Bölüm 25

2337 Kelimeler
Belçim’in en son kulağına çalınan hıçkırıkla karışık kahkaha sesleriydi. Sonra sanki başka sesler de duymuştu ama gözleri açıldığında onların gördüğü şeyden kaynaklandığını anladı. Bu iki olmuştu. İkinci kere böyle bir şeyle karşılaşıyordu. İlki çok rahat olduğu bir anda yağmur sesi eşliğinde, ikincisi çok korktuğu için gerçekleşmişti. Halasının odasında, Büşra’nın kucağında yatıyordu. Kız onun saçlarını okşarken sessizce yüzünü inceliyordu. Belçim’in rengi gitmişti ve başı çok kötü ağrıyordu. İlk seferde olduğu gibi yine kesif bir baş ağrısı ile baş başa kalmıştı. Büşra kızın kendine geldiğini görünce hiç beklemeden sorusunu sordu. “Şimdi bana inandın mı?” Belçim, onu, eski bir anısını kazandırdığı için minnettar bakışlarla onayladı. Ardından “İnandım,” diye fısıldadı. Biraz daha öyle kalıp toparlandılar. Belçim kıza az önce gördüğü şeyi anlatmadan tamamen emin olamayacaktı. Eskiye dair bir şeyleri anımsamaktan öte hatırlamak onu hem korkutuyor hem heyecanlandırıyordu. Çok düşünüyordu ve çok tahminde bulunuyordu. Gördüklerinin bir hayal olma ihtimali onu öldürüyordu. Başı önde halasının odasından çıkarken Meriç ile karşılaştılar. Büşra koluna girdiği kızın gerildiğini hemen anlamıştı. Kol kasları taş gibi sertleşmiş, bedeni titremişti. “Ne işiniz var burada?” Büşra hiç vakit kaybetmeden cevap verdi. Kızın yeterince sarsıldığını düşünüyordu. “Belçim’e odamı gösteriyordum.” Meriç bu cevaba inanmamıştı. Çünkü Belçim’in yüzü sapsarıydı ve Büşra’nın koluna tutunmuştu. Meriç hemen Belçim’in elini eline aldı ve öteki eliyle çenesini yukarı kaldırdı. “Ne oldu sana? Niye bu haldesin?” Bu sefer Büşra’ya fırsat vermeden kendisi konuşmaya başladı Belçim. Bir an önce Meriç’in kıskacından kurtulmak istiyordu. Odasına kapanıp sorgulamak istiyordu. Baş ağrısından ölene kadar düşünmek istiyordu. “Sıcaktan bunaldım, halamın odasında da klima çalışmıyormuş, o yüzden başım döndü bu kadar sıcak havada durunca. Ev fazla sıcak.” Meriç kızı Büşra’nın kollarına bıraktı tekrardan ve annesi ile babasının odasına grip klimayı çalıştırdı. “Fatma teyze açmayı unutmuş olmalı. Çalıştıralım da rahat uyusunlar gece.” Büşra ile Belçim Meriç’in inandığına kanaat getirince derin bir oh çektiler. Büşra Belçim’in kolundan çıktı. “Ben gitsem iyi olur, saat geç oldu.” “Bence de git artık, sizinkiler gitti bile.” “Meriç!” diye uyarı dolu bir sesle kuzenini kibar olmaya davet eden Belçim kıza sarıldı. Gitmesini hiç istemiyordu aslında. Kıza ortaklıklarının ilk adımı için sinyal yolladı. “Yarın görüşürüz. Haftaya Çarşamba için verdiğin sözü unutma.” Büşra kaşlarını çatarak sırtını tamamen Meriç’e döndü. Kızın suratına bakınca Belçim’in artık kendisine tamamen inandığını fark etti. Haftaya Çarşamba için de ilk görevi tayin edilmişti demek ki. İçi sevinçle doldu. Belçim’i geri kazanmak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Biliyordu, ortada hiç hoş olmayan olaylar dönüyordu. Belki de Belçim’i kendi elleriyle yaralayacaktı ama bunu ne pahasına olursa olsun yapacaktı. Kız ne istiyorsa yapmaya hazırdı bu yüzden. Uçurumun kıyısında dolaştıklarının farkında bile değildi. Belçim’i sonsuza dek kaybedebilirdi. “Tamam, canım, hadi görüşürüz. İyi akşamlar…” “İyi geceler demek istedin herhalde,” diyen Meriç’i yine Belçim’in uyarı dolu bakışları susturdu. “Ben seni geçireyim Büşra.” “Sen zahmet etme Belçim, ben geçiririm, sen git uzan. Hala çok solgun gözüküyorsun.” “Evet, canım, sen uzan, beni Meriç geçirir. Hadi iyi geceler!” Meriç ile birlikte aşağıya inen Büşra kapıya gelince Meriç’in onu tutan kolu ile duraksadı. Meriç’in koluna bakıp bakışlarını adamın yüzüne çevirdi ve sorarcasına tek kaşını kaldırdı. “Ne oluyor?” diye de sormaktan kendini alamadı. “Sakın ha, sakın! Ona eskiye dair hiçbir şey anlatmıyorsun. Onun geçmişine dair hiçbir şey! Bizi izin verdiğimize pişman etme sakın.” Büşra kolunu Meriç’in elinden kurtarıp tamamen ona döndü. “Anlatırsam ne olur? Yeterince uyarıldım, anlatacağım yoksa da beni kışkırtıyorsun. Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun!” Meriç tekrardan kızın koluna asıldı. “Bana bak! Bu afralar tafralar yüzünden yine Belçim’siz kalırsın, bak benden söylemesi! Ayağını denk al!” Büşra’nın sinirleri tavan yapmıştı. Meriç’i tanıdığı günden beri sevmiyordu. O yüzden adam ne yapsa onun gözünde kabahat gibiyken şimdi üzerine böylesine gelmesi onu çıldırtıyordu.   “Bana bak Meriç! Seni bu ilk ve son uyarışım olacak, sakın bana emir vermeye kalkma ve ne yapacağıma karışma. Ona hiçbir şey anlatmadım, anlatmam da! Siz nasıl istiyorsanız öyle davranıyorum!” “İnanayım mı?” Genç adam “Keyfin bilir!” diye sessizce çıkışan Büşra’yı inandırıcı buldu. Genç kız ise tam o anda Meriç’in arkasından yaklaşan Belçim’i gördü. Yüzündeki ifade her şeyi duyduğunu gösteriyordu. Buz gibi bir sesle Meriç’e seslendiğinde adamın suratındaki ifade onu korkuttu. Genç kız Meriç’in göründüğünden fazla tehlikeli olduğunu düşünüyordu. Belçim’i onunla yalnız bırakmaktan öte aynı evde bile bırakmak istemiyordu. “Onu rahat bırak Meriç.” Meriç küfürler ederek arkasını döndüğünde Belçim’i soğuk bir ifade ile kendisine bakarken buldu. Yine dibe batmıştı. Büşra’nın kolunu sinirle savurup merdivenlere yöneldi. Belçim de Büşra’nın çantasını uzattı. Sessizce dudaklarını oynattı. “Teşekkür ederim.” Büşra’nın sinirden dolmuş gözleri Belçim’e bakarken şefkate dönüştü. Ona dudaklarıyla küçük bir öpücük yollayıp evden çıkıp gitti. Onu da beraberinde götürmek isterdi, o iyileşene kadar onu saklamak isterdi ama yapamazdı. Ne Sevim Terim ne de Meriç Terim buna izin verirdi. Ama bir yolunu bulup onu bu girdaptan kurtaracaktı. Meriç kızı merdivenlerin sonunda bekliyordu. “Belçim, senin tedavi yöntemin için uyarıyordum onu. Bir hatasında içinden çıkılmaz sorunlar doğabilir senin adına. Hafıza kayıpları tedavisi problemin kendisi gibi komplikedir.” Belçim onu dinlemeden odasının kapısına kadar ulaşabildi. Ondan sonra Meriç onu sinirle durdurdu. Kolunu tutup kendisine çekti. Sinirlerine hâkim olmakta güçlük çektiği belliydi. Yine. “Beni dinle!” Onun kollarından kurtulup silkelendi. Her şey canına tak etmişti artık. Daha birkaç dakika önce yeni bir anısına kavuşmuşken Meriç’in buna gölge düşürmesine izin vermeyecekti. Halasıyla eniştesinin de bahçede olduklarını bilmek rahatça tepki verebilme özgürlüğü sunmuştu ona. Dişlerini sıkarak “Kes sesini! Beni rahat bırak! Her şeyi hatırlayıp hatırlamamam benim sorunum! Benim adıma karar vermekten vazgeçin artık!” diye püskürdü ona öfke dolu bir sesle. Meriç kızın yine eski haline dönmesiyle şaşırmıştı. Sesini bile çıkaramadı. Belçim suratına bakmadan odasına girdi ve kapıyı sertçe suratına kapattı. Eli kapının koluna gittiğinde duyduğu kilit sesiyle iliklerine kadar titredi. Sıcaktan yanması gerekirken buz gibi havada çıplak kalmış gibi üşüyordu. Elleri terlerken kapının koluna sardı parmaklarını, kırarcasına sıkarken demir baskıyı içinde yükselen duyguların esiri olmuştu. Kapıyı kırmak istiyordu. Ona kendini dinletmek istiyordu.  Fakat bunun yerine eli baskıdayken sessizce fısıldadı. “Asla ama asla, öğrenemeyeceksin! İzin vermeyeceğim,” diye fısıldarken en az Belçim kadar soğuktu. Kapalı kapının ardında onu duyan kimsenin olmadığını düşünerek rahatça kusmuştu içindeki kötülüğü. İçinde yükselen kötü duyguları, her şeyi. “Asla ama asla, engel olamayacaksın,” diye karşılık verdi içinden Belçim. Kimseye izin vermeyecekti. Bu hayat onundu ve tekrardan ipleri eline alacaktı ve artık asıl düşmanını bellemişti. Meriç Terim, onun hayatıyla oynayan kilit noktaydı ve Belçim her şey istediği gibi olunca tüm gerçekleri öğrenince önce ondan başlayacaktı. Hesap sormaya ilk ondan başlayacak ve ona kan kusturacaktı. Yaşadığı tüm gerilimin tek sebebiydi o. Biliyordu. Hislerine güvenerek çıktığı bu yolda yine hislerine güvenerek ilerliyordu. “Sonun benim elimden olacak Meriç,” diye mırıldanırken kapının kilitli olmasına güvenerek rahatça üzerini çıkardı ve yine soğuk suyun altına attı kendini. Baş ağrısı biraz dinince sudan çıkıp üzerine rahat bir şeyler geçirdi. Işıkları söndürüp yatağında tepkisiz uzanırken olanları düşünüp içinin kıpır kıpır olmasına izin verdi. Çok kısa bir sürede toparlanmaya ve en azından bir şeyler anımsamaya başlamıştı. Komedinde duran kızın verdiği müzik çalara bakıp onu da parfüm şişesi gibi sakladı. İki anımsamanın da üst üste gelmesi parfümü ve müzik çaları ötelemesine neden olmuştu. Kendine çok yüklenmek istemiyordu. Usul usul kendi saçlarını okşayarak tavanı seyrederken uyuyakaldı. Yüzünde uzun zamandır olmayan bir rahatlık ve huzur vardı.  * Hafta sonu her cephe adına sakin geçmişti. Belçim köşe bucak Meriç’ten kaçıyordu. Neden kaçması gerektiğini bilmiyordu ama onun yanında olmak istemiyordu. Meriç ise bunun farkında olup kendi cehennemini yaşıyordu. Annesi ile konuşuyor, tekrardan deliriyordu. Onların sakinlik anlayışı buydu. “Anne, Belçim’in hepimizden uzaklaştığının farkında değil misin gerçekten? Yoksa hepiniz salağa mı yatıyorsunuz?” diye annesinin kulağına fısıldayan Meriç annesinin sinirlenmesine neden oldu. “Meriç! Kes artık! Ne yapayım? Ne yapmamı istiyorsun? Bu kız kukla değil farkında mısın? Kurup kurup senin yanına yollayabileceğim bir oyuncak da değil!” diyerek onu paylayan annesine sert sert bakıp çiçekleri sulayan kızı izlemeye başladı. Belçim hafta sonu olması sebebiyle evden kurtulamamıştı. Meriç’ten de kaçamıyordu. Her köşe başında kendisini yakalıyor detaylı sorular sorarak sıkıştırıyordu. Çiçekleri sularken elleriyle topraklarını eşeliyor vücudundaki elektriği atıyordu. Yoksa Meriç’i çarpacaktı bu yüksek elektrikle. * Yiğit annesi ile güzel bir hafta sonu geçirmişti. Her şey çok güzeldi. Birlikte keyifle kahvaltı yapmışlardı, sonra sahilde güzel bir yürüyüş yaparak yediklerini eritmişler akşamında da sık sık gittikleri bir balıkçıda akşam yemeği yemişlerdi. * Kaya ile Zeynep bir barda karşılaşmışlar ve Kaya bu sefer yapacağını yapmıştı. Zeynep’i görünce kendinden geçiyordu. Kızın uzun kahverengi saçları, güzel gözleri ve burnu dik halleri çıldırtıyordu onu. Bu yüzden birkaç kız arkadaşı ile eğlenen Zeynep’i gördüğü gibi arkadaşları ile soluğu kızın masasında almıştı. “Zeynep Hanım, iyi eğlenceler…” Zeynep ensesinde hissettiği elektriklenmenin sebebini çözmüş olduğundan rahatlamak isterdi ama aksine daha beter gerilmişti ve sinirleri anında tel tel olmuştu. Arkasını dönerek karşılaştığı yakışıklı doktorun görüntüsüne içi gitmeden kendini toparlayarak “Size de iyi akşamlar Kaya Bey,” diye cevap vermişti. Adamın etrafındaki erkekler birbirlerini dürterek kızı gösteriyor ve Kaya ile ufaktan dalga geçiyorlardı. Adam kızın dik duruşuna bakarak gülümsemiş ve arkadaşlarını toplayarak yakınlardaki bir masaya yerleşmişti. Gece boyunca Zeynep gerginliğini atabilmek için içip içip durmuş arkadaşlarıyla kesik kesik muhabbet edebilmişti. Bir ara grupça piste çıkıp çılgınlar gibi dans etmişlerdi. Bedenini ritme göre kıvırırken arkasında hissettiği hareketlenme ve beline sarılan kollarla şaşkınca arkasını dönmüştü. Kaya ile burun buruna geldiklerinde adam üzerine doğru eğilip kulağına dudaklarını yaslamış ve “Beni çıldırtmak için yapıyorsun biliyorum,” demişti. Geri çekilen Zeynep boşalan sinirleri yüzünden şuh bir kahkaha atmıştı ve içinden geçeni direkt adama söylemişti. “Dünya sizin etrafınızda dönüyor değil mi Kaya Bey?” Adam da kadının ritmine ayak uydurup onunla tek vücut olarak dans etmeye başlamıştı. Kızın zarif bedeni kendisininkiyle uyum içinde kıvrılırken kendine dur demek çok zor olmuştu. “Dünyayı bilmem ama sen benim etrafımda dönüyorsun şu anda!” Gelen cevap üzerine bir şey demeyen Zeynep, arkadaşlarının çekiştirmesiyle masasına geçtiğinde adamın çekim alanından çıktığı için memnun olmuştu. Zilzurna sarhoştu, biraz daha öyle kalmaları durumunda adamın dudaklarına yapışabilirdi. Mekândan ayrılırken Kaya peşlerinden gelmiş ve kızlara Zeynep’i kendisinin bırakabileceğini söylemişti. Hepsinin aralarındaki gelişmelerden haberi olduğundan ve Zeynep’in sarhoş haliyle onaylamasından ötürü buna izin vermişlerdi. “Bırakır beni bırakır!” diye uzatarak konuşan Zeynep sırıtarak adamın omuzuna tutunmuştu. “Gel bakalım cadaloz!” diyerek kızı arabasına sürükleyen Kaya inanılmaz heyecanlıydı. Kızla tanıştığından beri böylesine samimi ve yalnız bir ortamda bulunmamışlardı. Kızın sıyrılan bacaklarına gülümseyen yüzüne bakmaktan araba süremiyordu. “Evin nerede?” diye sorarken aslında bildiği bir soruyu sormuştu. Bu erkeklerin klasik taktiğiydi. Kızı sormadan evine götürürse foyası ortaya çıkardı. Fakat Zeynep’in verdiği cevap üzerine şaşkın şaşkın kıza bakmıştı. “Neresi olduğunu çok iyi biliyorsun doktor!” Kaya kaşlarını kaldırarak “Nereden bilebilirim acaba?” diye sorduğunda kızdan huzurlu bir mırıltı yükseldi. Tekrar kıza dönüp bakan Kaya onun uyuduğunu görünce hayıflandı. Ne aramıştı ne bulmuştu. Kızı uyandırmadan evine sürmüş ve kapının önünde bir süre onu uyurken izlemişti. Usulca kızın dudaklarından masum bir buse çalacakken Zeynep uyanmış ve bu öpücüğün öpüşmeye dönüşmesine neden olacak o şeyi söylemişti. “Senin öpücükten anladığın bu mu?” Kaya tek seferde kızın dudaklarına hakim olup ikisinin de aklını başından alacak bir öpüşmeyle arzudan deliye dönene kadar öpmüştü kızı. Ayrıldıklarında Zeynep bir süre adamın alev almış gözlerine bakmış sonra da ağlayarak adama tokat atmıştı. Adam yanağını tutarken “Bunu bana nasıl yaparsın Selçuk?” diye bağıran kız apar topar arabadan inip evinin yolunu tutmuştu. Bir süre sonra apartmandaki kızın olduğunu umduğu odanın ışığı yanınca Kaya tek başına arabanın içinde hala yanağın tutarken “Selçuk mu?” diye sorabilmişti. “Kim ulan bu it oğlu it Selçuk?” Zeynep ile Kaya’nın da sakinlikten anladığı buydu. * Büşra ise Belçim ile olan eski fotoğraflarını çıkarmıştı. Onunla ilgili yazdığı günlük sayfalarını fotokopi çekmişti. Onunla ortak aldıkları yüzükleri, kolyeleri ve bileklikleri ayırmıştı. Kızın ona aldığı hediyeleri dolabının bir köşesine dizmişti. Birlikte izlediği filmlerin listelerini çıkarmıştı, sevdiği kitapları hatırlamaya çalışarak koca bir hafta sonunu evinde, odasında geçirmişti. Ara sıra kızı görme umuduyla terasa çıkmıştı. Sevim Hanım’dan izinsiz eve giremediği için kızın yanına gidememişti. Ailece yenen yemekten sonra bir daha görüşememişlerdi. “Kahretsin ya! Kızın telefonu vardı be!” Elini alnına sertçe yapıştıran Büşra aptallığı için kedini cezalandırıyordu. Nasıl unutmuştu kızın numarasını almayı? Bu kadar saf olursa Sevim Hanım’a yakalanırdı, daha da kötüsü Meriç’e. Ev topuzu ile başında tutturduğu saçlarını dağıtıp karıştırdı. Nefesini dışarı verirken ona uzatılan portakal suyunu gördü. “Nedir canını sıkan, söyle bakalım?” Büşra babası ile dertleşmeyi çok severdi. Son bir buçuk yıldır Belçim yüzünden onun da hayatı değişmişti. Artık en yakın arkadaşı ile görüşememesi, onun rahatsızlığı, onun eksikliği… Babasının bu yüzden az başının etini yememişti. Yanı başında olan, hemen yan evlerinde nefes alan, aynı gökyüzünü paylaştığı arkadaşından uzak kalmak ölüm gibiydi. Bir iki kere onu takip etmişti, bahçede otururken, boş boş çevreyi izlerken… Ama dayanamamıştı. Onun o yenilmiş halini izlemek ona ölümcül bir acı vermişti. Şimdi eline geçen fırsatı değerlendirmek istiyordu. Sonuna kadar oynayacaktı bu oyunu ve önüne kimsenin geçmesini istemiyordu. Ufak aksaklıklar bile onu korkutuyordu. Ama en çok Sevim Hanım ve oğlu korkutuyordu onu. “Numarasını almayı unuttum! İki gündür göremiyorum ve onun telefonu olduğunu gördüğüm halde numarasını almayı aklıma getiremedim. Şimdi gidip alamam. Sevim Hanım engelini biliyorsun. Ne yapacağım peki ben?” Nevzat Bey, kızına baktı. Her ne kadar kendisine benzemese de kızında kendisini görüyordu. Beladan, kazadan, kâbuslardan korkmayan kızı ona benziyordu. Savaşmak için deli oluyordu. Ama kızının bir buçuk yıl önceki gibi kendini kaybetmesini istemiyordu. Yine uzman yardımı alacak kadar işlemesini istemiyordu Belçim’in kızının ruhuna. Cebindeki telefonu çıkarıp arkadaşını aradı. “Alo, Murat? Nasılsın? İyiyim ben de, şey diyecektim. Belçim’in telefon numarasını bana mesaj atar mısın? Ha, bir de kız müsait mi, yanında biri var mı? Tamam, bekliyorum.” Büşra babasının yaptığını anlayınca adam telefonu kapattığı gibi onun kollarına bıraktı kendini. “Seni ne kadar çok seviyorum bir bilsen!” “Benden fazla sevemezsin,” diyen babasına daha sıkı sarıldı. “Adamsın baba!” Arkasından gelen annesinin kıskanç sesi ile keyfi daha da yerine geldi. “Hani bana? Hani?” Annesine de kollarını uzatan Büşra mutluydu. Babasının telefonuna gelen mesaj sesiyle ikisinden de ayrılıp beklentiyle babasına bakmaya başladı. Eline geçen telefon numarasını titreyen parmakları ile kendi telefonuna kaydetti ve hemen kızı aradı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE