Kahve hazırlanırken telefonuma tekrar bir göz attım ancak şebeke sorunu devam ediyordu. Masanın üzerindeki projeksiyonu açarak haberlere göz atmaya karar verdim. Bu aralar her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki telefonun yeni modelini alamadan bir sonraki çıkıyordu.
"Sayın vatandaşlar, Purpa bölgesindeki sanayi merkezinde oluşan bir arıza sebebiyle bölgeler arası hat ve ulaşım problemi yaşanmaktadır. Ekipler çalışmalara başlamıştır ve sorun en kısa sürede çözülecektir."
Spikerin konuşması bitince kapattığım ekrandan sonra tekrar telefonumu kontrol etmiş ardından günlük temizliğe başlamıştım. Salondan başlayarak bütün evi güzelce temizledikten sonra cumartesi akşamı olacak davet için Ahmet'in takım elbiselerinin olduğu dolaba giderek bir takım seçmeye başladım.
Uygun bulduğum siyah bir takım elbiseyi çıkartarak kuru temizlemeye göndermek için ayırdım. Diğer seçmediğim takımları askılarına asarak dolaba kaldırdım. Giyeceği takıma uygun gömleği de seçtikten sonra kemer ayarlamak için başka bir dolabı açtım. İnce bir kemerle karar kılarak kol düğmeleri için alttaki çekmeceyi açtığımda kol düğmelerinin olduğu plaketleri elime alarak sırayla inceledim. En güzelini seçmem gerekiyordu çünkü cumartesi günü olacak davet Ahmet içindi. Yıllardır çalıştığı şirkette terfi atarak Ceo olacaktı. Tüm ortaklar ve çalışanların davetli olduğu kutlamada, eşi olarak bulunacak ve başarısı için tebrik edecektim. Saten, kırmızı elbisemi de çoktan hazırlamıştım.
Kol düğmelerini incelerken, çekmecenin arkalarına sıkıştırılmış büyük bir karton kağıt gözüme çarptı. Sanki oraya düşmüş gibi duruyordu. Elimi zorlukla uzatıp kağıda dokunmaya çalıştım çünkü çekmeceyi açınca arkada oluşan boşluğa düşmüştü. İnce elim sayesinde uzanarak büyük kağıdı aldım ve yan çevirerek aradaki boşluktan çıkartıp üzerindeki tozları silkeledim. Bir ara çekmeceler söküp arkalarını temizlemeyi aklıma not ederken, fotoğraf zarfı gibi duran kağıda merakla bakıyordum. Üstten açma yeri olduğunu görünce merakıma yenik düşerek zarfı açtım ve içindeki daha ince kağıda uzanıp çıkartmaya başladım. Kağıdı çıkarttıkça bunun gerçekten de bir fotoğraf olduğunu anlamıştım. Sonuna kadar çıkardığım fotoğrafta gördüğüm insanlarla şaşkınca gözlerimi açtım.
Karede, güzel bir restauranttaki masada Ahmet, tam yanında elini beline koyduğu şirketin ortaklarından Kübra hanım, karşılarında yıllardır arkadaşımız olan Merve ve Necip çifti vardı. Onlarda yakın bir poz vermişlerdi.
Ahmet ve Kübra hanım oldukça yakın duruyorlardı. İkisi de kameraya gülümsemiş ve önlerinde yemek tabakları vardı. Kendi önlerindeki tabaktan ziyade, ortaya çekilmiş bir tabak daha vardı. Sanki o tabaktaki yemeği ortak paylaşıyorlarmış gibiydi.
Karşımdaki hiçbir anlama sığdıramadığım fotoğraf karesine bir süre daha bakarak her ayrıntısını inceledim. Buradaki insanlardan hiçbirini tanımasam iki çift birlikte akşam yemeği yiyorlar derdim ki görünen de öyleydi. Peki orada benim olmam gereken yerde neden Kübra hanım vardı?
Merve benim neredeyse on senelik arkadaşımdı. Evet, onunla Ahmet sayesinde tanışmıştım çünkü Necip kocamın yakın arkadaşıydı. Neticede ikisiyle de yıllardır süren bir dostluğumuz vardı. Ahmet'in beni aldattığını biliyorlar ve buna bir de çanak mı tutuyorlardı?
Peki ya Ahmet!...
Yıllarımı, ömrümü, gençliğimi verdiğim, hayatım boyunca tek bir yalan bile söylemediğim, ardından gizli bir iş dahi çevirmediğim, onun isteği yüzünden mesleğimi elimin tersiyle ittiğim, sırf aile özlemim var diye yaptığı her şeye katlanarak beni ezmesine müsaade ettiğim sevgili kocam...
Bunu bana yapmış olamazdı!
Ya da neden yapmasın ki? Zaten bana saygı duymadığını kelimelerle ve hareketlerle çok kez göstermişti.
Hayır, bu Ahmet'ten çok benim suçumdu.
Bittiğini anladığım yerde arkama bakmadan gitmeliydim.
Oğlum için dayanıyorum diyerek, sadece kendimi kandırmıştım. Dayansan bile bir yere kadar sürerdi. Bunu tahmin etmeli, bilmeliydim.
Ahmet'e göre tüm olumsuzluklar benim hatamdı.
İşte bir sorun mu çıktı? Akşam sinirlerimi bozdun Lina iş elimden kaçtı!
İşe geç mi kaldı? Erkenden kalkıp kahvaltıyı hazırlamıyorsun Lina senin yüzünden bir kahve bile içemedim ne biçim kadınsın,
Yürürken elini duvara mı çarptı? Düzensizsin Lina!
Bu kıyafetinin hâli ne? Ne biçim yemek bu? Çocuğun ödevi neden bitmedi? Sen ne işe yararsın? Uğursuzsun! Senin hatan!
Senin hatan Lina!
Beynimden geçen tüm o sözleri ile artık son damlayla yavaşça ayağa kalktım. Ne olduğu artık umurumda değildi, bu gün bu iş bitecekti. Ondan korkmuyordum. Oğlumda artık büyümüştü, bazı şeyleri anlayabilirdi. Ahmet, belki bosanmamiz için oğlumu dolduracak ve her şeyin -yine- benim hatam olduğunu söyleyecekti ama artık gerçekten umurumda değildi.
Onu asla affetmeyecektim!
Takım elbisesini kuru temizlemeye sevgilisi götürebilirdi!
Evi olduğu gibi bırakarak üzerimi giyindim. Çantamı alıp içine önemli eşyalarımı koydum. Birkaç paketli abur cubur ve su da alarak kendimi sokağa attım. Telefonlar hâlâ çekmiyordu ancak düzeldiği an üniversitedeki arkadaşım Büşra'yı arayacaktım. Yıllardır irtibatımız kopsa da arada bir birbirimizi arayıp konuşurduk ve arkadaşlığımızın temeli de sağlamdı. Büşra, Ahmet ile evlenmemi hiç istememişti ve Ahmet'te onu sevememişti.
Büşra'ya ulaşana kadar Oğuz'un okuluna gidip onunla konuşmam gerekiyordu. Ahmet'e dava açınca velayet için sonuna kadar savaşacaktım. Oğuz'a benimle gelip gelemeyeceğini de teklif edecektim ama okulu da evi de buradaydı. Büşra, Frize bölgesinde yaşıyordu. Ben düzenimi oturttuktan sonra ne olursa olsun oğlumu yanıma alacaktım.
Düşünceler içinde yolda yürümeye devam ederken kendimi bildim bileli hissettiğim yalnızlık ve kimsesizlik duygusunu ağır bir şekilde hissediyordum. Kalbimde hep bir yumru vardı, hiç geçmeyen. Mutsuzdum, üzgündüm, yalnızdım. Kendimi bildim bileli bu duygularla büyümüştüm. Bu hayattaki tek varlığım oğlumdu. Ondan başka kimsem yoktu.
Korna sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp kendimi kenara attım. İnsansız bir taksi tarafından ezilecektim az daha. Derin nefesler alarak kendimi toparlamaya çalıştım ve her zaman kalabalık olan sokakta, oğlumun okuluna doğru ilerlemeye devam ettim.
Okula gelince içeri girip müdüre Oğuz'u almam gerektiğini söyleyip beklemeye başladım. Kısa sürede Oğuz geldi ve şaşkınlıkla "Anne?" diye seslenip yanıma geldi. Müdür bizi yalnız bırakınca gözlerime akın eden yaşları zorla geri göndererek oğluma daha da yaklaştım.
Seni bir süreliğine bırakıyorum nasıl diyebilirdim ki?
Beni anlamayacaktı çünkü babası onu yine dolduracaktı. Belki de benimle gelmek istemeyecekti. Düzenimi kurana kadar yanımda perişan olurdu o yüzden onu alamazdım.
"Annecim, seni dersinden aldığım için üzgünüm ama konuşmamız gereken bir konu var. Biraz bahçede oturalım mı?" Kafası karışık gözüken Oğuz kaşlarını çatarak ne konuşacağımızı merak ediyor gibi duruyordu. Kafasını sallarken birlikte bahçeye yöneldik. Kafamda cümleleri toparlamaya çalışarak olayı bir sıraya koymaya çalıştım. Oğuz'a babasının beni aldattığını söyleyip onu üzemezdim ancak daha makul seçenekleri bir düzene koymaya çalışıyordum.
Okulun bahçesine çıkınca beden dersinde olduğunu anladığım bazı öğrenciler yanımızdan geçerken Oğuz'a selam vermişti. Gördüğüm bir banka doğru ilerlerken Oğuz biraz arkamda kalmış arkadaşıyla laflıyordu. Konuşması bitmiş olacak ki yanıma doğru yürüyüp bankta tam karşımda durdu.
O esnada gökyüzünden üst üste helikopterler ile arkalarında savunmada kullanılan dört askeri uçak geçince, çıkan ses ile kafalarımız yukarıya kalktı. Askeri araçlar çok hızlı geçerek arkasında bulut izi bırakmıştı. Helikopterler de onları takip ederek ilerliyordu.
"Çok yakınlar sanki çarpışacaklar gibi..." Oğuz'un teziyle gülümsemeye başladım. Böyle uçuk hayalleri hep olurdu.
Bakışlarımı gökyüzünden ayırıp "geçen tüm araçları bir insan kullanıyor. Onlar yapay zeka modelinde olmayan tipte helikopter ve savunma aracıydı." Bu gerçekten de garipti. Gösteri ya da kutlama dışında bölgemizde insan kullanımına açık askeri araç hiç geçmezdi. Savunma ile ilgili bir sıkıntı olmadığı sürece.
"Telefonların çekmemesiyle bir ilgisi olabilir mi anne?" Oğuz'un sorusuyla düşünmediğim ayrıntı dikkatimi çekti. Yaşadıklarım yüzünden başka bir şey düşünemez olmuştum. Telefonların çekmemesi bile benim için bir sorun niteliğinde değildi.
"Olabilir annecim."
"Ee sen niye geldin ne konuşacağız bu kadar acil?" Yüzüme duygusuzluk maskesi geçirerek konuşmaya başlayacağım esnada duyduğum şiddetli patlama sesiyle irkilerek bakışlarımı gökyüzüne çıkardım. Ses o kadar yakından gelmişti ki çıkan gürültünün ardından bazı binalarda cam kırılma sesleri ile insanların çığlığı karışmıştı. Oğuz refleks olarak kendini bana doğru savurunca, onu kendi yanıma çekerek bankın yanında yere eğilmiştik. Okul binasında duyduğumuz öğrencilerin çığlık sesleri ile koşma sesleri ile bir anda tüm okul bahçeye doluşmuştu. Öğretmenler, öğrencileri bir arada tutmaya çalışıyorlar ancak onlarda korkuyla ne yapacaklarını şaşırmış görünüyorlardı.
Gökyüzünde duyduğum jet sesleri ile istemsiz havaya bakarak yine insanlı araçların gökyüzünde uçtuğunu görüp bunun sıradan bir patlama olmadığını anladım. İnsanlı jetler kırmızı alarm durumunda devreye girerdi ve nokta atışı daha isabetli olurdu. Akademimden sonra çalışma hayatıma devam etseydim o araçlardan birinde şu an ben de olacaktım.
"Anne o da neydi?" Oğuz'a cevap vermeden ilkel bir dürtüyle arayabileceğim tek insanı, Ahmet'i aramak için hızla telefonumu çıkardım ancak şebekenin hâlâ cekmedigini görüp telefonu çantama geri attığımda okul müdürünün konuşmasını duydum.
"Kimse okuldan ayrılmayacak. Aileleriniz ve yetkililer gelene kadar burada güvende olacaksınız. Biz..." diyordu ki cümlesi bitmeden az önceki patlamadan daha şiddetli bir sesle, karşı taraftaki okulun bahçe duvarından birkaç beton yığını düşerek az öncekine göre daha şiddetli bir karmaşaya sebebiyet verdi. Gökyüzü resmen araç yağmuruna dönmüştü ve tüm araclar güneybatı yönüne ilerliyordu. Yani askeriye bölgesine gidiyorlardı. Durumun oldukça ciddi olduğuna emin olduğumda aklımda güvenli bir yer seçenekleri dolaşıyordu.
Terör saldırısı durumunda okul güvenli bir bina sayılmazdı. Ya eve gidecektim ya da bir sığınak bulacaktım. Kalabalık yerlerden uzak durmamız gerekiyordu.
"Halledeceğiz oğlum korkma bana güven" Oğuz'a teselli edici cümleler kurarken aslında ben de oldukça korkuyordum. Duvardan uzaklaşarak okul bahçesinde kalabalık arasına karışarak müdürün yanına kadar ilerledik.
"Lina hanım bir patlama oldu sanırım. Yetkililer gelene kadar siz de lütfen okuldan ayrılmayın"
"Furkan bey sıradan bir patlama olduğuna emin değilim. Az önce Sr- 100 tipi askeri araç gördüm gökyüzünde. Bu acil bir durum gibi duruyor. Bence okuldan ayrılmalı ve güvenli bir yer bulmalıyız."
"Hayır hayır Lina hanım en güvenli yer okul merak etmeyin. Dediğim gibi bir işyerinde sorun çıkmış olabilir. Yakında durum kontrol altına alınır."
"Bakın Furkan bey öğrencileri güvenli bir yere g...." Furkan bey beni dinlemeden öğretmenlerin yanına ilerleyerek onlara talimat vermeye başlayınca Oğuz'un belime sarılmasıyla bakışlarım ona döndü.
Tekrar duyulan büyük bir patlama sesi ile artık gökyüzünde gözle görülür bir şekilde siyah dumanlar da yükselmeye başlamıştı. Ancak bu patlama başka bir noktadan gelmişti. Aynı anda üç farklı noktadan gelen patlama kesinlikle bir saldırı yüzünden olmalıydı.
Çevrede eski bir iş hanının bodrum katının sığınak olduğunu biliyordum. Eskiden askeri sığınak olarak kullanılan bu yer, askeriyenin farklı bir noktaya taşınmasıyla yıllardır kullanıma kapalıydı. Okula da neredeyse iki blok ötede olduğu için güvenle gidebilecek uzaklıktaydı. Önceliğim eve gitmek olacaktı elbette ama eğer bir sorun çıkar da eve gidemezsem b planı olarak sığınağı aklımda bulunduracaktım.
"Oğuz buradan hemen gidiyoruz" çığlık sesleri arasından sesimi oldukça yükselterek Oğuz'un beni duymasını sağlamıştım. Tereddütte kalan Oğuz, bir öğretmenlerine bir arkadaşlarına bir de bana bakarak kafasını sallamıştı. Oğlumun elinden tutunca okulun dış kapısına doğru yürümeye başladık.