Cehennem
Zeynep
Yorucu bir iş gününün ardından mahalleye vardığımda kapının önünde beni bekleyen kişiyi görünce yüzümde yorgun bir gülümseme belirdi. Bal gözlüm, canım arkadaşım Sedef -her zamanki gibi- kapının önünde merdivene oturmuş beni bekliyordu. Beni fark ettiği an koşarak üstüme gelmeye başladı. '' Hadi balım, hemen hazırlan sahile gidip birer kahve içelim, günün yorgunluğunu atalım.'' dedi. Her gün bıkmadan usanmadan yanıma geliyor, beni içinde bulunduğum cehennemden biraz olsun kurtarmaya çalışıyordu. Cehennem? En büyük cehennem benim kendi yarattığım cehennem olmalı. Sedef'e sımsıkı sarıldım ve eşyalarımı bırakmak için eve girdim. Canım kuyruğum da peşimden geldi.
''Canım anam, ben geldim.'' diye gülerek seslendim anneme.
''Hoş geldin bebeğim. Ah! Pardon bebeklerim.'' Sedef'in düşen yüzü annemin düzeltmesiyle hemen eski haline geldi. Anneme sarıldım ve mis gibi yemek kokularını içime çekerek salona geçtim.
Babamın henüz eve gelmediğini görünce evde annemle oturmaya karar verdik. Evet, babam bir cehennem kurdu ve bende o cehenneme duvarlar ördüm. Kimseyi kendi cehennemime mecbur bırakmamak için. Ama bal gözlüm, bir kapı açtı ve girdi benim cehennemime. Annem ve Sedef bana ait bu cehennemin çiçeklerle dolu minik bir balkonu gibi adeta. Bir de Ali'm var, yanlış anlaşılma olmasın Ali üniversiteden arkadaşım ve gözümde Sedef'ten bir farkı yok. Hiç sahip olmadığım abim gibi görüyorum onu. Sedef ile minik kıskançlık krizleri yaşıyorlar ve birbirlerinden pek hoşlanmıyorlar. Ama ikisi de benim için birbirlerine tahammül ediyor.
Annemle Sedef sohbet ederken ben üzerimi değiştirmek için odama geçtim. O sırada telefonum çaldı. Arayan Tuğçe ablaydı.
''Merhaba Zeynepciğim, mesai saatleri dışında arıyorum ama Ahmet beyin telefon konuşmasını duydum yarın seninle önemli bir şey konuşacağını söyledi.Yarın şaşırma diye haber vermek istedim.''
''Allah Allah, benimle ne konuşabilir ki abla?''
''Bilmiyorum canım, yarın öğreneceğiz artık. Neyse ben seni oyalamayayım. Yarın görüşürüz.''
''Görüşürüz ablacığım.''
13-14 yaşlarımdan beri farklı işlerde çalışıyordum. Üniversite okuduğum dönemde de çalışmam gerekti o zaman Şanlı Holding'de part-time işe başlamıştım. Ardından stajımı da burada yaptım. Tuğçe abla, holdingin sahibi olan Ahmet Bey'in asistanı ve beni çok sevdi. Okulumu bitirdikten sonra Tuğçe ablanın isteğiyle bende onunla çalışmaya başladım. 3 yıldır Tuğçe abla ile birlikte Ahmet Bey'in asistanlığını yapıyorum. O yüzden Tuğçe abla ile değil de benimle konuşacağı şeyi çok merak ettim. Yarın öğreneceğiz.
Odamdan çıktığımda annemle Sedefi'in kahkahalarını duydum. Koşarak yanlarına gittim ve elbette yanılmadım. Sedef yakışıklı arkadaşlarının fotoğraflarını anneme gösteriyordu. Sözde benim için uygun aday arıyorlar. Henüz 25 yaşındayım ve 25 senemi cehenneme çeviren bir adamın kızıyım. Aşk meşk işlerini ise annem ve Sedef söylemese hiç hatırlamam bile.
''Bana aday bulmaya çalışacağına kendine bulsana bal gözlüm. Sanki sen evleniyorsun, kendine faydan var da bir de bana yardım etmeye çalışıyorsun?''
''Öyle deme kızım, bak arkadaşın da seni mutlu görmek istiyor benim gibi. Hayatını bir cehennemmiş gibi yaşamak zorunda değilsin.''
''Aman kızını tanımıyor musun Defne teyzeciğim? Anlamaz aşktan meşkten. Duygusuz senin kızın.''
''Beni gömme faslınız bittiyse, kahve içelim bahçede. Haydi!'' dedim gülerek.
Sedef kahveleri yapmak için mutfağa gitti. Ben de anneme babamın nerede olduğunu sordum. Elbette bilmiyordu. Çünkü babam böyleydi. Gider bazen beş gün bazen on beş gün gelmezdi. Babam elinde para varsa yer, içer gezer tozar ve para bitince eve geri gelir. Annesinden, babasından kalan tarlaları iki şişe şaraba satmışlığı bile vardır zamanında. Parası bitince eve gelir, bizim elimizdekileri alıp tekrar gider. Geri gelir, biraz kalır ve tekrar gider. Hayatımız böyle geçti. Evde olmamasını tercih ediyoruz zaten. Çünkü her zaman o kaldığı birkaç günü bize zehir eder, sarhoş olur, söver sayar, döverdi. O yüzden olmadığında her şey daha kolay oluyordu.
Sedef elinde kahvelerle salona girdi.
'' Aa, hadi ama bebeklerim keyif zamanı, haydi bahçeye!'' dedi gülerek. Bitmeyen bir enerjisi, her zaman parlayan gözleri ve güzelliğine güzellik katan gülümsemesi vardır Sedef'in. Ben ise gülerken bile kırgındım.
Bahçeye çıktık ve masaya oturduk.
''Sultanım, can dostunu da çağırsaydık keşke, yoksa annemi artık sevmiyor musun?'' dedi Sedef anneme.
Annem hemen yan bahçedeki Sevcan teyzeyi fark etti. Sevcan teyze anneme trip atar gibi saçlarını savurup arkasını döndü. Annem hemen aradaki kapıyı açıp onların bahçesine geçti bir yandan da Sedef'e söyleniyordu.
''Kız, iki numaralı bebeğim dedim sana ben. İş mi bu yaptığın şimdi?'' diye söyleniyor bire yandan da Sevcan teyzenin gönlünü almaya çalışıyordu. Annemin hayatı da zor, çok zor ama hep güler. Hep iyi bir şeyler olacağına inanır. Ben düştüğüm bu karamsarlık çukurundan hiç çıkamadım.
Annemle Sevcan teyze yan bahçede otururken bizde bizim bahçede oturuyorduk.
''Babamın bize faydası olan tek konu sanırım bu ev. Satmadığı tek burası kaldı. Ev kiralarını da düşününce bize oldukça büyük bir iyilik yapmış.'' dedim gülerek.
''Zeynepciğim, Barış amca bile bazen işe yarıyor, bak bana bu dünyadaki en güzel hediyemi verdi. Seni...''
Gözlerim dolarak baktım Sedef'e. Sadece bakabildim, cevap veremeden babamın eve geldiğini fark ettim. Kapıları çarpıyor, anneme sesleniyordu. Annem ve ben koşarak içeri girdik.
''Defne, Defne bittik biz. Ne olacak şimdi? Ne yapacağım şimdi ben? Para var mı? Ne kadar paranız var?'' diyerek annemin yakasına yapıştı. Ne olduğunu bile anlayamadık. Anneme dokunduğunu görünce hemen araya girdim ve neler olduğunu sordum.
''Bittim ben bittim, öldürecekler beni. Para lazım. Evi satsam onun parası bile yetmez.''
Maşallah dediğimin üç gün bile yaşamadığını söylemiş miydim?
''Baba, neler oluyor?''
''Ben çok kötü bir şey yaptım. Ah, lanet olsun nasıl oldu anlamadım.''
''Ne olduğunu doğru düzgün anlatacak mısın artık Barış?'' diye sordu annem.
''Ben denemek istedim sadece. Her şey yolundaydı aslında. Nasıl oldu anlamadım.''
''Baba ne yaptın?''
''Kumar oynadım, kaybettim. Her şey gitti. Çok iyi gidiyordu aslında ama bir anda her şey ters gitmeye başladı. Hadi benden sakladığınız paraları getirin bir an önce evi de hemen satalım. Para lazım.''
Bunu söylediği an babama öyle bir bakış attım ki içimden ettiğim küfürleri anlamaması imkansızdı. Suratıma inen sert tokatla öfkem daha da kabardı. Bu adam sahiden bizim ondan saklayabildiğimiz paramız olduğuna nasıl inanıyordu. Tam ona bağırmaya başlayacaktım ki, kapıya atılan tekmeler buna engel oldu. Babam gidip kapıyı açtı ve açtığı an yüzüne inen yumrukla yere düştü. Asla bunu yapacağımı düşünmezdim ama babamı korumak için önüne atladım ve adamlara bağırmaya başladım. Ben cehennemimin mimarını korumaya çalışıyordum.
''Lütfen, lütfen durun. Ödeyeceğiz parayı. Ne olur ona dokunmayın.'' diye bağırdım adamlara.
Arkalarından uzun boylu 30 yaşlarında iyi giyimli biri içeriye girdi.
''Oo, küçük hanım çok mu paranız var?''
''Yok ama çalışıyorum, öderim. İyi kazanıyorum. Lütfen ona dokunmayın.'' dedim. Adam sadece güldü.