Oktay'ın sözleri ile hem şaşkınlığa uğrarken hem de sinirlendim. Ne hakla sevgilime bunları söylerdi?
Hızla onun yanına gidip karşısında dikildim. Görkem'den bakışlarını çekmesi adına, "Sen bana bak bana!" diye bağırdığımda salondaki gözlerinin bizim üstümüzde olduğunu biliyordum. Nihayet Oktay'ın gözleri bana çevrildiğinde, "Sen ne hakla ona böyle şeyler söylersin?!"
"Niye? Zoruna mı gitti?!"
"Evet gitti! Resmen onu aşağıladın! Üstelik herkesin önünde! Sen ne iğrenç adammışsın be Oktay!" Oktay sinir bozucu şekilde gülümseyip istifini bozmazken başını kaldırıp bana baktı yeniden. "Bunları söylemen bende bir şeyi değiştirmeyecek İdil!"
"Defol git! Defol git çık git evimden!"
"İDİL!"
Arkama döndüm hiddetle. Babama. "YETER!"
"Sen karışma baba! Sana karşı geliyorum diye beni ezemezsin! Kimse ezemez! Korkmuyorum kimseden!" dediğimde babam yeri döven sert adımlarla yanıma geldiğinde bana hızlı sert bir tokat atacaktı ki bu kez olmadı, o tokat yanağıma inmedi. Çünkü o kolu biri tutmuştu. Başımı kaldırıp saçlarımı yüzümden çekerken baktım.
Görkem.
Sevgilim.
"O bir kez olur Ferit Bey," dedi. Bey dedi. Baba değil.
Şaşkınlıkla izlerken yutkundum. "Sen kimsin ulan?!" babam kolunu ondan kurtarıp karşında dikildi. "Seninle de hesaplaşacağız Görkem Efendi!" Sonra evde yankılandı kükreyen sesi. "SEMİH!"
Semih amca çok geçmeden koşarak geldiğinde peşinden de Meryem abla gelmişti. Elinde mutfak bezi vardı. O seslere merak edip koştura koştura gelmiş olmalıydı. Semih amca babamın yanında dikilip ellerini önde bağladı, "Buyur beyim." Babam çatık kaşlarıyla bir Görkem'e bir Semih amcaya bakarken, "Oğlunu da al git." Diye emir verdi.
Babama kızgınlıkla bakarken Görkem istifini bozmadan babası önde onun arkasından takip etti, salondan çıkarken bana yandan attığı akışlar içimi yakmıştı. Başımı bükerek omzuma doğru eğerken ona baktım. Ne olur bakma onlara, seni üzmelerine izin verme.
Görkem sadece gözlerini yumup açarken gözden kayboldu ama ben hala salonun kapısına bakıyordum.
Kolumdan çekilip çevrildiğimi hissettiğimde bunun Oktay'ın yaptığını fark ettim ve ona doğru döndürüldüğümde kolumu bir hışım çektim, ona bakar bakmaz gözlerimdeki sevgi dolu ifade gitmiş yerini nefret bürünmüştü. Dişlerimi sıkarak konuştum. "Senden nefret ediyorum."
"Nefret de bir duygudur İdil." Dedi ellerini yeniden cebine koyarken, beni sinir bozucu gülümsemesi ile izlemeye devam etti. "Sen hasta mısın?" hasta olduğumu anlık unutmuşum gibi yeniden hatırlarken baş ağrımın şöyle dursun Oktay'ın yüzüne bakmaktan midem bulanmaya başlamıştı. Ona daha fazla bir şey söylemeyerek bizimkilere döndü. "Artık gerçeği öğrendiniz." Sonra babama baktı. "Kaçak göçek bir ilişki yaşamayacağım. Ne Oktay'la ne de bir başkasıyla sırf şirket uğruna hayatıma heba etmeyeceğim. "Babamın sinir ya da öfkeden ya da bambaşka bir duygu da olabilirdi kızaran yüzüne aldırış etmeden diklenemeye devam ettiğimde babam sert mizacıyla beniz izliyordu. "Bunu en çok sana diyorum baba!"
Babam en sonunda adeta kükredi. "Buna izin vereceğimi size onay vereceğimi sanılıyorsan yanılıyorsun. Bunları daha sonra konuşacağız. Şimdi çık git odana!"
Ellerim yumruk olurken babama son kez bakıp kimseye bakmadan salondan çıktım, koridora girip direkt odama geldiğimde kapıyı sertçe kapatıp kilitledim ve kendimi yatağa atarak zırıl zırıl ağlamaya başladım.
Herkes öğrenmişti de ne olmuştu...
"Allah kahretsin ya kahretsin!" ellerimi yüzümü kapatarak ağlamam şiddetlendiğinde geçen zamanın farında değildim, ta ki telefonuma düşen mesajın sesi ile irkilip duraksarken. Ellerimi yüzümden çekip burnumu koluma sürdüm ve yatağın içinde doğrularak telefonumu elime aldım.
Mesaj gelmişti.
Görkem'den.
Görkem'imden.
Heyecanla ekranı açıp mesaja girerken gözlerim hızla okudu satırları.
Korkma, endişelenme ve üzülme. Sen hep benim güzel bebeğim olarak kalacaksın.
Son cümlesi yutkunmama ve ağlamama yeniden neden olurken ağlamam sesliye dönüştü ve telefonu kapatarak başımı dizlerime gömdüm, ağlamaya devam ettim. Sevgilim bir gün, bu ağlamalarımız gülüşlerimiz olur mu?
&
Semih kızgınlıkla Görkem'i müştemilatın küçük neredeyse villanın mutfağı kadar alana iterken Görkem koltuğa çarparak oturmak zorunda kaldı. "Ulan sen ne şerefsizsin?!" babasının bu ithamıyla gözlerini yumarken kapıdan sesler geldi ve babası oraya bakmadı ama Görkem oraya bakarak kimin geldiğini anladı. Dayısı dar koridordan geçerek salonun kapısında durduğunda neredeyse yıkılmak üzere olan pervaza yaslandığında çıkan sesle babası daha da sinirlendi ve bağırdı. "Geç şuraya Tufan, dellendirme beni!"
"Ne oldu enişte gene neye sinirlendin?!" tufan ağzında kürdanı ile gevşek adımlarıyla Görkem'in sağında akalan koltuğa yığıldığında babası sabır çekerek bakışlarını dayısından ayırdı ve oğluna çevirdi.
"Baba-"
"Sus! Benim senin gibi patronun kızına göz koyan şerefsiz bir oğlum yok!"
Görkem koltuğun örtüsünü avucuna alarak sıkmaya başladığında dişlerini sıktı. Şerefsiz değildi o hem de hiç değildi. Sadece sevdalıydı. Ama kimse bunu anlamak istemiyordu.
"Baba göz koyduğum falan yok. İdil'in dediklerini de duydun!"
"Ulan hala İdil diyor! Utanman arlanman yok mu lan senin! Kardeşin o senin kardeşin!" görkem birden ayağa kalktı, babasının karşısında dikildi. "Kardeşim mardeşim değil!" Babasına hiç olmadığı kadar sinirliydi kızgındı şu an. "O benim kardeşim değildi, olmayacak da. Bizim kan bağımız yok. Kardeş uydurması sizin. Sizin altınızdan çıktı. Sizin yüzünüzden biz kaçak göçek görüştük." Görkem'in sesi giderken yükseliyor, Semih Bey'in sinir katsayısı da eş zamanlı yükseliyordu. Görkem el kol hareketleriyle daha da yükseldiğinde bağırdı. "O benim karım olacak! Eveleneceğim ben onuna!"
Birden yüzüne inen yumrukla ardından sırtına yediği sandalye ile yere serilirken babası demir sandalyeyi mıh basar gibi vurmaya başladı. Görkem istese de onu durdurup kalkardı ama istemedi. Babasıydı o. Ne olursa olsun babasıydı. Ama...
"Hii Semih!" Annesi koşturarak geldiğinde şalvarın etekleri uçuştu, şalı topuz yaptığı saçlarından kayıp düşüt. "Semih kurban olayım yapma Semih!" annesi babasını koluna asılarak onu durdurmaya çalışsa da nafileydi. "Semih!"
Birden kesildiğinde Görkem başını kaldırıp alttan alttan babasına bakmaya başladı. "Yarın, ilk biletle Bozcaada'ya gidiyorsun! Halanın yanına. Onun lokantasında mı çalışıyorsun başka boklar mı yiyorsun bilmiyorum ama bir daha buraya geri dönmeyeceksin! Burayı unutacaksın!" babası çömeldi. Yüzüne yaklaştı. "Unutacaksın onu! Duydun mu lan beni!" Görkem bu kez hiçbir şey söylemese de babasının yüzüne baktığında ayağa kalkıp sert adımlarıyla odasına yöneldi, annesinin arkasından oğlum oğlum diye seslenmelerini göz ardı ederek.
Kapıyı kapatarak eliyle bastırdığında başını eğip derin soluk alıp vermeye başladı. Sırtındaki derinlerden eğelen acıyı yanmayı hissedebiliyordu anacak bunu da umursamadı. Şu an tek umursadığı oydu. İdil'di. Hemen telefonunu cebinden çıkarıp hızlı bir mesaj yazdı ardından yatağına oturarak kapıya asılı gitarıyla göz göze geldi. Burukça gülümsedi.
"Başka bir evrende... En güzel halinle..." Durdu. "Keşke bizim için yaratılmış evren olsaydı bebeğim. Hayallerimizdeki gibi yaşasaydık orada. Ben dünyanın en güzel gülüşüne sahip kızına şarkılar söylerdim... dans ederdik..." kendi kendine konuşması burada bittiğinde kızdan cevap gelmediğinde anladı.
Burukça gülümsedi. "Merak etme, bizim evrenimizi yaratacağım seninle beraber."
&
Gözlerimi araladığımda başımda bir el hissetmem ile kaşlarım çatıldı, Meryem ablaydı. Her ne kadar o sansam da... "Meryem abla," dedim güçlükle dizlerimin üzerinde doğrulurken. "Senin ne için var burada?"
"Yine yaz günü üzüntüden hasta oldun değil mi kızım?" dediğinde birden ona kırgın olduğumu hatırladım ama şu an burada olması sanki tüm kırgınlığımı alıp götürmüştü. Duraksadım. Bakışlarımı kaçırdım. Cevap vermedim. Belliydi çünkü.
"Bak sana çorba yaptım. İyi gelir." Komodinin üzerine bıraktığı tepsiye baktığımda sadece çorba değil biraz ekmek su ve ilaç olduğunu da gördüm ama Meryem ablaya bakarak, "Yok içmeyeceğim ben, hem aç değilim." Diyerek yeniden yattım yatağın içine. Sırtımı ona döndüm. Biraz sessizlikten sonra bozan o oldu. "Bir gündür uyuyorsun ama kızım, böyle yatarak iyileşemezsin."
Cevap vermediğimde iç çekişini duydum.
"Bana kırgın mısın İdil?!"başımı çevirecek gibi odum. Ama sonra ona söylemem gerektiğini hissederek ağzımı açmış konuşacaktım ki o benden erken davranarak girdi söze. "Annen... Güllü Hanım. Sizin olurunuz yok deyince... Geçen gece öyle söylemek zorunda kaldım kızım." Birden doğrularak Meryem ablaya döndüm. "Ne..." dedim şaşkınlık ve çatık kaşlarımla ona bakarken.
"Annen dediydi, sizin olurunuz yokmuş, çocukken tamammış, ama şimdi başka başka insanlarmışsınız, dünyalarınız farklıymış."
"O ne demek ya?!" diye yükseldiğimde bana sus işareti yaparak gözlerini irileştirdi. "Şışt..."
"Meryem abla ne demek o?! Neyimiz farklı Allah aşkına her şey mal mülk demek mi ya?!" Meryem abla boynu bükük halde kaldığında bir şey diyemedi. "Nerede? Annem nerede?!" diyerek yataktan çıkmaya çalıştığımda örtüyü üzerime kapatarak beni durdurmaya çalıştı. "Bahçedeler. Oktay ile."
"Ne?"
"Gece buradaydı.
"Yani... gitmedi mi? Onca şeye rağmen kaldı mı..." Bu nasıl yüzsüzlük ve gurursuzluktu?
Meryem abla sessiz kaldığında, "Konuşsana Meryem abla?!"
"Anası babası gittiydi ama oğlan kalmış." dedi ve sonra, "Benden duymuş olma kızım ama sizi evlendirecekler galiba."
Bu sefer Meryem abla bile engel olamadı bana.
Çekmeceleri hırsla çekip cüzdanımı araba anahtarımı ve biraz nakit paramı aldım. Meryem ablanın, "Ne yapıyorsun?!" demesini umursamadan giysi dolabıma yöneldim. Pahalı kıyafetlerimden iki parça kasadaki mücevher kutusundan da alarak ellerim dolu bir hışım odadan çıkarken merdivenleri çıktım ve salona girdim. Kimse yoktu.
Meryem abla bahçede olduklarını söylemişti.
Arka salona doğru yürüyerek verandaya çıktım ve oradan bahçeye inerek havuz başına kurulmuş masaya doğru yürümeye başladım. Kucağım dolu hırsla yürürken elbiselerin etekleri yere sürtünüyordu. Bakışlarım kısıldı. Şen kahkaha içinde hala sohbet edebiliyorlardı, öyle mi?
Karşılarında durduğumda hepsi beni fark ettiği gibi seslerini keserken elimdekileri bir hışım yere attım kimi mermere kime çimene düştü ama umrumda olan bu değildi. Babamın ifadesiz bakışlarıydı. Yaklaşıp elimle anahtarı kartları parayı masaya vurdum. "Al."
Babam o an başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. "Al hepsi senin olsun." Yüzüne doğru eğildim. "Hiç birini istemiyorum."
Histerikçe güldü. "Var olduğun hayattan vazgeçemezsin İdil!"
"Öyle bir vazgeçerim ki! Aşk uğruna yapamayacağım hiç bir şey yok!" Tiksinçle baktı bana.
"Aptalsın."
Başımı salladım silikçe. "Evet aptalım. Durmuş aşka inanmayan bir adama aşk için aptallık edilir anlatmayacağım."
Soluk vererek bizimkilere baktı ardından sandalyesinden kalkarak bedenini bana çevirerek gülümsedi. "Aşk... Bu kadar mı çok seviyorsun o sersefili!" Ellerim yumruk oldu.
"O sersefil dediğin adam benim gözümde dünyanın en zengin adamı!"
Babam ellerini cebine soktu, yüzünde alaycı bir ifade oluşurken, "Senin gözünde ama! Dünyanın gözünde daha üniversite bitirememiş vasıfsızın teki!"
"Herkes üniversite okumak zorunda mı baba?! Ve tek derdin bu mu gerçekten?" Bakışlarım öfkeyle kısıldı. Ne garip, babamla bu konuda birbirimIe benziyoruz.
Öfkelerimiz aynıydı.
"Ve dahası o benim için kalbi en zengin olan adam!"
"Kalp aşk... Bunlar safsata. Karın doyurmaz. Yarın öbür gün aç kalıp köpekler gibi dayanma kapıma." Bu açıkça...
"Beni özgür mü bırakıyorsun yoksa?!"
"Ne o? Çok sevindin?!" diye alaycı konuşmasına devam ettiğinde birden saçlarıma asıldı. Neden kimse bir şey yapmıyordu? "Sana bu ilişkiye onay vermediğimi vermeyeceğimi söyledim İdil! Oktay ile evleneceksin duydun mu?!" O sırada Mine ve onun elini tutan Pars da yanımıza geldiklerinde bir kaç adım ötemizde durmuşlardı. Pars korku dolu gözlerle bana bakarken babam onu işaret edip, "Ablan gibi aynı hataya düşmene izin vermem anladın mı?! İtibarımızı zor toparladım, bir daha tehlikeye atmanıza izin vermem!" diyerek son sözleri bu olurken beni itekleyerek bıraktığında bir daha ona hiç bakmadım.
Pars, Mine'nin elini bırakıp koşturarak yanıma geldiğinde onu kucağıma aldım. "Pars..."
"Teyze!"
Küçücük kolları sımsıkı sarıldığında gözlerimi yumup biraz da onun için gözyaşı döktüm. Pars Müge ablamın öz oğlu iken Kaya eniştemin değildi. Yıllar önceki anılar canlandığında yutkunamadım.
Ardından Pars'ı bıraktığımda Mine yanıma gelip koluma dokundu. "İyi misin?" diye sorduğunda burukça gülümsedim. Yazgı ailesi böyleydi işte. Birine bir şey olurken diğerlerinin umrunda olmazdı. Ancak gostermelik sorular, göstermelik tavırlar.
Masaya döndüm. Ablama enişteme anneme...
Oktay yoktu tek.
Nerede olduğuyla da ilgilenmiyordum açıkçası.
Onları ardımda bırakarak yeniden eve girdim, bugünü odamda geçirecek akşamında ona gidecektim.
&
Odada dinlenerek zaman geçtikten sonra kimse bir kez olsun kapımı çalmamış yanıma gelmemişti. Zaten gelmezlerdi, gelmesinler istiyordum da.
Meryem abla tekrar odama gelip tepsiyi getirdiği gibi götürürken bana Oktayların gittiğini söylemişti. Şükür. Ne diye burada kalmışlarsa da. Hatta Oktay odama gelecekmiş ama o izin vermemiş. Meryem ablaya minnetle baktım: "Sağ ol abla." Tek yaptığı odadan gülümseyerek çıkmak olmuştu.
Havanın kararmasıyla komodine uzanıp saate baktım. Dokuza geliyordu. Görkem ile sadece mesajlaşsak da onu görmek istiyordum. Bu kez Görkem'i göreceğim diye ön kapıdan çıkıp dolandım ve müştemilata geldim. Onun odasının olduğu pencereye yaklaştığımda taş vurdum. İkincisinde cam açıldığında canım sevgilim bitkin halde bana bakıyordu.
Şaşırdı.
Gelmemi beklemiyor olmalıydı.
Hızla etrafa baktı.
Ardından bana döndüğünde konuştum. "Beni alsana."
"Merdiven var. Köşede. Yerde." deyip işaret ettiği yere gittim. Merdiveni alıp duvara dayarken yavaşça çıktım. Ardından Görkem beni kollarından çekip pencereden alırken, "Gel buraya." dedi ve onun üstüne düşerek yerr serildik. Kolları belimi sararken kollarımı yana koyarak üstünde doğruldum. Alttan bana baktığımda sessizlik içinde birbirimizi seyrettik. Yüzündeki ufak tefek yaraya dokunurken, içim gidiyordu. "Seni görmeyeli saatler oldu halbuki ama ben neden yıllar geçmiş gibi hissediyorum?"
Gülümsedi. "Ben de öyle hissediyorum. Kalplerimiz düğümlü demek."
"O ne demek?"
"Eğer birbirlerini çok seven bir çiftin kalpleri düğümlenirse biri ne hissederse o da aynısını hissedermiş. Ağlarsa o da ağlarmış. Gülerse onda gülermiş. Ölürse... o da ölürmüş." Parmaklarım aniden dudaklarına kapandı. "Şışt deme öyle. Anma ölümü."
Parmak uçlarımı öptü. "Demem."
"Söz mü?"
"Neye?"
"Demeyeceksin ve..."
"Ve?"
"Ölmeyeceksin de."
"Takdiri ilahi bebeğim."
Omzuna vurdum ve sertçe ittiğimde acıyla inledi. "Ya Görkem..." derken muzip ifadem gitti yerini endişe aldı. "Ne oldu?"
"Yok bir şey."
Bunu söylerken kasmıştı kendisini. "Var bir şey anlıyorum ben. Söyle."
Durdu kendini hâlen kasarken bedenimi üzerine iyice yerleştirdim. Onu kendim ile halının üzerinde sıkıştırdiğımda bana baktı. "Azdırma beni."
Dudaklarım kıvrıldı. "Söylersen azdırtmam seni." dedim ve yüzüne eğilerek nefesimi vurdum ama asla dudaklarım değmedi tenine. "İdil..."
Bir an ben de nedenini unutmuş gibi onun akımına kapılırken o güzel yeşillerinde kayboldum ve dudaklarına yapıştım. Sakallarını kavrayıp onu yavaş sonra hızlıca haşince öpmeye başladığımda saniyeler içinde aramızdaki tutku büyüdü. Yerden doğrularak beni kolları arasına hapsettiğinde bedenlerimiz bir bütün oldu. Onun kucağına atar biner gibi oturduğumda beni bacağımdan çekerek kalçamdan kavradı. İnleyerek ağzına gelirken üstümü soydu. Aynı şekilde o da üstünü soyarken sadece altlarımız kalmıştı. Ona sarılacaktım ki buna izin vermeyip beni ters çevirdi ve sırtımı halıya yasladı.
Bu kez üstümde o varken elleri bileklerime kelepçe oldu ve boynuma eğilip beni öpmeye başladı. Emer gibi olan öpücükleri beni mahvederken inleyerek dudaklarımı yaladım ve gözlerimi yumdum. "Ah..."
Boynumu öperken dudakları, parmakları da boş durmuyordu. Sağ mememi kavrayıp okşarken iki parmağı ile kıstırdı. "Ahhhh... Ah... Görkem.... Ah!" Fena derecede ıslandığımda bacaklarımı birbirine bastırarak kadınlığımdaki yumruyu yok etmek istedim. Ancak buna izin vermeyip bacaklarımı iki gana açarak arama girdi. Bu kez diğer eli külodumun üstünden ıslaklıktan dolayı yapışan kadınlığımı okşarken delirecek gibi oldum. "Ahhh! AH!" Nefes nefes kalmış gibi kesik kesik inlerken ağzım açılmıştı. İki parmağı ile izde tur atarken bacaklarımı deli gibi sallamak tekmelemek istedim. Karnım ve göğüslerim havaya kalkarken bu kez boynumda memelerime indi. Sol mememin ucunu dudaklarıyla alırken bu kez ağırca sevdi parmakları beni. İnleyerek kafamı geriye attım. "OHH! AH... Görkem... Ya...pma... Ah. AH!"
Görkem geleceğimi anlamış gibi külodumu altımı tamamen soyup beni çıplak bırakırken dizlerinin üzerinde doğruldu. Şortunu söküp sadece baksırı ile kalırken ağırca kendini kumaşın üstünden okşadı. Daha delirmiş gibi bacaklarımı iki yana açarken baksırını indirdi ve aleti gözlerimin önüne serilirken birden üzerime yığılarak kendini bana itti. Kafamı geriye atarak içimdeki dolulukla ağzım aralanırken gözlerimi yumdum. "Aaaaaağhh..."
Sonrasında memelerimi kavrayıp avucunun içinde uçlarını sürterken bir mememi çekiştirip ağzının içine aldı. Bunun yanında içime gidip gelmeye devam etti. Giderek gitgelleri sertleşti ve, memelerimi elleriyle yoğurarak üzerimde doğruldu. Kalçasını sertçe bana itiyor aletinin tamamını sokarak içimdeki ateşi fişekliyordu ve gözlerim kayana kadar içimde gidip geldi. Hareketleri yavaşlayınca ona doğru aktım. Ellerim omuzlarına giderken ben boşaldım. Hırlayarak kendini bana daha sert ittirdiğinde halıda yukarıya aşağıya doğru sürtünüyordum. "Aaah! Hadi! Hadi güz...el bebeğim! Bebeğ..im! Sokayım! AHH SOKAYIM!" Köküne kadar sokmaya devam ederken altında sarsılıyordum. İkinci bir orgazma da yaklaştığımda memelerimi kavrayıp sıktı. "GELME SAKIN!" Hırladı. "Oh! Oh sikeyim... Sikeyim amını... Oh... OHH! BEBEĞİM!" Altımızdan yer kayıyordu sanki. "Amına... Koy- OH! İ... İDİL... SİKTİR... GELİYORUM..." Kafasını geriye atarak kslçasını bana vurmaya devam etti. Etin çarpma sesleri odada yankılanırken tek ses bu değildi. Hızlı soluk alışverişlerimiz de eşlik ediyordu.
"SİK... SİKE... SİKEYİM... AHHH! OH BEBEĞİM GELİ.. GELİYORUM... O DARACIK AMINI SİK... AHH... BEBEĞIM... BEBEĞİM!!!" En sonunda o da bana akarak belimi sıktı ve sarsılarak yükseldi. Hareketleri kısıtlanana kadar gitgellerine devam ettiğinde en sonunda durdu ve sarsılarak içime boşaldı.
Nefes nefes ağırlığını üzerime vermeyip yana atarken kendini yatmadı aksine kalkıp beni de kucakladı ve yatağa yatırdiğında ikimiz de yatağın altına girdik. "Hastaydın... Daha da hasta olacaksın!" derken burada kızgınlığı kendineydi biliyordum. Üzerime örtüyü örtüp beni göğsüne çekerken huzurla göğsünde yattım. Sessizlik içinde birbirimizi dinlerken saçlarımda dokunuşunu hisettim.
Mayışmış gibiydim o yüzden onun son söylediklerini algılamayacak ve sabah onu bulamadığımda anlayacaktım yüreğimdeki sıkışmayı: "İdil... Ben gidiyorum."