Sokakta da tam bir kargaşa hakimdi. Polis siren sesleri, ambulans ve itfaiye araçlarının sesleri birbirine karışmıştı ve sokakta araçlar park etmiş derecesinde trafik sıkışıktı. Öyle ki caddenin ortasında çoğu araç sürücüsü kapıyı açık bırakarak arabalarını terk etmiş durumdaydılar. Kaldırımda koşturan insanlar her yöne doğru ilerliyordu. Belirli bir yön yoktu ve biz de evimizin olduğu yöne gitmeye başladık. Sığınağın yakınlarından geçmek için saptığım sokakta kaldırım kenarındaki yapay zeka robotların kapanarak yere çuval gibi yığıldıklarını gördüm. Her daim ekranları sarı olan minik yardımcı robotların ekranları kırmızı ışıkla kaplanmıştı.
"Anne YR'lere ne olmuş?" Benim gibi yerdeki robotlara bakan oğlumun elini daha sıkı tutarak, insanlara çarpa çarpa yönümüzde ilerlemeye devam ettim. Bir cevabım yoktu çünkü kimse gibi ben de neler olduğunu anlayamıyordum. Sığınağın olduğu ara sokaktan geçince yaklaşık 1 km daha ilerlersek evimize varabilecektik. Ancak sorun şuydu ki biz hâlâ ara caddedeydik ve ana caddenin ne durumda olduğunu dusunmek dahi istemiyordum.
Genç bir adamın koşarken oğluma çarpması ile sendeleyen Oğuz'un omuzuna elimi koyarak onu doğrulttum. Herkes kafayı yemiş gibi davranıyordu. Ana caddeye çıktığımızda önünden geçtiğimiz bir marketin yağmalandığını görünce karşı kaldırıma geçmek için Oğuz'u adeta çekiştirdim. Durmuş trafikte bu kolay olmuştu ve yolun sonundan sağa sapınca evimin olduğu sokağa girecektik. Koşar adımlarla etrafı da inceleyerek ilerlerken, gökyüzünden gelen yüksek ses ile bakışlarım havaya kalktı. İnsansız bir hava taksisi kontrolü kaybetmiş gibi yere çakılıyordu ve düşeceği yer bizim olduğumuz yerdi. Gözlerimi kocaman açarak Oğuz'la kendimizi geldiğimiz yöne geri dönerek koşmaya başladık. Çığlık, ağlama ve bağırma sesleri artmıştı ve koşan insanlar izdiham oluşturmuştu. Ayrıca çok sayıda yaralı vardı ve kaldırımda kan lekeleri vardı. Taksinin gökten yere düşme sesi ile köşeyi dönmemiz aynı anda olmuştu ve geriye yüksek bir çarpma sesiyle çıkan alev topu eşlik etmişti.
Eve gidiş yolumuz kapandığı için sudan çıkmış balık gibi çırpınarak yönümü tayin etmeye çalışıyordum. O sığınağa gitmekten başka çaremiz yok gibi görünüyordu. Koşmaya devam ederken ilerlemek de oldukça zorlaşmaya başlamıştı çünkü tüm insanlar sokaklara dökülmüştü. Sığınağın yerini bilen insan sayısı çok azdı ancak oraya ulaşabileceğimi de sanmıyordum. Ulaşsam bile kapısını açmak zor olacaktı.
"Anne okula geri mi dönüyoruz. Lütfen okula gidelim" elimi Oğuz'un omuzuna sarmış bir şekilde koşarken duyduğum sesiyle kısa bir an ona döndüm. Köşede bekleyen üniformalı bir görevlinin insanlara seslenmesi kulağıma geliyordu. "Panik yapmayın herkes ilerideki Avm'ye gitsin" diye sürekli tekrarlayarak bağırıyordu.
"Hayır annecim" kendimden emin tonda konuştuğumda adımlarımı üniformalı görevliye doğru çevirdim. Siren seslerinin uzaktan tınısı hâlâ duyuluyordu ancak sesler bize yaklaşmıyordu. Trafik kilit durumdaydı.
"Avm güvenli olmayacak. İleride bir sığınak var herkesi oraya yönlendir" üniformalı adam bana bakış atarken ve dinlerken bile insanlara bağırmaya devam ederek Avm'ye yönlendiriyordu.
"Beni dinle iki bina ilerideki iş hanının altında bir sığınak var" tekrarladığım esnada kopan buyuk bir gurultuyle tekrar patlama sesi etrafta yankılanmıştı. Eğildiğimiz esnada kendimi Oğuz'un üzerine siper etmiştim ki birinin beni çekiştirdiğini hissederek omzumun üzerinden baktım. Üniformalı adam beni çekiştirerek ters yöne götürmeye çalışıyordu.
"Hanımefendi benimle gelin Avm güvenli olacak. Az önce telsizime uyarı mesajı geldi. Yetkililer ve askerler herkesi Avm'lerden toplayacakmış" Kaşlarımı çatarken kendimi geri çekerek adamın elinden kurtardım.
"Bölgesel bilgisayar ağında sıkıntı var gibi duruyor. Tüm yapay zekalar infilak etti az önce. Sana sistemden mesaj nasıl gelebilir?"
"Sorgulamayın da benimle gelin hemen! Herkes beni takip etsin" son cümlede bağırdığında etrafımızda kalabalıkta oluşmuştu. Üniformalı görevli bana bir daha bakmadan Avm yönünde ilerleyince peşinden insanlar onu takip etmeye başlamıştı.
"Anne" diyen Oğuz'un sesiyle elini sıkı sıkı tutarak kalabalığın arkasından tüm gücümle seslendim.
"Orası tehlikeli benimle gelin bir sığınak biliyorum" Kafasını çevirip bana bakış gönderen insanlar tarafından kaale alınmadığımda herkes ters yönde uzaklaşmaya da başlamıştı. Tekrar "anne" diye seslenen Oğuz'da psikolojik olarak kalabalığı takip etmek istiyordu ve beni o yöne doğru çekiştiriyordu.
"Gel benimle" diyerek arkamdaki patlamaya doğru yürümeye başladım. Oğuz bu durumdan hiç memnun gözükmüyordu. Karşıdan insanlar bize doğru koşarken biz ters yönde giden tek kişilerdik. Ara Caddede binalar sırayla patlamaya başladığında alevlere doğru yürüyorduk ancak sığınağa iki adım kalmıştı.
Sığınağın olduğu binanın önünde durmadan kendimizi hızla merdivenlere atarak aşağıya inmeye başladık. Bina, en eski binalardan olduğu için diğerlerine gore kat sayısı daha azdı. Açık kalmış dış kapısından içeri girince telefonumu çıkartıp fenerini açmak için elime aldım ancak telefonumun ekranında bir böcek resmi vardı ve ekran simsiyah olmuştu. Uzaktan erişimin kapandığını anladığımda korku bir kere daha tüm bedenimi sardı ve alt kata doğru inmeye başladık. En alt kat merdivenlerine kadar gelince karşımıza dev bir eski tahta kapı çıktı.
Kenarda bulduğum yangın söndürme tüpünü elime alıp tahtanın kilit kısmına sert darbeler indirerek tahta kapıyı kırdım ve açarak içeriye adımladık. Yukarıda sokakta metalin birbirine vurma sesi ve çığlıklar devam ediyordu. Patlama sesleri de daha fazla artmıştı. Metal sesi kafamı karıştırırken tahta kapıdan geçip bir koridora daha çıktık.
Askeriye sınavlarına hazırlanırken coğrafya dersinde bölgedeki tüm sığınakların adreslerini ezberlemiştim ve sınavda her sene mutlaka soru gelen bir konuydu. Bölgemde bir sığınak olduğunu buraya taşındığımda fark ederek aklımda kalmıştı. Belki de bugün hayatımızı bu minik bilgi kırıntısı sayesinde kurtarabilirdim.
Koridorda elimle duvarı yoklayarak sağ tarafa döndüğümüzde dışarıdan gelen sesler dışında nefes seslerimiz de duyuluyordu. Oğuz'un sessiz hıçkırıkları ile yolumuzda durmadan devam ettik.
Arkamızdan duyduğum adım sesleriyle duraksayarak gelenin kim olduğunu anlamaya çalıştım. Kalabalık adım sesleri işitiyordum ve bir kadın ile çocuk ağlaması duyuyordum.
"Orada kim var?" Bağırmamla duraksayan seslerle kadının hıçkırıkları yankı yapmıştı. Güm diye gelen bir patlama oldukça yakından geldiği için bina deprem oluyormuş gibi sallanırken duvarlardan toz bulutları dökülmüştü.
Cevap gelmeden bize yaklaşan kalabalığın elinde bir fener vardı ve feneri yüzlerimize tutmuşlardı. Oğuz ve beni fark eden insanlar, feneri yere indirerek bize tamamen yaklaşmıştı.
"Sığınak için mi buradasınız?" Duyduğum kadın sesiyle bakışlarımı yaşı hayli ilerlemiş kadına çevirdim ve kafamı salladım.
"Zekisin, ancak sığınak kilitli. Ben de anahtar var acele edin" Hızlı hızlı kalın ve otoriter sesiyle konuşan kadının yanında Oğuz yaşlarında esmer bir erkek çocuğu vardı. Arkalarında yaşlı bir çift ile beş tane genç kız-erkek karışık grup vardı.
Koridorun bitiminde devasa bir askeri kapının önünde sıralandık. Kapının açma kulpu yuvarlak çevirmeli ve şifreliydi. Yine de manuel olarak açılıyordu. Benimle konuşan kadın kapının önüne gittiğinde gençlerden biri el fenerini kapıya tutarak görüşü kolaylaştırdı ve aynı anda büyük bir metal sesi ile patlama gerçekleşince yeniden yerimizde sallandık. Kadın, hızlı hareketlerle kapının dümenini çevirirken buraya gelince bu kapıyı açamayacağım gerçeğiyle yüzleştim. Oğlumla içeriye giremeden bu koridorda mahsur kalacaktık.
Tık diye kapının açılma sesi ile kadın ilk sığınağa ayak bastı ve kontrol noktasına ilerleyerek ışıkları yaktı. Arkasından içeriye doluştuğumuzda, gençlerin kapıyı kapatıp kilitlediğini gördüm. Yaşlı çiftten kadın olan hüngür hüngür ağlamaya devam ediyordu ve Oğuz'un durumu da iyi değildi. Kendimi oğlum için güçlü tutmaya çalışsam da ben de hüngür hüngür ağlayabilecek kadar kendimi kötü hissediyordum.
"Burada tehlike geçene kadar güvende olacağız" diyerek erzakların olduğu kisima giden kadının arkasından şaşkınca baktım. Yaşına göre oldukça çevik ve korkusuz biriydi. Ayrıca kır saçları omuzunda biten kadının kıyafetleri de oldukça moderndi. Yüzü bana bir yerlerden tanıdık geliyordu.
Erzaklarin kontrolünü yaparken gençlerden birinin yaralı olduğunu fark ettim. Kızlar onun yanına giderek buldukları ilk yardım çantasıyla pansuman yapmaya başlamışlardı. Sığınağa girdiğimizden beri dışarıdan gelen patlama ve karmaşa sesleri de kesilmişti. Oğuz'la hâlâ el ele sığınağın ortasında durmuş etrafımıza bakıyor ve donmuş gibi duruyorduk. Kalbimin hızlı temposu hâlâ geçmemişti ve nefes nefeseydim.
Etrafla işi bitmiş olan konuşan kadın, bize döndüğünde yüz hatları aynı ifadesizliğini koruyordu. Bakışları Oğuz'dan bana kaydığında hafifçe tebessüm ederek birkaç adımla yanımıza yaklaştı.
"Korktuğunuzu biliyorum burada güvende olacağız. Buraya gelmekle çok doğru bir karar verdiniz. Nereden biliyordunuz?" Sorduğu sorulara cevap verecek durumda değildim çünkü nefeslerimin hızı hâlâ düzelmemişti. Sanırım bir çeşit şok geçiriyordum.
Elini şefkatli bir şekilde elime dokunduran kadını da nereden tanıdığımı çıkartmaya çalışıyordum.
Sonra duyduğum sesiyle beynimdeki çarklar yerine oturdu.
"Ben Peri Seçkin, lütfen oturun"
Ünlü mühendis Peri Seçkin...