BÖLÜM: 4- YALAN

983 Kelimeler
05*: eee Duru 05*: beni bulabildin mi? Duru: susar mısın lütfen. Duru: şok içerisindeyim. Duru: iki yıllık komşularımı tanımıyormuşum. Duru: aslında annem sorularıma aşırı tepki verse de, Duru: aman neyse. 05*: kafan hep havada olduğundandır. 05*: hem kaç kere size geldik. 05*: ama sen odandan çıkmaya bile tenezzül etmedin. aslında annem aşırı tepki verse de, 05*: nasıl yani? niye aşırı tepki verdi ki? Duru: sizi tanımadığımı belli edince şaşırdı, sizi tanımama mı gerekiyordu?  Duru: AMANNN Neyse. ama sen odandan çıkmaya tenezzül bile etmedin. Duru: sana ne kardeşim çıkmak zorundan mıyım? 05*: değilsin ama bak daha bizden bile haberin yok. Duru: önemsiz insanlar ilgi alanıma girmiyor. 05*: bu lafını bir gün sana hatırlatacağım ergen. Duru: ErGeN diyene bak ÖKÜZ. 05*: Allah'a emanet ergen. Duru: askerlik arkadaşı gibi    "Şimdi ben bunu nasıl bulacağım?"  diye aval aval düşünürken bir anda aklıma annemin iki saat önce yaptığı tatlı  geldi. Şahane bir şey bulmuş gibi sırıtmaya başladım ve oturma odasından koşarak çıktım. Koşarak mutfağa gidip  boyumun zorla yetiştiği yerden geniş bir tabak çıkardım, buzdolabından tatlıyı alıp önceden çıkardığım bıçakla dilimlere ayırdım. Allah'tan pastaya kimse elini sürmemişti.  Pastayı keserken kendi kendime onları saymaya başladım. "Bunlar üçüz olduklarına göre üç kişiler, anne babayı da kat beş dilim. Oha ama ya bize ne kaldı!" Diye isyan ederken belki o öküze ait bir ipucu bulurum ümidiyle kendimi avuttum. "Cömert ve paylaşımcı ol Duru," diye diye beş dilimi zorlukla tabağa güzelce yerleştirdim. Ağlamamak için kendimi zor tutsam da nihayet işimi bitirmiş; geri kalan pastaları buzdolabına koymuştum.  Her şeyi yerine koyduktan sonra koşarak odama gidip ayıcıklı pijamalarımdan kurtulup daha düzgün şeyler giydim, bana kalsa bunlarda gidebilirdim ama rezil olmak istemiyordum. Onlara iyi bir kız imajı vermeliydik ki evlerine daha sık gidebileyim. İçimdeki şüküfe bunu duyunca "Aferin kız sana, arada sırada aklın çalışıyor." deyince gözlerimi devirdim. Çekmecemi açıp içinden tülbent çıkarıp başıma bağladım, numaralı gözlüklerimi de takıp mutfaktan tabağı alıp -anahtarı da elime alıp- evden çıktım. "Sakin ol Duru," diyerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ama sebepsiz yere kalbim çok hızlı atıyordu. Sakin olmaya çalışarak merdivenlere yöneldim. Merdivenleri indikten sonra kapılarına gelmiştim, derin bir nefes alıp kapıyı iki kere çaldım ve geri çekildim. Bir kaç dakika sonrasında Nermin teyze kapıyı açmıştı, beni gördüğüne şaşırmışa benziyordu. Tabi hiçbir zaman bu denli evlerine gitmediğim için. Ne kadar ayıptı! "Hoş geldin canım," dedi tüm samimiyetiyle. Sanki bu sözleri bir yerden tanıdık geliyordu. Elimdeki tabağı gösterip "Annem tatlı yapmış da siz de getirdim." gülümseyerek elimdeki tabağı ona uzattım. "Ellerinize sağlık," dedi. Ben de gülümseyerek arama döndüm, gidiyorduk ki yalan hayıflandım.  "Ah ben anahtarı almadım," dedim bilerek. Anahtar bendeydi oysa.  Yavaşça arkama döndüğümde Nermin teyze eliyle içeriyi gösterip "Gel kızım, Hilal gelene kadar dur bizde." deyince yalandan "Rahatsızlık vermeyeyim." dedim. Gerçekten oscarlık performans gösteriyordum. Kaşlarını çatınca bir an korktuğumu hissettim.  "O ne demek Duru, sen de bizim kızımızsın," deyince gülümseyerek ayağımdaki terlikleri çıkardım ve içeriye girdim. Beni böyle karşılayınca beni önceden de tanıdığını anladım, ben niye tanımıyordum? "Teşekkür ederim,"  Teşekkür ettikten sonra salona doğru ilerlemeye başladım. Salona girmemle benim yaşlarımdaki sarı çocuğu görmem bir oldu, elinde de telefon vardı. Tek gözümü kısıp bana yazan öküz bu olabilir mi? Diye düşündüm. Hareketleri gerip ve çocuk gibiydi, büyüyememiş miydi? Nermin teyze arkamdan gelmiş, oğlu olduğunu tahmin ettiğim çocuğa kızıyordu. "Anıl! Oğlum kalksana misafirimiz gelmiş." Anıl diye hitap ettiği çocuk yattığı yerden kalkınca göz göze geldik, somurtkan yüzü bir anda canlandı. Ne oluyor be? "N'aber fıstık?" diye sorunca gereksiz samimiyetine karşılık kaşlarımı havaya kaldırdım ve bu tavırlarına alışmaya çalıştım. Tamam ben de salaktım ama bu kadar değildim.  "iyiyim iyiyim." Dedim ve koltuklara yöneldim. Nermin teyze koluma dokunup ona dönmemi sağladı  "Sen bakma onun bu hareketlerine geç otur." deyince gülümseyerek koltuklardan birisine oturdum. Yaşadığımız evin dış cephesi güzel olmasa da evin için güzeldi, yeniden yapılmıştı. Ben etrafa bakarken Anıl yanıma oturmuş bana bakıyordu. Tövbe estağfirullah! "Biz size gelmiştik niye odandan çıkmadın?" deyince Kocaman olmuş gözlerle ona baktım. Yoksa? Diye geçirdim içimden, bozuntuya vermeden bir cevap verdim "E şey, ders çalışıyordum." diye bir yalan uydurdum. Tek kaşını havaya kaldırdı ve beni bir anlık endişeyle baş başa bıraktı.  "Oysaki annen hasta olduğunu söylemişti." deyince Nermin teyze uyarıcı bir tonda Anılı azarladı. "Hem hastaydım o da var," diyerek konuyu kapatmaya çalıştım. Ne sorunlu bir çocuktu, yakamı bırakmıyordu. Havadan sudan muhabbet etmeye devam ederken buraya geliş amacım aklıma geldi. Yavaşça ayağa kalıp Nermin teyzeye dönüp "Lavabo neredeydi?" diye sorunca "Koridordan sola dön karşındaki kapı." dedi. Aslında evlerimiz üst üste olunca neyin nerede olduğunu biliyordum ama evin içini biliyormuşum gibi gözükmek istememiştim. Garipti. Seri adımlarla koridordan geçip benim odamın altındaki odaya girdiğimde beni siyah rengi karşıladı. "Iy!" diye söylendim. "Ruhsuz mal" diye söylenerek yavaşça kapıyı kapattım ve işine yarayacak şeyler bulmaya başladım. Ne işime yarayabilirdi?  İlk dikkatimi çeken şey boy boy kupaların olmasıydı, "Ne kupası bunlar?" diye söylenip kupaların altındakileri okumaya çalıştım.  "Daha küçük yazsaydınız." Kendi kendime söylenerek kupalara yaklaşıyordum. Tam 'B' harfini okumuştum ki kapı beklemediğim bir anda açıldı ve içeriye daha önce uzaktan gördüğüm bir çocuk girdi. Onu nerede görmüştüm? Önceden mi? Ne zaman? Gözlerim vücuduna kayınca üzerinde sadece havlu olduğunu gördüm ve istemsizce çığlık attım. Hemen elimle ağzımı ve gözlerimi kapadım. Bu anı yaşamamalıydım! "Sen de kimsin?" diye bir ses duyunca yavaşça gözlerimi açtım, kumral saçlı, Mavi gözlü çocuk bana bakıyordu sorgu dolu gözlerle.  "Oha!" dedim içimden, gözleri ne kadar güzeldi. Yavaşça gözlerim göğsüne kayınca yanaklarımın kızardığını hissettim. Pürüzsüz göğsü ve baklava baklava karın kasları vardı.  "Ne ara yapmış o kadar kası?" diye sordum kendi kendime. Aklımdaki düşünceleri dağıtan onun tekrardan sessizliğini bozmuş olmasıydı. "Sana kim olduğunu sordum." Elimle üst katı gösterdim ve aklımdaki kelimeleri birleştirmeye çalıştım.  "Odam, yani evim yani-" diye devam etmeden "Anladım," dedi ve devam etti  "Kardeşimin odasında ne yapıyorsun?" diye sorunca onun odası olmadığını anladım. "Lavaboya girecektim ama yanlış odaymış," dedim inanmayacağını bildiğim bir yalan söyleyerek. Sıkıca gözlerimi kapattım, yalan söylediğimi anlamıştı. "Sana inanmamış olsam da şu an sana kaçma şansı veriyorum," deyince koşarak yanına gidip gülümsedim. Gülümsememe ve ona bu kadar yakın olmama şaşırmışa benziyordu. "Allah razı olsun," Omuzuna vurup odadan yavaşça çıktım.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE