HELİN
Bahar dönemi bitti ve son sınıfa geçtik. Bahar döneminin bitişiyle okulda tatile girmişti. Bu yüzden şimdi ailemin evindeydim.
Esra da bütünlemeden sonra ailesinin evine dönmüştü. Neyse ki aynı semtte doğup büyüdüğümüz için onu istediğim zaman görme fırsatım oluyordu.
O günden sonra her şey değişmişti. Ekin..
Ekin’i düşünmeden geçirdiğim bir an bile olmuyordu. Şimdi oturmuş kitap okumaya çalışırken bile aklımda o vardı.
Onu ilk gördüğüm anı düşünüyordum. O an sanki zaman durmuştu. Her şey durmuştu. Susmuştu.
Gözlerimiz birbirine değdiği an ruhlarımız birbirini tanımıştı. Sanki işte öyle bir andı benim için.
Sonra ne mi oldu? Her şey mahvoldu. Onu kaybettim. Gitmesini söyledim.
Pişman mıyım diye sorarsanız eğer günde bin defa pişman olup sonra nedenlerimin arkasına sığınıyorum.
Toparlanmam için daha zaman var..
Kafamdaki sesleri de artık susturmuyordum. Olduğu gibi hepsi akıyordu. Öyle mutluda değilimdim ama umutsuz da değilimdim. Bir şekilde her şey yoluna girecek gibi hissediyordum.
Mete de bir süredir peşimi bırakmıştı. Artık benimle uğraşmıyordu.
Sonra birde Cem'in benimle görüşme isteğini de reddettmiştim.
Temmuz ayı sıcağında evimizin bahçesinde Jane Austen'ın dan İkna kitabını okuyordum. Her seferinde bende farklı bir yankı yapmaya devam ediyordu.
Bu zamanda bunu okuyor olmak şimdi sanki kendimi kendim ikna etmiş gibi hissettiriyordu.
Her zaman olduğu gibi gene konsantre olmaya çalıştığım anda telefonum çaldı arayan Esraydı.
Esra 'Selam canım napıyorsun?' dedi.
Bende ‘iyiyim kitap okuyorum sen napıyorsun?' Diye sordum.
Esra 'Bende bildiğin gibi işte. Senden önemli bir şey isteyeceğim’ dedi.
‘Salla gelsin’ dedim.
Esra ‘Bu hafta Okan'ın ailesi Türkiye'ye gelmiş ve benimle tanışmak istemişler. Önümüzdeki hafta için çağırdılar ama tek gidemem Helin beni tek başıma bırakamazsın' dedi.
Ben 'Saçmalama Esra, neyden korkuyorsun? insanlar seni yiyecek değil ya?' dedim gözlerimi devirerek. 'Ya gerçekten yerlerse' dedi sesi çok endişeli geliyordu. Belli ki Okan ailesinden bahsederek onu biraz endişelendirmişti.
Esra beni ikna etmek için konuşmaya devam etti. ‘Zaten büyük evde sadece ailesi olacak . Ekin olmayacak merak etme. O daha dönmemiş yurt dışından' dedi.
Geçen hafta yurt dışına gitmişti. Şirket işleriyle aşırı yoğundu.
Esra ‘Lütfen geeel' diye ısrar etmeye devam etti.
Geçen sefer Esrayı tek bıraktığım için kendimi suçlu hissetmiştim. Bu sefer yanında olup tek başına gitmene izin vermeyeceğim diye düşündüm. Zaten Ekin de orada yoktu. Yani sorunda yoktu.
'Yanında olacağım' dedim. Çığlığı kulağımı tırmaladı. 'Hemen biletleri alıyorum' dedi.
1 Hafta Sonra
Esra’yla birlikte arabadan indik. İner inmez yaz havasının sıcaklığı yüzümüze vurdu. Esra mavi renkli elbise giymişti.
Güzel gözükmek ve ilk izlenim için şık olmak istiyordu. Haklıydı. Ben şort ve ince askılı bir t-shirt giymiştim. Ayağımda da terlikler vardı. Şık değil rahat olmak istiyordum. Üstelik bugünün gözdesi Esraydı.
Bizi ozan arabayla getirmişti. Evin girişimde Kocaman kapılar vardı. Burayı geçtikten sonra evlerine gelmiştik. Tabi buraya ev denirse. Büyük bir malikaneydi.
4 katlı büyük bir ev ve bizim sülale burada yaşar. Tek dolaşamazsın kaybolursun ve bulunman günler sürer. İşte öyle büyük bir villa..
Evin kapısını yardımcılar açtı. İçine adım attık. Evin, beyaz ve gümüş desenlerle işlenmiş büyük bir giriş kısmı vardı. iki kişi bizi karşıladı.
Daha kimseyle tanışamadan ‘sizi odalarında götürelim’ dediler. Ardından bana ve Esraya odalarımıza kadar eşlik ettiler. Zenginlerin adeti böyle demekki..
Bizim odalarımız yan yana ve ikşncş kattaydı. Misafirlerin bu katta kaldığını yardımcı kızdan öğrenmiştim.
Ekin ve Ozan'ın ve diğer kuzenlerin kaldığı odalar üçüncü kattaymış. En üst katta da büyük aile bireyleri kalıyormuş.
Bana verilen odaya girince hayran kaldım ‘vay be’ diyerek fısıldadım. Benim evimde ki oda da çok güzeldi ama bu oda çok büyüktü.
Odanın sol tarafındanda kocaman bir beyaz dolap vardı. Yanında mavi nevresim serilmiş dev boyutta yatak ve komodini vardı.
Yatağın karşısında bir kapı vardı ve bu kapı banyoya açılıyordu. O kadar yorgun hissediyordum ki kendimi yatağa yüz üstü attım.
Uykuya daldığımı kapının çalınmasıyla anladım. Hava kararmıştı bile ve ben hala uyuyordum. Kapıyı açtım. Ozana duruyordu,
Bana baktı. Saçlarıma uzunca baktı ve bu bakış şaşkınca bi bakıştı. 'Uyuyor muydun? Bir şeye ihtiyacın var mı diye sormak için gelmiştik' dedi.
Sonra yana doğru işaret yaptı. Diiğer kapıda Ekin'i gördüm Esra ile konuşuyordu. Beni kandırmışlardı. Hani Ekin burada olmayacaktı.
Esra ve Ekin bana doğru dönüp ve baktılar. Esra’nın suratında bu ne hal der gibi bit bakış vardı. Yaptığı hatayı unutmuş gibiydi. Ona günü gösterecektim.
Ozana dönüp ‘Hayır yok' dedim ve hızla kapıyı kapattım. Esra'yı öldürecektim. Hani Ekin burada olmayacaktı. Kapıda dövündüm. Saçımı başımı yolmak istiyordum.
Kapım itilerek açıldı ve içeriye Esra girdi. Ona öyle bir bakış attım ki karşımda yutkundu. Ellerini yukarı kaldırarak 'Yemin ederim bilmiyordum. Bende kandırıldım' dedi.
Ona doğru yürüdüm işaret parmağımı gözüne sokarken ve 'Umarım öyledir. Umarım bana yalan söylemiyorsundur' dedim.
Esra yalvarırcasına 'Yemin ederim ki öyle. Şimdi seninle birlikte öğrendim. Ozanın ailesi tüm herkesi benimle tanışmaları için çağırmış. Baskıyı artırıyorlar. Herkes burada ve ben ne yapacağımı bilmiyorum' dedi ağlamaklı sesle.
İşte bu çok kötüydü. Kendi derdimi unutarak yanına yaklaştım ve ellerini tuttum. 'Merak etme yanındayım' dedim.
Esra yüzünü kaldırdı ve bana baktı. 'Teşekkür ederim ama bu halin ne Helin?' dedi. 'Hemen banyoya girmelisin. Fazla vaktimiz yok' dedi gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Banyoya girdim ve aynaya baktım. Olamaz! Olamaz! Ekinin beni uzun süre sonra bu halimle görmesi içler açıcıydı.
Tepeden topuz yaptığım saçlarım her yerden çıkmış ve kendi özgürlüğünü ilan etmişti. Rimelim göz çevreme dağılmış panda gibiydim.
Üzerimede ki tshirtümde de arabada yediğim çikolatanın izleri vardı. Çığlık attım. Bu halde gördü beni inanamıyordum. Aylardır görüşmüyoruz ve benim şu halime bak!
O yunan heykeli gibi ve bende panda gibiyim. Rezalet!
Duş alıp hazırlandıktan sonra dışarı çıktım. Esra odasındaydı bende odasına girdim. Esra uzun ip askılı siyah elbisesiyle göz kamaştırıyordu. Yanında da daha önce görmediğim biri vardı. Kızın sarı lüle lüle omuzlarına dökülen saçları, cam gibi mavi gözleri ve minik ağzı burnu vardı. Benim çok zıttım gibiydi.
Esra'dan biraz kısa boyda ve gerçekten çok güzeldi. Kırmızı dar kısa elbisesi uzun bacaklarını ortaya çıkarmıştı. Ayaklarında bir kısa topuklusu var.
Ben onların yanlarında çok sade kalıyordum. Beyaz diz üstü bir prenses elbise giymiştim omuzları açıktı ve ayağımda da beyaz önü açık kısa topuklu ayakkabı vardı.
Esra yanımda geldi ve 'sizi tanıştırayım, bu benim yakın arkadaşım Helin' dedi. Sonra beni gösterdi.
Ardından sarışın kıza dönerek ' bu da Başak' dedi.. Elimi uzattım ve oda elini uzatarak elimi sıktı. Hafif gülümsemeyle 'Ekin'in müstakbel nişanlısıyım. Tanıştığıma memnun oldum' dedi.
O anda döndüm kaldım. Nefes almayı unutmuştum. Esra bana bunun geleceğini söylememişti. O yüzden şaşırmıştım. Ekinin başka biriyle evleneceğini biliyordum ama onunla tanışmak hesapta yoktu.
Ben elimi yanar gibi çekip 'Bende' dedim. Gözlerimi kaçırdım.
Şaşkınlıkla kızın omuzlarından Esra'ya doğru baktım. Esra omuzlarını silkti ve mahcup şekilde baktı. Başak Esra'ya 'Hazır mısın?' diye sordu.
Esra ‘Hazırım' diyerek cevap verdi. Sonra ve kapıdan çıktılar bende arkalarından yürüyordum.
Derin nefes, sakin ol Helin! Kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Sorun yok sonuçta bu olabilecek bir şey diye kendimi teselli ettim ve yemek masasına doğru gittik.
En son kapıdan giren ben olmuştum. Yemek odası kocamandı. İçeri de bizi herkes ayakta bekliyordu. Herkesle tanışarak el sıkıştım. Esra herkeste iyi bir izlenim bırakmıştı ama onu zorlayacakları beliydi.
Ozan'ın babası lacivert takım elbise giymiş ve eşi de lacivert elbise giymişti. Ekin'in babası da siyah takım elbise ve eşi de siyah dantelli elbise giymişti. Ekin daha çok babasına benzese de gözlerini annesinden almıştı.
Hep birlikte yemek masasına geçtik. Ekinin babası başta oturuyordu. Sol tarafında ilk önce eşi sonra Ekin ve Başak vardı. Sağ tarafta ise Ozanın babası ,eşi, Ozan ve Esra vardı. Bende Esra'nın yanına oturdum.
Yemek servisi yapıldıktan sonra sessizlik bozulmaya başladı. Esra'ya hangi okulda ne okuduğuyla ilgili sorular sordular ve beğenince kafalarını salladılar.
Ekin'in annesi Özlem Hanım'da bana bir kaç soru sordu ve onaylayarak başını salladı. Ozan'ın annesi Nuray Hanım, Esra'ya ailesi hakkında soru sordu. Esra'nın ailesi bu kadar zengin değildi ama babası iş adamıydı.
Bu durum hoşuna gitmemiş gibi burnunu kıvırdı. Esra'ya 'ailen ve sen çok şanslı olmalısınız. Şu anda burada olman bile büyük bir şok yaratmıştır sana’ dedi.
Kimse den çıt ses çıkmayınca 'Nuray Hanım, bence şanslı olan sizsiniz, Esra çok akıllı, çok sevecen ve anlayışlıdır. Üstelik Ozan ile birbirlerine büyük bir aşkları var. Bunun ne kadar değerli olduğunun farkında mısınız? En büyük zenginlik birbirinin gözlerine hiç bir pişmanlık olmadan bakabilmek iken diğer her şey sadece madde olarak kalmaya mahkumdur' dedim ve nefes alarak 'bu kadar uzun br konuşma için affedersiniz' dedim.
Kadının gözleri şokla açılmıştı ve Ekin'in babası Haluk Bey başıyla onayladı 'çok doğru sözler bunlar birbirinizin gözlerine büyük aşkla bakmak bambaşka' dedi ve eşinin elini tutup daha sonra gözlerine baktı.
Birbirlerine gülümsemeleri o kadar tatlı ki..
Ekin'in böyle sevgi dolu ailede büyümesi çok güzeldi. Ekin'e doğru baktığımda gözlerimiz birbirine kitlendi ve nefesim kesildi.
Onu ne kadar özlediğimi ona bakmaktan kaçınarak saklıyordum. Ama şimdi tüm duygularım hücum etmiş ve göz yaşlarım akmak için beni zorlamıştı.
Uzun bir süre birimize baktığımızı fark eden il kişi Başak olmuştu. Ekin'in koluna girdi ve ona doğru yaslandı. Bu sırada bağlantımız koptu ve diğerleri birbirine gülümserken yemek yemeye döndük. Bende kafamı eğdim ve bir daha konuşmadım.
Ona karşı olan hislerimi anlayacak diye ödüm kopmuştu.