6- Sığınak

771 Kelimeler
"Ben Peri Seçkin." "Siz?" Televizyonda gördüğüm ve yakından severek takip ettiğim kadın tam karşımdaydı. "Peri abla, gidip toplayabileceğimiz kadar insanı buraya getirmeliyiz" gençlerden birinden gelen öneriyle Peri Seçkin cebinden iki tane alet çıkartıp birinin tuşuna bastı. Diğer aletle de bir şeyler yaparken, suratı daha çok düşmeye başlamıştı. "Çok geç artık Efe. Dışarıya adım atamayız." Peri hanımın sesiyle ağlamakta olan yaşlı kadın daha da şiddetle gözyaşı dökmeye başladı. Oğlumla birlikte ayakta beklemeye devam ediyor ve bu insanları dinleyerek neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Belli ki bu insanlar patlamaların sebebinin ne olduğunu biliyordu. "Halil, nasıl hissediyorsun?" Kızlardan biri pansuman yaparken işini biliyor gibi duruyordu. İsminin Halil olduğunu öğrendiğim yaralı sarışın çocuk kafasını yukarıya kaldırıp derin nefesler almaya başladı ve dişlerini sıkarak kafasını iyiyim anlamında salladı. Baldır kısmına bir şey saplanmıştı. Onu çıkartarak yarayı temizleyip sarmışlardı. "Ne yapacağız böyle burada. Hüseyin bir şey söyle korkuyorum" Yaşlı çiftten kadın, kocasına ağlayarak sorduğu soruyla adam alnını ovalayarak bakışlarını Peri'ye çevirdi. Peri Seçkin ise oğlum yaşlarında olan çocuğa sarılmış bir köşede kulağına bir şeyler mırıldanarak sırtını sıvazlıyordu. Gençlerden zayıf, gözlüklü çocuk dışında hepsi Halil'in başına toplanmıştı. Gözlüklü çocuk bir köşede çömelip ellerini ayak bileklerinde bağlayarak kafasını dizlerine yatırmıştı. "Oğuz, iyi misin annecim. Merak etme burada güvende olacağız" Oğuz'la kendimi köşelerden birine çekerek yere oturmuştum. Oğlum da yanıma oturduğunda kafasını omuzuma koymuştu. "Anne babam dışarıda. Ya ona bir şey olduysa?" Ağlamaklı çıkan sesiyle saçlarını okşayarak derin nefesler aldım. "Baban Purpa bölgesinde çalışıyor annecim. Orada güvende olacak merak etme. Yakında patlamalar kesildiğinde buradan çıkabileceğiz ve baban bizi almaya gelecek" cümlemin sonunda Peri Seçkin kafasını yanındaki çocuktan çekerek bana bakmış ve kafasını iki yana sallamıştı. Bir şeyler biliyordu ve bakışları hiç hoşuma gitmemişti. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ancak yaşlı çiftten ağlayan kadın, eşinin kucağında uyuyakalmıştı. Yaralı olan Halil'de ona pansuman yapan kızın dizlerine uzanmış sessizce oturuyorlardı. Gözlüklü çocuk hâlâ aynı pozisyonunda tek başına bir köşede bekliyordu. Efe ve diğer kumral saçlı kız yan yana oturmuş bir şeyler tartışıyor gibi duruyorlardı. Fısıldasalar bile vücut hareketlerinden tartıştıkları belli oluyordu. Benim omuzunda Oğuz ağlamaktan uyuyakalmıştı ve Peri Seçkin'de teselli ettiği küçük çocuğun hâlâ sırtını sıvazlıyordu. Çocuk ağlamamıştı ama hareketleri çok donuktu. Peri Seçkin, çocuğu bırakıp yanıma doğru yavaşça yürümeye başladı. Tam karşıma gelince yere bağdaş kurarak oturmuştu. "Beni tanıyor olmalısın" Bu bir soru değildi çünkü kendisi oldukça ünlüydü. Tüm bölgelerde tanınan eski bir mühendisti ve yapay zeka alanında yaptığı çalışmalar devrim niteliğinde olmuştu. İlk insansız hava taksisinin üretimini sağlayıp birçok insansız araçta parmağı vardı. "Elbette, burada ne işiniz var? Neler oluyor, terör saldırıları mı?" Bölgeler yıllardır anlaşmalı ve barış içinde yaşadığı için terör saldırıları çok uzun zamandır olmuyordu. Yine de dünyada tarihte birçok defa görülmüşlerdi. "Saylob'ları duymuşsunuzdur" Peri hanım bunu söylerken bakışlarını yere indirmişti. Saylob'ları elbette duymuştum, duymayan insan mı kalmıştı. Tüm medyada reklamları aylardır dönüyordu. "Bilinç kazandılar!" Gözlerimi sonuna kadar açarak sığınağın içine göz attım. Ne demek bilinç kazandılar? "Biliyorum, saçmalık gibi geliyor kulağa. Saylob'lar bilinç kazanarak bölgesel bilgisayar ağını hackledi. Tüm sisteme sızarak savunmayı etkisiz hâle getirdi. Dünyadaki her şey artık onların kontrolünde" Ne diyeceğimi bilemiyordum çünkü duyduklarıma inanamıyordum. "Peki ne zamana kadar burada kalacağız? Sizce bu durum ne zaman düzelecek?" Kafamda kurduğum en kötü senaryoda dahi böyle bir gerçek yoktu. "Kendinizi en kötüsüne hazırlayın" diyerek ayağa kalkmaya çalışan Peri Seçkin'in kolundan hafifçe tutarak onu durdurmuştum. Her şeyi duymak istiyordum. "Bana her şeyi anlatın lütfen, bilmem lazım" sozlerimle kalkmaktan vazgeçen Peri, tekrar eski pozisyonunu alarak derin bir nefes aldı. "Tüm savunmayı ele geçirdikleri için onları durdurabilecek bir teknolojiye sahip değiliz. Ana binada bazı yazılımcılar hâlâ uğraşıyorlar ancak bilgisayar sistemini tekrar eski haline getirmek imkansız. Saylob'ların kullandıkları teknoloji bizden çok ileride ve bunu nasıl yaptıkları hâlâ bir muamma" "Yani bu patlamalar bizim bulunduğumuz bölgenin dışında da oluyor oyle mi?" Cevabını tahmin ettiğim bu soruyla bir umut Peri Seçkin'in gözlerine baktım. "Dünyadaki 2 büyük ana bölgede sürüyor. BAC'ın hemen hemen her yerinde patlama sinyalleri tespit edildi. Ana merkez Askeriye bölgesinden başladı ve Purpa bölgesine sıçradı. Oralar tam bir facia olmalı" Ahmet!... "Benim eşim Purpa'da" Oğuz'a söylediklerimi duymuşçasına kafasını sallarken devam etti. "Üzgünüm" "Peki ya dışarıdaki insanlar? Siz buraya nasıl geldiniz?" Peri Seçkin ileride bekleyen çocuğu göz ucuyla kontrol edip bana gülümsedi ancak bu acılı bir gülüştü. "Zülfiye benim eski dostumdur." Diyerek ileride eşinin kucağında uyumuş yaşlı kadını gösterdi. "Çalıştığım zamanlar torunum Kemal'i ona emanet ederdim. Saylob üretim tesisinde çalışıyordum ve bu olanları asistanlardan biri farketti. Yine de çok geç kalınmıştı. Dışarıdaki insanlara gelince yapacak hiçbir şeyimiz yok. Saylob'lar önüne geçen her şeyi yok ediyor" "Ama bu saçmalık. Çıkıp insanları buraya getirebiliriz. Buraya 100 kişi sığabiliriz" sesimi istemsiz yükselttiğimde sığınakta birçok kafa bize doğru dönmüştü. Peri Seçkin yerinden kalkarken bana üzgünce bakarak "Çok geç buradan çıktığımız an ölürüz" diyerek küçük çocuğun yanına ilerledi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE