10.Bölüm

2443 Kelimeler
"Nereye gittiğini sanıyorsun seni ahmak?!" diyerek bir kez daha söylediğinde bana doğru yaklaşmaya başladı, Martina karısı. "Biricik demek... Adımı nereden biliyorsun sen?" Martina sinir bozucu şekilde gülümsemeye devam ederken başını sağa çevirdi. Adama baş işareti yaptığında adam seri adımlarla yanıma geldi. Kolumu sertçe kavradığında bakışlarımı kısarak Martina'ya döndüm. "Cidden... Biricik. Buradan edebiyen kurtulabileceğini mi zannediyordun?!" Dişlerimi sıkarak kolumu adamdan bir hışım kurtardım ve bacak arasına tekme atarak iki büklüm olmasını sağladım. "Evet Martina, senin gibi birinin asalağı olarak yaşamaktansa kurtulmayı yeğlerim." "Enrico seni sağ bırakırsa gerçekten kurtuldun demektir." Martina'nın bu fazla özgüveni içime kurt düşürürken birden arkadan beni yakalayan adamın kollarında debelendim, hamle yapmak için geç kalmıştım çünkü çoktan burnuma eterli bezi bastırmıştı. Bilincim hiçliğe yuvarlanırken Martina'nın sesi kulaklarıma ulaştı. "Sana bedelini ödeteceğimi söylemiştim." & Yazardan. Brad gergin vaziyette elindeki zippoyu avucunun içinde döndürürken tezgah arkasındaydı, yavaşça içkileri hazırlayan mesai arkadaşına baktı. İşine odaklanmış vaziyetteydi. Dudaklarını yaladı. Gözleri tezgah önünde oturan iki kişinin arasına kaydı. Marco. Her zamanki yerinde değildi. tahmin ettiğinden de erken ayrılmıştı. Zamanda dakikti. Sandra'ya dediği gibi dakikalar içinde bu işi halletmiş olacaktı. "Umarım doğru zamanda kaçarsın Sandra aksi seni de yakar beni de." diyerek kendi kendine konuştuğunda zippoyu önlüğün cebine attı. arkadaşının yanına giderek, omzuna dokundu. "Sam, bir lavaboya gidip geliyorum." Sam tereddütle bakışlar attı. "Dostum, iyi misin? Az önce de lavaboya gidiyorum dedin?" "İyiyim iyiyim, midemi bozmuşum sadece," Kulağına yaklaştı. "Hatta da erken çıkabilirim, beni idare edersin değil mi?" "Ederim de patrona haber ver. Sonra yeme fırçayı." "Söylerim merak etme." Nihayet arka tarafa geçerek kalabalıktan ve müziğin gürültülü sesinden uzaklaştığında dolaba yaklaştı, önlüğü çıkarıp asarken sağa sola bakarak sessizce zippoyu cebinden aldı ve kot pantolonun cebine sıkıştırdı. Neden bu zippo bir anlayabilsem dese de fazla üzerinde durmadı. Zamanı yoktu. Hızlı adımlarla odadan çıkıp koridora indiğinde arka yöne doğru ilerlemeye başladı. Elektrik kontağının bulunduğu oda sondaydı ve kolundaki saatine bakarak temkinli hızlı adımlarıyla yürüdü. Yürürken ara sıra omzunun üzerinden arkaya bakıyor biri geliyor mu diye kontrol ediyordu. son kez arkasına bakıp sağ tarafa sapacaktı ki kendisine doğru uzatılan namlu ile durmak zorunda kaldı. Gözleri irileşti, Korkuyla olduğu yerde kalakalırken adama baktı. Marco Espereza. Gitmemişti. Brad o an küfürler etti. Marco gerçekten de dedikleri kadar vardı, gözleri keskindi ve hiç bir ayrıntıyı kaçırmazdı. Adamın kalın baskın aksanı olan İtalyancasını duydu. "Dov'è la ragazza?" Kız nerede? "Non lo so." Bilmiyorum dedi sesi titreyerek. Marco, namlunun ucunu Brad'in alnına bastırdı. "Non mentire, figliolo." Yalan söyleme, evlat. "Se non mi dici subito dov'è, non potranno trovare il tuo corpo puzzolente." Onun nerede olduğunu söylemezsen senin o kokuşmuş vücudunu bile bulamayacaklar. Brad bacaklarının titrediğini fark etti. "Yemin ederim, bilmiyorum." "O zaman burada ne işin var? Ona yardım etmiyor muydun?" Marco bakışları tehlikeli, sesi şüphe kokuyordu. "Sandra'ydı değil mi?" Brad o an tuzağa düştüğünü anladı, geriye dönüp kaçmak istiyordu ama alnındaki namlu buna hiç yardımcı olmuyordu. "Bakın, Sandra kim bil-" O an bacağına giren kurşunla inleyerek bacağına tutundu, yere düştü. Yer kana boyanırken Marco üzerine doğru eğildi, Brad acıyla yüzünü buruşturarak baktı. "Söylediğin her yalan bir kurşuna bedel, evlat. Bir an önce o kadının yerini söylemezsen kurşunu diğer bacağına yiyeceksin." Brad derin bir nefes aldı. İçinden umarım kaçıp kurtulmuştur dedi, "Kaçacaktı bu gece." Marco gözlerini kısarak adama baktı, Brad konuşmaya devam etti. "Yangın çıkarıp dikkatleri buraya çekecekti, böylece kaçıp gittiğinde onu bulmaları zorlaşacaktı." "Ne zaman gitti?" "Bilmiyorum." Marco bir adım attığında Brad canının acısıyla bağırdı. "Yemin ederim bilmiyorum! Bana sadece bu zippoyu," Cebinden zippoyu çıkarıp avucunu gösterdi. "... verdi, bununla yakmamı istedi. Sonra bir yere koymamı, delil olarak kalmasını istedi. Ama neden bunu istedi bilmiyorum, yemin ederim bilmiyorum. O zippo kime ait onu da bilmiyorum!" Marco şaşkın bakışlarıyla zippoyu eline alıp incelerken fısıldadı. "Cassalini." dedi. Brad anlamsızca adama baktı. "Ne?" "Benimle geleceksin evlat, seninle daha işimiz bitmedi." O sıralarda Lorenzo otele giriş yapmış, telefonunu kontrol ediyordu. Asansör kata geldiğinde telefonu iç cebine atarak asansörden indi ve seri adımlarla koridorda yürümeye başladı. Artık buraya kadardı, o kadını alıp götürecekti. Kesinlikle bir dolaplar çeviriyordu. Ya da içindeki bir ses... Gözlerini yumup derin bir nefes çektiğinde ciğerlerine odanın önüne gelmişti bile. Fazla beklemeden kartı okutup içeriye girdi. Onu karanlık karşılamıştı. İşte buna şaşırmıştı. Normalde kendisi karanlıkta kalmayı severdi. Kaşları çatılarak odanın içine doğru ilerledi. Sessizdi de. "Sandra?!" Cevap yoktu. Bu duruma daha da kaşlarını çattı, o an telefonu çaldığında bir hışım telefonunu cebinden çıkardı. Ekrana baktığında burnundan soludu. "Yine ne oluyor amınakoduğum?!" Çağrıyı yanıtlayıp, "Söyle!" diye bağırdı. Karşı tarafı dinlemeye devam ederken, "Zippo mu?!" dedi arkasını dönerek kapıya doğru yaklaştı. Hala karşı tarafı dinliyordu, Lorenzo. O an bakışları karşıya, duvara monte edilmiş aynaya kaydı. Dahası, aynaya rujla yazılmış Türkçe cümleye. Gözbebekleri buldu. Aynaya yaklaştı temkinlice. Defalarca gözü dolaştı cümlede. Senden nefret ediyorum. Biricik. Senden nefret ediyorum. Biricik. Biricik. Biricik. Biricik... O an kalbinin atmadığını fark etti. "Dannazione!" Kahretsin! "Lo sapevo, dannazione lo sapevo!" Biliyordum, kahrolası, biliyordum! Ahizeye doğru bağırdı. "Bana derhal Sandra'yı bulun! ACELE EDİN!" Ardından telefonu kapatarak bir hışım cebine attığında hızla aynaya yaklaşarak önündeki şifonyere tutunarak gözlerini bir kez daha yazıda gezdirdi. Yutkundu. Senden nefret ediyorum. "Seni bulacağım Biricik, ve bir daha hiç bırakmayacağım. Bırakmayacağım seni..." Odadan çıkmadan evvel şifonyerde duran ruju da almayı ihmal etmedi. & Biricik. Sırtımdaki gözlerimi aralamama neden olurken hissettiğim acıyla yerimde kıvrandım, acı daha da çoğaldı. Gözlerimi araladığımda bir sandalyeye bağlı olduğumu anladım, kollarımın gerildiğinden ne ufak bir hareketimle acıyordu. yeniden yerimde kıvrandığımda acıyla yüzümü buruşturdum. Yetmezmiş gibi bileklerimi de sandalyenin ayaklarına bağlamışlardı. "Komple streçleseydiniz beni..." diye kendi kendime Türkçe homurdanırken. Gözlerim açıldığından etrafımı inceleme fırsatı bulabilirdim. Küçük bir depo gibi bir yerdeydim. Sağımda yukarıda dikdörtgen kirli camlara sahip pencere vardı. Havalandırması olup olmadığından emin değildim. Odada sadece ben ve sandalye vardık , başka da hiç bir cisim eşya bulunmuyordu. Kapı da solumda kalıyordu ve demir kapıydı. siyaha boyanmış gibiydi. Oflayarak başımı arkaya attım. O an son hatırladıklarım gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti. Sana bedelini ödeteceğimi söylemiştim. Dişlerimi sıktım. Martina karısı. Asıl bedeli ben ödetirdim de ben ona, dua etsin... İç çekerek gözlerimi yumdum. oradan kurtulmuştuk evet ama buradan nasıl kurtulacaktım? Beni kesin Enrico'nun eline verecekti, alçak! "Allahım yol göster bana, yardım et..." O an demir kapı gürültüyle içe doğru açıldığında beraberinde yerde topuklu ayakkabıların sesi eşlik etti. Gelen kimdi tahmin edin bakalım? "Günaydın Biricik?" Kaşlarım çatılırken kollarını bağlayarak yanıma doğru yaklaştı, yüzüme doğru eğildi. dudaklarını yapmacık bir şekilde büzerek beni süzdü. "Bu halin daha iyiymiş biliyor musun? Cassalini'nin neden senin peşinde olduğunu anladım?" Lorenzo benim peşimde miydi? Bunu biliyordum ama bu karı ne demek istiyordu? Hem nereden öğrenmişti, nasıl öğrenmişti? Bu bilgi gizli tutuluyordu? "Ne diyeceksen açık ol." "Sen aslında Türk'müşsün Sandra." Güldü. "Hiç beklemezdim." "Eee? Çok mu şaşırdın? Bu mudur?" "Cık," Bedenini tamamen döndürdü. "Sadece seninle eğleniyorum malum birazdan zevk alacağım kısma geçeceğiz." "Sen ne saçmalıyorsun?!" diye tiksintiyle konuştuğumda yüzüme yaklaştı. "Ne saçmalıyorum değil mi ben..." Geri çekildi. "Bana yaptıklarını ödeteceğim sana. Acı içinde kıvranmanı zevkle izleyeceğim. Beni Enrico'nun karşısında düşürmek neymiş göstereceğim sana!" Alayla güldüm. "Enrico mu? Senin muhattabın Bay Cassalini değil miydi? altına yatmaktan zevk aldığın adam hani." gözleri öfkeyle açılırken yanağımda derin bir sızı hissettim. Başım sağa düşerken saçlarım da benimle beraber gelmiş, yanağımı kapatmıştı. Dişlerimi sıktım. Şimdi bu kaltak bana tokat atmıştı öyle mi? Birden çenemden tutup yüzümü yüzüne çevirdiğinde tiksintiyle bakarak çenemi ondan kurtardım, yüzündeki alaycılığı gitmiş sadece öfkesiyle beni izledi. "Sana zulüm edeceğim Sandra." Sonrasında geri çekilerek depodan çıktı ve kapı kapandı. Ellerim arkada yumruk olurken bir kez daha yerimde debelendim. Allah kahretsin! "Bekle sen, ben bunun yanında kalır mıyım? Asıl zulmü ben sana çektirmezsen bana da Biricik demesinler." O günün akşamında kendimden geçmiştim ki kapı yeniden açılmıştı, adamlardan biri tepsiyi önüme bırakırken gözlerimi aralayarak tepsiye bir de adama baktım. Tepkisizce beni izliyordu. "Bu ne?" dedim İtalyanca. "Su, çorba ve ekmek. Yiyeceksen ye. yemeyeceksen uğraştırma bizi." "Ellerimi çözersen yiyeceğim," diyerek imalıca konuştuğumda ifadesizce arkama geçti ve seri hareketlerle bileğimdeki halat ipi çözmeye başladı. ardından önüme geçerek tepsiyi kucağıma koyduğunda başımı kaldırarak dik dik ona baktım. "On beş dakikada bitir. Oyalanma." Arkasına dönerek kapıya ilerledi ve kapıdan çıktı. Önümdeki tepsiye indi bakışlarım. Karnım da gurulduyordu, saatlerdir de buradayım. Yemezsem midem gırtlağıma yapışacaktı ama yemeyecektim de. O kadar delirmemiştim. Süre dolduğunda adam geri geldi ve bir tepsiye bir bana baktı. Yemeklere dokunmadığımı hatta su bile içmediğimi anlamıştı. Tepsiyi kucağımdan alırken, "Sen bilirsin." dedi ve ellerimi bağladı, sonra o çıkarken Enrico adamlarıyla beraber içeriye girdi. Dudağındaki sigara dalını çekip eline alırken öfkeli bakışlarını kıstı ve benden ayırmadan adamlara konuştu. "Kapıyı kapatın." Bir tanesi dediğini yaparak kapıyı kapattığında ses depoda yankılandı. "Sandra. Sandra. Sandra..." yavaş ama tok adımlarla bana yaklaşırken sigarasından bir duman çekti. "Yoksa Biricik mi demeliyim?" "Ne diyeceksen de Enrico." "Sana akıllı olmanı ve," Yanıma vardığında beni boydan boya süzdü ve en son bakışları saçlarımda kaldı. "Yanlış yapmamanı söylemiştim değil mi?" diyerek saçlarıma asıldığında acımasına rağmen yüzümde mimik oynamadı, sert bakışları gözlerime ok gibi saplanırken konuşmaya devam etti. "Lily'i biliyorsun değil mi?" Biliyordum ve hatırlıyordum da. "Enrico... bu-" "Şışt! Burası sürtüklerin konuşma yeri değil tatlım," saçlarımı kavrayan parmakları derime saplanınca dişlerimi sıktım. Biraz daha sıkarsam ağzımda diş miş kalmayacaktı. "Affetmem demiştim, hata yaparsanız canınız yakarım demiştim, kaçarsanız sonunuz onun gibi olur demiştim." "Ne yapacaksın? Beni de eşşek sudan gelinceye dek döveceksin?!" Sinsi ama tehlikeli şekilde gülümsediğinde, "Hayır tatlım benim bu mücevheri kaybetmeye hiç ama hiç niyetim yok. Seni mahvetmeyeceğim ya da öldürmeyeceğim." "Ne yapacaksan yap Enrico! Sıktı bu tavırların!" Tek kaşını kaldırarak yüzündeki alaycı sırıtması silindi. "Öyle mi? Adamlara baş işaretiyle emir verdiklerinde kapı aralandı ve iki adam beraber varili taşıyarak önüme kadar getirdiler. Kaşlarım çatıldı. Eli saçlarımdan enseme kayarken ensemi sertçe kavradı ve varilin yüzeyine yaklaştırdı. İçi su doluydu ama tek sorun şu değildi. Balıklar vardı. Balıklar yüzüyordu içinde. "Hayır... Hayır..." Sandalyede debelenmeye başladığımda üç adam birden beni tutarak zapt etmeye çalıştılar. "Sana bunun bir cezası olduğunu söylemiştim tatlım." Birden kafamı suyun içine daldırdığında nefes alamıyordum, çırpınarak kafamı çıkarmaya çalışsam da geri yatırıyordu beni şerefsiz! yarım saniyenin sonunda çıkardığında nefes nefese kaldım ve öksürmeye başladım. "Nasıl tatlım? Su iyi geldi mi?" "Sen nasıl bir hayvansın? Bu yaptıkların yanına kar mı kalacak sanıyorsun?" Sinirlenerek gözleri koyulaştığında beni yeniden suya daldırdı, neyse ki bu sefer nefes almayı akıl edebilmiştim. Debelenmedim. Biraz daha uzun tutup geri çıkarttığında sular yanlara sıçradı, saçlarımdan damlamaya başladı. "Sen akıllı olduğun kadar aptal bir kadınmışsın Sandra." Alayla güldüm. "ya da aptal numarası yapan bir kadın, hım, Enrico?" Gözlerini kısarak bana baktı. Devam edecekti ki yanına bir adam gelip kulağına bir şeyler söylemesi ile gözleri beni buldu ardından adam geri çekildiğinde beni tutan adamlara başıyla emir verdi. varili önümden çekip aldıklarında bana yaklaştı. "Bu daha başlangıçtı tatlım, oteli yakmaya teşebbüsünden dolayı cezan ağır olacak." diyerek çenemden tuttu ve geri itekleyerek arkasını döndü, kapıdan çıkıp gitti. Sırılsıklamdım, saçlarımın yarısı neredeyse ıslaktı ve ben suyun da buz gibi soğukluğunda etkilenip üşümeye başlamıştım, yüz felci bile geçiriyor olabilirdim. & "Ne yaptınız?" Adam masanın başına geçerek purosunu yaktığında korumalarından biri önüne çıkıp, ellerini önünde topladı. "Enrico ve Martina başında efendim. Cezasını çektirecekler." "Güzel." dedi adam purosundan zehir çekip dumanını üflerken. "Kızı sağ bıraksınlar da gerisi mühim değil." Koruma adam başını eğerek geri yerine geçtiğinde masa başındaki adam diğerlerine baktı. "Evet son durum nedir anlatın bakalım, biraz da Cassalini'lerden bahsedin." "Lorenzo Cassalini, kızın peşinde efendim. Salvatore Cassalini ise-" Durdu. "Söyle?" "Kumarhanede. ama aldığımız habere göre bugün mezarlığa gitmiş," Adam keyifle purosunu içmeye devam etti. "Bu muydu? ben de bir şey oldu zannettim..." "Ama efendim otelin her yerine kamera ve dinleme cihazı takma emri vermiş, bence bir şeylere uyandı gibi." "O salakta bir şeyleri anlayacak kapasite yok," Purosunu tablasına koyarak dirseklerini masaya koydu, ve önünde sıra gibi dizilen adamlarına tek tek baktı. "Bizim tek sıkıntımız Lorenzo. Diğerlerine benzemez. Her an peşinde olacaksın, ne yapıyor ne ediyor ne yiyip ne içiyor giydiği gömleğin rengine kadar her bilgisini istiyorum. Onu alt edemezsek bu işin içinden çıkamayız." Korumalar sessizce adamın dediklerini onaylarken, "İyi. Çıkın şimdi." diyerek verilen emirle odadan bir bir çıktılar. Adam purosunu eline alarak sandalye ile cama doğru döndü, jaluiziden sızan güneşin ışıkları yüzüne çizgi çizgi gölge gibi düşüyordu. "Lorenzo... Akıllısın. Kurnazsın. Ama düşmanını tanıyamayacak kadar da aptalsın." ve yine purosundan içmeye devam etti. & Günler Sonra. zaman kavramını unutmuştum ama dışarıda nöbet tutan adamlardan öğrendiğime göre burada tutuluşumun altıncı günüydü. Neredeyse bir hafta olacaktı ama hala kurtulamamıştım buradan. Dışarıdan bir yardım gerekiyordu ama kimden isteyecektim. Nurgül abla büyük ihtimalle kaçtığımı, kendimi kurtardığımı zannediyordu ama... Ben yakalanmıştım. Aptalım. Aptalsın Biricik. Martina karısının eline düşecek kadar aptalsın. Günlerdir doğru düzgün yemek yemiyor, uyuyamıyor, kendimi kusacak gibi hissediyordum ya da her an bayılacakmış gibi. Sandalyede otur otur popom ağrısa da içimin ağrısı daha fenaydı. Kendimde değildim. Bilincimin açık olması gerekiyordu ama gözlerim her an kapanacak gibiydi. Kapı yeniden açıldığında altı gündür duyduğum bu kapı sesinden nefret etmeye başlamıştım artık. Çin işkencesi gibi geliyordu bana. Kulaklarım tırmalandığında yüzümü buruşturdum. Martina. Yine. Kurtuluş yok muydu bu kaşardan? "Ah tatlım," dedi yine sinir bozucu ayakkabının sesleriyle. yanıma gelerek saçlarını arkaya attı ve kırmızıya boyadığı dudaklarını yapmacık bir şekilde büzerek yüzüme doğru eğildi. "Nasıl da eridin gittin gözümün önünde?" tepki veremediğimi görünce geri çekilip kahkaha attı. Her gün kafamı suya batırmalar, ayağıma sopayla vurmalar, uykusuzluk, açlık derken iyice kendimi kaybetmek üzereydim. "İyi ki hamile değilsin." Durdu. "Keşke olsaydın... O zaman bebeğini elinden almak için her şeyi yapardım." "Sen... Ruh hastasısın..." dedim bitkin ve yavaş sesimle. "Duydun mu beni... Sen ruh... hastasısın..." "Ah sağ ol tatlım, en az senin kadar." diyerek benimle alga geçtiğinde kapıdaki adam içeriye girerek, "Efendim, patron Enrico gelemeyecekmiş bugünlük size emanet etti." Martina durdu. "Ceza da mı yok?" "Hayır efendim, öyle söyledi. Bugünlük dinlensin demiş." Martina öfkeyle adama bağırdı. "Tamam çık dışarı!" Adam yanımızdan ayrıldığında Martina sinsi ve tehlikeli bakışlarıyla yüzüme doğru baktı. "Artık sonun geliyor Sandra ya da Biricik..." Yine ne yapacağını düşünürken daha fazla düşünemedim çünkü gittikçe bilincim kapanmak üzereydi. Aradan ne kadar zaman geçti bilinmezken keskin bir kokuyla gözlerimi zar zor açabildim. Kaşlarımı çatmak istesem de çatamamıştım. "Bu koku da ne..." derken birden etrafımın aydınlanmasıyla alevlerin içinde olduğumu anladım. Martina köşede beni seyrediyordu. Elindeki anahtarı havada tutarak bana gösterdi. Neler olduğunu anlamakta güçlük çekmemiştim ama tepki vermekte çekiyordum. "Yolun sonuna geldin sürtük!" diye bağırdı ve çıkarak kapıyı üzerime kapattı. Alevler gittikçe bana yaklaşırken güçsüzce yerimde debelendim. "Hayır... hayır..." Daha çok debelendim. Ama nafileydi. Bileklerimdeki ipler bana hiç yardımcı olmuyordu. "Böyle ölmek istemiyorum hayır..." Ellerimi birbirine sürte sürte bileklerimi ipten kurtarmaya çalışsam bu canımı yakmaktan öteye gitmiyordu. Ağlamaklı ifadeyle, "Ne yapacağım ben..." dedim kendi kendime. Buradan kurtulmak zorundasın! Zorundayım... Daha çok yerimde kıvranıp debelendiğimde sandalyeyle beraber yere sertçe düşütüm ve canımın acısıyla çığlık attım, "Ahhhhh..." Gözlerimden yaşlar dökülürken hayatımda hiç bu kadar güçsüz ve çaresiz olduğumu hatırlamıyordum. Sen Biricik'sin, kendine gel, kalk ayağa! Kurtulabilirsin Olmuyordu... Ne yapsam olmuyordu... Kurtulamıyordum... Alevler daha çevremi sardığında öksürmeye başladım, depo dumandan ve alevlerden neredeyse görünmeyecek hale gelmişti. O an mucize olmuştu ve sanki kapı açılmıştı. Zar zor gözlerimi aralayıp gelen kişiye baktım. Lorenzo Cassalini. "BİRİCİK?!" "Lor- Lorenzo... Yar-yardım..." Ve kendimi karanlığın derin dalgalarına bıraktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE