ZİNCİRİN HALKALARI VİRADAN-2

1468 Kelimeler
Sorularıma yanıt bulmaya çalışırken kulağımdaki uğultular baş ağrımı arttırmıştı.Gözlerimde benden izinsiz akan yaşlar buğulu bir alan yaratıyor görmemi engelliyordu.Yaşamamı zorunlu kılan kalp atışım hiç olmadığı kadar hızlıydı.Derin soluk alışlarım temiz bir nefes umuduyla çarpsa da bir sonrakine yer vermekte zorlanıyordu.Ayaklarım çoktan işlevini kaybetmiş beni yere oturtmuştu.Nefes alamıyordum , içime dolan havanın şimşeği kalbime batıyordu .Canım yanıyordu , içim acıyordu . Beynime çok iş düşüyordu.Kendimi kaybetmeme engel olmalıydı , beni yeniden yaşama bağlamalıydı .Şuan duracak vakti yoktu beni aydınlatacak ampülün düğmesini bir an önce bulmalıydı .Ama ben onu ilk görev olarak bunların bir açıklaması olabileceğini düşünmeye yönlendirmiştim. Dünyanın en zor denebilecek matematik sorusunda bile bu kadar zorlanmamıştı.Annemle babamı hatırlayabilmek için onu çalıştırdığımda bile bu kadar yorulmamıştı.Ruhumun beynimle olan karmaşası devam ederken ben artık pes etmeyi düşünüyordum .Vücudum toparlanmak istercesine bana yalvarıyor fakat güç bulamıyordu.Yaşayan bir ölü haline dönmüşken onları izlemeye devam ettim.Barın bana sarılır gibi sarılıyordu.Bana bakarken bile kıskandığım hayran olunası bakışlarını onun emrine bırakmıştı.Artık bu görüntüye dayanamıyordum.Tüm gücümle ayağa kalktım ; onlara yöneldim.Ağzımı açtım,tam konuşacakken bana engel olan o sesi duydum.Rahatsız ediciydi.Barın ve o sesi önemsemiyor gibilerdi.Bulunduğum alandan yavaş yavaş uzaklaşan bedenim sonunda kendine cevap bulmuşken , yola çıkmak için fazla hevesliydim .Telefon alarmında karar kıldığım bu ses uyanmam için beni harekete geçirmişti. Gözlerimi kapattığım anı hatırlayamazken onu açmaya zorladım.Öncekinin aksine yabancılıktan uzak duran tepemdeki duvar , içimin sönmeye başlayan ateşine büyük bir kova su serpmişti.İlk başlarda bulanık gördüğüm bu tavan birkaç denemeden sonra tanıdıklaştı. .O an kafama dank eden gerçek inanılmaz derecede mutlu ediciydi. Sayamayacağım kadar çok kez gözlerimi burada açmıştım.Her köşesi ,her zerresi bana aitti.Hayallerimi burada kurmuş,derdim olduğunda bu duvarlarla paylaşmıştım.Kendimle baş başa kaldığım zamanlar , sitem ettiğim anlar , hatta benden kaçıp giden yıllarımı bile onunla tartışmıştım .Mutlu olduğumda havalara uçarken beni düşmekten engelleyen o olmuştu . Elbise dolabımın yanındaki boydan ayna denediğim yüzlerce kıyafete şahit olmuştu.Küçük sayılabilecek tahtadan olma penceremde yağan yağmurları izlemiştim. Kışın seslerin gömüldüğü beyazı bıkmadan izlemiş , göklerin maviliğinden sıyrılıp nasıl beyaza dönüştüğünü düşünmüştüm . Gökyüzümdeki ayın nasıl bu kadar güzel olduğuna karar veremezken ,yıldızları sayarak uyuyakalmıştım.Burası benim odamdı,hayat serüvenimde benle olan... Güzel ve bir o kadar da kullanmadığım yatağım kızar gibi duruyordu.Ayağa kalkmak düşündüğüm kadar kolay olmasa da bu yaptım .İstemli olarak yaptığım gerinme hareketi vücuduma uyanma vaktinin geldiğinin sinyallerini veriyordu.Gözlerimi kırpıştırırken ellerimle ovuşturmak daha etkili olmuştu .Bu oda , benim dünyamdı. Annemlerin kendi başıma uyumaya hazır olduğuma karar verdikleri gün bu dünyada hayat bulmuştum.Burası sadece uyumak için değil ;hayallerime yer verebilmek için de fazlasıyla yetmişti bana.Dışarıdaki dünya milyarlarca insana hayat verebilecek gücü kendinde barındırırken ;benim dünyam dört duvar arasında kısıtlanmamış , özgürlüğüne yer vermişti.O görkemli güçlü ve devasa dünyayı bile küçücük penceresinin ardına sığdırabilmişti.Beni de onu seyretmekten alıkoyamamıştı. Hiçbir özelliği bile yokmuş gibi görünen tavanım gökyüzünden kat kat fazla yıldıza sahipti.Benim dünyamda ay ve güneş istediği her zaman var olabilirdi.Doğmak için sabahı beklerken gecesini kendi ışığından alıkoyan bir güneşe yer yoktu.Yeni bir gün ,yeni bir hayat umuduyla uyanan herkese yetecek ışığa sahipken, kendi ışığını gecenin karanlığında kaybetmeye göze almayı kabul edemeyecek kadar bencildi. Karanlığı süsleyecek yıldızlarla aynı anda var olmayı hak eden Ay dan ne eksiği vardı oysaki?Benim güneşimi süsleyen yıldızlarda vardı.Gökyüzüm peki?Elbette ağlayabilirdi ; denizinden fışkıran tuzlu suyu akıtabilirdi.Sinirlendiğinde şimşeklerini gönderebilirdi.Üşüdüğünde bulutlarının yumuşak ve sıcaklığında kendini korurken ;varlığındaki soğukluğu dondurma parçaları eşliğinde kendinden uzaklaştırabilirdi.Ben bencil değildim.Dünyam benle var olurdu ama çıktığım bulutlarıma hayal eden her çocukta gelebilirdi.Benim dünyam herkese yeterdi... Dolabımın önündeki yerimi aldım .Ütülü okul formalarıma omuzdan asma çantama baktım , her zamanki gibi hazırlardı ve aynısını benden bekliyorlardı .Saçlarımı tepeden at kuyruğu tutturdum.Gömleğimin yakasındaki düğmeyi iliklemeyerek boynuma özgür bir alan tanıdım .Yüzümdeki uyku izi ve şişlik zararsız gelirken dağılan kaşlarımı düzelttim .Saçlarımın yanlarından çıkan küçük yaramaz telleri tokayla tutturduktan sonra , yine de uslanmayanlara kulağımın arkasında yer yaptım . Bakışlarım kendi üzerimde kısa bir yolculuk geçirdikten sonra hazır olduğuma dair beni inandırdı.Çalışma masamın üzerinde dişlediğim silgiyi elime alırken , ortalığa dağıttığım fazla kalemleri geniş bardağın içine yerleştirdim .Çantama gerekli gördüğüm kitaplarımı koyduktan sonra kapağını kapadım . Odama son bir göz gezdirdikten sonra kapıya yöneldim.Kapıyı açtım,koridorun sonuna doğru ilerledim.Adımlarımın sonlandığı merdivenlerden aşağıya indim. Ayaklarım beni mutfağa yönlendirmişti.İlk olarak kapının hemen yanındaki masaya gözlerim kaydı .Gri masanın üzerindeki çiçekli örtü ona renk katmak için yetmişti.Yine de üzerindeki yuvarlak ve uzun tabaklar,mavinin tonlarına yer vermekten çekinmemişti.Ocağın üzerindeki kaynamakta olan çay,sıcaklığını etrafa yayıyordu. .. Gözlerim, görmeye alışık olduğu bedende buluştuğunda dudaklarımda alışık olduğu şekilde harekete geçmiş,gülümsememe neden olmuştu. Güzeller güzeli annemdi karşımdaki...Her zaman örnek aldığım,attığı adım izini bile takip ettiğim,hala bir parçamın onda var olduğuna inandığım... Çünkü hissederdi anneler.Hüznümü sevincimi,kalp kırıklığımı ,sevgimi...Hiçbir şeyimi gizleyemezdim ondan.Bakışları üzerimdeyken onun göz hapsindeylen serbest kalmak kolay olmazdı .Bir zamanlar aynı vücudu paylaşabilmişken düşüncelerimizin hala aynı bedende kalabileceğine ihtimal vermem nasıl imkansız gibi görünürdü? Onunla ne zaman tanıştığıma dair en ufak bir fikrim yoktu.Ama yüzünü sesini ona dair ait olan hiçbir şeyi kolay kolay unutamayacağıma emindim..Var olan en büyük dünya bir annenin bedeniydi.Ben beynimi düşüncelerimi,hayallerimi kendime sığdırabilirken o beni kendine sığdırmıştı.Bununla da kalmayıp sonsuz sevgisini ben onlayken de ondan ayrıldığımda da kendinde barındırmıştı. Düşüncelerimi dağıtan benle buluşan gözleri olmuştu.Benim sevdiğim kreplerden yapıyordu.Her zamanki gibi gülümsüyordu.Elinde iş dahi olsa aklında hep bir şeyler olurdu.Eminim güzel şeylerdi,çünkü hep gülümserdi.Bunları düşünürken hayran olmuşcasına ona bakıyordum.Aradan yıllar geçtiğinde tıpkı ona benzeyen bir kadın olmak isterdim . Beni görünce elindeki işi bıraktı,bana doğru yönelen bedeni kısa bir süre sonra yanımda son buldu . Güzel gözlerini bana gönderirken elleri başımın üzerine doğru yol almıştı . Saç diplerimden öptükten sonra beni kucakladı.. Bu mu yoksa şu mu diye başlayan hiçbir cümlede anneme olan sevgimi ortaya atmazdım ; çünkü dünyadaki en eşsiz şeydi.Kısa ama bana sonsuz gelen sarılmamızdan sonra masaya oturdum.Annem de sol tarafımda yerini almıştı.Zaten her zaman sol yanımda yeri vardı... Sağı tarafıma döndüğümde sandalye boştu.Annem baktığım yönü süzdükten sonra beni şu sözlerle karşıladı. -Ekmek almaya gitti merak etme kaçırmadın, henüz işe gitmedi. Bu cümlesi beni fazlasıyla mutlu etmeye yetmişti.Uyuduğum için onu görememiş olmak beni üzerdi çünkü.Bu sırada çalan zil kapıyı açanın ben olmam gerektiğini gösteriyordu. Mümkün oldukça hızlı adımlarla mutfağın hemen karşısında kalan çıkış kapımıza yöneldim.Kapıyı açtım ve onu gördüm.Elinde tuttuğu ekmekleri,çıkarmaya çalıştığı ayakkabılarını izledim.Başını kaldırdı ve güzel gözleriyle bana baktı. Babam... Bana gönderdiği sıcacık gülüşüne tek eliyle koca dünyamı kendisine sığdırması eşlik etmişti.Kendimi en güvende hissettiğim yer burasıydı.Zırh gibi güçlü kolları yerinden çıkmaya yemin etmiş gibi atan kalbi ,nefes alışverişlerine yer veren göğsü bana huzur verirdi.İnsan korkmadığı yerde değil,huzur bulduğu yerde güvende hissederdi. Küçükken başımı kaldırıp göğe kadar uzanıyormuş gibi gelen ona baktığımda; yıldızları gökyüzünden toplayıp bana verebilecekmiş gibi düşünürdüm.Bazen beni alıp omuzlarına çıkardığında ,aşağıya dönüp baktığımda da elimi uzatıp gökyüzüne ulaşabilecekmiş gibi hissederdim.Annemden ,amcalarımdan,hatta basketbol takımındaki milli oyuncu Hidayet ağabeyden bile yüksekte olurdum çünkü... Yıllar geçtikçe babam gökyüzünden uzaklaşmaya bana yaklaşmaya başlamıştı. Bir gün dayanamayıp anneme sorduğumda beni o güzel gülüşleriyle karşılamıştı.Zavallı küçük beynim neler olduğuna anlam veremezken onu neden güldürdüğüme şuan cevap buluyordum.Babam kısalmıyordu ben büyüyordum.Bazen bunun haksızlık olduğunu düşünür hemen büyümek için bardaklarca süt içerdim.Çocuklar yetişkinlere göre gökyüzünden daha uzaktı çünkü.Tüm hayallerim benden kurtulup göğe fırlamışken , benim ondan bir santim bile uzak kalmamam gerekirdi .Aklımın köşesine yuva yapmış küçük bir kuş her kanat çırptığında büyümüş , gökkuşağına konmuştu . Ne kadar kızsam da çocuk olmanın güzel tarafları da vardı tabi. Annem ve babam sürekli yanımdaydı.İlgiye sevgiye daha muhtaç olurmuş çocuklar annem öyle söyler hep.Öğrenilmesi gerekenleri öğretecek sorduğum sorulara cevap verebilmek içinde elbette.Akıp giden zamana çocukken dur demek isterdim.Büyüdükçe insanların sorumlulukları artıyordu.Bu hayat serüvenine daldıklarında hayal kurmayı unutuyorlardı. Küçükken söyledikleri her sözün yerini yıllar geçtikçe gerçeklik alıyordu.Yani bir bakıma çocukken dünyayı kurtaracak gücü kendimde bulurken şuan yaşamak için kendini kurtarsam yeter diyordum. Yılların benden aldıklarını farkına vardığımda ona daha da sıkı sarılmıştım.Girdiğimiz bu savaşın kaybedeni ben olmayacaktım.Keşke demeyecek sözlüğüme iyi ki kelimesini en başa yazacaktım.Ben artık belki çocuk yaşta değildim ama annem ve babamın çocuğu olmaya devam ediyordum.Ve onlar da muhtaç çocuklarını yalnız bırakmayacaklardı. En azından ben böyle sanıyordum . Babamla beraber çıktığım kısa yolculuk kahvaltı masamızda sonlanmıştı.Annemle beraber o da yanımdaki yerini almıştı. Her zamanki gibi hiç susmuyorduk.Ya benim okulumdan konuşuyorduk,ya ben niye kardeşim yok diye şikayet ediyordum,ya da benim yanaklarımı sıkıp beni sevgiye boğuyorlardı.Her günümü milyonlarca kez aynı şekilde yaşayabilirdim.Neşeli kahkahalarım evimizden yükselirken,sesleri alıp neden bir kavanozda saklayamadığımızı düşündüm. Nereye gidiyordu benim gülüşlerim?Anne ve babamın beni sevdiğine dair sözleri?Söz uçar yazı kalır cümlesini şuan anlayabiliyordum. Sözler uçuyordu,nereye gittiği belli olmadan... Ama sözler yazıldığı gibi hissettiremiyordu da... Gözlerim sağa ve sola doğru kısa bir yolculuktayken en çok kime bakmak istediğini arıyor fakat karar veremiyordu.Ben de onu zorlamıyor ama bakışlarımı başka yönde buluşturmuyordum.Onlardan bir dakika bile ayrı kalmak boynumu bükerdi biliyordum . "Ben evlenmeyeceğim diyordum,sizlerden hiç ayrılmayacağım.Özlerim ben sizi diyordum,çok özlerim..." O an donup kaldığımı hissettim.Bedenim bu durumundan hiç memnun değildi.Beynim yine onu mutlu etmek için yollar arıyordu.Gözlerim tekrar onlara kaydığında beynim kendini ele vermişti ;ben annemle babamı çok özlemiştim.Sahi neden bu kadar çok özlemiştim? Bunları düşünürken gözlerimi hiç kırpmadığımı fark ettim,yorulmuştum.Bu kadar yorulacak ne yapmıştım karar veremiyordum .Gece mi olmuş diye gökyüzüne bakacak bile fırsat bulamamıştım . İstemesemde yavaşça gözlerimi kapadım,kulağımda uğultular duydum. Artık sessizlik hakimdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE