14.Bölüm

1698 Kelimeler
"İdil..." Gözlerimi yumdum gözyaşlarım yanaklarımdan akarken. Çaresizce telefonun başında adımı fısıldamasını dinledim. "İdil..." "Sen en büyük yaram aynı zamanda yara bandımsın." Dudaklarımı ısırdım. "Ceza mı ödül mü bu bana?" Ödül. Yaşaman için ödül. Babamın bakışları ile göz göze geldiğimde dik dik bakan gözlerine baş kaldırdım. "Kendine iyi bak. Laleleri sulamayı unutma. Kemanını da çal." Ardından telefonu çat diye kapattığımda babam beklemeden elimden aldı. Nemli ve kızarmış gözlerimle baktım ona. "Aferin! İşte böyle." Başımı iki yana salladım. "Bir gün pişman olacaksın baba. Çok pişman olacaksın." "Hiç sanmıyorum sevgili kızım," Yüzüme doğru yaklaştı. "Gün gelip Oktay ile evlendiğinde asıl yıllarını o serseriye harcadığın için sen pişmanlık duyacaksın!" Öyle kesin konuşuyordu ki Oktay ile evlenirsem her şey kurtulacakmış gibiydi. Oktay'ın neyine güveniyorsa? Dişlerimi sıkarak yatağın içinde doğrularak ona yaklaştım. "Oktay bir gün beni kapının önüne koyduğunda o zaman göreceksin! Anlayacaksın! Ama iş işten geçmiş olacak!" Babam vurdumduymaz tavrıyla başını dik tutarken dudakları sinsiyle kıvrıldı. "Oktay seni asla bırakmayacak İdil. Evlendikten sonra boşanma diye bir şey yok!" Hayatımın sonuna kadar ona mahkum yaşayacaktım öyle mi? Yutkunurken hayal kırıklığım ile kaldım. "Şimdi," dedi babam acımasız ses tonuyla. "Kendini toparla ve bir an önce hazırlan. Artık bu hazırlıkları hızlandırmanın vakti geldi!" Babam arkasını dönüp bir hışım odadan çıkarken sertçe kapanan kapıya irkilerek baktım sonrasında hızla peşinden giderek kolu indirmeye çalıştığımda çoktan kilitlemiş olduğunu gördüm. Hırsla ayağımın ucunu kapıya vururken ellerimi belime koydum. İki ucu boklu değnekti. Ve şimdi ne yapacağımı hiç bilmiyordum. & Lüks restoranda geniş devasa yuvarlak masanın etrafında otururken garsonlar çeşitli servisler yapıyordu. Günler sonra ilk defa dışarı çıktığım için kendimi iyi hissetmiştim. Bir nebze de olsa. Hâlen iyi sayılmazdım. Uzun süre evden hatta odadan çıkmadığım için yabancılaşmıştım dışarıdaki dünyaya. Artık hiç bir şey ilgimi çekmiyor, beni mutlu etmiyordu. Beni tek mutlu eden biri vardı. O günden sonra, Oktay yalnız gelmemişti ailesi ile evimize gelip olanları konuştuktan sonra babamın tehditvari kaş göz işaretleriyle özür dilemiştim. Asla asla dilemezdim ama... Görkem'e dua etsindi o. Asla da dememek lazımmış. İç çekerek kadehin yarısına kadar doldurulan suyu içerken midemin yanmasını hafifletmek adına daha büyük yudumlar aldım. Bu yüzden su hemencecik bitti ve yanı dibimde oturan Oktay bunu görmüş olmalı ki kenarda bekleyen garsona el işareti yapıp suyumun doldurulmasını istedi. Bıkkınlıkla iç geçirirken garson suyumu doldurdu ve zoraki gülümseyerek yeniden yudumladım. Sonra onun sesini işittim kulağımda. "Sence de fazla su içmedin mi?" Bu hali tavırları öyle sinirime dokunuyordu ki patlamamak için kendimi zor tutuyordum. Hele Görkem'e ettiği o laflardan sonra iyice nefret etmiştim Oktay'dan. Ona bakmadan cevabı ağzımda geveledim. "Midem yanıyor." Kadehi yeniden elime alırken bu kez elini elimin üstünr koyarak beni durdurdu ve refleks olarak ona bakmamı sagladı. "İlaç isteriz. Su içerek geçiremezsin yanmayı." Dişlerimi sıktım, ona sana ne be sana ne diye çemkirmek istesem de yapmadım tüm gözlerin bizim üzerimizde olduğunu biliyordum. Yapmacık gülümseyerek elimi ondan kurtardım ve etrafa bakarak ona döndüm öfkeyle baktım. "Seni ilgilendirmez diye düşünüyorum ne de olsa midesi yanan sen değilsin." İğneleyici tonuma aldırış etmeden sırıtarak beni izledi. "Balık gelecek birazdan. Sen seversin. Sonra yiyemezsen içinde kalır." Hah balık yemediğimi zerre sevmediğimi biliyordu en fazla mısır unuyla kızartılmış hamsi yerdim o da hayatım boyunca en fazla bir elin parmağı kadardır. "Sanmıyorum." Oktay devam edecekti annesinin araya girmesiyle geri çekildi, susakaldı. "İdilciğim, çok şıksın hayatım." Annesi beyaz bir elbise giymiş sarı saçlarını bukleye sarmış beyaz inci takılarıyla harika görünüyordu. İyi bir kadındı, kültürlü ve hoş görülü ama oğlu böyle olmasaydı... Onu tam anlamıyla sevebilir samimi bulabilirdim. "Teşekkür ederim siz de öyle." Gülümseyerek ikimize baktı. "Ne iyi oldu akşam hep beraber yemeğe çıkmamız? Bakın aramız düzeldi." Bu kadın gerçekten bazı şeylerin farkında değildi neyseki sorun etmiyordum. "Öyle tabii." diyerek geçiştirdiğim sırada masaya yavaş yavaş gelen yemekler ile Oktay da elini sandalyeme atarak bana yaklaştı. "Annemi bozmadığın için sağ ol." Cevap vermedim. Aslında onun için değil annesini gerçekten sevdiğim değer verdiğim için yapmıştım. Kadının dünyadan haberi yoktu. Önüme konan balık ile çatalımı elime alacaktım ki aklıma direkt Görkem'in sözü geldi. Balık elle yenir. Dudaklarımda beliren ansızın tebessüm, balıktan gelen koku ile sönerken birden midem ağzıma gelir gibi oldu. Hızla çatalı bırakarak yanındaki peçeteyi avucumun içinde kavrayarak sıktım. Kendimi tutmaya çalışırken masadakilere sahte gülücük yollayarak izinlerini istedim ve hızlı adımlarla tuvalete doğru yürüdüm. Yürümedim adeta koştum. Babamın bu gece tatsızlık çıkmasını istemediğini bildiğim için bir şey demeyecektim kimseye. Çaktırmayacaktım da bir şey. Bu gecelik babamın istediği gibi davranacaktım. Tuvalete girmem ile kabinlerden birine hızla girerek klozete eğilmem bir olmuştu. Bir koku yüzünden tüm midemi boşaltırken ağzımdaki kekremsi daha çok ekşiye kaçan tat ile yüzümü buruşturdum ve sifona basarak kabinden çıktım Lavaboya yaklaşarak elimi yüzümü hatta ağzımı çalkalayıp yıkarken suyu kapatıp ellerimi tezgaha dizdim. Aynadan kendimi izlerken o rol yapmaktan ne kadar yorulduğumu fark ettim. Kötü olan midem bir nebze düzelirken aniden dolan gözlerime anlam veremeden iç çektim. Acaba neredeydi? Ne yapıyordu? Ve... nasıldı? Öyle merak ediyordum ki onu. Telefondaki sesini unutamıyordum. Görkem. Ben affetsem de sen affetme beni. Senin kalbini kırdım ya affetme beni. Lavabodan çıktığımda saçlarımı omzumdan atarak yüzümü gülücük kondurmak istedim. Ne kadar başarılı olmuştum bilinemezdi yine de rolüme kaldığım yerden devam ederken birden arkamdan boynuma sarılan kol ile ağzıma yapıştırılan tuhaf kokulu bez midemi daha da bulandırdı ve fazla direnemeden yabancının kollarına bayıldım. Beni çekiştirdiğini sonrasında kucağına aldığını anımsıyordum. Bilincimi tamamen kapatmamıştım ve nerede olduğumu bile bilmiyordum. Işıkların göz kapaklarıma devirli düşmesinden anlamalıydım arabada yolculuk yaptığımızı. Gözlerimi yavaşça araladığımda sezgilerimde haklı çıkmıştım. Arabadaydık. Yol nasıl bozuksa sarsılıyorduk, sokak lambalarından süzülen ışık huzmesi yüzüme doğru tepemize düşerken bakışlarım ön cama kaydı. Ön koltuktaydım. Yani şoför koltuğun yanında. Algılarım bozukken birden düzelmiş gibi kaçırıldığım kafama dank ettiğinde yerimden bir milim kıpırdamadım. Uyandığımı anlarsa bana zarar vermesinden korkuyordum. Baygın numarama devam ederken yolculuk boyunca hiç ses çıkmadı. Tâ ki İstanbul dışına çıktığımızı gören tabela ile. Birden doğrulup adama doğru hamle yaptığımda başındaki maskesinden ve kapüşonunda beni ne kadar fark etmişti bilinmezdi ama direksiyon tutuşuna engel olduğumda, "Dur!" diye bağırdı. O an tanıdık ses ile duraksarken başımı ona çevirdim. Kar maskesinden sadece gözlerini görebildiğimden birden arabayı sağa kırdı ve nefes nefese maskesini yüzünden bir hışım çekiştirip çıkardığında, gözlerim irileşti. "Görkem..." Gözlerinin yeşilinden anlamalıydım o olduğunu. "İdil." Gözlerim hızla dolduğunda birden ona sarılırken buldum kendimi. Çok sürmeden kollarının baskısını belimde ve sırtımda hissederken daha çok sarıldım ona. Burnumu saçlarına dikerken gözlerimi yumdum. "Özür... dilerim." İçli içli ağlamaya başladım. "Çok özür dilerim senden." "Şıştt, ağlama." "Görkem..." Adını günler sonra ilk defa sesli söylediğimde ciğerinin huzurla kalkıp inmesini duydum, dudaklarındaki tebessümü büyümüştü. Geri çekilerek gözlerimin altına silerken bana tanıdık gülümsemesiyle baktı. "Sen ağlayınca canım yanıyor benim ağlama." "Çok yaktım canını değil mi?" Burnumu çektim. "Önce telefondaki konuşmamız sonra da-" "Sen yanımda ol da İdil, can acısı da geçer benim..." yüzüme yaklaştı. "Canımın acısı geçer seninle." "Affet," dedim boynumu bükerken. "Sana bunu yaptığım için affet beni." "İdil ben seni affederim. Affetmeme lüksüm yok olamaz. Ben sana ne dargın kalabildim ne küskün. Ben sana ancak yangınım." Yanaklarımı sevdi parmakları. Yüzümü kavradı. "Ben senden hiç gidemezmişim bunu anladım." Ve de sonra alnımdan öptüğümde kalbimdeki serinlik mutlulukla gülümsememe neden oldu. Geri çekilip uzun kaldığımız o anın içinden çıkarken, "Neden bu haldesin? Neden beni kaçırdın?" "Baban bana başka yol bırakmadı." Artık Ferit baba demiyordu ya da amca. Babam baba kelimesini öyle hak etmiyordu ki Görkem doğrusunu yapıyordu. "Ben her şeyin farkındaydım İdil. O telefondaki İdil ile gece konuştuğum İdil bir olamazdı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini ve tuhaflık olduğunu anladım ve..." "Ve?" "Bir plan yaptım kendimce. Seni buradan kaçırıyorum. İstanbul'dan gidiyoruz." "Nereye?" "Muğla'ya." "İyi ama," Şaşkındım. "Bozcaada? Halanlar?" "Halamlar artık bana yardım edemez. Onlara başka şehire çalışmaya gideceğimi söyledim. Muğla'ya gittiklerimden haberi yok." "Tamam ama neden?" "Nedeni açık değil bebeğim?" Görkem elimi hiç bırakmadan seyretti gözlerimi. "Bozcaada'ya gitseydik de her şey başa saracaktı. Ne sanıyordun halamın bize kapısını açacağını ya da babama karşı çıkıp bizi destekleyeceğini mi?" O an halasının da bizden taraf olmadığını anlamam uzun sürmedi ve başka soru yönelttim bu kez. "Tamam ama Muğla'da ne yapacağız ki? Yanımda hiç bir şeyim yok benim." Kimliğim telefonum her şey İstanbul'da kalmıştı. "Amcam. Ona her şeyi anlattım." Bakışlarımı görünce ellerimi öpüp bıraktı. "Biliyorum şu an her şey karıştı. Sana söz gidince rahat bir soluk aldığımızda anlatacağım her şeyi sana." Anlayıp başımı salladığımda yola devam ettik ve ben yol boyunca gözlerimi ondan ayıramadım o da yoldan. Ona baktığımı biliyor gibi elimi asla bırakmıyor ara sıra bileğime öpücükler konduruyordu. Gece yerini sabaha bıraktığında biz Muğla sınırlarına yaklaşmıştık. Güneş ufuktan yeni yeni yükselirken ileride nöbet tutan ayakta dikilen jandarma erinin otostop çeker gibi dur işareti yapmasıyla Görkem çaktırmadan üzerimi sıkıca örttü. Üşüyorum diye gece kapüşonlu montunu giydirmişti bana. "Sakın indirme şapkanı." diyerek ipleri çektiğinde yüzüm kapanmıştı neredeyse. Neden bunu yaptığına anlam veremesem de bir nedeni olduğunu bildiğimden planına sadık kaldım. Jandarma arabasına yaklaşmamız ile kenarda dururken camı indirdi. Er, başını eğip ehliyet ruhsat istediğinde gözleri anlık saniyeyle bana dokunmuştu ama ardından çok bakmadan Görkem'e çevirdi bakışlarını. Görkem ona verirken kontrol etti ve belgeyi gerir verdi. Sonrasında, "Kimlik kontrolü yapıyoruz." diyerek bu kez, kalbimin atış sesini arttırırken avuçlarımın içi terledi. "Tabii bir saniye," dedi Görkem ve torpidoya doğru eğilerek aldığı iki kimlikle yeniden cama dönerken askere uzattı. Er kimlikleri kontrol ederken kaçamak gözlerle bana baktığının farkındaydım. "Tamam geçiniz." diyerek yol verdiğinde Görkem iyi nöbetler diyerek camı kapattı ve yola devam ettik. Virajlı yola girdiğimizde ileriden deniz görünmeye başlamıştı. Derin bir nefes vererek rahatlarken yerimde doğruldum ve şapkamı sertçe başımdan indirdim. "Terledim!" İsyan edişime güldüğünde, elime yeniden uzandı. "Rahatla. Bundan sonra bizim için yepyeni bir hayat başlıyor." dediğinde bunun farkındaydım. Dudaklarımda tebessüm yeşerirken, uzanıp onu yanağından öptüm ve sevinçle radyoyu açtım. Sabahın altı küsuru olmasını umursamadan. Belki günahsız değil ama hâlâ masum Yılların yorgunluğundan böyle mahsun Hiç pişman değil, gönlün dediği dedik Bekliyorum seni, özlüyorum seni Bir tebessümün döndürür uçurumun kenarından beni Bir öpüşün söndürür alev alev yanan gönlümü Bir tebessümün döndürür uçurumun kenarından beni Bir öpüşün söndürür alev alev yanan gönlümü Alışamadım, yapamadım, dön Beceremedim, yaşayamadım, dön Alışamadım, yapamadım, dön Beceremedim, yaşayamadım, dön Hiç pişman değil, gönlün dediği dedik Bekliyorum seni, özlüyorum seni Marmaris, İçmeler'e geldiğimizde sahilde duracağız sansam da durmadık. Bir otelin önünde durduğumuz Görkem indi araçtan. Ardından benim kapımı açtığında elini uzattı. Bir eline bir ona bakarak gülümsediğimde, "Yeni hayatına hoş geldin güzel bebeğim." dedi bana ve kalbimde çiçekler açtı. Elini sımsıkı tutarak araçtan indiğimde o önden ben arkasından ilerledik. Otelin girişinde durduğumuzda hafif bir yel esti üzerimizden. Petunya Otel. Yeni hayatımıza giren ilk isimlerden biri buydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE