Toplantı salonundaki o sağır edici uğultu, Devran’ın buz gibi sesiyle bir bıçak darbesi gibi kesildi. Devran, masanın başındaki o taht benzeri koltuktan yavaşça doğruldu. Bakışları üzerimde ağır ağır gezindi; kehribar gözlerinde az önceki o sinsi gülümsemenin yerini, fethettiği toprakları denetleyen bir komutanın dondurucu sertliği almıştı. "Leyli Hanım," dedi, her bir heceyi gümüş bir tepside sunar gibi ama zehirli bir tonda telaffuz ederek. "Babanızın ofisinde görüşelim. Hemen." Bu bir rica değil, ucu ölüme çıkan bir emirdi. Arkasını dönüp yürüdüğünde ceketinin rüzgarı yüzüme çarptı. Salonun geri kalanını; hırstan kuduran amcamı, yüzü kireç gibi olan Kaan’ı ve şaşkınlıktan dili tutulmuş Konsey üyelerini birer cesetmişçesine arkasında bıraktı. Omuzlarımı dikleştirip peşine takıldım. Kor

