12 Sene Önce
İdil, heyecanla bahçede koştururken arabanın sesini uzaklardan duydu. Merdivenlerden inerken saçları rüzgârın etkisiyle uçuşuyordu. Altında kot şort üstünde de sade beyaz tişörtü vardı. Sandaletin kenarı parmağına vurup acıtsa da acıyı umursamadan garaja indi. Garajın girişindeki büyük siyah demirlikli parmaklıklar açıldığında gülümsedi. Hızlıca üstünü saçını düzeltti. Beline kadar gelen uzun düz kahve güneşte parlayan saçlarını eliyle taradı. Ardından elini yüzüne götürdü. Yanağında ve dudağın üstünde iki sivilcesi çıkmıştı. Oldukça ufaklardı. Yine de moralini bozmadı. Onları kapatmayı başarmıştı.
Kapılar iki yana açıldığında kırmızı külüstür eski Ford araba garaj bahçesine doğru girdi. İdil heyecanla elleriyle oynamaya başladı. Araba durup ön kapıdan Görkem'in indiğini ve kendisine gülümsediğini görene kadar nefesini tuttuğunu fark etti. "Görkem!"
"İdil!"
İdil koşarak Görkem'in boynuna atladığında Görkem kızın beline sarılarak onu havalandırdı. Kızın saçlarından gelen kokuyu içine çekerek gözlerini yumdu. Dayısı yapmacıktan öksürerek aralarına girene kadar sarıldılar ardından geri çekilip toparlandıklarında Görkem gözlerindeki ışıltı ile İdil'i süzdü ardından kızın yüzünde uzun uzun oyalandı, en çok da gözlerinde. "Özlemişim seni."
"Ben de."
"Nasıldı Bozcaada?"
"Güzeldi. Bir arkadaş grubum var, onlarla beraber müzik yaptık biliyor musun?" Görkem devam edecekti hevesli hevesli anlatmaya ama araya annesi girince, "Oğlum dayına yardım et de baban gelmeden bavulları içeriye taşıyalım."
Görkem başını salladı. "Tamam anne."
İdil'e baktı Meryem. "Hoş geldin Meryem abla. İyi gördüm seni."
Meryem sevecenlikle gülümsedi kıza. "Sağ ol güzel kızım. Ben de seni iyi gördüm. Büyümüşsün sanki bir alımlı olmuşsun." İdil yanaklarının kızardığını fark ederek başını eğerken Görkem de çaktırmadan baktı kıza. Cidden bir güzellik gelmişti İdil'e. Hoş o hep güzeldi de şimdi daha bir güzeldi. "Annem haklı." dedi bagajdan bavulu çekip yere indirirken. Kıza bakarken bagaj kapağını indirdi. Gözlerini İdil'den alamamıştı. "Bir başka güzelsin bugün."
İdil yanaklarına dokundu saçlarını geriye atarken. "Her zamanki halim aslında..." dedi ama değildi, hafif allık sürmüş yüzüne makyaj malzemelerini hafiften dokundurmuştu, biraz da yalancıktan zarar gelmezdi. Görkem'in gülümsemesi büyüdü. "İyi hadi," dedi annesi. "oyalanmadan gel." Görkem bir kez daha başını sallarken İdil yanına vardı. "Ben de yardım edeyim mi?"
"Poşetler var ama ağırdır şimdi. Ben hallederim."
"Ne olacak ya?" dedi İdil bagajın kapağını açarken. "Alayım bir tanesini," deyip kavanozların olduğu kat kat poşet geçirilmiş torbayı kucakladı. Görkem arkasına geçerek bagajı tekrar kapatırken İdil önden yürümeye başlamıştı. Görkem gülümseyerek kızı arkasından izlerken arabayı kilitledi ve o da İdil'in yanına geldi. Koca bahçede çimlerin üzerinde yürürlerken güneş yüzlerine vuruyordu. "Müzik grubu diyordun?"
"Evet," dedi Görkem gülümsemesini hiç soldurmadan. "Tarık, Uğur, Gökhan ve Elif. Elif solistimiz. Ben ve Uğur elektronik gitar. Gökhan davul. Tarık piyano. Beraber tesadüfi bir araya geldik ama bayağı uyumluyduk. Halamın restoranında canlı müzik verdi. Görmeliydin!" İçinden keşke sen de orada olsaydın diye geçirdi Görkem.
İdil etkilenmiş gibi gözlerini büyütürken gülümsemişti. Ama ta ki Elif'in adı geçene kadar. "Elif mi? grubunuzda bir kız mı var?"
"Evet görsen çok tatlı bir kız. Sesi de güzel." İdil önüne dönerken içindeki kıskançlığa engele olamadı. Demek Görkem, Elif'in sesini tatlı bulmuştu. "Hmm." dedi sadece. Görkem anlamıştı ama bozuntuya vermedi. Yürümeye devam ettiklerinde, "E senin yazın nasıl geçti? Bu kez hangi ülkeye gittiniz?" Müştemilata geldiklerinde idil torbayı kapının önündeki masaya koydu. Ve karşı karşıya durdular. Görkem bavulu da bırakarak üstüne yaylanarak otururken düşündü. "Arjantin?"
Başını iki yana salladı idil.
"Hmm, İspanya?"
Yine iki yana salladı başını. "İtalya, Lampedusa?"
"Hayır bu kez üçünü de bilemedin.
"Evet bu kez kaybettim." dedi Görkem üzgünce. Her sene nereye gittiğini tahmin eder bunun için üç hakkı olurdu. Aralarında gelenekselleşmiş bir oyundu bu. "Tamam istediğini yapacağım. Nereye gittiniz?" diye sordu kızın gözlerine merakla bakarken. "Kemer."
"Ne?"
İdil gülümsedi. "Bu kez Türkiye'de tatil yapalım dedik. Antalya Kemer'e gittik."
"Sizin için sıkıcı olmuştur." İdil kıkırdadı. "Ben çok sevdim ama evet annemler beğenmedi." Görkem gülümsedi. "İleri görüşlü olmana bayılıyorum cidden her ayrıntıyı nasıl düşünebiliyorsun ya?"
"Satranç gibidir bu işler. Stratejin iyiyse her daim planın hazırdır."
İdil küskünce kollarını bağladı. "Hah senin gibi zeki değiliz ya."
Görkem bir yanak aldı kızdan. "Ağlama sana da öğretiriz satranç güzelim."
"Ama beni mat etmezsen? Ben seni mat edeceğim ona göre?"
"Yenilgiyi kabullenemiyorum diyorsun," Görkem doğruldu. Kıza yaklaştı. "Oysa sen bana şah çekerek beni mat ettin bu haksızlık olmuyor mu?" idil yutkunamadı. "Nasıl yani? Anlamadım." görkem anladığını biliyordu. Yine muzurluk yapmaktan vazgeçmedi. Kızın kulağına eğilerek, "Yüzündeki rengin nedeni belli oldu, genç kız olmuşsun." İdil irkilerek birden avcunu Görkem'in ağzına kapattı. "Hii ne diyorsun ya!"
"Bundan utanılacak ne var ki?"
İdil biraz utanç biraz kızgınlıkla geri çekilirken, "Hem sen bunları nereden biliyorsun?" Kollarını bağladı. "Erkeklerin bu konuda sıfır bilgisi olduğunu düşünüyordum."
"Sen beni diğer erkeklerle bir mi tutuyorsun?" diye yalandan sitem ettiğinde güldü İdil. "Hayır da..."
"Okulda biyoloji diye bir ders var hatırlatırım."
"Ben daha biyoloji görmüyorum napim."
"Fen dersinde de mi yok? Hani ünite başlığı?" Görkem iki eliyle hayali satır yaptı. "Üreme Büyüme ve Gelişme." Koluna vurdu. "Ya Görkem!" Görkem sırıtarak kızın yanaklarına yayılan kırmızılığı keyifle izlerken, kıza yaklaştı. "Al al oldun yine."
İdil utanarak saçını kulağının arkasına yerleştirirken annesi seslendi. "Görkem!"
"Geliyorum!" Kıza döndü. "Sutyen giymiyor musun?" dediğinde idil yanaklarının kırmızılıktan patlayacağını sandı. "Ne?"
"Tişörtünden belli oluyor." Hızla başını eğip baktığında şaşırdı hızla kollarını göğsüne kapattı. Kızdı. "Sen orama mı bakıyorsun be?!"
"Söz konusu sensen saçının telini bile inceliyorum ben," annesi bir kez daha seslendiğinde hızla kızın yanağını öptü. "Görüşürüz." dedi ama duraksadı. "Ha ne istediğini söylemedin?" dedi muzip gülümsemesiyle. "Sonra söylerim düşünmem lazım."dedi İdil ve o gittiğinde tek kalan İdil kafaya takmıştı, kollarını açarak tişörtüne baktı. Nasıl fark edememişti ki? Çok saçmaydı.
Koşarak eve girdiğinde nefes nefese odasına girdi ve kapıyı kilitleyip soluklarını dizginlemeye çalıştı. Ardından tişörtün yakalarını tutup göğüslerine baktı. Daha doğrusu küçük, çıkmaya başlayan göğüs uçlarını. "Nasıl ya, daha dün yoktunuz siz!"
Üzerini soyunup aynadan kendine baktı. Şaşkındı. "Memelerim çıkıyor! Oha!"
&
"Ne?" dedim başımı aniden kaldırırken. O an sersemlik, mayışmışlık ne varsa gitmişti. Dirseğimin üzerinde doğrulup yeşillerine tereddüt, endişe ve korku ile bakarken iç çekti. Bana doğru döndü benim gibi yaparak. Dirseğini yastığa gömdü. Başını eline yaslarken diğer eli yüzümü kavradı. "Babam... Halamın yanına gönderecek beni. Yarın gidiyorum."
"Yarın mı?"
Başını salladı. Başka bir şey söylemiyor gibiydi. Benim bildiğim Görkem direnir pes etmez burada kalırdı ne olursa olsun. Yumuşacık gözlerimle baktım. "Benim bilmediğim bir şey mi var? Sen böyle kolay kolay pes etmezsin."
"İyi olmadı..." Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. "İyi olmadı İdil. İlişkimizi bilmeleri hiçbir şeyi değiştirmedi. Zaten karşılardı. Aptal gibi umut besledik. Yumuşayacaklarını düşündük." Yanağını okşadım. Hemen boynuna sarıldım. "Yapma böyle..." Sessiz kaldı iç çekerek.
"Hem biliyor musun?" Geri çekildim. "Ben sana evlenelim diyecektim. Böyle bir emrivakiyi kabullenmek zorunda kalırlardı."
Burukça gülümsedi sevgilim, avucumu öperken. "Sonra da bizi boşanmamız için uğraşacaklardı." Gözlerimdeki hayal kırıklığı ile kalırken, "Anlasana bebeğim. Baban ya da ailen... Ya da bizimkiler... Olduğu sürece bize rahat vermeyecekler."
"Gidecek misin yani?"
Başını salladı. "Kesin yani?"
"Kesin."
Durdum, yüzüne baktım. "Bir şeyi unutmuyor musun?"
"Neyi?"
"Birini mesela?"
Dudakları kıvrıldı. "Yok unutmuyorum." Duraksadım. "Dalga mı geçiyorsun sen benimle?" Sırıttı. "Asıl sen geçiyorsun. Bebeğimi bırakıp gitmeyeceğimi düşünmedin herhalde?" Yüzüme yaklaşıp burnumu öptü. "Sen de geleceksin." İstediğim cevabı aldığımda gülümserken, "Ama bu buradaki hayatını bırakmak demek oluyor."
"Bırakırım ne olacak." omuz silktim. "Sen varsan evin arabanın diğerlerin hiçbiri umurumda değil. Onlarla mutlu olmuyorum ki ben. Seninle mutlu oluyorum."
"Onun için demedim bebeğim... Okulun. Arkadaşların. Son senen kalmıştı."
Tekrar omuz silktim. "Önemli değil."
"İdil-"
"Görkem..." Yeşillerine daldım. "Çanakkale'de de okurum, yatay geçiş yaparım, bir şekilde okurum okulu. Biter. Hem biliyorsun babam şirketin başına geçirecek biri için o da ben olduğuma göre benim için okutuyordu. İsteyerek okuduğum bölüm değil sen de biliyorsun."
"Yine de onca çaba, emek..."
"Yapma sevgilim. Buna mı üzüleceksin?"
"Ya arkadaşların, çevren... Burayı gerçekten bırakmaya kararlı mısın?"
"Orada da olur arkadaşlarım, çevrem... Hiçbir şey senden önemli değil diyorum Görkem ama sen sanki ayrılmamız için-"
Ellerime tutundu. "Hayır hayır. Ayrılmamızı istemiyorum aklımdan dahi geçmedi. Sadece... Gittiğimizde onların gözünde kaçmış olacağız. Seni arayacaktır. Ve tabi ki ilk baktıkları yer benim yanım olacak. Seni bulduklarında alıkoyacaklar." Gözleri dalgalandı. Elleri saçlarıma giderken, "Ben senin bir gözyaşına dayanamıyorum ağlamana üzülmene nasıl dayanacağım?"
"Sen olduğun sürece üzseler de sorun değil sevgilim." dediğimde gülümsememe gülümseyerek dudaklarıma öpücük kondurdu ve yüzümü kavrayarak beni göğsüne yatırdı. Huzuru bulmuş gibi gözlerimi yumarken saçlarımda onun öpücüklerini ve dokunuşlarını hissettim.
"İdil..."
"Hm..."
"Bizimle ilgili nasıl bir gelecek hayal ediyorsun?" Gözlerim açıldı, boşluğa bakarken dudaklarım kıvrıldı. "Sen ve ben evlenmişiz. Ben hamileymişim. Hatta," Çenemi göğsüne yaslayarak başımı kaldırdım. "Bozcaada'da küçük bir evimiz var. Ömrümüzün sonuna kadar orada yaşıyormuşuz."
Gülümsedi sevgilim. "Bu hayalleri gerçekleştirebilmek için yaşayacağım."
Bir süre uyuyakaldığımızı uyandığımda zifiri karanlıkla karşılaşınca anlamıştım. Kaşlarımı çatarak doğrulurken baş ağrımın üstüne baş dönmesi eklenince sızlanarak şakaklarımı ovdum. Saat kaçtı?
Duvardaki saate baktığımda sabahın altısına geldiğini gördüm. Gün aydınlandı aydınlanacaktı. Başımı biraz ovduktan sonra sevgilime döndüm. Huzur içinde uyuyordu. Uzanarak elimi Görkem'in yüzünde tüy gibi gezdirirken gülümsedim. "Seni... Çok seviyorum."
Görkem bunu duymamıştı ama sanki hissetmiş gibi dudağın kenarı kıvrılırken ben de gülümseyerek o kıvrımdan öptüm. Öpücüğüm çok hafifti.
O an eve gitmem gerektiğini fark ettiğimde yavaşça yataktan kalkarak Görkem'in üstünü örttüm. Üzerimi giyinerek cama yaklaştım, pencereyi açarak son kez ona baktım. Umarım gitmeden önce onu bir kez daha görebilirdim. Gerçi dün uzun uzun konuşmuştuk.
İç çektim.
Her şey yoluna girecekti buna tüm kalbimle inanmak istiyordum.
Pencereden çıkarak camı kapatabildiği kadar kapattıktan sonra ayakkabıları da alıp etrafa baktım. Sabahın köründe kimse olmazdı da yine de etrafı kolançan ederek çimlere bastım ve villaya doğru koştum.
Ama müştemilatın önünde oturarak sigara içen Semih amcanın beni gördüğünden bihaberdim.
&
Sabah saat dokuza doğru gelirken üzerimi giyinmiştim. Kahvaltı sofrasına indiğimde kimse bana yüz vermese de umursamadım. Sandalyeyi çekerek ortaya günaydın dedim. Bir tek Kaya eniştem güler yüzüyle karşılık verdi. Annem ve babam suratıma bile bakmıyorlardı. Resmen yok sayıyorlardı.
Çatalı elimde sıkarken tabağımı doldurmaya başladım. "Bugün bir yere mi gideceksin?" diye babamın dakikalar sonra dan diye sordugu soru ile ağzımdaki lokma kalakalırken annemin iç çekerek fincandan çayını içtiğini gördüm. "Neden?"
"Okula gidecek gibi hazırlanmışsın da."
Yutkundum. "Evet bizim kızlarla buluşacağım."
"Ben sana ev hapsin bitti dedim mi?"
Kaşlarım çatıldı. "Uzun süre geçti baba. Bitmiştir diye tahmin ediyordum."
"Yanılmışsın. Ben bitti demeden bitmez."
"Allah aşkına yapma baba," dedi bu kez Müge ablam araya girerken. Şaşırdım. Müge ablamdan bunu beklemiyordum. "Sen karışma Müge." diye ablama sert yaparken bana döndü. Kaya eniştem o sırada ablamın omzuna dokundu.
"Arkadaşlarımla buluşacağım söz verdim o kadar?"
"Vermeseydin?" Babamın bu agresif tavırlarına sinirle bakarken, ellerini kavuşturarak dik dik baktı. "Geçen gizlice dışarı çıktığını biliyorum."
Nasıl fark etmişti? Normal zamanda nerede olduğunu sormayan adam...
"Üstelik tesadüfe bakın ki o gün yüklü bir harcama da yapmışsın." Ceketinin cebinden kağıt çıkararak önüme fırlatırken konuşmaya devam etti ve ben de bu esnada kağıdın katlarını açtım. "Vuya Müzik. 14.670 lira." Gözlerim satırlarda gezinirken yutkundum. "Bu kadar pahalı ne aldın kızım? Piyano mu?"
Görkem'e keman almıştım.
"Müziğin olduğunu yeni öğreniyorum oysa." Bakışlarım kaçak göçek ona uğrarken, annem, "Ferit yeter!"
"Sen sus Güllü!"
O sırada adamlardan biri geldiğinde babamın başında dikildi. Babam bana döndü ama adama doğru konuştu. "İdil'i tutun."
"Ne oluyor?" Babamın hızla masadan kalkarken iki kolumdan tutulup masadan kaldırılmam ile bir camın önüne geldik. Garaja bakıyordu. O sırada Görkem elinde bavul ve çantasıyla arabaya doğru gelirken bavulu yere bıraktı. Telefonla uğraşıp ekranı kapatırken çok geçmeden kendi telefonuma bildirim sesi düştü. O an bana mesaj attığını anladım. "Ve yine tesadüfe bak, eş zamanda mesaj geliyor."
Başımı yalvarırcasına iki yana salladım. "Baba yapma!"
Babam zorla telefonumu alıp mesaja girerken şifre koymadığım için lanet ettim kendime. Sesli okudu. "Bugün saat dörtte. Seni bekleyeceğim." Bana baktı. "Tam tahmin ettiğim gibi."
Mesaja cevap yazacak başka şeyler yazacak diye öyle korktum ki yapmadı ama bunu. Telefonumu ceketinin cebine koyarak bana işaret parmağını salladı. "Bana diklenerek öyle saçma sapan sürdürdüğünüz bu oyunu biz evleneceğiz diyerek olmuyor bu işler!" Yüzüme yaklaştı. "Oktay ile evleneceksin!" Başımı iki yana salladım. "Eğer evlenmezsen sevgili o çok koruduğun Görkem'in bugün bineceği otobüsü havaya uçururum!"
Gözlerim korkuyla büyürken bir anda arabanın motor sesiyle başımı hızla cama çevirdim. Arabaya binmişlerdi ve gidiyorlardı. "Hayır... HAYIR GİTME!"
Çığlık çığlığa bağırsam da nafileydi! Tutulan kollar arasında debelensem de... Çoktan gitmişlerdi.
"Şimdi sevgili kızım... Oktay ile evleniyor musun evlenmiyor musun?"