15.Bölüm

2488 Kelimeler
"Hadi gel." Görkem'in elimi hafiften çekiştirmesiyle bakışlarımı tabeladan ayırdım ve basamakları çıktık. İçeriye girdiğimizde aydınlık havasıyla bizi ferahladı. Çalışanlar bir oraya bir buraya koşuştururken hayli kalabalık olduğunu fark ettim. Danışmaya yöneldiğimizde kadın direkt ayağa kalktı. "Görkem Bey, hoş geldiniz." Görkem hiç şaşırmamış gibi kadının elini sıkıp tokalaşırken gülümsedi. Ortamdaki tek şaşkını ben oynuyordum şu an. "Hoş bulduk. Zahit Bey yok mu?" "Odasında. Sizi bekliyordu." Kadın danışmadan ayrılıp önümüze düştüğünde, "Buyurun gidelim." dedi ve beraber sağa dönüp geniş koridorda ilerlemeye başladık. Otel geniş ve büyüktü. Dışarıdan beyaz ve koyu mavi rengiyle etrafını sarmalayan çiçekleriyle de butik havası verse de içten hiç öyle değildi. O an amcasının gerçekten varlıklı olduğunu anladım. Anlattığı kadarıyla, otelden bağımsız restoranı da vardı. Bir an içim burkuldu. Görkem'in ve ailesinin özellikle Meryem ablanın neler çektiklerini bir ben bilirdim bir de Görkem. Sadece on altı yaşındayken bana gelip sana sarılabilir miyim dediğinde sarılır sarılmaz omzumda ağlayışını unutamıyordum. O benim sadece sevgilim değildi. Ya da çocukluk arkadaşım. O benim, aynı yerden kanayan yaramdı. Denktik biz onunla. Yakın arkadaşım, çocukluk arkadaşım, sırdaşım ve gözüm kapalı güvenebileceğim tek sığınağım. Onun her şeyini bilirken yaşadıklarını bilirken haksızlığa uğramasını ve çok ayrı kefene koyulmasını hiçbir zaman hazmedememiştim. Yutkundum. Yan profilinden onu izlerken bakışları sadece yoldaydı. Onu seyrettiğimin farkına varmamıştı. Ama çok geçmeden hissetmiş olacak ki anlık başını bana çevirdi. Gülümsedi dudakları bana. "İdil..." İç çektim. Bana milyonlarca kez İdil diyebilirdi. "Hiç." dedim ne oldu diye sorgulayan bakışlarına karşılık. "Seni öyle özledim ki bir saniye bile bakmazsam deli gibi hasret kalıyorum." Yutkundu gözlerindeki yoğunluk artarken birden ensemi tutup beni kendine sardığında dudaklarıma derin ama kısa bir öpücük kondurdu ardından saniyeler süren sarılmamızın ardından bir kapının önünde durduk. Kadın bize dönerek kapıyı açtı. "Buyurun. Burası." Teşekkür edip içeriye girdiğimizde amcası diye tahmin ettiğim adam kafasını masa üzerine yayılmış bir sürü kâğıt parçası ve dosyadan çıkardı ve gözleri bizimle keşişti. Daha doğrusu Görkem ile. "Oy yeğenim!" Amcasının yüzünde güller açmıştı. Ayağa kalkıp Görkem'e doğru sevinçle yaklaştığında sarıldılar buna rağmen Görkem elimi hiç bırakmadı. Amcası, "Heyt yeğenim koçum benim!" dedi sırtına omzuna vurarak. Geri çekildi, omuzlarından tutarak gözlerine baktı Görkem'in. "Nasıl özlemişim seni!" "Ben de amca." Ardından bakışlar bana döndüğünde amcası bıyık altından gülerek sımsıkı ellerimizi tutuşumuza baktı ardından yine Görkem'e. "Bakıyorum da yârin elini hiç bırakmıyorsun!" Görkem gülerek yandan bana bakış attı. Ben biraz utanç duyduğumdan bakışlarımı kaçırsam da Görkem elimi sıkarak ona bakmamı sağladı. "Bırakmam!" Amcası yeniden omzuna vurduğunda, "Aferin aslanıma! Delikanlı adam sevdiğinin elini bırakmaz, gözünü başka göze değdirmez!" Amcasının bu tavırları bana cidden mi dedirtirken sessizliğimi bozmadım. Görkem, "Şüphen olmasın." dedi ve ardından koltuklara geçtik. Cama çapraz oturduğumdan güneş direktmen bana vuruyordu yani sağ tarafıma. Yine de sorun etmedim. Çünkü üşüyordum. Üstümde Görkem'in montu olmasına rağmen altımda mini etek vardı. Bacaklarım kasılmıştı. Bir terleyip bir üşümeyi beceren bendim sanırım. Ama napayım oda fazla serindi. "Amca," dedi Görkem durumu fark etmiş gibi. "Klimanın derecesini çok az yükseltebilir misin?" "Hayhay." diyerek ortamızdaki sehpaya eğildi ve klimanın kumandasından bir iki derece yükselterek değiştirdi. Kumandayı yeniden sehpaya koyduğunda koyu ahşap dikdörtgen sehpanın üzerindeki tek beyaz vazo ve içindeki çiçekler onun yanında da bir sürü yeni ve eski yıpranmış dergilerin de olduğunu fark ettim. "Anlatın bakalım." dedi amcası. Bir kolunu kahverengi deri koltuğun başlığına atmış bize doğru bacak üstüne bacak atarak oturmuştu. Adamın üzerinde hoş yazlık takım vardı. Neden takım giydiğini çözemesem de çok sorgulamadım. Normal yazlık pantolon ve sıradan tişört de olurdu yani. "Telefonda konuştuğumuz gibi amca. Değişiklik yok." Amcası Hımlayarak başını salladığında gözleri bana döndü. "İsmin neydi kızım?" "İdil." "İdil," dedi büyülenmiş gibi. "İdil ne demek biliyor musun?" "Hayır." "İçten aşk demek." dedi Görkem ansızın. Başımı hızla ona çevirdim. "Aynı zamanda," Camdan dışarıyı kastederek, "Buraların aşk şiiri." "Çok doğru," dedi amcası. "Yun demek. Saf, içten aşk." "Sen nereden biliyorsun?" diye merakla soramadan edemedim Görkem'e. Bana imâlı bakış attı. "Unuttun mu? Ben senin hakkında her şeyi bilirim." "Hm," dediğimde bakışları kısıldı. "Peki Görkem ne demek bakalım? Onu da sen söyle." Amcası gülerek Görkem'i onayladığımda, yutkundum. "Bunda bilemeyecek ne var," Görkem'e döndüm. "Gözlerinin yeşili." Duraksadı. "İhtişamlı, parlak olanlar senin gözlerinin yeşili. Yani görkem." Yeşillerine baktım uzun uzun. "Senin gözlerin Görkem. Senin gözlerin benim kaderim." Görkem bana hayranlıkla bakarken o an elimi sımsıkı tutmasıyla bana sarılmak istediğini, beni öpmek istediğini anlamıştım. Ancak amcası aramıza girdi. "Elli üç yaşındayım, yaşım kadar birbirini böyle seven çift görmemişimdir." Yanaklarım hemen pancar kesilirken amcası ellerini dizlerine vurarak ayağa kalktı. Ardından bizde kalkarken, "Hadi size odanızı göstereyim, yol yorgunusunuzdur." dedi ve Görkem'in omzuna elini attı. "Sonra yine konuşuruz." "Tamam amca." Odaya gidene kadar bize otelle ilgili bilgiler vardı ve ek olarak istediğimiz kadar kalabileceğimizi, istediğimizi yapabileceğimizi söyledi. Bu adam halis mi ya? Resmen özgürlük tanıdı bize. Odamıza girdiğimizde beni çok da geniş olmayan hol karşıladı. Holün 3 kapısı vardı, ikisi çift kişilik odalara bakıyor diğeri de banyoya. Çift kişilik odalardan bir tanesine girdiğimde geniş ferah aydınlık bir oda karşıladı beni. Yatak odanın ortasına konumlanmış, komodinler de alçak yanında duruyor hemen karşısında HD televizyon ve kapının hemen yanında orta boyutta mavi renge boyanmış gardırop. Boydan boya olan pencereye yaklaştığımda tül perdeyi çektim ve masmavi deniz ve onun ardındaki yeşilli tepeler ormanlarla dolu açık, bulutsuz gökyüzünü de barındıran manzara çıktı ortaya. Gülümseyerek pencere sandığım aslında balkona açılan sürgülü cam kapıyı, kolunu indirerek kaydırdım. Balkona çıktığımda rüzgâr tüm bedenimi yaladı yuttu. Kollarımı iki yana açarak gözlerimi yumduğumda saçlarımda bir el hissettim. Gözümü açıp başımı yana çevirdiğimde, Görkem tokamı saçlarımdan söküp almıştı. "Bırak, özgür bırak saçlarını. Uçuşsunlar etrafımda." Gülümsemem genişlerken kollarını belime sararak beni kendine hapsetti ve boynumda başını hissettim. Elim ters giderek onun saçlarını okşarken burnunu yüzüne gömdüm. Huzuru sorsalar bana Görkem derdim. Mutluluğu sorsalar yine Görkem. Hüznü sorsalar yine o. Tüm duygularımda, anılarımda o vardı. "Nasıl? Beğendin mi?" Geriye dönüp kollarımı ensesine sararken başımı çevirdim etrafa bakarak. "Güzel. Sevdim burayı." Çenemden tutup kendine çevirdi. "Doğru söylüyorsun değil mi?" "Sana ne zaman yalan söyledim ki." dediğimde suratı durulur gibi olduğunda dilimi ısırdım. "Yani, bile isteye." "O telefonda söylediklerin bile isteye değildi İdil. Ben zaten bunun farkındayım." Parmağımı çenemi okşayıp özgür bırakırken, "Zoruma giden ona boyun eğmiş olman." "Buna ne dersen de o benim babam Görkem." Geri adımladım. "Değiştiremeyiz bunu. Ben onu silsem de babam olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu." "Yaptıkları normal mi sence?" dedi tek kaşını atarken. "Onca şeye rağmen onu savunacak mısın?" "Onu savunmuyorum. Sadece babam olduğu gerçeğini değiştiremeyiz diyorum." İç çektim. "Ferit Yazgı 'ya baba dediğim için ben bile utandım İdil ama sen... Onu silip atamıyorsun." "Çünkü kolay değil. Çünkü koyuyor anlıyor musun? Babamdı o benim. En çok ihtiyacım olan oydu, kız çocuğun düşlerini süsleyen oydu. Ama o hiçbir zaman bunları yapmadı ne bana arka çıktı ne de bana kızım dedi." Görkem bakışlarını kaçırdığında yüzüne yaklaştım. Çenesine dokunan ben olmuştum bu kez. "bunları yapan sendin Görkem. Ben bunu unutamam. O kız çocuğun en ihtiyacı olan babası sendin, düşlerini süsleyen babası da. Bana arkan çıkan da bana kızım diyen de." Gözlerim anlamsızca aniden dolduğunda, "Biliyorum ben senin kalbini kırdım ama-" "Ama, kırılmayan kalptir sevgisiz olan." Gözlerimin altını sildi. "Bir daha bunu dillendirip kendini suçlamanı istemiyorum. İstediğim, geçmişi ardımızda bırakmak." Bu kez ellerimden tuttu. "Biz seninle yeni hayatımıza ilk adımı attık İdil, bundan sonra ne baban ne de başkası. Hayatımıza da bize de karışamayacak." Ona sarıldığımda burnumu boynuna yasladım sımsıkıca, umarım dedim içimden umarım dediğin gibi olur sevgilim. & Havluyu saçlarımdan çekiştirip çıkartırken, göğüslerimin altına inen nemli saçlarımı elimle dağıttım. Tarak ve saç yağı olmadığı için direk kurutacaktım. Birbirine girecekti saçlarım ama yapacak bir şeyim yoktu. Yanaklarımı şişirerek dolapları tek tek açıp kapatırken aradığımı bulamadım yine. "Bir otelde nasıl saç yağı olmaz ya? Hani tarak yok tamam. Bari sabun, mabun bir şey koysaydınız." Kapakları kapatıp duvara monte edilmiş saç kurutma makinesini çalıştırmaya