Adımlarım sekteye uğrarken hediye paketini daha sıkı tuttum. Geri çekilip sandalyesine yaslanırken elini çekmişti, sonrasında hissetmiş gibi başını çevirdiğinde gözleri şaşkınlığa büründü. "İdil?!"
Yerinden kalkıp hızla bana doğru geldiğinde sarıldı, ben de sarıldığımda hediye paketi aramızda kalmıştı. Geri çekilip gözlerime baktığında yutkundum. Gözlerimle kızı işaret ettiğimde, "Ha... Merak etme biliyor." dedi.
Bu kez şaşıran ben oldum.
"Nasıl yani?"
"Gel." diyerek elimi tuttuğunda beraber masaya geçtik. Kız gülümseyerek sandalyeden kalktığında elini uzattı. "Merhaba."
Ben de karşılık vererek elini sıktığımda, Görkem, "Duygu. Dayımın kızı. Bir kaç günlüğüne bize geldi." dediğinde aslında kızın minyon biri ve Görkem'den küçük olduğunu anlamıştım.
Boş yere...
Sadece elini tuttu diye kıskanmak mı?
Ne yapayım elimde değildi, ben Görkem'in nefesini bile kıskanırdım.
Gülünseyerek, "İdil." dediğimde o da gülümseyerek, "Duygu." dedi. Beraber biraz daha konuştuktan sonra bizi başbaşa bırakmak istemiş olacak ki içeriye gitmişti. Masada karşılıklı oturduğumuzda elimi çeneme koyup onu izlemeye başladım. "Nasılsın?" O da benden farklı olmazken bakışlarını benden ayırmadı. İç çekti. "İyiyim bebeğim."
Elimi çenemden çekip ellerine uzandım, elleri hemen kabul edip avuçlarının içine aldığında parmakları okşadı. "Bu kadar dert etmesen, yük etmesen kendine keşke..."
"Haklısın." Sessiz kaldı. "Yine de aramaya devam edeceğim." Gülümsedi gözlerime bakarken. Ardından elimi dudaklarına götürüp öptü. "Boş verelim bunları. Sen neredeydin? Konuşmaya fırsatımız olmadı. Babam seni görmüş garajda, oysa ev hapsin yok muydu?"
"Öyleydi," dedim aklıma gelince suratım düştü. "Yine de evden kaçıp gitmeme engel değildi. Fark eden oldu mu?"
"Güllü anne fark etti ama engelledi sanırım Ferit babanın öğrenmesini." Başını omzuna eğdi. "Yine de böyle yapmanı istemiyorum bebeğim. Ferit babayı biliyorsun, aranız daha da gerilmesin."
"Sorun yok, babama alıştım ben..." dediğimde son cümle öyle bir yaşanmışlık belirtiyordu ki Görkem bunu anladığımda karşımdan kalkıp yanıma geldi. Omzunu bana sarıp alnıma öpücük kondururken göğsüne çekti beni. "Olsun. Hiç bir şeyin seni üzmesini istemiyorum artık..."
"Keşke seni de üzmeseler..."
"Beni boş ver. Önemli olan sensin." Sessiz kaldım. Dudaklarım kıvrılırken akşam karanlığında esen yel üzerimizdeyken yıldızlara kaydı bakışlarım. Bugün aklıma gelen anı gibiydi gökyüzü. Açık, parlak ve güzel.
Birden göğsünden başımı kaldırıp gülümsedim. Ani hareketime anlam verememişti ki sordu. "Ne oldu?"
"Sana sürprizim var." Kaşları çatıldı hafifçe. "Ne sürprizi?"
Yerimden kalkıp hediyeyi alırken o da peşimden kalkıp karşımda dikildi. "İdil?" dedi şüpheyle. "Bu..."
Hediye uzun ve dikdörtgen kutunun içindeydi ve kutudan anlaması imkansızdı ama tahmin edilebilirdi. "Sana aldım. O hep istediğini..." Gözleri kısılırken binbir türlü duygy geçti içinden ve sabırla paketi açtı. Heyecanlandığını hissedebiliyordum.
Paketi ve kutunun kartonunu söktükten sonra gözleri iri iri açıldı.
Bir keman kutusuydu gördüğü...
Başını kaldırdı hızla, bana baktı. "Sen... Bana keman mı aldın?"
"Evet," dedim dudaklarımı ısırarak onaylarken. "Beğendin mi?"
"Deli misin?!" dedi hediyeyi tek eliyle tutup, diğer kolunu boynuma sararken. Alnımdan bir kez daha öptüğündr gözlerime baktı hayranlıkla. "Bayıldım."
"Hep istediğini biliyordum..."
"Parasını biriktiriyordum, alacaktım ama sen..."
"Biliyorum kabul etmiyorsun benden bizden gelen parayı, istemiyorsun nedenini de biliyorum." Avucum yanağına gitti. "Yine de içimden koptu. Sana almak istedim." Yutkundu. Huşu içinde bana bakıyor gibiydi. "Gidip iade etmeyeceksin değil mi?" Avucumun içini öperek başını iki yana salladı hayır der gibi. "Hayır. Çünkü bu senden bana gelen özel bir hediye."
&
Görkem, hediyeyi beğendi hatta kabul etti diye içten içe sevinirken çalmasını istedim. Ama şimdilik çalmak istemediğini söyledi. Yine de bana bir şarkı söylemesini, onu dinlemek istediğimi söylediğimde beni odasına götürdü. Evde Duygu ve biz dışında kimse yoktuk.
Ayakkabılarımı çıkarıp elime aldığımda bana baktı tek kaşını atarak. "Ayakkabılarını niye alıyorsun?"
"E sizinkiler sizde olduğumu bilmesin. Yoksa babama haber gider, ortalık yanar. Sonra söndür söndürebilirsen." Gülerek başını iki yana salladı. "Ah sevgilim ah..." diyerek diğer elimi tuttuğumda dar koridordan geçerek sağa döndük ve tek kapı olan odaya girdik. Elini bırakarak pencereye yöneldiğimde camı açtım ve dışarıya temkinlice bakıp ayakkabılarımı attım. Ne yüksek de ne de çok alçaktı. Bir basamak kadar atlama boşluğu vardı.
Ardından cam açık kalırken sevgilime döndüm. İlk kez odasını görüyordum. Karanlık içinde odasını incelerken çift kişilik yatağa ve her iki yana konumlandırılmış komodinlere ve küçük iki kapaklı meşeden yapılma ahşap dolaba baktım. Dolabın ortasında kocaman bir ayna vardı ama ayna lekeliydi. Onun dışında yerde iki kilimden başka bir esprisi yoktu odanın.
Kalorifer ya da başka ısıtıcı olmadığını fark ettim.
Hoş kış değildi ama yine de merak etmiştim. "Kışın üşümüyor musun burada?" diyerek sevgilime sorduğumda kapının arkasına asılı olan gitar çantasını alıp yatağın üzerine oturdu ben de karşısına otururken dizlerimi ayağımın altına aldım. "Yok güzel bebeğim. Soğuk olmuyor."
Gözlerinin içine baktım. "Bak doğruyu söyle?"
Dudaklarım kıvrıldı. "Ben sana ne zaman yalan söyledim?"
"Söylemedin ama beni geçiştiriyor olabilirsin. Eğer öyle bir şey varsa söyle Görkem."
"Sonra git, bana elektrikli ısıtıcı al değil mi?" diye muziple dediğinde ona omuz silktim. "Sana bir şeyler almama neden bu kadar karşısın bilmiyorum. Ne var yani seni düşünerek aldıysam."
"Beni düşünerek almanda sakınca yok güzel bebeğim sorun hangi parayla aldığın. Henüz senin bir gelirin yok ve Ferit Yazgı'nın kredi kartlarını kullanıyorsun."
"E ne olmuş? Şirketin parası sonuçta ve benim de hisselerim var. Benim param da sayılır bir yerde."
Gitarı kenara bırakıp yanağıma uzandı. Okşadı. "Ekstreleri gördüğü zaman sana hesap sormayacak mı İdil?" diye sordu yumuşak sesiyle. Yutkundum. Birkaç saniye durup düşündüğümde gözlerine bakakaldım. "Nasıl bu kadar ince düşünebiliyorsun?"
Geri çekildi. "Söz konusu sensen, dünyanın en ince düşünen adamı olabilirim." Dudaklarımda tebessüm yeşerdi. Gitarını eline alarak kucağına yerleştirdi. "Evet... Şimdi emrinize amadeyim İdil Hanım. Hangi parçayı çalmamı istersiniz?"
Ellerimi çeneme yerleştirerek ona baktım. "Madrigal, Seni Dert Etmeler."
"Hay hay." dedi gitarın teline vurup hoş bir tını çıktığında. Biraz sessizlikten sonra müziğin hoş tonu doldu kulaklarıma.
Sonra sözlere girdi.
Bazen bana gelir gider seni dert etmeler
Seni rüyalarımda hapsetmeler
Yıldızların hırsızları mı var?
Tutamam, tutamam, hep yeni bir gün doğar
Başka bi' evrende, en güzel hâlinle
Sen hayata karış, ben daha da biteceğim
Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende
Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim
Görkem'in sesi çok güzeldi.
Başka bi' evrende, en güzel hâlinle
Sen hayata karış, ben daha da biteceğim
Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende
Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim
Gözlerimin içine bakarak söylemesi... Ve aşık aşık bakması.
Bakmasana şöyle kalbimin hızına yetişemiyorum.
Başka bi' evrende, en güzel hâlinle
Sen hayata karış, ben daha da biteceğim
Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende
Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim
Nakarata girdiğinde ben de gözlerine dalmıştım.
Şarkıyı bir kez daha söyledikten sonra gitara son vuruşunu yapıp bana baktı. "Nasıldı?"
Tebessüm ederek izlemiştim onu hep. Dudaklarım genişledi. "Çok çok güzeldi."
Gülümsedi. Gitarı kenara koyarak bana döndüğünde hemen kollarının arasına girdim. Sarıldığımızda boynunda başını hissettim. Kokumu içine çektiğinde gözlerimi yumdum huzurla. "Uyuyalım mı?"
"Burada mı?"
Geri çekildim, gözlerine baktım. "Evet." dedi başını sallayarak. "Burada." Muzipçe sırnaştım. Avuçlarımı göğsüne yasladım. "Sadece uyuyacak mıyız? Hım?" Dudakları kıvrıldı. "Severiz de birbirimizi." dedi saçlarımı okşayıp kulağımın arkasına sıkıştırırken. "İçine girerim sertçe."
Dudaklarımı ısırdım. "Hm, girsene."
Tek kaşını attı. "Riske girmek istiyor musun? Kapının kilidi de yok. Ya biri gelirse?"
"Seninle her şeye evet dedim ben, hem, tehlikeyi hep sevmişimdir."
"Bunu sen istedin güzel bebeğim," diyerek yataktan kalktığında üzerindeki tişörtünü çıkarıp pantolonunu çözmeye başladı. Ben de peşinden sadece altımı çıkarırken ona baktım. Göğsü, kolları... Kasları ve sixoackleri... Geniş omuzları... Spora gitse, kızlar falan üzerine saldırırlar mıydı? Onu başka pozisyonlarda düşlerler miydi? Ellerim yumruk oldu, içime dolan kıskançlığa engel olamazken.
Neyse ki gitmiyordu ve kendi sporunu kendi yapıyordu.
Anadan doğma karşımda dikildiğinde yutkundum, üzerime doğru gelerek camın kenarındaki duvara yasladığında sırtımı, kolunu uzatarak beni kendi ile duvar arasında hapsetti. Yanağımı okşarken, dudaklarım kıvrıldı. Avucum onu çıplak aletini kavrarken sürttüm. Dişlerini sıktı. "İdil..."
"Biraz seveyim... Oğlunu."
"Bu kez ağzına alamazsan-"
"Geçen seferki gibi basılmazsak defalarca kez alabilirim seni." Gülümsedi. Çenemi kavrarken parmakları dudaklarıma sürtündü. Önünde eğildiğimde elimle dokunup okşadığımda küfrederek eli saçlarımı kavradı. Dilimle ucunu kavrayıp yaladığımda kendi kastığını fark ettim. Alabildiğim kadar ağzıma alırken, "Ah siktir bebeğim... Çok iyi... Çok iyisin. Oh! Böyle... Dev... am... Et. Ah... İdil!" Hareketim hızlandığında kendini ağzıma ittiğini, bastırdığını fark ettim. "Siktir... Boşalacağım... Oh! İDİL! AH BEBEĞİM!" Ağzımı çektiğimde akan sıvısı ile kafamı kaldırıp gülümsedim. "Beni mahvediyorsun. Her seferinde."
"Senin gibiyim işte."
"Görkem!" Birbirimize gülümseyerek baktığımızda gülümsemem soldu. Semih amcaydı bu! Ve kapı kilitliydi!
"Siktir... Tam zamanıydı!" diye fısıldadığında yüzüne bakakaldım. "Ne yapacağız?"
"Üstünü giyin. Camdan çıkacaksın." başımı sallayıp onaylarken dediğini yaptım. Saçımı başımı düzeltirken cama çıktım, bana bakıyordu. Gülümseyerek hızla dudaklarından öptüm. "Görüşürüz sevgilim. İyi geceler."
Gülümsedi, boynumu kavrayıp dudağımın kenarını öperken, "İyi geceler güzel bebeğim." dedi ve camdan atladım. Sağ salim ayaklarımla çimenlere basarken kafamı kaldırdım, iyi misin sorusuna elimle okey yaptım. Gözlerindeki tereddüt endişe kayboldu. Ayakkabılarımı giyip çantamı da elime alırken müştemilattan uzaklaşarak çimlerde yürümeye başladım. Evin merdivenlerine doğru yürürken adımın seslenilmesiyle Meryem ablaya döndüm. Gülümsedim. "Meryem abla?"
Yönümü ona çevirip karşısında durduğumda, bana baktı ancak yüzünde buruk hüzün dolu bir gülümseme vardı. "Nasılsın yavrum?"
"İyiyim abla da... Sen iyi misin? Yüzünden düşen bir parça." İç çekerek başını eğdi. Görkem sanırım bu hareketini annesinden almıştı. O da böyle yapardı. İstemsizce gülümsediğimde Meryem ablanın bana bakmasıyla gülümsemem silindi. "Ben biliyorum İdil."
İçimde korku doğarken sormaya da korkuyordum. "Anlamadım. Neyi biliyorsun abla?"
"Oğlum ile olan ilişkinizi." Yutkundum. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuşmak için ağzımı açmıştım ki, "Abla ben... Biz-"
"Olmaz İdil. Sizden birbirinize yâr olmaz kızım." dediğinde cümlesindeki kesin ve kararlı ifadesi beni dumura uğratmıştı.
Sersemlemiştim. "Nasıl... yani?.."
Meryem abla gözlerini kaçırdı. "Neden ki abla? Görkem bize uygun değil diye mi? Yoksa sen de mi böyle düşünüyorsun?" Yalvaran gözlerle baktım. "Bak sana temin ederim ki fakir olmanız statünuz umrumda bile değil. Siz öyle güzel insanlarsınız ki Meryem abla, bir insanın sahip olamayacağı en büyük en değerli zenginliğe sahipsiniz siz." Çarçabuk onu bir şeylere ikna etmek ister gibi konuşuyordum. "Görkem de öyle. O benim hayatımda görebileceğim en güzel adam. Her şeyiyle kusursuz bir adam."
Meryem abla sessizlik yemini bozdu. Ve bu kalbimi mahvetmekten öteye gidemedi. "Görkem değil sen İdil. Sen ona fazlasın. Sen bize fazlasın." Başını iki yana salladı. "Sizin sonunuz yok. Yol yakınken bitirin bu aranızdaki çocukluk oyununu. Siz artık büyüdünüz."
Sizin sonunuz yok.
Çocukluk oyununu...
Siz artık büyüdünüz.
Hızla dolan gözlerimden gözyaşları bir bir yanaklarıma akmaya başladı.