HELİN
Ekin’i sabah uyanınca bulamamıştım. Nereye kaybolduğunu merak ediyordum. Ozan’a sorduğumda onun buraya geldiğinden bile haberi olmadığını öğrendim.
Tabi Ozan’a buraya geldiğini söylemedim. Sadece ağzını yokladım.
Meğerse şirketlerinde büyük bir proje varmış bu yüzden Ekin bir süre daha orada olmalıymış. Yani bu yüzden belli ki bir gece kalmak için buraya gelmişti.
Akşam olduğunda ben tekrar Ekinin ve Ozanın odasına geçtim. Ekin’in uzun bir süre daha buralarda olmayacağını öğrendiklerinde beni tamamen kovmuşlardı.
Hatta benim yatağımla ikisini birleştirmişlerdi. Kıyafetlerimi almak için odama girdiğimde görmüştüm.
Akşam yatmak için hazırlandığımda kapı çalındı. Esra ya da Ozan olabileceğini düşünürken Ekin’i karşımda görünce şaşırdım.
Sarı civcivli pijamamla onu karşıladığımda utandım. Bilseydim geleceğini daha düzgün bir şey giyerdim.
Beni gördüğünde gülümsedi. Bende utangaç şekilde ona baktım.
Sanki dün gece onunla uyuyan ben değildim?
Onunla geçirdiğim her dakika kalbime daha da yaklaştığını biliyordum ama engel olmamın imkanı yoktu.
İçeriye girdi.
Normalde anahtarı vardı ve ben içeride olduğum için kapıyı çalmıştı. Bu kadar düşünceli olması beni neden bu kadar mutlu ediyordu?
Acaba gene aynı yatakta mı uyuyacaktık? Gözlerim dün uyuduğumuz yatağa doğru kayarken kalbim düzensiz şekilde hızlanmaya başladı.
Bir anda arkamda onun varlığının sıcaklığını hissettim. Nefesim kesildi.
Elime uzanıp tuttu ve beni yatağa doğru çekti. Sonra bir anda sarıldı. Kafam boynunun altına sıkışmıştı.
Erkeksi kokusunu içime çektim. Ona bu kadar yakın olmak çok hoşuma gidiyordu. Hemde heyecandan kalbim duracak gibi oluyordu.
Bir süre öylece kaldık. Sonra yavaşça uyku bizi içine çekti. Orada öylece birlikte uyuyakaldık.
Sonra sabah olduğunda Ekin gene yanımda yoktu. Kafam karışmıştı.
Ertesi gece de aynı saatte geldiğinde ona bu durumu sordum. Kollarımı bağladım ve sabırsızca ‘Sabah uyandığımda gene yoktun’ dedim.
‘Gece gelebilmek için sabahları işe gitmem gerek’ dedi ve bana şirkette yaptıklarından bahsetti.
Ben işi bittiği için artık buraya geldiğini sanmıştım ama durum öyle değilmiş. Sabahları çalışmaya gidiyormuş. Her gün gidiş geliş tam dört saat yolda geçiyormuş. Bunları duyduğumda üzüldüm.
Geceleri neden buraya geldiğini merak ediyordum ama sormaya cesaret etmemiştim.
Bu düzen bir hafta boyunca devam etti. Her gece Ekin ile uyuyordum. Hayallerimde bile bunu yaşayamazdım. Yani o ve ben mümkün mü?
Her gece uyumadan önce o günümüzle ilgili konuştuk. Sonra beni boynuna çekti ve bana sarılarak uyuduk.
Bunu düşündüğümde bile kalbim pırpır ediyordu.
O kadar güzel, o kadar romantik geliyordu ki bu durum bana sanki kalbim eriyordu. Her gece sadece benim için geldiğini biliyordum. Her ne kaçar bunu dillendirmemiş olsak ta bir şekilde biliyordum.
Her gün yorgun olmasına rağmen benimle konuşmak için çabalıyordu. Nasılım diye soruyordu. Günü mü merak ediyordu.
Artık onsuz uyuyamayacağımı biliyordum. Onunla uyumaya alışmıştım.
Neden kalbimi açıp onu içeri almıyorum? Kolay olan bu oysa ki değil mi?
Ama o benim yaşadıklarımı bilmiyor.
Her defasında yediğim tokatlar, o ağır psikolojik şiddetler, hemen silinmiyor işte. Üstelik beni sevebilir mi bilmiyordum.
Var mı ki öyle tüm kusurlarıyla sevebilen bir adam?
Yaşadıklarım daha gerçekleşmedi bu dünyada ama ben onları bir kere yaşadım. Onlar benim ruhuma kazındı. Şimdi nasıl olurda bu kadar kusurlu bir beni ona gösteririm? Mümkünatı yok!
Bu düşüncelerle üniversite ki dersten çıktık. Üçümüzdük. Esra, ozan ve ben.
Ozan'ın telefonu çaldı. Arayan Ekindi. Ozan telefonda konuşurken 'Ne diyorsun sen?’ dedi. Sonra biraz uzaklaştı ama dediğini duyuyordum. ‘Tamam sen git ben açıklarım kızlara' dedi ve telefonu kapattı.
Neler oluyordu.
Ozan bize döndü 'Ekin ailesinin evine dönmek zorunda kalmış’ dedi. Esra ‘Neden? Ne oldu? Önemli bir şey mi?’ diye sordu. Bunları bende merak ediyordum.
‘Babası’ dedi derin bir nefes alarak konuşmaya devam etti. ‘Ekinin babası büyük baskı yapmış. Muhtemelen Ekinin yapmak istemediği evlilik söz konusu oldu. Bu yıl bu baskıyı biraz üzerinde arttırdılar' dedi.
Esra 'Ne evliliği?' diye sordu. 'Bizim ailede böyle maalesef ticaret için evlilik yolu bazen kullanıyorlar' dedi. Ellerini alnına götürüp ovuşturdu.
Bu sırada kafam çorba gibiydi. Ekin evlenecek mi?
Bu bir şaka olmalı.
Yani gerçek olamaz. Sonuçta o ve ben.. yani bilmiyorum. Ama aramızda bir şeyler geçti. Adını koymasak ta olanlar oldu.
Şimdi onu kaybedecek miydim? Bana yaşattığı tüm hisleri sevmiştim. Kalbimin tüm duvarlarını eritmişti.
Belki gel dese giderdim.
Ozan konuşmaya devam ettiğinde kalbimde ki sızıyı durmaya çalıştım. Şimdi üzülüp ağlayamazdım.
Ozan ‘Bu sefer ki kurban Ekin seçildi. Aile büyükleri ne kadar beni seçmedikleri için sevinsem de Ekin için üzüldüm. Bu iş sonuçlanmadan asla durmazlar ' dedi. Ozanın omuzları çökmüştü.
İçime düşen ateşi yok sayarak 'Daha gelmeyecek mi ?' diye sordum. Onunla bu durumu konuşmak istiyordum.
Ozan ‘belki bir kaç hafta sonra gelir ve geri döner' dedi.
Peki sakin ol Helin istediğin buydu sonuçta uzak durması iyi bir şey mahvolmayacaksın dedim kendime. Ama neden asıl şimdi mahvolmuş gibi hissediyordum. Bedenimin her yeri çoktan tutuşmaya başlamıştı. Sanki canlı ateşte yanmıyormuş gibiydi. Bana ne olmuştu böyle?
BİRKAÇ HAFTA SONRA
Ekinin artık geceleri gelmeyeceğini yavaş bir şekilde anlamıştım. İlk gece çok zorlanmıştım. Onu sabaha kadar beklemiştim.
Beni bir kez olsun aramamıştı. Mesaj dahi atmamıştı. Bu durum da beni derinden üzmüştü.
Neden hiç benle iletişime geçmemişti ki..
Unutmuş muydu? Ya da unutacak kadar bile umursamamıştı beni.
Ekin gitti. Ama düşünceleri asla gitmedi.
Ekin gittikten sonra ben nasıl mı oldum? Toparlanmaya çalıştım. Onsuz uyuyamadım. Yemek yiyemedim. Sadece nefes aldım.
Bunları düşündüğüm sırada okulun koridorunda yürüyordum. Bir anda omzuma Mete çarptı.
Ekin gittikten sonra tabi ki başıma üşüşen ilk Mete olmuştu. Adam hala ısrarcıydı. Benden para koparma derdindeydi.
Omzuma çarptıktan sonra bana ters ters baktı. Bu sefer gene benden para istemeye gelmişti.
‘Geçen sefer sana aldığım yüzüğün parasını ne zaman ödeyeceksin?’ diye sordu. Bu adam kafayı yedi galiba.
Kendisi bana evlenme teklifi için aldığı yüzüğün parasını ödeyememiş benden istiyor. Pes doğrusu, yüzsüzlüğünde bu kadarı!
Şimdi bakalım nasıl kurtulacağım bu heriften..
‘Bende yüzük felan yok Mete!’ Dedim parmaklarımı gösterdim. ‘Git kendin öde. Artık satıp parasını nerede yediysen..’ dedim.
Eminim ki o yüzüğü daha ilk dakikasında bozdurmuştur. Sonra da parasını kumarda harcamıştır.
Omzuma vurduğu yerden ona vurup geçtim. Beni bu sefer alt edemezsin!
Koridorda bir sonraki ders için sınıfa yürürken ilerde Cem’i gördüm. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra bana doğru meyletmişti. Ben yara bandı değilim.
Bugün babamla telefonda konuştuğum sırada sesimin farklı geldiğini söyledi. Evet, farklıydı. Çünkü bugün Ekin gelecekti.
Ben o kadar heyecanlıyım ki.
Yaşadığımız kısa ama güzel anların beni şuan da var olduğum kişiye taşıyan tek şey olduğunu biliyorum.
Dersler bittikten sonra Esra ile kulübün toplantısına gittik. Saat daha 4’tü ve akşam 8 de Ozan, Ekin'i havalimanından almaya gidecekti. Oradan da sahilde ki restaurant'ta buluşmak için plan yapmıştık.
Cem, toplantı sırasında yanıma oturdu. ‘Bu akşam planın var mı? ' diye sordu. 'Evet bugün arkadaşlarımla sahildeki restaurant'ta yemek yiyeceğiz' dedim.
'Anladım’ dedi. Sonra tekrar ‘Peki diğer gün müsait olur musun?' dedi. 'Sebebini öğrenebilir miyim?' diye sordum. Toplantı sandalyemde biraz rahatsızlıkla kıpırdandım.
'Sana ilgi duyduğumun fakındasın bu konu hakkında konuşmak istiyorum' dedi. Ağzımı balık gibi açıp kapattığım ssırada yanımda ki Esra öksürdü ve 'Toplantıya başlayalım' dedi. Esra, Cem'e öfkeli bir bakış attı. Bende cevap vermedim,
Toplantıdan sonra Esra ile odada tek kaldık. Sonra bana 'Cem sevgilisinden yeni ayrıldı ve sana hemen koştu. Sana o kadar da değer verdiğini düşünmüyorum. Bence onunla buluşmamalısın. Kararına saygılıyım ama bunu bir düşün' dedi.
'Tamam. Merak etme elbette düşüneceğim’ dedim. Beni cepte görüp ikinci seçim olarak ayırdığının zaten farkındaydım. Elbette ona daha fazla yüz verecek değildim. Arkadaşım olarak kalmalıydı daha fazlasını talep etmesine gerek yok.