene olmadan askere gitmişti. Askerlik süresi de derken neredeyse altı yıldır hasrettim ona. Böyle sevgi hastalıklı mıydı takıntılı mıydı bilmiyordum ama bildiğim tek şey ona körkütük âşık olduğumdu.
İç çekerek ilk içki kadehimi elime aldım, biraz yudumladıktan sonra boğazım yansa da umursamadım, içmeye devam ettim.
Sonra...
Uzaklardan bir tını duyuldu.
Sen beni boşuna hiç
Kalbinin oralara koyma
Başımı arkaya doğru döndüğümde gözlerimin irileşmesiyle bedenim tamamen ona doğru döndü. Birinden ödünç aldığı gitar ile bar taburesinin üzerine çıkmış gitarı kucağına koymuştu. Gitarla parmakları biraz seviştikten sonra gözleri direkt beni buldu.
Gülümsedim.
Kalbim küt küt atıyordu.
İstemsizce ona doğru adım attığımda şarkıya devam ediyordu.
Kollarını bana sarma
Kalamam oralarda
"Görkem..."
Şarkı devam etti.
Sen de gül eğlen
Öyle acıklı konuşma
Hayat ne ki sonuçta
Anlık bir buluşma
Gözlerim hasretle onu izlerken o kadar özlem dolu olduğumu fark etmiştim. Her hareketini inceliyordum. Saçları... Üç numara vurduğu saçları ona farklı bir hava katmıştı. Sakalı yok denecek kadar azdı. Parmakları gitarın telinde ustaca gezinirken şarkı kulaklarıma doluyor, gözlerim onu izliyordu. Bir milim ayıramıyordum bakışlarımı ondan. Etraftaki kulaklara sağır, gözlere kör olmuştum. Bir tek vardı.
Sadece o.
Şarkı bittiğinde etrafta büyük bir alkış tufanı koptu.
Elimde içki kadehi yere düşüp parçalara ayrılırken umursamadan ona doğru koşmaya başladım. Gitarı yana koyarken yavaşça kalktı sandalyeden. Ağrı çekimdeydim sanki, ona koşarken zaman yavaşlıyordu. Hızla boynuna atıldığımda kolları sımsıkı belime sarıldı. Başını boynuma saçlarımın arasına gömdüğünde ellerim sanki saçları uzunmuş gibi kafasını sarmalarken gözlerimi yumdum kokusu ciğerlerime dolarken. Kaç dakika oldu sarıldık böyle kaldık bilmiyordum ama geri çekildiğimizde, onun gözlerine baktığımda yetmediğini anladım. İçe çökmüş yanaklarını kavradım. Zayıflamıştı.
"Görkem..." dedim adını fısıldayarak. Gözlerim dolu dolu olmuştu. "Çok özledim."
Ellerimi kavrayıp öpücük kondurdu. "Ya ben İdil..."
"Bir daha hiç ayrılmayalım, söz ver bana."
"Senden ayrıldığım gün öldüğüm gündür." Dudaklarım kıvrıldı. Yeniden sarılacağını anladığımda ondan hızla davranıp dudaklarına yumuldum. Kısa ama ikimizi kavuran bu öpücük onu şaşkınlığa uğratırken, "İkinci öpücüğümüz..." dedim ilk öpücüğü hatırlatırken. Hatırlamıştı ki gülümsemişti. "Aynı benim gibiydin o zamanlar. Şaşkındı, beklemiyordun."
"Şimdi de sen öylesin."
Başını sallayarak onayladı. "Evet."
"Rolleri değiştik." Diye devam ettiğimde bu kez dudaklarıma dokunan o oldu. Dudakları dudaklarımın üstüne kapanırken derince eti kıstırmaya, emmeye başladığımda içim harlanmaya yanmaya başladı. İlk defa etrafımdaki insanları umursamadan ona dokunuyor, onu öpüyordum. Dakikalardan uzun sürdü öpüşümüz. Geri çekildiğimizde elini bırakmayarak onu çektim. "Nereye?" diye sorduğunda gülümsedim. "Gel." Dedim sadece. "Gel benimle."
Baş parmağı elimin üstünü okşadı, nefesi sesine karışarak fısıldadı. "Seninle her yere gelirim."
Eve girdiğimizde onu odaya çektiğimde burası Mina'nın odasıydı. "Odalar mı değişti? Dedi şaşkınca karanlık içinde odaya bakarken. "Evet ben alt kata geçtim."
"Neden?"
"Öyle gerekti." Dedim omuz silkerken. "Evin diğer odalarından uzak olmak istedim." Gülümsedi. "Bu isteğin benimle bir ilgisi var mı?" Kollarımı boynuna dolayıp yüzüne yaklaştım. "Olmaz olur mu?!" nefesim dudaklarına döküldü. "Senin için." Belimdeki ellerinin baskısı arttığında yeniden dudaklarımızı birleştirdim, karşılık vererek birbirimizin dudaklarını tüketmeye başladığımızda geri geri yürüyordum. Dizimin içi yatağa çarpıp sırt üstü düşerken o da benimle beraber düştü. Ağrılığını vermemek için dirseklerinin üzerinde dururken bacaklarımız birbirine değiyordu. "Seni ilk öpüşüm değil ama son da olmayacak." Parmağı kaşımı okşadı. Avuçladı yanağımı. "Ama seni ilk sevişim olacak." Karnım heyecanla kasıldığında göz bebeklerim harlandı. Bakışlarındaki ateşi, şehveti gördükten sonra benim de durmam imkansızdı. "Nasıl yani sen..."
"Senin olacağım, sen de benim." Diyerek üzerime eğildi ve dudaklarımızı birleştirdiğinde gülümsedim. Gözlerim kapandı. Giderek öpüşmenin boyutu harlandığında aramızdaki şehvetin kokusu buram buram yükseliyordu. Bir eli elbisemin eteklerinden içeriye kaydığında bacaklarımda gezindi parmakları ve yukarı çıkarak içime giydiğim külotumu çekerek elini içime soktu. Vulvamda gezinen parmakları kasılmama, kıvranmama neden oluyordu. Avucunu vulvama bastırarak aşağı doğru iki parmağını sürttüğünde etimin arasına girdi. Onları sağa sola yatırıp ezerken kafamı geriye attım. "Ah..."
"Sadece dokunduğumda bile bu haldeysen," Yüzü yüzüme yakındı. "İçinde olduğumda nasıl olursun kim bilir..."
"Dayanamıyorum," dedim kendimi kasarak. "Sanki garip bir şekilde acıdan zevk alıyorum gibi... Bu bu nasıl oluyor bilmiyorum..."
Parmakları bir kez daha çekiştirip ti kıstırırken üstünü okşadı. "Ah..." bacaklarımı birbirine bastırdığımda sanki bacak aramdan oluk oluk bir şey akıyor gibiydi. Bu ıslaklığın nedenini çözemiyordum. "Islak gibi hissediyorum kendimi..."
Güldü. "Hazırlanıyorsun benim için de ondan."
Ona çevirdim bakışlarımı. "Ne?"
Burnunu burnuma sürttü. "Orgazm oluyorsun. İlk defa oluyorsun anladığım kadarıyla."
Şaşkınca ona bakarken konuştum. "Ben senden öncesini bilmezdim ki, sen yokken bilmezdim ki bunları. Her şeyi seninle öğrendim ben, sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı, hoşgörüyü, güveni... Her şeyi sen öğrettin bana Görkem. Şimdi söylesene bana, senden görmediğim bana öğretmediğin bir şeyi nasıl bilebilirim?"
"Sen böyle konuşursan ben sana deli divane olurum." Dişlerimi göstererek gülümsediğimde dudağımın kenarından öptü. Ardından geri çekilerek dizlerinin üzerinde durduğunda dirseklerimin üzerinde dikildim, ona baktım. "Hazır mısın?"
Başımı salladım.
Tişörtünü ve kot pantolonun çıkardığında sadece baksırı ve cevşen, künyesiyle kaldı. "Bu ne?" dedim elim künyesine giderken. "Asker künyesi. Adımızın doğum tarihimizin vs. yazarlar." Metalik yazıyı okudum. Görkem Levent. 9 Şubat 1995. Kütahya. "Güzelmiş."
"Sana vereyim mi?"
"Bana mı..." durdum. "Neden?"
"Hatıram kalır sende."
Gülümsedim. "Olur." Dememle künyeyi çıkarması bir oldu, benim boynuma geçirdiğinde saçlarımı itekledi. "Saçların... Çok güzel."
"Hm..."
"Kokun da öyle." Deyip başını boynuma gömerken kokumu içine derin derin çektiğini hissettim. "Fermuarı açabilir misin?" dediğimde geri çekildi, sersemlemiş gözleriyle bana bakarken hızla yanağına öpücük kondurdum ve saçlarımı sırtımdan alıp sırtımı ona döndüm. Hızla fermuarı çözmesini beklerken ağrıca kaydırdı ve bunu yaparken elini tenine sürmüştü. Ardından çıplak sırtımı dudaklarını bastırdığında gözlerimi yumdum. "Görkem..."
Sonrası... Sonrası hızlı gelişmişti.
Ben de elbisemi söküp iç çamaşırlarımdan sıyrılırken yatakta sırt üstü yatıyordum. Alttan onu izlerken o da baksırından kurtulup üzerime doğru eğildi. Ona kaçak göçek bakarken yüzümü kavradı. "Utanmanı istemiyorum."
"Utanmıyorum... Sadece... Ben hiç bilmiyorum dokunmak nedir... ve-" Parmaklarını dudaklarım bastırdı. "Şışt... Öğreteceğim ben sana güzel bebeğim. Beraber öğreneceğiz."
Çenemi kavrayıp dudaklarımı öptükten sonra dudakları çenemden hızla boynuma, oradan iman tahtama indi. Sırayla derin öpücükler konduruyor ve aşağı doğru kayıyordu. İndikçe içimdeki ateş alevleniyordu. Karnıma oradan da kasıklarıma indiğinde bacaklarımla kıvrandım, buna engel olmak adına bacaklarımı tutup okşamaya başladığında tenimi sıkıp bırakıyordu. "Aç bacaklarını iki yana."
Yutkundum.
Açarken ve başı oraya girdiğinde az önce parmaklarının elinin dokunduğu yerlere dili dokunduğunda inleyerek kafamı geriye attım. İstemsizce yaptığımı fark ettiğimde şaşkınlık içeresindeydim. İnlemelerim arttığında elimi ağzıma kapattım. Uzunca dili oramda, elleri bacaklarımda dolaştığında kendimi sıktığımın, sarsıldığımı fark ettim. Kesikleşen nefesimle, "Görkem..." dedim. "Ahh... AH!"
"Birazdan zevkin en büyüğünü yaşayacaksın, yaşayacağım." Deyip avuçlarını göğüslerime getirdiğinde önce parmaklarıyla okşadı ardından haşince kavrayıp sıktığında iniltilerim boğuktu. Kafam geriye düşmüştü. Çok geçmeden üzerimden kalkıp dik durduğunda hızla kalkıp inen göğsümle ona baktım sonra...
Kasıklarına indi bakışlarım.
Gördüğüm heybetli manzara ile dudaklarımı ısırırken ilk kez canlı görmenin verdiği haz başkaydı. Artık deli gibi kıvranıyordu. O kadar büyük, dik ve sert gözüküyordu ki canımın yanacağını şimdiden hissedebiliyordum. "O... içimde mi olacak yani?"
"Evet..." Üzerime doğru eğildiğinde cevşeni sallandı aramızda. "Gözün mü korktu?" diye muziple sorduğunda bakışlarımı kaçırdım. "Yani... fazla büyük değil mi... Nasıl alacağım onu içime?"
Parmak uçları yanağımı sevdi. "Merak etme. Bir kez aldıktan sonra daha fazlasını almak isteyeceksin hep." Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkarken, "Eğer canın yandığında dayanamazsan... Çünkü biliyorum ki acıyacak. Bu yüzden yavaş yavaş değil tek seferde gireceğim. Yavaş yavaş acı çekmeni istemiyorum çünkü." Gülümsedim. Ah benim güzel sevgilim.
Bedenlerimiz bir olup içimin duvarlarında onu hissettiğimde ağzıma elimi bastırıp diğer elimle çarşafı sıktım. İçimde hareket etmeden öylece durduğunda kızım onun varlığını kabul etmeye çalıştı. Doluluk hissi aklımı başımdan alırken yavaş yavaş hareket ettiğinde beyin sarsıntısı geçiriyorum sandım. Bedenim uyarılmış gibiydi. İnleyerek içimdeki git gelleirni izlerken kollarına pazılarına tutundum. "Görkem..." dedim inleyerek adını söylerken. "Söyle bebeğim."
"Hızlan."
Gülümsedi. Kendini bana itip itip çekerken gittikçe kadınlığımın açıldığını onu vakumladığını hissedebiliyordum. "Siktir... Nasıl da içine alıyor kavrıyorsun beni..." Hareketleri hızlandı. Ellerim boynuna omuzlarına giderken tırnaklarımı batırdım istemsizce. "Ah... Güzel bebeğim. Al beni derinlerine." Bacaklarımı yana açıp onun beline sarılırken birden sırtımdan kavradı ve oturur pozisyona geldik. Onun kucağında bile içimde gidip gelirken kalçalarımı sıktı. "Hızlan." Diyen o oldu bu kez. Onun yaptığı gibi kucağında git gel yapmaya başlarken eğilip sağ mememi kavradı, ucunu ağzının içine aldığında ve diliyle daireler çizdiğinde inleyerek kafamı geriye attım. İkimizde giderek hızlanıyorduk. Bu kez onu itekleyip sırt üstü yatırırken ellerimi göğsüne dayadım ve bacaklarımı iki yana atarak üzerinde gidip gelemeye başladım. Giderek zirveye ulaştığımızı anladığımda kalçalarımı kavradı. Sona geldiğimi anladığımda hareketlerim yavaşladı ve sarsılarak kucağında boşaldım. Bu kez beni altına alarak üstüme çıkarken aleti içimden çıkmamıştı. Beni ellerimden kavrayıp iki yana yatağa bastırırken başını boynuma gömdü ve içindeki hareketini arttırıp beni ikinci orgazma hazırlarken ağzım aralandı, inleyerek sıcak sıvısını hissettim içimde. Uzun süre aynı pozisyonda kalıp nefeslerimizi dindirmeye çalıştığımızda belime sımsıkı sarılıp başını iman tahtama koydu. Ellerim başına gidip okşarken, "Çok güzeldi... Beklemiyordum böylesini."
Gülümsediğini yanak hasretinden hissettim. "İlk kez seninle beraber oldum biliyor musun?"
"Ben de."
"Çok güzeldi..." dedi benim sözümü yineleyerek. "Seninle her şey güzel." Sadece gülümseyerek başına öpücük kondurdum. "Hayatımda aldığım en güzel doğum günü hediyesi."
Elimdeki dev dikdörtgen paket ile arabadan indiğimde hava kararmıştı. Onun için mağaza mağaza dolaşmış en istediği şeyden birini almıştım. Canının sıkkın olmasına dayanamıyordum ve bu hediye de moralini yerine getirecekti. Eve girmeden doğrudan müştemilata yürümeye başladım. Mutlulukla gülümserken evin önünde onu otururken gördüm.
Ama yalnız değildi. Bir kadın vardı yanında ve masada duran elini tutuyordu.