"Bunu yapamazsın! Beni istemediğim seçimleri zorlayamazsın bana!"
Babam beni adamın elinden alıp kenara çektiğinde yüzüme eğilip konuştu. "Sen İdil Yazgı'sın. Benim kızımsın. Ferit Yazgı'nın kızısın, kim olduğunu farkına var ve ona göre hareket et!"
"Baba," dedim son biçare umut. "Sen böyle bir insan değilsin! Görkem'i oğlun gibi severdin! Ne değişti, sırf benimle beraber diye mi nefret ediyorsun ondan!" Babam elini çekerek ceplerine koyduğunda alayla baktı bana. "Ah benim saf kızım, ben Görkem'i hiçbir zaman oğlum olarak görmedim ki!"
Yutkundum. "Nasıl..."
Bu...İmkânsızdı. Yıllardır önümde dönen bir tiyatro oyunundan mı ibaretti yoksa?
"Onunla oyun oynamana, buradaki tek arkadaşın diye, çocuksun diye zaman geçirmene izin verdim ama artık yeter. Büyüdünüz. Ve bu saçma sapan ilişkiniz de bitecek!"
"Baba," dedim adeta önünde iz çöküp yalvaracak hale gelirken. Her şey Görkem'e kadardı. Ona bir şey olmasın gerekirse babamın önünde diz çökerdim. "Yalvarırım yapma. Beni mutsuz etme. Kendini, ailene bunu yapma. Oktay ile evlenemem bir şey değiştirmeyecek aksine her şeyi daha da mahvedeceksin!"
"Yanılıyorsun." Dedi babam kendinden ödün vermeyen duruşla. "Oktay ile evlenince daha güzle bir hayatımız olacak kızım." Babam adamlara döndü. "Şimdi odana git güzelce dinlen. Adamlar da kapıda bekleyecekler." Bana bakış attı. "Oktay gelene kadar."
"Konuşursunuz sonra da yarın söz keseriz." Gözlerim irileşti.
İyi de ben kararımı ona söylememiştim ki neden evet demişim de hazırlıklara başlanmış gibi konuşuyordu?
Çünkü Görkem'e zarar gelmesindense Oktay ile evleneceğimi biliyordu.
Odaya girdiğimde kapım hızla kapatıldı ve üstüne kilitlendi, bunun üzerine verandaya açılan kapıya yürüdüğümde onun da kapatıldığını gördüğümde hırsla cama vurdum. Elim kapı kolunun üzerinde kalırken alnımı cama dayadım. "Hayır..." Başımı iki yana salladım. "Oktay ile evlenemem."
Bir çare bulmalıydım. Öncelikle Görkem'e ulaşmalıydım ama nasıl?
Telefonum yoktu ve odaya hapis kalmıştım.
İç çekerek koltuğa çöktüğümde zihnimde anılar canlandı, burukla gülümsedim.
"Naber?" diye bir ses duyduğunda kafasını kaldırdı İdil. Eline çamur bulaşmasına aldırış etmeden ayağa kalktı, çocuğa sarıldı. "Dur dur bana da bulaştıracaksın!" idil Görkem'in ikazı ile geri çekilirken gülümsedi. "Tulumun var bir şey olmaz!"
"He olmaz. Anam görsün de fırçayı çeksin bana." Kıkırdadı idil. "Meryem abla tatlıdır bir kere."
"Sen anne azarı işitmemişsin." Diyerek şakasına devam ettiğinde idil o an gerçekten de anne azarı işitmediğini fark etti. Annesi vardı ama ne azar ne bir ikaz ne bir bağırış çağırış hiçbirine şahit olmamıştı. "Annem hiç bana bağırmadı." Bu kötü bir şey miydi iyi bir şeydi anlayamamıştı. Zaman geçtikçe anlayacaktı.
Görkem konuyu dağıtmak adına, ensesisin kaşıdı. Bakışları toprağa kaydı. "Ne yapıyordun?" dedi o da eğilirken. İdil çoktan eğilmiş soluna geçmişti bile. "Toprakla oynuyordum." İdil'in en sevdiği aktivitelerden biri çamurla oynamaktı. "Bak pasta yaptım. "Eliyle yuvarlak çamuru Görkem2in göz hizasına getirirken Görkem sırttı. "Mükemmel görünüyor!"
"Ya dalga geçme!"
"Valla!"
"Tamam inandım!"
Gülüştüler.
"Sana katılmak isterdim ama," doğruldu yerden. "Babama yardım etmem lazım sonra sınava çalışacağım."
"Ne sınavı?"
"Matematik."
Yüzünü buruşturdu idil. At kuyruğu saçını başıyla geriye atarken Görkem'e baktı. "Hiç sevmem."
"Evet keçi ondan geçen dönem dört aldın ya."
"Dört de iyi demiştin."
Görkem gülerek İdil'in saçlarını karıştırdı. "Tamama kızma kızma."
"Kızmadım ki." Dedi şaşkınca dururken. Kızmış mıydı?
"İyi misin sen?" dedi Görkem de ondaki değişimi fark ederken. "Az önce-"
"İyiyim ya. Allah Allah." Diyerek önüne dönerken Görkem ona inanmamış gibi bakıyordu. "Tamam keçi, ben kaçar. İşim erken biterse uğrarım ya da" Gitmeden son kez İdil'e baktı. "Yapamadığın matematik sorusu varsa getir."
İdil kaşlarını çatarak ona bir avuç çamur fırlattığında Görkem'in bacağına çarpmıştı. Tuluma gelmişti neyseki yine de çok büyük değildi leke. Görkem bakışlarını bacağından çekip kıza döndü. Bakışlarını kıstı. "Bunu sen istedin!" İkisi de anı yaşayarak birlikte çamur savaşı başlattıklarında Üstleri başları batmıştı. Yine de bunu umursamayarak kahkahalar içinde eğlendiler.
Ta ki Meryem'in çığlığını duyana kadar.
Görkem anında toz olurken idil arkasından bakarak katıla katıla gülmüştü.
Anıların içinde kaybolduğumu, gerçek dünyaya dönmemi sağlayan kapı sesiyle irkilirken başımı kaldırdım. Dan diye açıldığında irkilerek yatakta doğruldum. Babam sert adımlarla yeri döverek içeriye girerken tek eliyle kapıyı kapatarak bana döndü. Ardından çok beklemeden ceketinin cebinden telefonumu çıkarıp bana uzattı, "Al." Kaşlarımı çatarak bir telefona bir ona baktım. "Ne?
"Konuş."
Anlamamış gibi bakarken soluk vererek yanıma geldi ve elimi alarak telefonu avucumun içine çarptığında yeniden gözlerine baktım. "Konuş onunla. Gelemeyeceğini, ayrıldığından bahset." Yutkundum. Görkem'den bahsediyordu. Ben nasıl ayrılırdım ondan?
Başımı iki yana sallayarak telefonu yatağın içine bıraktım. "Hayır!"
"İdil!"
"Dövsen de öldürsen de ondan ayrılmayacağım baba! Sen bunu diklenmek direnmek ya da ne olarak algılıyorsan algıla! Ben sevdiğimden vazgeçmem!"
"Ama ailenden vazgeçersin öyle mi?!" diye babam gürlediğinde gözlerim gözlerine saplandı. "Sana dediklerimi yapacaksın! Unutmayacaksın dediklerimi! Sana kaç defa dedim o çocuktan uzak duracaksın! Sizin olurunuz yok diye!" başını dikleştirdi. "Kalbine hâkim olamaman senin suçun benim değil!
"Bu kadar gaddar olmanı anlayamıyorum asla! Bakışlarımı kıstım nefretle. "Babam mısın düşmanım mısın belli değil!"
Babam keskin soluk vererek, "Oktay geldi!" dediğinde alayla güldü. Demek sonunda teşrif etmişti beyimiz. Aman ne iyi. "Onunla konuşacaklarınız olduğunu da biliyorum. Özür dileyecek hepsinin bir hata olduğunu söyleyeceksin!"
"Yapmayacağım!" dedim.
"Yapmazsan olacakları biliyorsun!" yatağa eğilip telefonumu yeniden kavradı ve bana uzattı. "Şimdi... Konuş!"
Telefona birkaç saniye bakıp elime aldığımda ekranı açtım ve rehbere girerek Görkem'in ismine tıkladım. Ağırca kulağıma götürdüğümde yataktan kalkmış cama doğru yürümüştüm. Yana dönerek babamı yanıma gelmediğinden emin olurken o sırada açılmıştı telefon.
"İDİL!"
Gözlerimi yumdu. Sesi...
"Görkem..."
"Nerelerdesin sen? Öldüm öldüm dirildim. Neden dönmedin bana?"
"Özür dilerim işim vardı dönemedim."
"Tamam bebeğim sorun yok... Biliyorsun beni, merak edince-"
"Görkem! Sorun değil." Dediğimde sesimden bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış gibi sessiz kaldı. "Her şey yolunda değil mi İdil? Akşam otobüsüyle geliyorsun?"
Gelemiyorum, ne olur beni bu ıstıraptan kurtar demek istesem de "Gelmiyorum." Dedim dilimi ısırarak.
"Ne demek gelmiyorum?"
"Görkem... Ben düşündüm," Babamın bakışları altında eziliyordum sanki. "Buradan hayatımdan... Vaz- vazgeçmeyeceğimi anladım." Bir süre ses gelmediğinde iç çektim sessizce. "Seninle gelirsem... Hayatımın.... Mutlu olamayacağımı anladım."
"Na-nasıl..." Durdu. "İdil, rol mü yapıyorsun? Bir şeyler yolunda değil değil mi?" birtakım hışırtılar duydum. "Hemen İstanbul'a geliyorum!"
"GÖRKEM!" dedim onu durdurmak adına. "Sandığın gibi değil... Ben düşündüm, düşündüm sadece ve yapamayacağıma karar verdim."
"İdil... Hayır... doğru değil bunlar!"
"Görkem-"
"NE değişti? Ne değişti bana söylesene..."
"Seninleyken artık mutlu olmadığımı anladım, aşk değil alışkanlıkmışsın bende."
Aşk değil alışkanlıkmışsın ben de.
Bu cümle Görkem'in zihninde defalarca yankılandığında idil ağlamamak için kendini zor tuttu. İçinden defalarca kez özür dilese de nafileydi. "Seni eskisi kadar sevmediğimi fark ettim."