başlarken ellerimle dağıtarak başımı eğdim. Bir sağa bir sola eğerek kurutma işlemine devam ederken başımı aşağı eğerek beynime kan gitmesini umursamadan saçlarımı kurutmaya devam ettim. O sırada kapının açıldığını bacaklarıma esen küçük rüzgârdan hissederken onun ayaklarını gördüm. Parmak arası terlikleri vardı. Bu beni gülümsetirken aynı zamanda geçmişe götürmüştü. "Benim bebeğim, saçlarını kurutuyor," onun sesini fan sesinden zar zor olsa da duyabilmiştim. "ver bakayım." diyerek makineyi elimden aldığında kurutmaya o devam etti bu kez. Sırıtarak hala fayanslara bakarken doğruldum ve ona döndüm. "tarak mı?" Makineyi durdurdu. "Ne?" "Tarak diyorum var mıydı?" "İçeride bebeğim." Yanından geçecektim ki, kolumdan çekip beni kendine yapıştırdı. "Hayattan bırakmam. Otur bakayım şuraya." Beni kapalı klozete oturturken önümde dikildi. Bacaklarımın arasına girerken saç tellerimi naifçe ayırarak kurutmaya devam etti. Makine yeniden çalıştığında saçlarım bir yüzüme bir sağa sola uçuşmasından burnumun ucu kaşınmıştı. Gözlerimi kısarak burnumu kaşırken bu hareketim onu gülümsetmişti. "Ya Görkem burası nasıl otel ya acaba? Daha sabun bile yok?" "Alt dolaba baktın mı?" "Baktım yok." "Unutmuşlardır. Söylerim şimdi." Kurutma bitince düğmeye basıp makineyi yerine taktı. Ben de sağılan saçlarımı ellerimle düzletirken yanıma geldi. Kaşlarımı da düzeltti. "Kaşların da dağınık duruyordu." Sırıttım. "Kaşlarıma aşıksın diye yorumladım." "Sana ait olan her şeyine yani kaşına bile aşığım." deyip dudaklarımdan öptü ardından yanağımdan. Bırakacak sandıysam da bırakmadı boynumdan, kulağımın altından, kaşımın üstüne kadar öpücükler bırakırken kolunun altından zar zor sıyırılarak içeriye kaçtım. Banyodan homurdanışlarını duyarken kıkırdadım. Yatağa geldiğimde küçük bir çanta vardı. Merakla fermuarının açıp içine baktığımda kişisel eşyalar olduğunu gördüm. Saç yağını bulup alırken diğerleri de gözden kaçmamıştı. Hepsi en sevdiğim markalardandı. Adım seslerini duyunca omzumun üstünden ona doğru baktım. "Ya Görkem..." "İstediklerin buydu değil mi?" İstediğim sadece tarak ve saç yağıydı ama o tüm cilt bakım ürünlerinden tutun masaj kremine kadar her şeyi almıştı. Başımı sallayarak yanına gittim. "Nasıl aldın ki bunları?" "Beni çok hafife alıyorsun bebeğim," diyerek elimden şişeyi aldı. "Şimdi yere çök saçlarına bakım yapacağım." "Bak sen? Bakım yapacaksın?" Başını salladı. "Hem de senin gittiğin güzellik merkezlerine on basarım." Gülerek yere dizlerimin üzerine oturduğumda saçlarımı toplayarak geriye doğru attı, şişeden birkaç damla yağı avucuna dökerek eline yaydıktan sonra saçlarıma sürdüğünü hissettim. "Çok güzel kokuyor," dedim kokusu burnuma dolarken. Eğildi yanağımdan öptü. "Senden daha güzel kokamaz." Ardından boyun girintimi koklayarak öptü ve geri çekilerek saçlarımı yağlamaya devam etti. İyice yaydıktan sonra muhtemelen tarayacaktı. Durulamaya da gerek yoktu. Bornozla olmam onu etkilemiyor mu diye düşünemeden edemememiştim. Neden atakta bulunmuyordu, neden sadece öpüşüp koklaşmakla kalıyorduk? yoksa beni istemiyor muydu bunlar son demler miydi? Sonra da öpmeyi koklamayı da bırakacaktı. İçimi kasvet bastığında yüzümü yelledim. Karnım düğüm düğüm olmuştu. Neden böyle bok gibi hissediyordum? "Hatırlıyor musun?" "Neyi?" Tarağın dişlerini saçlarıma geçirdiğinde bunu acıtmadan yaptığını fark ettim. Bu beni gülümsetti. "Çocukken bir keresinde senin saçlarını tarayıp örmüştüm. Ama sen beğenmemiştin. Beğenmemekte haklıydın. Keçi gibi dolanan saçlarını daha da dolaştırmıştım." Bahsettiği anı, zihnimde parlarken aklım geçmişe gitti ve... "Neden sürekli kafanı kaşıyorsun?" İdil, kafasını kaldırdı kaşımayı bırakmayarak. "Sürekli kaşınıyor çünkü!" Görkem bakışlarını kısarak elindeki kalemi matematik kitabının arasına koyarken sandalyede kayarak İdil'in elini tutarak saçlarına baktı. Daha iyi görebilmek adına ayağa kalkarken kızın başında dikildi ve saç diplerine baktı. "Neye bakıyorsun?" İdil hâlâ kaşınıyordu. İstemsizce kendisi de kaşınacaktı. "Bit var mı diye arıyorum." İdil memnuniyetsizce kaşımaya devam ederken sertçe saçını kaşıdı. "Dur sakin ol ne yapıyorsun?" "Kaşı kaşı geçmiyor napayım!" diye yükseldiğinde ağlayacak gibi oldu. Dolu gözlerine Görkem'in içi giderken, İdil'in ellerini saçlarından kurtararak daha fazla kaşımasını engelledi. "Geçecek. Yeter ki daha fazla kaşıma." Bir nebze olsa İdil'i yatıştırdiğında tek tek saç diplerine baktı kızın. Ama yok bit mit görünmüyordu. Bu kadar kaşınmasının nedeni alerji olabilir miydi? "Saçlarını açsana." İdil dudak büzerek tokasını saçlarından çekiştirirken saçları omuzlarına sırtına döküldü. Görkem ilk defa bu kadar rahat ve uzun süre dokunuyordu kızın saçlarına. "Tarak var mı?" "Odamda." "Odana gidelim o zaman." İdil kararsız kalmıştı. Ablasıyla kavga etmiş üstüne kardeşiyle de kavga etmiş müştemilata kaçmıştı hatta küçük çantasıyla beraber gelmişti. "Ben oraya gitmem." dedi merdivenlerin yukarısındaki villayı kastederek. "İnat etme. Tarak alıp geleceğiz alt tarafı." Görkem nedenini de biliyordu. "Bana ne." dedi İdil kollarına bağlayarak sandalyeye çökerken. "Tamam bekle,"dedi o an zihninde ampul çakmış gibi. "Annemin tarağını alıp geleceğim." Müştemilata girerken İdil de olduğu yerde kalmış tarağı almadığı için kendine kızmıştı. Aslında yürüyeceği on adımdı. Eve gidip alıp gelebilirdi ama inadı vardı ya asla müsaade etmiyordu buna. Çok geçmeden Görkem elinde tarak ile geldiğinde, yerinde doğruldu. "Saçlarını tarayacağım keçi." "Keçi mi?" "Evet keçi," gözleriyle kafasını işaret etti. "Nasıl da birbirine dolanmış keçi gibi olmuş. Dön bana." İdil keçi lafını unutarak sırtını Görkem'e dönerken bjr an eli havaya kalktı ama Görkem'in müdahalesi ile kaşıyamadan geri indirdi. Oflayarak tepinse de Görkem istifini bozmadan kızın saçlarını taramaya başladı. Tarak bir çok kez takılıp kalıyor devam edebilmek için dişleriyle zorluyordu ama o anda İdil'in canının yandığını da biliyor, ne yapacağını kestiremiyordu. Yine de devam etti. Nihayet kızın tüm saçlarını açtıktan sonra toplayacaktı ki İdil ondan örgü yapmasını isteyince duraksadı. Örgüyü bilmiyordu ki. En basitini bile. O an kendisine kızdı. Yine de bir şeyler deneyecekti. Tamam diyerek saçı ayırmakla başladı ama hatayı başlar başlamaz yaptı. Saçı üçe ayırmak yerine dörde ayırdı ve çok çapraz yaparak büklüm büklüm yaptı saçı. Beline kadar gelen saçı ördükten sonra nihayetinde ucunu bağlayarak kızın önüne attı. "Bitti." Idil yerinden fırlayarak içeri giderken çok geçmeden ağlayarak geri döndü. Görkem endişeyle ona baktı. "Bu istediğim saç değil ama..." O sırada Meryem de elinde çamaşır sepeti ile müştemilata doğru geliyordu. İdil'in ağlamasını duyunca ve oğlunun da çaresiz halini görünce durdu. "Ne oluyor çocuklar?" İdil'e döndüğünde gülmemek için kendini zor tuttu. Saçı çok komik duruyordu. "İdil kızım... Kim ördü saçını?" İdil, Görkem'i işaret edince Görkem irileşmiş gözleriyle annesine döndü. "Anne... Masumum ben." Annesi gülerek başını iki yana sallarken on yaşındaki oğluna baktı ve altı yaşındaki kızına. Masumdu. Masumdular tabi. Oğlu ne bilsin örgüyü saçı. Meryem kızını yanına çağırarak sandalyeye oturttuğunda saçı geri açtı ve Görkem annesinin yeniden öreceğini anladığında yanına tünedi. Meryem saçı örerken diğer yandan Görkem'e göstermeyi de ihmal etmedi. Görkem can kulağı ile dinledi annesini çünkü saç örmeyi öğrenmek o an onun için dünyanın en önemli şeyiydi. "Ağlayarak geldiğinde... Ne yapacağını bilememiştim. Elim ayağım birbirine girmişti." Sevgilim gülerek anlatırken benim yüzümden de eksik değildi gülümsemeleri. "Sonra sırf bir daha ağladığını görmeyeyim diye annemden bana saç örmesini öğretsin diye yalvardığımı hatırlıyorum." "Ama ilkinde öğrenmiştin. On yaşında ya vardın ya yoktun sevgilim... Senin yerinde başkası olsa kavrayamazdı tekte." "Söz konusu sen olunca..." Gülümsemem genişlerken, "Evet..." dedi e'yi uzatarak. "Bitti." "Ya..." diyerek yerimden kalkarak makyaj masasına yaklaştım ve eğilerek aynaya baktım. Işıl ışıl parlıyordu saçlarım. "Çok güzel görünüyorlar." "Eline sağlık sevgilim." Ona yaklaşıp yüzünü kavradım ve sakalın üstüne derin bir öpücük bıraktığımda, eli belimi buldu ve beni hemen bırakmadı geri çekildiğimde. "Reglin bitti mi?" Afalladım. "Reglim mi? Olmadım ki." Duraksadı. "Bugün ayın kaçı?" "14'ü. 14 Temmuz." "Çoktan olmuş olman gerekiyordu." "Gecikmiştir. Bazen oluyor arada." Ellerimi ensesine dayadım. "Hem bir dakika... Sen bundan mı bana dokunmuyorsun?" Tek kaşını attı. "Demek farkındasın." Yalancıktan vurdum omzuna. "Çok kötüsün. Ben de Görkem bana niye dokunmuyor niye etkilenmiyor bu halimden diye içim içimi yiyordu!" "Senden etkilenmemek mümkün mü Allah aşkına," diyerek yüzünü boyun girintime soktu ve diliyle emerek yalayarak ıslak öpücükler bıraktı. "Reglsin diye dokunmuyordum, uzak duruyordum-" "Durma!" Ensesinden tutup çektiğimde dudaklarımızı birleştirdim. Haşince öpüşmeye başladığımızda birbirimize yıllardır hasret kalmışız gibi dudaklarımızı tükettik. İnleyerek dudaklarını ısırıp bıraktığımda o ise emdi. Bana karşı bu kadar naif olmasını seviyordum. Deli gibi seviyordum. "Sakın durayım deme!" Hoşuna gittiğini dudaklarının kıvrımından anladım. "Gece gündüzüne erişene dek, ben sana kavuşana dek, durmak yok." Ben de istiyorum, istiyorum ki gece gündüze kavuşana dek seninle olayım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE