Gözüme ne uyku giriyordu ne düşünceler beni terk ediyordu. Durup dururken, bir anda gelişen bu olaylara inanamıyordum. Her şey üst üste gelmişti. Sanki biri şu kapıdan içeri girecek ve şaka bitti çıkın artık diyecek gibi hissediyordum, inanamiyordum.
Ancak o patlamalar gerçekti.
İnsanların çığlığı gerçekti.
Kaçış gerçekti.
Gökyüzünden düşen hava araçları gerçekti.
Telefonların çökmesi ve Peri Seçkin'in burada olması gerçekti.
Ahmet'in beni aldatması, evi terk etmek için çıkmam, oglumla vedalaşmak için okula gitmem, her şey ne yazik ki gerçekti...
Şimdi ne olacaktı?
Bu lanet olaylar ne zaman bitecekti?
Ahmet'i bir daha görebilecek miydim?
Kaç saat geçti bilmiyorum ancak tahminime göre gece yarısını çoktan geçmişti. Akıllı kol saatim bile çalışmıyordu. Tüm elektronik cihazların erişimi bir anda kesilmişti. Peri az önce siginaktaki bilgisayarları karıştırmak için o bölüme gitmişti. Sığınağın içini bile doğru dürüst inceleyememiştim. Oğuz kucağımda hâlâ uyuyordu ve diğer çocuk da uyukudaydı. Gençler arasındaki konuşmalar sona ermiş surekli derin nefes verme sesleri yükselip duruyordu.
Çantamı yavaşça açtığımda en üstte evden aldığım Ahmet'in beni aldattığını belgeleyen resimle yüzleşerek onu aşağılara itekledim ve suyu bularak açıp bir koca yudum içtim. Ağzını tekrar kapatarak suyu çantama geri koyduğumda, Oğuz'un başını nazikçe tutarak çantanın üzerine yatırıp ayağa kalktım. Ayaklarım öyle uyuşmuştu ki ayağa kalktığım an tökezleyerek duvardan tutunmak zorunda kalmıştım. Bir süre bekledikten sonra yavaş adımlarla yürüyerek Peri Seçkin'in yanına ilerledim. Gençlerden gözlüklü olan çocukta onunla bilgisayarlara bakıyordu.
"Merhaba" dedim soğuk bir tonda. Bir şey bulmuşlar miydi diye merak ederek ne yaptıklarına baktım. Sığınaktaki bilgisayarlar çok eski modeldi ve kasası olan tipteydiler. Bu tarz bilgisayarları en son çocukken görmüştüm.
"Merhaba, bayan...?"
"Lina, Lina Koral" diyerek kendimi tanıttım. Sahi ismimi daha önce söylememiştim.
"Bir gelişme var mı?"
Gözlüklü genç adam gözlüğünü düzelterek bana üstten bir bakış atarak işine geri dönmüş ve hızlı hareketlerle klavyede bir şeyler yapıyordu. Onun bu hareketleriyle bilgisayarla haşır neşir biri olduğunu anladım.
"Ana bilgisayarla bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar merkezdeki uzmanların bu işi çözmesi gerekiyordu ancak bir gelişme gözükmüyor" Peri Seçkin'in de elinde telsize benzer bir uydu telefonu vardı. Sanırım o da arama yapıyordu.
"Arıyorum ancak merkezdeki telefonlara bağlantı düşmüyor" diye devam ederek elindeki telefonu işaret etti.
"Sonuçta bölgenin güçlü orduları ve silahları var. Saylob'ları bir şekilde etkisiz hale getirebilirler öyle değil mi?" Umutla sorduğum soruyla Peri hanımın yüzü umutsuzluk maskesi altında gölgelenmişti.
"3 sene önce çıkarılan yasayla dünyadaki tüm bölgelerde barış sağlandı biliyorsunuz. Anlaşmanın şartlarından biri de tüm bölgelerdeki askeri araçlar tek bir merkezle yönetilecek olması. Her bölge onaylayıp imza attı. Askeri hiçbir teknoloji, bunun içinde bireysel tabancalar dahil kullanılamaz halde. Savunmasızız."
Gözlerime yığılan gözyaşları ile ne yapacağımı ne söyleyeceğimi şaşırarak ağzımı birkaç defa açıp kapattım.
"Peki sonsuza kadar burada mahsur mu kaldık?"
"Hayır elbette ancak bundan sonraki ömrümüz saklanarak geçecek. O makineleri alt etmenin hiçbir yolu yok ve biz çocuklarımızın yaşaması için sonuna kadar saklanacağız."
Peri Seçkin'in bile bu kadar umutsuz konuşması canımı oldukça sıkarak gözyaşlarıma artık hakim olamadım. Buraya kadardı!
"Oğlun değil mi? Sana çok benziyor."
Ağladığımı görüp konuyu dağıtmaya çalışan Peri ile kafamı olumlu anlamda salladım.
"Evet oğlum Oğuz"
"O da benim torunum Kemal. Geçen sene kızım ve damadımı trafik kazasında kaybettiğimizden beri benim gözetiminde altında. Geçen ay 15'ine girdi." Peri Seçkin ne kadar ünlü ve zeki bir kadın olsa da özel hayatı hakkında hiçbir şey bilmezdim. Duyduklarımın şaşkınlığıyla kafamı geriye çevirip duvara kafasını dayamış olan torununa bakış attım. Çok sessiz ve içe kapanık bir çocuğa benziyordu.
"Üzgünüm" derken bakışlarım tekrar Peri'ye dönmüştü.
"Arda," diyerek bilgisayar başında oturan genci gösterdi. Arda kafasını kaldırıp bana hızlı bir selam verdi ve ekrana bakmaya geri döndü.
"Kemal'i almak için Zülfiye'lere gittiğimde Saylob saldırısının başlamak üzere olduğunu biliyordum. Efe, Zülfiye ve eşi Hüseyin'in oğlu. Arda ve diğer gençler ise Efe'nin arkadaşları. Oraya gittiğimde hepsini evden çıkartıp bu sığınağa getirdim çünkü bu bölgedeki tek sığınak burası. Ne kadar insan kurtarabilirsem o kadar iyidir diye düşündüm ancak fazla zamanımız kalmamıştı. Evden çıktığımızda saldırılar çoktan başlamıştı. Siz burayı nasıl biliyorsunuz? Eşiniz mi asker?"
Peş peşe anlattığı cümleleri takip etmekte oldukça zorlanmıştım. Bugün o kadar çok şey, o kadar çok duygu yaşamıştım ki beynim artık hiçbir şey algılayamıyordu. Son yakaladığım cümlesine ithafen cevap verdim.
"Akademik hayatımı pilotaj eğitimiyle tamamladım. Pilot unvanımı alınca askeri sınavlara girerek kariyerimi sürdürmeyi hedefledim ancak evlendiğimde devam edemedim. Sığınak bilgilerini o sınava hazırlandığım sıra öğrenmiştim" Peri Seçkin'in yüzünde ilk defa şaşkınlık ifadesi geçmişti. Açık açık beni baştan aşağıya süzerek kafasını sallamış ve tekrar Ardaya dönmüştü.
O esnada çıkan bip sesiyle benim bakışlarım da bilgisayar ekranına düşmüştü. Gelen onay ve reddet kutucuğuna derin bir nefes alarak onaya basan Arda ile ekrana kare şeklinde kamera görüntüleri yansımıştı.
Görüntülerde ekran 12 eşit bölmeye bölünmüş ve her bir bölme bir yeri gösteriyordu.
Yerde yatan cansız bedenler, yıkılmış binalar, kırılmış ve dağılmış eşyalar, kaçan insanlar ve görüntüye girerek caddede başıboş gezen Saylob'lar.
Ellerimi ağzıma kapatarak bağırmama engel olmak istedim ama gözyaşlarım yine ardı ardına akmaya başlamıştı. Bilgisayar ekranındaki görüntüler dehşet vericiydi. Peri hanım, yavaş yavaş yere çökerek elleriyle kafasını tutarak hıçkırmaya başladı. Arda, hızla sandalyeden kalkarak koşarak uzaklaştı ve sığınakta bir köşeye istifra etti.
Tek başıma bilgisayar ekranında donakalmış bir şekilde ekrandaki görüntülere bakıyordum.
En altta, sağda kalan kamera görüntüsünde olan hareketlilik ile bakışlarım oraya çevrildi.
Yavaş adımlarla yürüyerek kadraja giren devasa Saylob, sağa sola bakarak en son direkt kamera lensine bakmıştı.
Göz kısımlarında siyah ışıklar yatay bir şekilde sağdan sola ilerleyen Saylob, sol elini yavaşça kaldırarak kamera ekranını kırdı.
Görüntüyü kesmişti...
Gece gözüme yine gram uyku girmedi.
O kamerada gördüğüm Saylob, reklamlarda gördüğüme hiç benzemiyordu ve kafamda sadece onun görüntüsü dönüp dolaşıyordu.
Reklamlarda oldukça sevimli pozlar veriyorlardı.
Gözlerinden geçen siyah ışık o kadar korkutucuydu ki bambaşka bir makine vardı sanki karşımda.
Peri Seçkin'in söylediği gibi gerçekten de kurtuluş yok muydu?
5 sene önce bir virüsün mutasyona uğramış son dalgası ile dünyadaki insanların yüzde 60'ı hasta olarak yok olmuştu. Tüm ülkeleri kırıp geçiren bu virüs yüzünden dünyada ülkeler yok olmuş, yerini bölgeler yönetimine bırakmıştı.
Tüm dünyada devrim gerçekleşmişti.
Toplam dünya nüfusu 400 milyon civarı kalmıştı.
Peki dün yaşananlardan sonra kaç kişi kurtulabilmişti?
Hâlâ yaşayanlar evlerinde mi saklanıyorlardı?
Ya kocam gibi işyerinde veya dışarıda olanlar?
Bütün bunların rüya olmasını dileyerek gözlerimi karanlığa kapattım.
10 Saat Önce
Ahmet KORAL
Evden bir an önce çıkmak için kahvaltıyı hızlı hızlı yaptım.
Artık bu kadına tahammül edemiyordum.
Yaptığı her hareket, söylediği her söz batıyordu.
Sırf oğlum annesiz büyümesin diye ondan boşanmıyordum.
Bir de, yıllardır beklediğim yöneticilik terfisi vardı
Şirket ortağı Alex, eski kafalı bir adamdı ve benim rakibim de fazlaydı.
O şirkete yıllarımı vermiştim. Ceo olmak benim hakkımdı. Yine de Alex, aile ortamına bağlı bir adam olduğu için yeni Ceo'da bu özelliğe dikkat ediyordu.
Diğer rakiplerim ya bekar, ya boşanmış insanlardı.
Lina'dan ayrılsaydım asla yükselemezdim.
Ceo olduktan sonra da evliliğime bir süre devam etmem gerekiyordu.
Ondan aslında nefret etmiyordum. Sadece tahammülüm kalmamıştı. İlk tanıştığımız yıllarda ona gerçekten aşıktım da. Güçlü karakteri dikkatimi çekiyordu ve iyi bir mesleği vardı. Çevresinde saygı duyulan bir genç kızdı. Ailem, onunla evlenmeme karşı çıksa da kimseyi dinlemeden onunla gelecek kurdum. Ancak annem haklıydı.
Biz uyuşmuyorduk...
Bunu fark ettiğimde çoktan kucağında Oğuz vardı.
Yine de evliliğe devam ettim. Ona iyi davrandım. Ne isterse yapmaya çalışıp evime baktım.
Oğuz 7 yaşındayken bir iş yemeğine çıkmıştım. Orada hayatımın aşkıyla karşılaştım.
Kübra...
Saldırılar başladığında Kübra ile şık bir restaurantta yemek yiyorduk...
Rafta özenle dizilmiş gösteriş amaçlı konulan ve Kübra'nın arka tarafında kalan şarap şişelerinin devrilmesiyle, hayatta kalmak için savaşımız da başlamıştı.