Saldırılardan 1 saat önce; ASKERİYE
Yazardan
"Hedef al asker"
"Ateş!" Dedi üsteğmen.
Namlunun ucundan fırlayan kurşun 100 metrelik parkurda hedefine yönelemeden yere düştü. Silahı kullanan askerin korku dolu bakışları üsteğmene dönünce, korktuğu gibi olmadı çünkü komutanı hafif tebessüm ederek elini omuzuna patpatlayarak vurdu.
"Bir daha deneye..." cümlesi yarım kalan üsteğmenin arkasından yaveri koşturarak geliyordu. Bir telaşı vardı belliki.
"Komutanım komutanım" yaverinin sesi ile ayağa kalkan üsteğmen soru dolu bakışlarla bakıyordu.
"Siyah timi acil iniş anonsu yaparak 30 saniye önce uçak pistine indi," diye seslendi yaveri.
Üsteğmen, duyduğu cümleyle gözlerini sonuna kadar açarak adeta tabana kuvvet uçak pistine doğru koşmaya başladı. Bölgelerindeki özel tim olan Siyah timi, asla haber vermeden gelmezdi. O timdeki özel eğitimlerden geçmiş askerin her biri, bir bölük savaşçıya bedeldi. Toplam 5 kişilik bu timin komutanını bile henüz kimse görmemişti. Onu görebilmeyi de istemezdi zira komutanı gören kişiler çok uzun süre nefes alamazdı.
Panikle uçak pistine geldiğinde, Buradaki herkesin merakla uçağa bakarken sıralı ve hazır bir şekilde dizilmiş olduklarını gördü.
Uçağın kapıları açıldığı an çıkan ses yankı yapmıştı. Pistte adeta çık çıkmıyordu. Askeriye komutanı şu an burada olmadığı için yetki üsteğmendeydi ancak üsteğmen, bu yetkiden hiç memnun değildi şu an da. Siyah timini karşılamaktan açıkçası çekiniyordu ve haber vermeden burada ne aradıklarını merak ediyordu. Haber vererek gelselerdi, kendi komutanı ilgilenebilirdi ve bu yükün altına girmek zorunda kalmazdı.
Uçağın merdivenlerinden siyahlar içinde ve maskeli, devasa vücut ölçüleri ve kasları olan, yürüyüş şekli tıpkı bir robot kadar makinemsi olan ilk asker gözüktü.
Hâlâ pistte çıt çıkmıyordu ve Siyah timini daha önce görmemiş her asker sanki bir efsaneye bakıyormuş gibi hayranlıkla izliyordu.
Dünyaca ünlü bu timde 3 asker Türk kökenliydi.
Komutanlarının kimliği bilinmemekle birlikte onun da Türk olduğu söylentisi vardı.
Dünyanın en güçlü timi...
Sessiz, tam bir hayalet ve görev adamı olan bu timin ismini duyan herkes nefesini mutlaka tutardı.
Ardından ikinci ve üçüncü asker artarda gözükünce, üsteğmen de nefesini tuttuğunu fark etti. Kendine nefes almasını söyleyerek merdivenden inen askere bakarken, dördüncü askeri de uçağın kapısında gördü. Hepsinin aynı yürüyüş şekline ve giyime sahip olduğunu anladı. Sanki kopya gibiydiler.
Dört Siyah timi askeri uçağın önünde elleri önden birleşerek sıraya girmiş beklerken, herkes merakla bakışlarını uçağın kapısına çevirmişti.
Uçaktaki son asker de gözüktü...
Giyim olarak diğerleriyle aynı olsa da üsteğmen bunun komutanları olduğunu anlamıştı. Diğerleri gibi merdivenlere yönelmeden önce kısaca pist alanında attığı bakışlar, vakur bir duruş ile insan bile olamayacak kadar muaazzamdı.
Diğer dört askere göre daha geniş omuzlar ve daha uzun boya sahip askerin yüz hatları maskeler seçilemiyordu, diğerleri gibi.
Yavaşça merdivenleri inmeye başladığında, bakışlarını kendisine diktiğini anlayan üsteğmen ayaklarına hareket etmesi için komut vererek birkaç adım atarak öne çıktı.
"Üsteğmen Kasım Aliyev emir ve görüşlerinize hazırız komutanım"
"Rahat," dedi tok sesiyle. Kafasını hafif yan çevirerek "yüzbaşı Alex nerede?" Diye devam ettiğinde üsteğmen birkaç kez yutkundu. Komutandan duyduğu mekanik ses ile onun bir insan olmadığına neredeyse emin olacaktı.
"Acil emirle ana merkez binasına gittiler komutanım. Askeri araçlara erişimde sıkıntı yaşamaya başladık."
Kafasını tekrar hafifçe hareket ettirip üsteğmene bakan komutan, devam etti. Duruşunu hiç bozmamıştı. Üsteğmen, onun bu duruşla bir silaha bile ihtiyaç duymacağını farketti o an.
"Biliyoruz, buraya gelme sebebimiz bu. Yetki artık bizde. Yüzbaşı gelene kadar tüm askeriyede kırmızı alarm durumu veriyorum. Herkes ikinci bir emre kadar saldırı pozisyonu alarak beklesin" cümlesi bittiğinde ağır adımlar atarak pistin çıkışına doğru yürümeye başlamıştı Siyah timi komutanı. Üsteğmen, diğer Siyah timi askerlerinin aynı anda adım atmasıyla irkilerek onların gidişini izledi birkaç saniye.
Kendisine gelerek piste bakışlarını çevirdi. Bekleyen her asker hâlâ giden ekibin arkasından bakıyordu.
"Emri duydunuz asker! Herkes hemen harekete geçsin çabuk, çabuk, çabuk."
Siyah timi komutanının neden böyle bir emir verdiğini düşünerek koşar adım peşlerine düştü. Askeri sistemlerde sıkıntı olması, savaş pozisyonunda olduklarını kanıtlıyordu ancak dünyada iki büyük bölge vardı.
BAC, onların yaşadığı bölgeydi ve 6 alt bölgeye sahipti. Askeriye alt bölgelerden biriydi. Diğer ana bölge BBC ise batıda kalandı ve o da 6 alt bölgeden oluşuyordu. Ancak iki ana bölge barış halinde yaşıyorlardı. İsteyen her vatandaş istediği an batı bölgesine seyahat dahi edebilirdi. Vize, vatandaşlık olayları dünyada bitmişti. Herkes dünya vatandaşıydı. Terör denilen unsurlar da tamamen dünyada yok olmuştu. Askerler yıllardır gerçek bir savaş görmemişti.
Yaptıkları tek şey antreman ve idmandı. Dünya barış halinde olduğu için meslek olarak askerliği tercih eden insan sayısı bile çok azdı. Savaş çıksa savaşacak asker yok denilebilirdi. Zaten yapay zeka sayesinde sıcak çatışmaya bile gerek kalmazdı artık...
Siyah timi bu yüzden dünyanın en ünlü timiydi.
Bu askerler, eski dünyadan beri devam eden bir yapıya sahipti ve gerçek savaş görmüş tek kişilerdi. Çünkü arka planda kalan düzeni korumakla ilgileniyorlardı.
Harekat merkezine giren üsteğmen, merkez bilgisayarını inceleyen Siyah timi askerine bakış atarak komutanı aradı. Komutan, bilgisayarın yan tarafında ayakta durmuş ekrandaki görüntülere bakıyordu ancak görüntüler sürekli bozulup yerini karıncalanmaya bırakıyordu. Bilgisayardaki asker sürekli küfür ederek ekranı düzeltiyor ardından görüntüleri inceleyerek bilgi veriyordu.
Üsteğmenin odaya girdiğini anlayan ama ona tek bakış dahi atmadan işlerine devam eden timdekilerden diğerleri ise başka bilgisayarlara oturmuş klavyelere hızlı hızlı basıyorlardı.
"Komutanım neler oluyor?" Çekinerek sorsa da üsteğmen, bunu sorması gerekiyordu çünkü gerçekten korkuyordu. Kırmızı alarm daha önce hiç verilmemişti.
Ona kimse cevap vermediğinde, ayakta yaklaşık 15 dakika gibi bir süre beklemişti üsteğmen.
En sonunda komutan işini bitirmiş olacak ki hareket ederek kendisini yan çevirdi. Geldiğinden beri yapmadığı bir şekilde kafasını öne doğru eğerek hafif eğilip kalktı ve duvara sağlam bir yumruk indirdi. Robot olarak düşündüğü komutanın verdiği ilk insani tepkiydi bu.
Bakışları üsteğmene dönmeden, bilgisayar başındaki tim arkadaşıyla bakıştılar. Ekrandaki görüntüler sırayla kapandığında, tim arkadaşı komutana başını olumsuz anlamda iki kere salladı.
"Artık çok geç lider" komutan bu cümleyle duvara tekrar yumruk attığında harekat merkezindeki diğer Siyah timi üyeleri de ayağa kalkmıştı.
Komutan hızla odada birkaç volta atmaya başladığında üsteğmen altına kaçırmak üzereydi. Hem merak, hem korku, hem tedirginlik tüm hücrelerini sarmıştı. Ne tür bir beladaydılar?
Komutanları, bir anda durup yüzündeki maskesine elini attı.
Maskesini mi çıkaracaktı?
Üsteğmenin kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, sanırım yolun sonuna gelmişti.
Komutanın yüzünü görmek, ölmek demekti...
Komutan maskeyi hızla yüzünden çıkardığında, kocaman gözlerle onu izleyen üsteğmen gözünü bile kırpmayı unutmuştu.
Karşısında ela gözlü, siyah saçlı, buğday tenli ve oldukça çekici genç denilebilecek bir adam vardı.
Yüzü, maskede olduğu gibi korkutucu değildi ancak bakışları oldukça öldürücüydü.
Sonra hiç beklemediği bir şey daha oldu.
Komutan, cebinden bir silah çıkarttığında üsteğmen donmuş gibi hareket etmeyi unutmuştu. Nefes bile almıyordu.
Komutan, silahın dijital ekranına baktığında yüz ifadesi daha da kararmıştı.
Ve yine komutan, silahı üsteğmene değil kendi şakağına tutarak bir kere tetiğe basmıştı.
Gözünü sonunda kırpan üsteğmen şokla karşısındaki manzaraya bakıyordu.
Silahtan ses gelmemişti.
Silahı hızla yere fırlatan komutan, öyle büyük küfürler etmeye başlamıştı ki arada yabancı dillerde de söylemeye devam ediyor ve harekat merkezinde tekrar volta atıyordu.
Üsteğmen artık ne düşüneceğini bile bilmiyordu.
Komutan neden maskeyi çıkarttı? Silahı neden alnına koydu? Ve neden silah ateşlemedi?
"Alihan..." diyen sesle komutan yürümeyi keserek tim arkadaşına dönmüştü. Yüzünü görmekle kalmamış komutanın ismini de öğrenmişti. Ölmese bile şimdi öleceği kesindi.
Komutan Alihan, üsteğmene döndüğünde ona doğru yürüyerek tam karşısında durdu.
"Üsteğmen, kırmızı alarm devre dışı. Siyah alarm. Görevler iptal, herkes muaf ve herkes acilen evlerine gitsin. Tüm askeri sistemler çöktü. Hiçbir silah kullanılamıyor. Herkes hemen evine gitsin asker! Sen dahil, tanıdığın herkesi alarak en yakın sığınağa gir. Arkana bile bakma" dedi ve kendi timine döndü komutan.
"Evi uzak olanlar askeriyenin altındaki sığınağa girecek. Buraya en yakın bölge Purpa. Oraya gidiyoruz ve kurtarabildiğimiz kadar insanı kurtarıyoruz. Kadın ve çocuklara önem verilecek."
"Alihan, arabalar da devre dışı. Uçağı söylememe gerek yoktur" dedi bilgisayarda oturan Siyah timi askeri ve ardından o da maskesini çıkartıp yere fırlattı. Türkçesi bozuktu.
"Yaya gideceğiz Edward. Söylememe gerek yok sanırım" üsteğmene dönerek sözlerine devam etti.
"Çok geç kaldık üsteğmen. Burası sende biz Purpa'ya kadar olan tüm insanları buradaki sığınağa yönlendireceğiz."
"İyi de komutanım. Neler oluyor ki?" Üsteğmen hâlâ ne olduğunu bilmiyordu ve ona kimse açıklamamıştı. Siyah timini uçakta ilk gördüğü an yaşadığı korku aslında bir hiç kalıyordu şimdikine göre.
Komutan Alihan, elinin birini üsteğmenin omuzuna koydu.
"Saylob yapay zeka, kontrol dışı kaldı ve ana bilgisayarı hackledi. Yüzbaşı şu an ana merkezde değil mi?" Üsteğmen kafasını hızlı hızlı salladı.
"Yüzbaşı muhtemelen şu an artık yaşamıyor. Ana merkez buraya 5 km uzaklıkta. Saldırılar orada çoktan başlamış ve acil kod uyarısı gönderilmiş. Su an orasıyla bağlantı kurulamıyor. Bu ne demek anlıyor musun asker? En fazla 40 dakikamız var. 40 dakika içinde herkes sığınakta olmalı, mutlaka!"
Üsteğmenden bakışını ayıran komutan, tim arkadaşlarına bakarak deliye dönmüş bir şekilde kapıya yöneldi.
Üsteğmen, olduğu yerde hâlâ karşısındaki boşluğa bakıyordu.
Bu bir kıyametti!
Sanırım bugün ölecekti...