Lorenzo'nun endişe dolu bakışları üzerimden ayrılmazken elindeki purosunu bırakarak bana doğru adım attı. Tam karşımda durduğunda, aklım karışık vaziyette ona bakıyordum. Elimden tuttu. İtiraz edemedim, tepki vermedim. Beni çekerek salona doğru çektiğinde, baş parmağıyla tenimi sevdi. "Bu gece davette olacağız amca," dedi gözlerini benden çekmeden. Amcası, bastonuna ellerini bastırırken gözleri Lorenzo'ya bakıyordu. Lorenzo da ona dönerken ben de başımı çevirdim. Göz göze geldik.
Amcası öne çıkarak elini uzattığında, "Giovanni Cassalini," dedi. "Lorenzo'nun amcasıyım, kendisi merhum kardeşimden yadigardır bana." O kadar boşlukta hissediyordum ki kendimi, hayatım bir tuşla tepetaklak olmuş gibi hissediyordum. Uzatılan eli de geri çevirecek değildim. "Biricik Bilgin-"
"Cassalini," diyerek hızla araya girdi Lorenzo. Gözleri beni bulurken kafamı ona çevirdim. Hissiz gibiydim. Durgundum. Neden böyleydim? "Biricik Cassalini. Bundan sonra senin gelinindir amca." Amcası tek kaşını kaldırırken yüzündeki sert mizacını bozmadı. "Evlendiniz de haberim mi yok?"
"Yakındır." dedi Lorenzo.
Bakışları bana döndü amcasının. "Senin de var mı kızım?" Bana kızım mı dedi? Bu sahiplendiğinin bir göstergesi miydi? Yutkundum. Rızam... Bir dakika öncesine her şeyin bir oyun üzerine olacağını söylerdim, formalite evlilik yapacağımızı ama şu an hayatımın bir oyun olduğunu ve kandırıldığımı hissediyordum. "Var efendim." Amcası ilginç bir şekilde sözümden memnun olurken dudakları kıvrıldı. Lorenzo'ya dönerek elini omzuna attı. "Akşam muhakkak bekliyorum sizi."
"Tamam amca, geleceğiz." Daveti kastediyor olmalıydı.
Adam salondan çıkmadan evvel bana döndüğünde, "Seninle tanıştığımıza memnun oldum kızım," dedi ve ellerim istemsizce terledi. Sanki Lorenzo ile uzun zamandır sevgiliymişiz de o bana evlilik teklifi etmiş ve ben kabul edince beni ailesiyle tanıştırmaya getirmiş gibi ortamdı şu an. Karnım ağrıyordu.
Başımı silikçe salladım, "Ben de." demekle yetindim. Daha fazla söz söylemeden arkasını dönerek salonu terk etti Giovanni Cassalini. Salonda Lorenzo ile yalnız kalınca elimi ondan çektim ve yanından geçerek camın önündeki koltuklardan birine oturdum. Kendimle yalnız kalmaya ihtiyacım vardı ama bu kez aklımdaki soruların cevaplarını bulamazdım. Tek başıma yapamazdım bu sefer.
Lorenzo yanıma oturduğunda ona doğru döndüm. Gözlerine baktığımda onun çoktandır beni izlediğini gördüm. "Nereden başlamak istersin?" Böyle bir soru daha yerinde olur gibiydi çünkü o kadar çok şey vardı ki, söylenmeyen, saklanılan, gizlenen olaylar, sırlar... Kendimi bir bulmacanın içinde gibi hissediyordum. Dahası, bir labirentte kapana kısılmış gibi.
İç çekerek yanıma biraz daha sokulduğunda, eli yanağımı buldu. "Biricik... İyi değilsen sonra da konuşabiliriz? Hemen şimdi konuşmak zorunda değiliz. Söz veriyorum, sana her şeyi açıklığıyla anlatacağım." dediğinde duraksadım. Gözlerim kaşlarına, uzun kirpiklerine, sert mizacına kaydı. O an amcasına ne kadar benzediğini anladım. Ardından gözlerine, burnuna, sakalına baktım. Yüzünü ilk kez bu kadar uzun ve açıkça inceliyordum. Sonra bakışlarım dudaklarına kaydı. "Hayır, şimdi konuşmak istiyorum." diyerek bakışlarımı ondan çektiğimde gözleri beni takip etti. Ellerimi saçlarımdan geçirerek ona döndüm. Bir elimi belimi koyarak diğer elimle işaret ettim. "En başından beri her şeyi anlatmanı istiyorum."
Lorenzo bu sefer anlatacakmış gibi, geriye yaslanıp purosuna uzandı, parmaklarının arasına alarak dalı sıkıştırdı. İçine çekerken yanakları içe göçtü. Ardından zehri dışarıya solurken yüzü islendi. Gözleri bana sabitlendi. "Bundan bir kaç sene önce seni Roma'da gördüm. Ama yalnız değildin..." Kaşlarım çatıldı. Yanına oturduğumda bana hemen dönmedi, bir müddet sehpaya bakarak anlatmaya devam etti. "Beril ile beraberdin. Aceleniz varmış gibi koşuyordunuz caddede ve ben az kalsın size çarpmak üzereydim," Bakışları bana yana kaydı. "Araba ile."
"Sonra?"
"Sonra... Arabayı ani bir frenle durdurdum, çarçabuk indim aşağı, sana çarpmasam da kaputu sürmüştüm ve senden özür dilemeye çalışırken başını kaldırdın öfkeyle bana saydırıp Beril ile beraber oradan uzaklaştın..." Dudaklarında mahzun bir gülümseme peyda geldi. "Oysa, ben senin gözlerinde tutuklu kalmıştım."
Yutkundum.
Bunları biliyordum zaten.
"Sonra çok aradım seni. Aramadığım yer, bakmadığım taş, delik kalmamıştı. Nihayetinde... Otelimizde çalışan olduğunuzu duydum. Tabii," Bakışlarını gözlerime dikti. "Mahzende olduğunuzu bilmiyordum." Alayla gülerek önüme döndüm ve ellerimi dizlerime vurdum. "Yapma ya," yeniden ona döndüğümde kaşları çatılmıştı. Ne zaman ona inanmadığımı görse kaşları çatılır, bakışları şu an ki gibi olurdu. "Otelin sahibisin ve mahzenden haberin yok öyle mi?"
Bedenini tamamen bana döndürerek puroyu tuttuğu elini koltuğun yüzeyine bastırdı. Yüzüme doğru eğildiğinde yüzlerimiz arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. "Çünkü otelin asıl vekaleti Salva'daydı. Babam orayı Salva'ya devretmişti. Neden ona bıraktı bilmiyorum onun da hakkı orası diye büyük ihtimal. Bana da üzüm bağlarımızın başında olacaksın demişti." Bunu bilmiyordum, onların üzüm bağları mı vardı?
İtalya'dasın ve bundan bihabersin?
Yıllarca, her şeyden uzak kapalı bir kutu içinde yaşadığım için olası bir durumdu.
"Ve Salva'nın ve otelde yaptıklarının hakkında bilgim yok diyorsun?"
"Yoktu. Geçen seneye kadar." İç çekti. "Bak Biricik," Biraz daha yaklaştı bana. "O otelin başı Salva'da olduğu sürece ben yoktum. Roma'da bile değildim. Niye biliyor musun? Seni ilk gördüğüm andan itibaren seni tüm ülkede aradım, durdum. Ama sne yoktun. En son otelde çalışan olduğunu öğrendiğimde sana kavuşmak, karşına çıkmak için gün sayıyordum ama sonra ne oldu biliyor musun? Enrico. Her şeyin başı Enrico. Salva'nın sağ kolu Enrico. Bana senin öldüğünü söyledi! İnanamadım! Bu kadar kısa sürede bu olamaz dedim. Hiç birine güvenmiyordum. Bu işin peşini de bırakmadım!" Evet bu işin peşini bırakamadığı belliydi.
Kayıp ilanı...
"Ama sonra Beril karşıma çıkınca ona da sordum, öldü ablam dedi bana. Ağlayarak yıkıldı karşımda kardeşin! Yetmediler eşyalarını hatta mezarını dahi gösterdiler! Sana yemin ederim, yine hiç birine inanmadım ve o mezarı açtırmamak için kendimi zor tuttum." Yutkundum. Bu duyduklarıma inanamıyordum.
"Nurgül ablam dediğin o kadın var ya onun da Beril'den bir farkı yokmuş, çok sonradan öğrendim. Boynunda yılan besliyormuş." Kaşlarım gitgide çatılırken gözlerim doldu. "Ah, zavallı kadın," deyip sinirle güldüğünde sert çehresinden ödün vermeden purosundan içti yine. Sinirlenerek elinden puroyu alıp önümüzdeki orta sehpanın üzerinde duran altın, işlemeli tablaya bastırdım. Söndürdüğümde bana çatık kaşlarıyla baktı. "İçme şu zıkkımı!" Dudakları kıvrılır gibi oldu.
"Niye?"
"Zehri benim yanımda solumanı istemiyorum çünkü!" Kolunu koltuğa yaslayarak kendini bana doğru kaydırdığında, gözlerime baktı. "Seni solumamı mı istersin yoksa?"
Gözlerimi devirdim. "Neyse ne," Derin nefes alıp yeniden ona döndüm. "Devam et."
Yüzündeki lakayıt ifade silinirken ciddileşti. "Ben bir viski alacağım sen de istiyor musun?"
Ona inanamaz gözlerle baktım. "Nerede kötü alışkanlık var hepsini sahiplenmişsin!" Kollarımı bağladım. "Hayır ben senin gibi içici değilim hiç bir konuda!" Birden aklına bir şey gelmiş gibi gülümserken ayağa kalktığı gibi üzerime eğildi. Ne olduğuna anlam veremezken, "Üzerine viski döksem mesela senin üzerinden içsem? Öyle içici kabul eder misin?" Yutkundum. "Ne biçim fantezilerin var senin ya?"
"Niye? Bence çok güzel fantezi."
Boş boş bakarak, "Bir zıkkım içmeden duramıyor musun sen?" dediğimde yüzüme yaklaşıp yanağımdan ardından burun ile dudaklarımın arasındaki boşluktan öptü beni. Kaşlarım hafiften çatılırken geri çekilip çenemi tuttu, kaldırdı. "Seni öperek durabilirim ama, durdurabilirsin beni." Tek kaşım havalanarak ona bakarken birden dudaklarıma yapıştı. Çenemdeki parmaklarının tutuşu sertleşirken hem acıdan hem de dudaklarından yaydığı tutkudan inledim. Gözlerim kapanırken birden kendimi kaybedeceğimi sandım. Öyle delicesine, derinden öpüyordu ki sadece öpmesinden bile orgazm olduğunu bana hatırlatmıştı. Bacaklarımın arası nemlenirken ıslandığımı anladım ve devamını kesinlikle istiyordum. Ancak Lorenzo'nun geri çekileceğini, beni o halde bırakacağını anladığımda ilk iki düğmesi açık gömleğinin yakalarından tutarak kendime çektim ve üzerime düşmesini sağladım. Koltukta iki büklüm olurken dudaklarına hırsla yapıştım ve onu öpmeye başladığımda saliseler geçmeden karşılık verdi ve dudaklarımız yangın yerine çevirdi. Gözlerimi yumarak yakalarından sıkıca tutuyor, onu kendime çekerek dudaklarından dudaklarımı yakıyordum. Lorenzo benden milim ayrılmadan duruşumuzu düzeltirken beni tamamen koltuğa yatırdı ve üzerime çıktı. O da dudaklarımdan kendini kaybederken dakikalarca öptük birbirimiz, öpüştük. sonunda dudaklarımızı ayırıp çeneme oradan boynuma inerken tenimde yakıcı izler bıraktı. Hem öptü, hem emdi.
"Fanulo!" Siktir! "Deli ediyorsun beni..." Lorenzo dudaklarını tenimde sürdürmeye devam ederken bir an kendimizi kaybettiğimizi farkına varıp onu durdurdum. Başını kaldırıp bana alttan alttan bakarken, "Ne oldu?!" diye sormaz mıydı...
"Sence? Salondayız!"
"Ne olmuş," Üzerime çıkıp yüzünü yüzüme yaklaştırdığında, "Ev enim değil, her köşesinde," Eli göğüslerime kaydı, sağ göğsümü kıyafetimin kumaşı üzerinden kavrarken nefesim kesilir gibi oldu. "Her miliminle ilgilenirim, seninle sevişirim. Bundan kime ne?!"
"Yakalanırsak umurumda olmaz o zaman," diye sorduğumda onu iteklediğimde buna müsaade ederek geri çekildi. Benimki de soruydu, tabii ki umurumda olmazdı. "Sen ne dersen de ben uluorta yerde sevişemem, ayrıca," Ona döndüm kaşlarımı çatarak. "Bu hale birden nasıl geldik biz?!" Sırıtarak bana sırnaşırken, "Biz her daim ateşli bir çiftiz unuttun mu?" Gözlerimi devirip onu yüzümden çekerken yanından kalkacaktım ki kolumdan tutup koltuğa düşmemi sağladı, atkuyruğu yaptığım saçlarım yanağıma çarparken gözlerini yüzümden çekerek saçlarıma doğrulttu. "Ayrıca," Eli tokama giderek hızlıca çekerek saçlarımı özgür bıraktığında, "Saçık açıkken daha güzel." Yutkundum. Sayısız yutkunmuştum.
Ah Lorenzo, deli ediyorsun beni.
"Bırak saçımı şimdi," diyerek elini saçlarımdan uzaklaştırdım. "Konuşmayı unuttum sanma ama davete ne zaman gideceğiz? Hazırlanmamız gerekmiyor mu?"
"Daha vakit var," dedi kolundaki saate bakıp bana dönerken bacak üstüne bacak atarak koltuğun üzerinde yayıldı. "Eve senin için kuaför ve modacı çağırdım, saçın, makyajın yapılacak, kıyafetin hazır olacak falan işte." Tek kaşımı kaldırıp baktım. "Sen yaptın?"
Durdu. "Evet? Ne bakıyorsun imalı imalı?"
"Yok bir şey," diyerek önüme döndüğümde dudaklarımı ısırdım. Parmakları yeniden çenemi bulup beni yüzüne çevirirken sesi sertleşti. "Ne gülüyorsun aban da söylesene?"
"Cık söylemeyeceğim," dediğimde üzerime eğildi. "Söylemezsen..."
"Hım?"
"Mahvederim seni."
Gözlerim kısıldı. "Sen?"
"Evet ben," Bakışları dudaklarım akaydı. "Aklının hayalinin alamayacağı şeyler yaparım." Yeni bir yangına izin vermeden kendimi geri çektim. "Tamam. Konudan yeterince saptık farkında mısın? En son Nurgül ablamın benden sakladığı şeyler olduğunu söylüyordun..." Bakışları değişirken, "Umarım dikkatimi dağıtmak için değildi bu?"
"Hayır Biricik," dedi sert sesiyle. tehlikeli bakışlarını üzerime salarken devam etti. "Sadece tatsız konular. Ben seni buldum mu buldum, gerisi sikimde değil!"
"Benim umurumda ama Lorenzo!"
"Tamam," dediğinde dirseklerini dizlerine koyarak eğildi bana yanını işaret etti. oturduğumda, "O da bana aynı şeyleri söyledi. Senin öldüğünü."
"Belki senin nasıl biri olduğunu bildiği için aklınca beni senden uzak tutmak istemiştir? Olamaz mı?" Lorenzo, yapma bakışları atarken, "Bu kadar saf olduğuna inanmak istemiyorum," bedenini bana döndürdü. "Asıl kirli işlerinin başının Salva olduğunu kendi adı gibi biliyordu Biricik! Yıllardır orada yaşıyor o kadın! Her dolabı her oyunu, planı göremeyecek fark edemeyecek kadar aptal olamaz!" Lorenzo yine haklıydı.
Tabii bu konuda.
Yutkundu. "Peki neden bana yalan söylesin?"
"Çünkü gerçekleri öğrenirsen ona sırtını döneceğini çok iyi biliyor da ondan." Duraksadım. "NE gerçeği?"
Lorenzo iç çekti.
"Lorenzo ne gerçeği!"
"Nurgül senin öz annen, Beril de üvey kardeşin." Ayağa kalktı. Ellerine cebine sokarak yürüdüğünde, "Yani duyduğun ne varsa hepsi doğru."
"Ben de bunu anlamıyorum ya işte neden benden bunu sakladı? Ona bunun için arkamı dönecek değildim!"
Lorenzo bir müddet konuşmazken eliyle çenesini sıvazlarken bana döndü. "Söylemek ya da söylememek arasında kaldım ama sana açık olacağım dedim, bu yüzden... Babanla anne sandığın kadının ilişkisi varken baban Nurgül denilen kadın ile berabermiş. Yani..."
"Yani ben yasak ilişki kurbanıyım öyle mi?"
Lorenzo derince nefes çekerken ciğerlerine başını sakince salladı. Durdum. Dudaklarım hüzünle büzülürken, "Vay be... Demek istenmeyen-"
"Şışt! Sakın ağzından duymayayım öyle şeyler." Lorenzo hızla yanıma gelip önümde çömeldiğinde gözlerine baktım." Seni isteyen en çok isteyen biri duruyor karşında!"
"Benim öldüğüme... İkna olmuş muydun?" Bakışlarını kaçırmadı ama hemen de yanıt vermedi. Ardından, "Evet. Olmuştum. Hatta bu yüzden delirdiğimi düşünen amcam beni buralardan uzağa göndermişti. Halamın yanına. Kendimi iyi hissetmem, toparlanabilmem için."
"Ama," dedi devam ederek." ben uzaktayken senin peşini hiç bırakmadım. Rüyalarımda seni görüyordum Biricik. Beril bana eşyalarının verdiğinde," Bir eli gömleğin içinde B harfli kolyeyi çıkarıp dışarı bıraktığında parmaklarıyla ucunu tuttu. "Bununla tutundum hayatıma. Senin kıyafetlerinle yattım kalktım, fotoğraflarınla oyaladım kendimi. Amcam uzak tuttuğunu zannediyordu ya aslında ben hep senin yanındaydım. Yakınındaydım."
"Lorenzo..."
"Dinle beni, bana inanmıyorsun biliyorum, inanasın gelmiyor, içinde bulunduğun bu durum sana karman çorman geliyor, haklısın, biliyorum. Ama senden tek bir şey istiyorum." Elimden tuttu. "Benimle evlen ve hepsinin üstesinden beraber gelelim. Bizi ayırmaya çalıştılar ama bunu başaramadıklarını gösterelim onlara. Arkamızdan çevirdikleri her iş oyun ne varsa intikam alalım onlarda."
Ve sonra şunu ekledi. "Sana söz veriyorum, günün sonunda o mahzeni kendi ellerimle yakacağım."
&
Lorenzo'nun bahsettiği modacı ve kuaför eve geldiklerinde Horon onları karşılamıştı, Angela da bana haber vermeye gelmişti. Salona indiğimde gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Ne oluyor ya?" İstemsizce Türkçe konuştuğumda Angela ne dediğimi anlamamış gibi yüzüme boş boş bakarken Lorenzo girişten gözüktü. Üzerrini değiştirmişti çünkü sabah giydiği takım yoktu. "Lorenzo?"
Yanıma geldiğinde, "Söyle biriciğim," Dişlerimi sıktım. Karnına vurdum, bundan etkilenmezken, "Bu ne? Kulise çevirmişsin salonu."
"Sana dediğimin aynısı." yanağımdan öptü. "ayrıca sen iste her yere çeviririm burayı," Kaşlarımı çattım. "Ne oldu sana böyle ya? Yüz verince gevşedin bakıyorum?" Güneş gözlüğünü gözlerine takarken, "Bunlar hep sana özel, söylemiştim," Kimsenin varlığını umursamadan dudaklarımdan öpüp beni öylece bırakırken, "Akşam seni almaya gelirim," diyerek salondan çıktı. Angela ise aramızdaki Türkçe geçen konuşmalardan dolayı yabancı kalmıştı. "Manyak ya." Angela'ya döndüm. "Hai maniaco questo capo, maniaco!" Senin bu patronun var ya, manyak!
Angela sadece kıkırdarken adının Laurel olduğunu öğrendiğim kadın kolumdan tutup beni makyaj masasına oturmuştu. Hadi çok işimiz var hadi derken çevremde bir sürü insan dolaşıyor, yüzümde makyaj malzemelerini tutup deniyorlar hatta İtalyanca tartışmalar da yaşıyorlardı.
Neyse ki üç saate yakın sürenin hazırlanmam nihayet biterken içimden Lorenzo'ya saydırıyordum. Nefret etmiştim hazırlanmaktan nefret!
Salon boşalırken ben de odamda boy aynasından giymiş olduğum kırmızı elbiseye bakıyordum, arkamı dönüp kendimi boydan boya süzerken gülümsedim. Beni böyle görünce delirecekti. Dudaklarım sinsice kıvrılırken küçük el çantamı da elime aldım. Kendime aynadan seyredalırken nedense Lorenzo'ya karşı içimin ısındığını hissettim. Tamam ona güvenmiyordum ama anlattıklarını o kadar çok tekrar etmiş e bıkmadan defalarca anlatmıştı ki istemsizce samimi geliyordu.
Yine de içimden bir ses ona güvenme diyordu.
"Merak etme, Biricik, sen Sandra iken sana yapılanları unutmadın," diye konuştuğumda aynadan kendime baktım. "Öğrendiğin gerçeklerden sonra evin yardımcısına bile güvenme artık." O an kapı tıklatıldığında girdiğim duygudan arınıp kapıya döndüm. Angela'ydı gelen. Kapı aralayıp kafasını uzattığında, "Bayan Biricik?" dedi.
"Evet, Angela?"
"Bay Cassalini geldi aşağıda sizi bekliyorlar."
"Geliyorum."
Angela geri çıkıp kapıyı kapatırken son kez aynadan kendimi süzdüm ve odadan çıktım. Topuklu ayakkabılarımla merdivenlerden aşağı inerken antreye ulaştım ve Lorenzo'nun elleri cebinde bana sırtı dönük vaziyette Honor ile konuştuğunu gördüm. Ayakkabılarım sesi antrenin parlayan fayansında yankılandığında önce başı omzuna çevrildi, sonra arkaya. Beni görür görmez bedenini yavaşça bana çevirdiğinde yavaş adımlarla ona doğru yürümeye başladım. Beni tepeden tırnağa yavaşça süzerken, gözleri gözlerim dışında her yerde gezindi ve en son gözlerimde takılı kaldı. Yutkunduğuna şahit oldum. "Biricik..." Efsunlanmış gibiydi.
Sakin adımlarla karşısında durduğumda ayna çaprazımızda kalmıştı. Bir süre beni inceledikten sonra yüzüme bakakalırken, onu dürttüm. "Gitmiyor muyuz? Lorenzo?"
"Gitmeden önce sana vermem gereken bir şey var."
Durdum, kaşlarım çatıldı. "Neymiş o?"
"Daha doğrusu," Honor elinde bir kadife siyah kutuyla gelirken onu Lorenzo'ya teslim etti ve içeirye giderek gözden kayboldu. Lorenzo tek eliyle beni ayna karşısına getirirken yüzümü aynaya döndürdü. Tek kaşımı kaldırarak onu aynadan izlerken kutuyu sakince açtı ve ışıl ışıl parlayan su damlası gibi elmaslar gözümü aldı. Kaç karattı, kaç paraydı, hiç bir fikrim yokken, kutuyu aynanın önündeki geniş çekmecesiz şifonyerin üzerine koydu. Eline aldığı kolyeyi boynuma geçirirken ensemden kopçasını taktı. Saçlarım toplu olduğu için takması daha kolay olmuştu. Saniyeler içinde taksa da hemen geri çekilmedi, omuzlarım onun ellerini ev sahipliği yaparken başını eğdi ve omzumdan öptü. Sonra belime sarılarak aynadan gözlerimizi kavuşturdu. "Seninle sonunda böyle olabildik ya benden mutlusu yok zannediyordum."
"Zannediyorsun?"
"Hım, vardır belki. Kesin konuşmamak lazım." Gözlerimi devirirken ona döndüm. "Bunu sen mi söylüyorsun? Egolu, kendini beğenmiş Lorenzo Cassalini?"
Gözleri kısıldı. "Ben miymişim o? Sizde ne diyorlardı," Bir süre düşünür gibi yaptı. "Hah, teessüf ederim Biricik Cassalini." Kıkırdayarak gülerken dondu kaldı karşımda. "Sonunda senin güldüğünü görüyorum ya her an rüyadaymışım gibi, her an uyandırılacakmışım gibi hissediyorum." Durdum.
"Seni hala affetmedim, ve sana hala güvenmiyorum Lorenzo." dediğimde durgunlaştı keza ben de öyle. Yüzümdeki tebessüm silinirken konuştum. "Ama bu senin işbirliği yapmama, evlenmemize engel değil. Neticede ikimiz de yetişkin insanlarız." Elimi ensesine dolayarak kendimi ona ittim. "Seni satıp kullanabilirim de."
Lorenzo gözlerini kısarak bakarken bakışları anlık dudaklarıma kaydı. "Bak sen, aklından öyle şeyler geçtiğini biliyordum."
"Ama hayır yapmayacağım çünkü karşılıklı bir güven sağlayamazsak onları alt edemeyiz." Lorenzo durdu, tepki vermezken, gözlerinin içine baktım. "Beril... Öz kardeşim olmayabilir. Daha doğrusu bunun gerçeğini özünü en ince ayrıntısına kadar öğreneceğim ama Salva'nın yaptıkları, Enrico'nun bize çektiridkleri, bize yaşattırdıkları... Hele o Martina sürtüğü... Onun yanına hiç bırakmayacağım."
"İşte benim görmek istediğim Biricik," dediğinde geri çekilip elimden tuttu, bileğimi kavrayarak. Anlık saatine bakarak bana döndü. "Gidelim, gecikmeden." Sadece başımı sallarken Honor bizim için kapıyı açtı ve dışarıdaki serin havanın etkisiyle tenim ürperdi. Hafif bir rüzgar da esiyordu. Şoförlerden biri kapıları bize açarken önce ben, ardından Lorenzo bindi ve Cassalini arazisinden ayrıldık.
&
Davetin yapıldığı yer oteldi. Ve girişte Lorenzo ve beni görür görmez direkt içeri almışlardı ki tek başıma olsam böyle bir yerden içeriye giremeyeceğimi biliyordum. Bunu umursamazken Lorenzo elimi bir an olsun bırakmadan beni içeriye kadar sürükledi. Otelin geniş bahçesinde, açık alanda yapılıyordu. Çevredeki beyaz ışıklar ve can alıcı süsler gözümü alırken, yaylı çalgılardan oluşan orkestradan ise hoş bir müzik yükseliyordu. Garsonların etrafta dört nala koşturduğu bahçede yürürken kırmızı halıdan ayrılarak önde konumlanmış masalardan birine oturduk. Lorenzo da soluğumu yanımda alırken sekiz kişilik masada sadece ikimiz vardı.
Belli ki birileri daha eşlik edecekti bize.
"Kimler gelecek?"
"Amcam ve Salva. Geriye kalan dört kişiyi bilmiyorum." Buna cevap vermezken gözlerimi etrafta gezdirdim. Müziğin sesi kuvvetliydi, bir yükselip bir azalırken insanın içini alıyordu resmen. "İçki alıp geliyorum. İkimize." dediğinde yanımdan kalkıp uzaklaştığında artık masada yalnızdım. Dirseklerimi masaya koyup öylesine etrafı izlemeye devam ettiğimde gözlerim ilerideki Onur ve yanındaki kadına kaydı. Geçen günkü kavgadaki kadındı bu. Bakışlarımın rengi değişirken, Onur'un beni fark ettiğini anladım ve dik dik bakmaya başladım. Elini kaldırıp selam verdiğinde selamını almadan önüme döndüm.
Kendimi kandırılmış hissediyordum.
Çünkü onunla karşılaşmamız tesadüf değildi ve o her şeyi planlayarak çıkmıştı benim karşıma. Üzerime kahve dökmesi, kahve içmek için hevesli olması... Hepsi açıklıyordu işte.
Çok geçmeden demin Lorenzo'nun oturduğu sandalye çekilirken Onur'un oraya oturduğunu gördüm. Kaşlarım çatıldı. "Ne yapıyorsun sen?" Benim tavrıma rağmen gülümsedi. "Merhaba, nasılsın?"
"Sana ne." diyerek kollarımı bağlayıp geriye yaslanırken vücudunu tamamen bana döndürdü. "O herif sana bir şey yapmadı değil mi?"
"Hah, yaparsa çükünü yediririm ona sen hiç merak etme." Sırıttı. "Senin böyle bir kadın olduğunu biliyordum zaten." Ona döndüm. "Nasıl?"
"Güçlü, inatçı, pes etmeyen, istediğini alana kadar sonuna kadar giden." Dudaklarım kıvrıldı. "Hayret daha bir kaç gündür tanıdığın kadın hakkında böyle konuşman garip, hah, pardon, bir kaç günlük değildi değil mi?" Onur duraksarken bana baktı. "Nasıl? Anlamadım?"
"Şöyle, beni biliyordun değil mi, araştırmıştın, çarpışmamız yalan değildi." Sorgu dolu bakışlarımı ona dikerken derin bir soluk vererek pes ettiğini gösterdi ve, "Evet. Özür dilerim bunu sana söyleyecektim ama zamanı vardı, Biricik. Lütfen bu yüzden bana kızma."
Omuz silkerek önüme baktım. "Neden kızayım canım? Gerçek kimliğini saklamışsın nedir yani?" dediğimde devam etti. "Sen bunu nereden öğrendin?"
"Bu önemli mi senin için?"
"Hayır sadece gizli tutuyorduk, biri mi söyledi diye merak ettim." Gülümsedim ama öyleisne gülümsemelerden biri değildi. "Lorenzo. Lorenzo Cassalini." Durdu, gözlerime öfkeyle bakakaldı. "Lorenzo Cassalini mi?" O an bardakların yere çarpma ve kırılma sesini duyarken, ikimiz de sesin geldiği yere döndük. "Evet, Lorenzo Cassalini!"
Lorenzo ateş saçan gözlerini Onur'a dikmişti ve her an kafa atacakmış gibi duruyordu.
Sandalyemden hızlıca kalkarken elbisemin eteklerini düzelterek Lorenzo'nun koluna dokunarak onu tutmaya çalıştım. "Lorenzo!"
"Figlio di puttana!" Orospu çocuğu! "Senin ona bakan gözlerini sikeyim!" Onu tutmama rağmen Onur'a kafan atması yetmezmiş gibi, Onur'un masaya yığılan bedenini havalandırıp masaya yatırdı ve resmen kafasını masaya gömdü! Kanlar içindeki yüzüne bakarken gözlerimi açamadan edemedim, son anda kolundan tutup onu kendime çektiğimde nefes nefese geri çekildi ama gözlerini Onur'dan ayırmadı. "Yine mi sen ya?!" diyen bir kadın sesi duyduğumuzda Lorenzo ona bakmadan bana döndü, elini uzattı. Kırık cam parçalarının üzerinden geçerken, "Gidiyrouz, tadım kaçtı." dediğinde Giovanni Cassalini önümüzde barikat gibi durdu. "Durun bakalım orada!"
Lorenzo öfkeli bakışlarını amcasına dikerken, amcası da ondan farksız sayılmazdı. "Bu davette olmanızı istedim ve olacaksınız."
Lorenzo bir şey demeden bana döndüğünde ona bir şey söyleyemedim, sonrasında Onur'a baktı. Bakışları alevlendi. "Gecenin sonuna kadar bu herifi öldürmemem için neden söyle bana," diyerek tısladığında çenesinden tutup kendime çevirdim. "Kendini tutarsan bu gecenin sonunda sneinle sevişirim."
Duraksadı. "Kendini mi kullandırtıyorsun bu herif için!" Daha da sinirlendiğini anladığımda, "Bu herifi yerin yedi kat dibine gömerim Biricik, andım olsun, yaparım!"
"Hayır," dedim üstünü bastıra bastıra söylerken. "Seninle sevişmek istediğim ve sen böyle sakinleştiğin için."
Sonrasında herkes masaya otururken karşımızda Onur ve onun yanında adını Nazlı olduğunu öğrendiğim kadın oturuyordu. Kardeşiymiş. "Abi, biraz daha pansuman yapayım mı?" Onur elini kaldırıp kardeşini durdururken gerek yok dedi ve bakışlarını bizim üzerimize saldı. Lorenzo gergince bacağını sallarken ürkütücü bakışlarını Onur'dan ayırmıyordu. Giovanni Cassalini, öksürerek dikkatleri üstüne çektiğinde çaprazımızda oturan, pişkin pişkin sırıtan Salva da babasına döndü. "Bu gece sizi önemli iki konuğumla tanıştıracağım," Onur'lara döndü. "Bay Saylan ve Bayan Saylan. Kendileri otelimizin yeni ortakları."
"Ona ne şahit babacım," Salva yerinde dikleşerek elini uzattı. "Aramıza katıldığınız için onur duyuyorum," diyerek yavşaklık yaptığında, Lorenzo da benimle aynı şeyi duymuş olmalı ki, kısık sesle, "Yavşak," dedi. Gülmemek için kendimi tuttum. Onur ile tokalaşıp, Nazlı'nın da elinin üstünü öpüp bırakırken masada koyu bir sohbet başladı. Geçen dakikaların ardından iş ve otel dışında bir şey konuşulmamıştı.
Garsonlar yemek servislerine başlarken, müzik devam ediyordu.
Yavaştan sıkıldığımı, ayağımdaki topuklunun bile beni rahatsız ettiğini anladığımda bıkkınlıkla yerimde kıpırdandım. Lorenzo bunun hissetmiş gibi bana dönerken, "İstersen kalkabiliriz?"
"Amcam konuşma yapmayacak mıydı?"
"Sikerim konuşmasını. Alt tarafı yeni ortak kutlaması. Zaten ne diye geldiysek..." diye gergince konuştuğunda sinirin üzerinde olduğunu fark etmişti. Onur karşımızda oturduğu sürece kolay kolay geçmeyecek gibiydi.
Müziğin ritmi birden değişirken, dans müziği diye tahmin ettiğim müzik çaldı ve bir kaç çift piste çıkıp yavaşça dans etmeye başladığında, Onur'un gözleri üzerimde dolaşıyordu. Yerinden kalkıp yanı başımda durduğunda elini uzattı. "Bu dansı bana bir lütfeder misiniz?"
Yutkundum.
"Ben şimdi sana bir lütfederim!" diyerek yerinden fırlayan Lorenzo'nun peşinden kalkarken amcası araya girdi. "Lorenzo! Çok olmaya başlıyorsun artık!" diye öfkelendi. Lorenzo dişlerini sıkarak kendini tutmaya çalışırken, elinden tuttum. "Biz dans edelim." diyerek onu sürükledim ve piste kadar getirdim. Kollarımı ensesine sararken gözleri gözlerimi buldu ve bakışlarındaki alevler anlık sönüvermişti. "Sen beni... Dansa mı kaldırdın?"
Gözlerimi devirdim. "Kör müsün? Horon tepiyoruz şu an?!"
Sırıtarak burnunu yanağıma sürterken ellerini belime bastırdı ve beni kendine çekti. "Ben kıskanç bir adamım."
Homurdandım. "Farkındayım."
"Sana bu kıyafeti giydirenin ben olduğum halde sana bakanları bir kafayla yere serebilirim?"
"Ser ser, içinde kalmasın." Daha çok sırıtırken kafasını çekip gözlerime baktı. Müzik ılık bir his bırakıyordu insanda. Mayıştırıyor gibiydi. "Keşke daha önce tanısaymışım, görseymişim seni."
"Şu an tanıdığını düşünmüyorum Lorenzo."
"Zamanla tanırım."
Kaşımı kaldırıp öyle mi dercesine bakış atarken birden dudaklarıma yumulmasıyla gözlerimi yumdum, ve müziğin ritmi yükseldi. Ellerim saçlarında dolaşırken başını eğerek dudaklarımı tamamen ağzına aldı, emerek beni tutkuyla öpmeye devam etti. Müzik yükseldi biz öpüştük. Alçaldı, öpmeye devam ettik. Sonunda dakikalar bittiğinde geri çekildik, nefes nefese birbirimize bakarken, "Sen de farkındasın değil mi?"
"Neyin?"
"Bana çekiliyorsun." Yutkundum.
"Bana ısınıyorsun." Eli kalbimi buldu. "Bana alışıyorsun."
&

Davet bittiğinde ben de bitmiştim.
Arabadan inerken Lorenzo arabayı güvenliğe teslim ederek yanıma gelirken beraber eve girdik. Üstümdekilerle uğraşmadan direkt yatağa atmak istiyordum kendimi.
Kapıyı kapattığında ev sessizdi. Yardımcılar müştemilata çekilmiş olmalılardı. Merdivenlere yönelecekken birden kolumdan çekilip sert bedene çarpmamla duraksadım. Antre karanlıktı ve onun yüzünü sadece salona vuran ay ışığı sayesinde görebiliyordu. "Kaçacak mısın hemen?"
"Yorgunum. Lorenzo."
Kolumu kurtarmaya yeltendiğimde, buna izin vermeyip kollarını belime dolarken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Sözün vardı, bu gece senin olacaktım." Bu lafı hoşuma giderken gülümsedim.
"Demek benim olmak istiyorsun?"
"Hem de sonsuza kadar." deyip dudaklarıma yumulduğunda bu sefer hızlıca, çarçabuk ona karşılık vermeye başladım. Öpüşü giderek derinleşirken gözlerimi yumarak ellerimi ensesine taşıdım, oradan saçlarına. Beni çekiştirip kalçamı aynanın önündeki şifonyere yapıştırırken belimdeki bir eli kayarak elbisemin yırtmacından içeriye girdi ve tenimi okşayarak kalçamı kavradı. Sıkıp okşarken dudaklarımı bir an olsun öpmeyi bırakmıyor, talan ediyordu.
Dudağımı ısırdığında inledim, inlemem ona güç vermiş gibi hareketlerini hızlandırırken yırtmacımdan elbisemi yırtarak paramparça etti ve elbiseyi üzerimden söküp atarak yere fırlattı. "Kırmızı üstünde değil, teninde daha çok yakışıyor." deyip bu sefer boynuma kaydı dudakları.
Öpücükleri beni mahvederken saçlarına asıldım. Karşısında çırılçıplaktım. Altımdaki incecik beyaz tanga hariç. "En sevdiğim renk beyaz biliyor musun..." dedi kafasını boynumda çekti, üzerimi süzerek. "Çünkü seni temsil ediyor. Her yönüyle benim için beyaz sensin. Saflığın, masumluğun, duruluğun, güzelliğin... Ölüyorum beyazlığından."
Elleri bu defa iki kalçalarımı birden kavrarken sıktı, inledim. Hırlayarak göğüslerimde dudaklarında gezdirdiğinde vücudumda keşfe çıkmıştı. Dudakları göğüslerimin çevresinde, ucunda her yerinde gezinirken kafamı geriye atarak aynaya bastırdım. Aynı zamanda Lorenzo'yu da göğüslerimi bastırıyordum. Meme ucumu yalayıp çektiğinde ağzımdan sesli iniltiler çıktı. "Ahh...."
Diğer göğsüme de aynı hareketleri yaparken artık dili beni ıslatıyordu. Bacaklarımın arasındaki yumru kendini gösterdiğinde dayanamadım, iniltilerim arttı. "Lorenzo..."
Lorenzo başını kaldırıp bana bakarken, "Islandın mı benim için?" diyerek iki parmağını tanganın içinden sokarken vulvamda ve dudaklarında gezdirdi. "Siktir!"
"Kes şunu!" Yerimde kıvranmaya başladığımda birden beni ters çevirip şifonyere yasladı. Ellerimi aynaya dayarken kendi üstundekilerini ne ara çıkartmıştı da yere fırlatmıştı bilemezken, yarığımda onun büyük sıcak aletini hissettim. Kaşlarım çatılırken ağzım aralandı. Onun orada olduğunu bilmek sadece sürtünmesi bile benim orgazm olmama, boşalmama neden olurken daha fazlasını yapacaktı.
Gözlerimiz aynada birleştiğinde dudakları kıvrıldı. Kalçalarımı sıkıp okşarken ona ittim istemsizce. "Hazır mısın?"
"Yap şunu!"
Birden onu içimde hissettiğimde ağzım aralandı, kafamı geriye atarak çığlık atacaktım ki ağzımda Lorenzo'nun elini hissettim. Çığlıklarım boğuk çıkarken tüm aleti içimi nasıl öyle doldurmuştu halen aklım almazken içimde gel git yapmaya başladı. Bedenim şifonyere çarpıp sarsılırken avuçlarımı aynanın yüzeyine bastırıyordum.
"LORENZO!"
Hızlanan git gelleriyle aynı anda gelirken içimden çıktı ama ben hâlâ kendime gelememiştim. Nefes nefese birbirimize aynada bakakalırken çenesini omzuma yasladı. Cüsse bedenini arkamda hissedebiliyordum.
Sadece gözlerime bakarak konuşurken, ağzından kelam çıkmıyordu. Sadece gözleri konuşuyordu, o yeterdi.
"Lorenzo?"
Bir şey demedi, keza dikkati bendeydi.
"Evlenelim." dedim. Ama anlamamış gibi boş boş baktı suratıma. "Hemen. Yarın."