10.Bölüm

1588 Kelimeler
Bir gün önce. Meryem, elindeki tepsi ile verandanın basamakları inerken ileride havuzun sağ tarafındaki trabzanlarda gül fideleriyle ilgilenen aynı zaman konuşan oğlunu ve Güllü Hanım'ı gördü. Dudaklarında mutlu huzur dolu bir gülümseme meydana gelirken, Güllü Hanım'ın onu öz çocuklarından ayıramayışını seviyordu. İdil'den mesela. Meryem, hep İdil ile Görkem'in olmasını istemişti. Sezgileri her daim kuvvetliydi onun ve biliyordu ki İdil bir gün gelini olacaktı. Yanlarına gidip selam vermeye karar verdiğinde Görkem hızla yanından ayrılmıştı kadının. Elindeki çamurlu eldivenleri bir hışım çıkarırken seri adımlarla annesini görmeden arkaya doğru yürüdü. Meryem onun garaja doğru gittiğini anlamıştı ama ne olmuştu ki bir hışım çekip gidiyordu? Allah allah derken elindeki tepsiyi havuz başına kurulan masa ve sandalyelerin oraya yaklaştı ve tahta ahşap masanın üzerine koydu. Üzerinde de dev büyük kare şemsiye vardı. Hava sıcaktı ve güneş tepedeydi. Ne olduğunu anlamak için Güllü Hanım'ın yanına giderken kadın da arkasını dönüp Meryem ile göz göze geldiğinde duraksadı. "Meryem?" "Merhaba, Güllü Hanım." dedi sesindeki çok az trakya şivesiyle. Yıllar önce İstanbul'a ilk geldiğinde daha ağırdı bu şive. Hamileydi o zamanlar. "Sizi görünce uğrayayım dedim." Güllü başını sallarken bakışları masadaki tepsiye kaydı. "Ah getirdin mi?" "Evet." Kadın şemsiyenin altına geçerek şapkasını çıkardı ve masanın altına geçtiğinde tepsideki içeceği aldı. Ferahlamıştı. Şapkasıyla yüzüne yelpaze yaparken serinlediğini hissetti. Meryem sormak istiyordu ama sormaya da korkuyordu. "Hanımım..." dedi bazen öyle seslenirdi Güllü Hanım'a. "Bir şey mi oldu oğlanla aranızda? Görkem'i öyle alıp giderken gördüydüm..." Kadın iç çekerek doğruldu yerinde. Ellerini masaya koydu. "Bak Meryem... Bana bilmiyorum demeyeceksen dürüst olacağım." Meryem şaşkındı. "Neye hanımım?" "İdil ile Görkem'in..." Gülümsedi. "Öğrendiniz demek..." Kadın şaşkınlıkla bakakaldı. "Biliyor muydun?" Meryem başını salladı. "Hissettiydim." Şalıyla ağzını kapattı sırıtmasını önlemek istercesine. "Geçen bizim oğlanı öperken gördüm." Güllü gözlerini irileştirdi. "Yanlış anlamayın canım siz de. Yanaktan öpüyordu. "Aslında dudaktandı da azıcık yalandan zarar gelmezdi. "Bile bile yani öyle mi Meryem?" "He evet." dedi ve sessiz kaldı. Kadının bakışlarını ondan çekmesi ve alayla gülmesiyle yüzündeki tebessümü solmuştu. "Yani ana oğul kızımın aklına ne güzel girmişsiniz! Bravo! Bravo size Meryem!" Kaşları çatıldı kadının. "Neden öyle dediniz ki Güllü Hanım!? Onlar birlikte büyüdüler. Olacak bir durumdu bu..." "Ben de yılların hatrı var diye susuyorum ama sen sandığımdan daha safmış Meryem!" demesiyle kadın olduğu yere sindi. Güllü'nün sesi giderek yükseldi. "Ne sanıyordun ki? Beraber büyüdüler diye evlenecekler mi?" Meryem bir şey demeden kadın bir hışım kalktı yerinden. "Bir size bak... Bir bize. Hiç olacak iş mi Meryem! Allah aşkına bari sen yapma. Sen yıllar evvel geldin köylüden sefil haldeydin. Ben düzelttim seni. Aklını başına getirdim! O kocan üstüne kuma getirecekti ben kurtardım seni! Ne çabuk unuttun bunları!" Meryem lafların ağırlığı ile altında kalırken Güllü olmaz dercesine başını iki yana salladı. "Sen çok yanlış anlamışsın. Kızım kızındır derken gelinin olarak değil. İdil ailesine yakışan biriyle evlenecek. Ona en uygun aday Oktay." Soluklandı. "Görkem'e de bunu uygun bir dille söylersen iyi olur." Kadın oradan içeceği ile beraber ayrılırken az önceki anın şokunu yaşıyordu Meryem. Kadından hiç böyle bir tepki almamıştı hiç bir zaman. O an anladı ki benzer şeyleri oğluna da söylemişti. Ağırca sandalyeden kalkarak garaja doğru yürümeye başladığında merdivenleri beli ağrıya ağrıya inse de gocunmadı, kapının önüne geldiğinde aralık kapıdan içeriye baktı. Görkem arabanın tekerleğini değiştiriyordu. Hareketleri o kadar hızlıydı ki, Meryem oğlunun öfke dolu olduğunu anladı. İçi içine sığmıyor olmalıydı. "Görkem..." Görkem annesinin sesiyle duraksarken başını kaldırdı şaşkın gözlerle. "Anne..." "Ne edersin oğlum burada?" "İdil'in," Duraksadı. Dilini ısırdı. "İdil Hanım'ın arabasıyla ilgileniyordum." Meryem hüzünle gülümsedi. Fark ettiği başka bir detaydı bu. Diğer arabalara öyle normal bir bakım yaparken İdil'in arabasına katbekat özen gösteriyordu. Sebebi de aylar önce arabayla kaza geçirmesiydi. O an anlamıştı. Hatta emin olmuştu. Görmüştü oğlunun o deli hallerini... "Sen ne yapıyorsun burada?" diye sordu bu kez soran o olurken. "Sana bakmaya geldim. Öyle bir hışım iniverdin." Yutkundu Görkem, bakışlarını kaçırırken. "Yok bir şey." "Bir şey mi var dedim oğlum? İniverdin öyle. Hızlı hızlı." "İşleri bir an önce halledeyim diye anne." dedi elindeki aleti takım çantasına koyarken. Yeni birisini alıp tekerleğe doğru döndüğünde annesi de sağ omzunun başında dikilivermişti. "Yapma Görkem'im... Oğlum... Acı çekeceksen çek. Atma içine. Tutma kendini." Görkem farkında olmadan elindeki demiri sıkarken parmakları beyazlamıştı. Güllü annenin dedikleri aklından çıkmıyordu. "Anne..." Annesi çömeldi. "Gel buraya." dedi kollarını açarken. "Gel sarıl bakayım anana." Görkem o an içinin dışına taştığını hissetti ve bir hışım annesinin bağrına sığınırken dudaklarını ısırdı. "Üzülme. Üzülmesin benim oğlum..." saçlarını okşadı oğlunun Meryem. Görkem burukça gülümsedi. Kaç defa üzmüşlerdi oğlunu haberi yoktu. & Gözlerimden hızla yaşlar dökülürken... Nefes almakta zorlandığımı fark ettim. Bu kadar kolay mıydı, basit miydi onlara göre? Bizim aşkımız ilişkimiz neden hafife alınıyordu? Odama geldiğimde kapıyı kapatıp kilitledim ve hırsla çantayı boynumdan söker gibi çıkardım, yere fırlatarak kapının dibine çöktüm. Kafamı dizlerime gömerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bizi bilen Duygu'ydu an itibariyle. O dışında herkes karşı, herkes onay vermiyordu. Neden ya neden... Gözlerimin altı şişene kadar ağlamaya devam ettiğimde yanağımı dizlerime yaslayarak ellerimi bacaklarıma sardım. Gözlerim karanlığa alışmıştı. Sakinleşip dindiğimde odada sadece hırıltılı soluk alışlarım yükseliyordu. Yere fırlattığım çantama uzanıp telefonumu içinden aldığımda ekranı aydınlatmam ile gözlerim parlaklıktan kısıldı. Şifreyi girip galeriye girdiğimde istemsizce ikimizin fotoğraflarını albüm yaptığım klasörüme girdim. En son onun fotoğrafını kaydetmiştim, sadece o vardı. Yine o klasik bahçe tulumuyla bahçedeki ağaçları suluyordu, elinde hortum vardı. Yüzünde de ciddi bir ifade. İş yaparken konsantrasyonunu asla kaybetmiyordu. Bu özelliğine hayrandım. Yan profili çıkmıştı kameraya. Tulumun bir askısı koluna düşerken içine giydiği beyaz tişörtü üzerine ikinci deri gibi olmuştu. Kaslarını ve göğsünü, omuzlarını belli ediyordu. Dağınık saçları ve kirli sakalıyla... Her zamanki gibi nefes kesiciydi. Birden arama düştüğünde ekrana istemsizce yerimde doğruldum. Görkem arıyordu. Gözlerimin altını sildim. Çağrıyı yanıtlayıp kulağıma yaklaştırdığımda sesimi düzgün tutmaya çalıştım. "Alo..." "İdil? Girdin mi eve?" Sessizce burnumu sildim. "Hıhım... Girdim." "Kimseye yakalanmadın?" Gözlerimi yumdum başımı eğerken. Boşta olan elim halıda daire çizdi. "Hayır..." dedim yüreğim ağırken. "Senin sesin neden öyle geliyor?" "Nasıl geliyor?" Bir süre sessiz kalınca sordu. "İyi misin sen?" "İyiyim Görkem. Birdenbire nereden çıkıyor bu sorular anlamıyorum," diye sesim azıcık yükseldiğinde kendime kızdım. "Anladım..." dedi. "Bir sorun yok yani?" "Hayır... Yok sevgilim." dedim dudaklarımda acı bir tebessüm meydana gelirken. "Tamam." dedi bunun üstüne. "İyi geceler güzel bebeğime." Gülümsemem genişledi ama bunun yanında gözyaşlarım sessizce yanaklarıma aktı. "İyi geceler sevgilim." Telefonu kapattığımda başımı dizlerime gömüp hıçkıra hıçkıra ağladım. "İDİL?!" Birden nerede olduğumu anlayamamış gibi birinin beni sarstığını ardından havalandığımı hissettiğimde kaşlarım hafifçe çatıldı. Gözlerim yarım aralandığında, "Ne oluyor..." diye fısıldadım. Öyle kısık sesle söylemiştim ki diyen ben olmasaydım anlayamazdım ne dediğini. "Yanıyorsun!" Görkem'in haykırışıyla yüzüm buruştuğunda birden her yerin beyaz olmasıyla odamın içindeki banyoma girdiğimizi anladım. Bir yere bırakıldığımda soğuktan ürperdim. Sızlanarak direndiğimde Görkem'in sesini yakınımda işitebiliyor, nefesini hissedebiliyordum. "Soğ... soğuk!" "Şıştt!" Üzerime buz gibi suyu yiyince çığlık attım. "Geçecek bebeğim... Geçecek." Yüzümde saçlarımda onun dokunuşunu hissederken suyu üstüme tutmaya devam etti. Bir yandan üzerime yapışan kıyafetlerimi çıkarmaya çalışıyordu galiba. Yarım yamalak görsem de onun dokunuşlarını hissediyordum. Her zaman hissederdim. Gülümsedim sersemce. "Yaz günü nasıl ateşlenebildin anlayamıyorum..." Kendi kendine söylenmesiyle gülümsemem solarken sessiz kaldı. Oysa bilmiyordu ki, ben çok üzüldüğüm zaman yataklara düşecek kadar hastalanırdım. Yaz ya da kış, mevsimler bana işlemezdi. Yine küvetin içinde kıvrandığımda, "Tamam.. Tamam bebeğim. Geçti. Az kaldı. Çok az." Sonunda beni tamamen soyup çıplak bıraktığında daha soğuğu alıyordum. Üşüyordum deli gibi. "Üşüyorum..." dedim kollarımı birbirine örtmek ister gibi. "Çok... Soğuk..." "Siktir." dedi ne olduğunu anlayamadığım bir şekilde. Gözlerim onun tepkisi ile açılırken yeniden, onu ilk kez net şu an görüyordum. Üzerine yapışan beyaz tişörtü ıslanmış, üzerine daha da yapışmıştı. Kasları, teni belli olurken sırıttım. "Her zamanki gibiii... Çok yakışıklısın." Sarhoş muydum hasta mıydım belli değildi. Görkem'in dudaklarının kıvrıldığını gördüm. Yine de bakışlarındaki endişe gitmedi. Ben hastayken gülümseyemediğini biliyordum. Ne kadar süre banyodaydık bilmiyordum ama yatağa gelmemiz üstümü değiştirmesi derken zaman ve yer kavramı bende kaybolmuştu. Hatta o saatin on ikiye geldiğini söyleyene kadar farkında değildim hiç bir şeyin. Yatağın içinde ona sarılmak için debelenirken o ise benden uzaklaşarak yastığımı düzeltti. "Rahat dur İdil." "Seni istiyorum." dedim gözlerimi zar zor açarken. Duştan sonra yatağa girmek mayıştırmıştı beni. "Biliyorum. Ben de seni istiyorum." Yüzü yüzüme yaklaşınca alnıma öpücük kondurup burunlarımızı tokalaştırdı. "Ama şimdi olmaz." "Ah olmaz tabii..." dedim gözlerimi yeniden yumarken. "İki cihan bir araya gelir biz yine gelemeyiz. Olur mu hiç..." Kaşlarının çatıldığını gördüm. Yanağımda elini hissettiğimde nefesi yüzüme vuruyordu. "Ne demek o?" Kıkırdadım. "Evet... Ne demek o... Ne demek... Değil mi? Ayrılmamız gerek..." kaşları gitgide daha derine çatıldı. "Biri bir şey mi dedi?" "Demesine gerek yok ki Görkem," Gözlerim hızla doldu. Yanaklarımdan süzülmeye başladığında parmağıyla sildiğini hissettim. "Herkes karşı. Tüm dünya karşı bize. Tüm cihan tüm kâinat. Neden biz imkansız aşıklar olmak zorundayız? Neden..." "Kim ne dedi sana, söyle bebeğim, söyle ki-" "Şıştt!" dedim kıkırdarken. "Gidip annemi anneni edemezsin. Edepli ol azcık." "Annen... Annem... Demek." Bir yanım boşluğa düştüğünde Görkem'in odamdan bir hışım çıktığını idrak etti zihnim ve irkilir gibi kendime gelirken halsiz olmama rağmen yataktan fırladım. Arkasından bağırıyordum. "Görkem!" Peşinden koştur koştur salona geldiğimde geç kaldığımı fark ettim. Tüm maaile salondayken Görkem'i hemen peşinde beni görmeleri ile yerlerinde doğrulmuşlardı. Özellikle babam.. Ferit Yazgı. Görkem birden konuştu sesini yükselterek. "Ben kızınızı seviyorum!" Başı yana döndü birden varlığımı hissetmiş gibi. Elimi kavradı ve beni yanına çekti. İrileşmiş gözlerimle Görkem'in yan profilini izlerken konuşmaya devam etti. "Ama kardeşim olarak değil. Sevgilim olarak." O an arkadan sesler geldiğinde başımı hızla omzumun arkasına çevirdim. Oktay bakışlarında hiç hayra alamet olmayan ifadeyle beni izliyordu. Ve yalnız değildi. "Neler oluyor burada?!" Görkem de Oktay'ın babası Metin Bey'in sesini duymasıyla önce bana sonra arkaya doğru bakarken Oktay ile göz göze geldiklerini tahmin ediyordum. Oktay onun basit bir şoför vale olmadığını o an öğrenmişti. Ellerini cebine soktu. Ve dik dik Görkem'e bakmaya başladı. "Ne olduğu açık değil mi baba?!" dedi bakışlarını Görkem'den ayırmayıp. "Fakir şoför parçası nişanlıma göz koymuş!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE