BÖLÜM: 15- YETERSİZ BAKİYE

1686 Kelimeler
Ellerimin arasına sıkıştırdığım çantamın askılığını daha da çok sıktım, kalbimin düzensiz atan ritmi düzene sokmaya çalıştım. Sadece çalıştım, ben kalbimin ritmini düzene sokayım derken hayat bize- neyse devamını getirmeyeceğim. Sinirden ne ara kapattığımı bilmediğim gözlerimi açıp bana bakan anneme döndüm. Keyfi yerindeydi ve bu beni daha çok sinir ediyordu. Bilerek mi yapıyorlardı? O çocuğu sevmediğimi dünya biliyordu, bir annem mi bilmiyordu? "Her gün ondan nefret ettiğini evde bağırıyorsun Duru, bir kez olsun annen duymuştur." İçimdeki şüküfe kendini belli etmişti, dediği şey de mantıklıydı. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi vallahi. "E hadi kızım, çocuk ağaç oldu." "Ağaç olmasına gerek yok ki o zaten bir odun." kendi kendime fısıldayarak dişlerimi sıktım. Sinirden ne diyeceğimi bilmiyordum ve bu iğrenç bir şeydi. Sadece sinirden ağlamak istiyordum, nereden bulaştım Ali'ye? diye fısıldadım kendi kendime. "Başka birisini bulamadın mı anne?" Dişlerimi sıka sıka söylediğim bu şeye annem tepki göstermedi. Beni takmadı bile! "Anne!" "Gitmiyor musun? Peki ben giderim." deyince elimle onu durdurdum. Acıtasyon yapıyordu aklı sıra. "Tamam, gidiyorum." Diyerek salondan çıktım ve dış kapıya doğru ilerledim. Ayakkabı dolabından beyaz ayakkabılarımı alıp kapıya attım ve çok yavaş hareketlerde giyinmeye başladım. Biraz daha beklesin. "Vicdansız olma!" Diyen iç sesimi umursamayıp biraz daha hızlı ayakkabılarımı giyindim. Yavaşça eğildiğim yerden doğrulup kapıyı sertçe kapandım. Sinirimi bir yerden çıkarmaya çalışıyordum. Kapıyı üstüne kapattıktan sonra merdivenlerden inmeye başladım, merdivenlerden inerken de çantamdaki kulaklığı çıkartıyordum. Alt kata inmiştim, tam kapının önünden geçiyordum ki birisi bana seslendi. Acar... "Beni almadan mı gidiyorsun?" Yavaşça gözlerimi kapatıp ona döndüm, mavi gözleri mavi gözlerime değince daha çok sinirlendiğimi hissettim. Alayla bana bakıyordu, amacı bu yolu bana zehir etmekti. Boşuna gelmezdi zaten. "Sana da merhaba dengesiz." Başını olumlu anlamda sallayarak eliyle merdivenleri gösterdi. "E hadi gidelim." Sakin olmaya çalışarak kulaklığımı kulaklarıma takarak merdivenlerden indim. Kulaklığın ucunu telefonuma takıp rastgele bir şarkı açtım. Bu şimdi daha iyi hissettiriyordu. Onunla muhattap olmak istemiyorum ama bir yanım ona böyle davrandığım için suçluluk duyuyordu. "O da sana böyle davranıyor Duru." diyen iç sesime hak verdim. Müziği son ses yapıp ondan soyutlaşmak istedim, bana bir şey dediğini duyuyordum ama ne dediğini net anlayamıyordum. Umarım abuk subuk bir şey demiyordur. Ben önde o da az arkamda apartmandan beraber çıkmıştık, etrafıma bakındığımda bize doğru esen rüzgarı fark ettim. Soğuktu ve bu kıyafetlerle bile üşüyordum. Bunu fark eden Acar sinirle kulaklığımın tekini çıkardı ve sinirle bana baktı. Boynuna doladığı siyah atkıyı bir çırpıda çözüp bana doğru yaklaştı, çatık kaşlarıyla elindeki atkıyı bir şey dememe izin vermeden boynuma doladı. "Hava soğuk ve sen bu halde çıkın, aferin." Burnuma kadar gelen atkısından onun kokusunu içime çekebiliyordum. Parfüm müydü? Hayır hayır, bu onun kendine has kokusuydu. Neden böyle bir şey yapmıştı ki? Bunu yaparken ne düşünüyordu. "Gerek yoktu, sağ o-" "Gerek var." diyerek sözümü kesti ve ana caddeye doğru ilerlemeye başladı ben de arkasından koşarak ona doğru koşmaya başkadım. Hafiften sırıtıyordum, çünkü hiçbir erkek hayatıma böyle aniden girmemiş ve beni böyle düşünmemişti. Tek düşündüğüm bana sinir olurken neden beni düşünmüştü? Yanına geldiğimde bana yandan bir bakış attı ve yaya geçidinin önünde durdu. Ben de tam yanında durmuş ona bakıyordum, siyah montunun fermuarını sonuna kadar çekmiş ellerini cebine koymuştu ve üşümemek için olduğu yerde hareket ediyordu. Üşüyordu. Moralimin bozulmasına engel olamadım. "En iyisi eve gideyim beremi alayım." diyerek arkamı dönmüş gidiyordum ki beni bileğimden tutup durdurdu. "Gel şuraya Duru, az sonra otobüs kalkacak." Diyerek beni kendine doğru çekti. Bir şey demedim ve yanında dikilmeye devam ettin. Birkaç saniyenin sonunda bize yeşil yanmıştı, seri adımlarla karşıdan karşıya geçip durağa varmıştık. Her hareketlerimiz uyumluydu ve birbirimize yürürken engel olmuyorduk. Bu iyi bir şeydi, onun ağzını çekmek istemiyordum. "Nerede bu banka?" Sessizliğin hakim olduğu ortamda Acar sessizliğini bozmuştu. "Bağcılarda." "Burada yok mu banka?" "Her banka burada yok akıllım." diyerek konuyu kapatmıştım. Aslında burada da o bankadan vardı sadece yolu uzatmak istemiştim. Kötü bir niyetim yoktu. Yan yan beş dakika boyunca sessiz bir şekilde durduk, ben etrafıma bakıyorken o otobüsün yollarını gözlüyordu. Nihayetinde otobüs geldiğinde yavaşça kapıya doğru ilerledik. Önümüzdeki yaşlı çift bindikten sonra biz binmiştik. İlk Acar binmiş arkasından da ben binmiştim, Acar cebinden çıkardığı İstanbul kartını okuttu, onayladıktan sonra tekrar okutunca gözlerim kocaman oldu. Yavaşça koluna dokunup bana bakmasını sağladım. "Neden bugün iyilik meleği kesildin?" Cevap vermeden arkalara doğru ilerlemeye başladı, ben de fazla üstelemeden arkasından ilerlemeye başladım. En arkanın bir önündeki çift kişilik yere ilerledi, kenara çekilip ilk benim oturmama müsade etti. Yavaşça yan dönerek koltuğa oturdum ve Acar'ın yanıma oturmasını seyrettim. Bacaklarını iki yana açmış ellerini bacaklarının arasından birleştirmişti. Ona bakmayı kesip cebimden telefonumu çıkardım şarkıyı değiştirmek için ama iş öyle olmadı. Acar sol kulaklığımı alıp kulağına taktı ve elimden telefonu aldı. Ben ise şokla ona bakıyordum, ağzımı açıp tek kelam etmiyordum. Telefonun orta tuşuna basıp şifresini tekte girdi. O benim şifremi nereden biliyordu? 240619 Bu bilenecek bir şey değildi, zaten bu şifreyi neden koyduğumu da bilmiyordum. Anlamı bile yoktu. Dikkatimi ona vererek ne yapamaya çalıştığını çözmeye çalıştım, başka çalmaya başlayınca şarkıyı değiştirdiğini anladım. Bana söylemesi yeterliydi. Kulağımda aşina olduğum bir şarkı çalınca gülümsemeden edemedim. Toygar Işıklı- korkuyorum. Bu şarkının anlamını o an anlasaydım her şey başka olabilirdi. "Şifremi nereden biliyorsun?" "Değiştirme şifreni." dedi konudan alakasız bir şekilde. "Şifremi nereden biliyorsun?" Sorumu yenileyince bakışlarını bana çevirdi. Ruhsuz gibi bakınca istemsizce korkmuştum. O neden böyleydi? "Okulda görmüştüm." Bakışlarını benden çekip önüne döndü ve gözlerini kapattı. Hayata tutanacak bir şeyi yokmuş gibiydi, elinden çok sevdiği oyuncağı alınmış bir çocuk gibiydi. Onu umursamamaya çalışarak bakışlarını pencereye çevirdim ve ben de gözlerimi kapadım. Müziğin o ritmi çok hoştu ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyordu. Peki ha Acar neden bu şarkıyı seçmişti? Neyden korkuyordu? "Şifrenin anlamı ne?" Kapalı olan gözlerimi açıp ona döndüğümde onu bıraktığım pozisyonda olduğunu gördüm. Gözleri hala kapalıydı. Ne demişti? Şifrenin anlamı ne... Şifremin anlamı neydi ki? Ben de bilmiyordum. Ne ara böyle saçma bir şifre koyduğumu da hatırlamıyordum. "Bilmiyorum, yani hatırlamıyorum." deyince kapalı olan gözlerini açtı ve bana baktı. Neden öyle bakıyordu? Gözlerimde ne alıp veremediği vardı? Bir şey demedi ve tekrar eski haline döndü, garip hareketleri vardı. Gizemli desem değildi, her şeyi ortadaydı. Peki ya neden böyleydi? Bir sorunu olduğu her halinden belliydi? En önemlisi neden beni sevmiyordu? Sevmek zoruna değildi ama neden bana bir öcüymüşüm gibi davranıyordu? Ona bir zararım da yoktu, ne yapmış olabilirdim ki? Aklımdaki saçma sapan düşünceleri bir kenara bırakıp gözlerimi açtım, bakışlarımı camdan dışarıya çevirdiğimde ineceğimiz durağa az kaldığını gördüm. İndiğimiz yerden sonra Bağcılar’a gitmek için tekrar bir otobüse binmemiz gerekiyordu. Acar’a yandan bir bakış attığımda hala ayını pozisyonda olduğunu gördüm, ona seslenmek için tam ona dokunacakken gözlerini açmıştı. Sağ kulağına taktığı kulaklığı çıkartıp ucunu çıkarttı ve cebine koydu. “Senden iğrenmiyorum.” Dediğim bu şeyi takmadı, yüzüme bile bakmadı. Hayal kırıklığı ile düğmeye bastım ve ayağa kalktım. “Düşeceksin otur.” Onu dinlemedim ve bacaklarının önünden geçmeye çalıştım, yüksek yerden inmiş araya gelmiştim ki otobüs beklemediğim bir anda fren yapmıştı. Tam fren yüzünden yere çakılacaktım ki Acar beni yere düşmekten kurtarmıştı. Sol elini belimin üzerinde hissedince sebepsizce karnıma bir şeyin girdiğini hissettim. Eli hala belimdeyken ona döndüm, ‘ben sana dedim.’ Der gibi bakıyordu. “Ağzını yüzünü dağıtmak istediğini bilmiyordum, çok istiyorsan bir ara bana uğra.” deyince tiksintiyle ona bakıp belimdeki elini ittirdim. Tam da o sıra kapılar açılmıştı. Seri adımlarla merdivenden inip kendimi otobüsten dışarıya attım, dışarıya çıkmamla yüzüme esen soğuk rüzgarı hissettim. Otobüste burnumdan indirdiğim Acar’ın beresini yukarıya çekip rüzgardan kendimi korudum. Acar’ın da yanıma geldiğini hissedince  meydana doğru ilerlemeye başladım. “Nereye gidiyorsun deli? Otobüs bu tarafta.” Yavaşça olduğum yerde durup ona baktım. “Bir şey almam gerekiyor, istersen sen b-“ “Tamam, yürü.” diyerek sözüm kesti ve yanıma geldi, yanma geldiğinde beraber meydana doğru ilerledik. Yavaş adımlarla meydana girdiğimizde Acar olduğu yerde durdu ve bana döndü. “Ne alacaksın?” “Boş ver.” Kaşlarını çattı ve söylemem için ısrar etti. Söylemezsem beni yiyecekmiş gibi bakıyordu. “Söyle.” “Kızsal bir ihtiyaç belki ne didikliyorsun?” dediğimde çatık kaşları bir an yumuşadı ve gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Uyanmış mıydı? Yok canım dedim kendi kendime. Bundan utanacak hali yoktu. “E şey, tamam. Ben buradayım.” Başımı ‘tamam’ anlamında sallayıp etrafıma bakındım. İstediğim şeyi alabilecek çok mağaza olmadığını görünce moralim bozulsa da pes etmedim ve bütün mağazalara bakmaya çalıştım. Acar’dan epey uzaklaşmıştım ama istediğim şeyi de bulmuştum. Gülümseyerek dükkana girip istediğim şeyi fiyatına bakmadan aldım ve seri bir şekilde kasada fiyatını ödedim. Mağazada işim bitince koşarak sokaklardan geçtim ve ilk geldiğimiz yere vardım. Uzaktan Acar’a baktığımda soğuktan bacaklarının titrediğini gördüm, içim cız etse de gülümseyerek yanına vardım. Benim geldiğimi görünce ‘sonunda’ bakışı attı ve elime dikti bakışlarını. Ben de elimdeki poşetin içinden aldıklarımı çıkardım, ilk berenin etiketini çıkardım ve cebime koydum. Bereyi kafasına takmak için parmak uçlarıma çıktım ve bereyi başına geçirdim. Atkıyı da boynuna doladım ve geri çekildim. Geri çekilirken de gülümsedim. “Böyle daha iyi.” Bere ve atkıdan bakışlarımı çektim ve gözlerimi ona diktim. Bakışlarım mavi gözlerine kayınca gülümseyen yüzüm soldu. Neden öyle bakıyordu? Kötü bir şey mi yapmıştım? “Neden yaptın bunu?” Bu beklediğim bir şey değildi, aksine sevinir sanıyordum. Götü donarken bile gurur mu yapıyordu? Onu düşünende kabahat-tı zaten. “Sevinirsin sanıyordum.” dedim şaşkın bir ses tonuyla. Benim aksime sesini yükseltti ve herkesin bize bakmasını sağladı. “Senden böyle bir şey istediğimi hatırlamıyorum!” Hayır hayır, ağlamayacaktım. Onun karşısında ağlamayacaktım, gözlerim doldu. Gözümden bir damla yaş akacakken bir şey demeden yanında uzaklaştım ve geldiğimiz yere doğru ilerlemeye başladım. Bu kadar nefret edecek ne yapmıştım ki ona? Üşümesin diye alt tarafı on liralık bir şey almıştım. Bu kadar bağırmasına ve sinirlenmesine gerek yoktu. Kalbimi bunun için kırmasına hiç gerek yoktu, istemediğini belirtebilirdi. Kalbimin acımasına engel olamıyordum. Geldiğimiz yerin sol tarafına döndüğümüzde gideceğimiz yerin otobüsünün kalkmaya hazır olduğunu gördüm ve koşar adımlarla otobüse doğru ilerledim. Birkaç saniye sonra otobüsün önüne gelmiştim, derin bir soluk verip içeriye girdim. Kartı okutma yerine geldiğimde bir el arkamdan uzanmıştı ve kartını okutmuştu, yandan baktığımda bu kişinin Acar olduğunu gördüm. Keyifle gülümsüyordu deminki şeyi yaşamamış gibi. Bakışlarımı ondan çektim, tekrar benim yerime kartını okutacakken elini tuttum ve daha önceden çıkardığım kartımı okuttum. Kartı okutmamla bir ses yükseldi. “Yetersiz bakiye.” Yavaşça gözlerimi kapadım, gözlerimi kapatmamla kulağımın dibinde bir ses işitmem bir oldu. “Yine bana kaldın.” Ve bir ses yükseldi. “Yetersiz bakiye.” “Has’siktir lan.” 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE