Zeynep
''Gelmişiz beni neden uyandırmadınız?'' diye sordum.
Gözleri hiç uykulu durmuyordu. Bana baktı ve sinsice gülümsedi.
''Seslendim ama uyanmadın ki... Nasıl derin uyuduysan artık.''
''Uykum hafiftir aslında ama uykusuz ve yorgunum. O yüzden olmuştur kusura bakmayın.''
Hayır yani sen de uyandırmak yerine kendin de mi uyudun? Zeynep, sakin ol kızım. Bu gülüşlere kanma...
''Ayrıca küçük ajan, kornaya basıp seni uyandırmayı deneyebilirdim ama arkamdan babama şikayet edeceğini düşünerek yapmadım.''
Aman be adam! Şöyle güzel gülme işte...
''Teşekkür ederim Ateş Bey. Çok düşüncelisiniz gerçekten.'' dedim ve ben de gülümsedim.
''Ben teşekkür ederim Zeynep... Bugün yardımların için yani.''
''Ne demek, bunlar benim işim zaten.''
''Senin iş tanımın tam olarak ne?''
''Benim iş tanımım tam olarak sizin gölgeniz olmak. Babanız böyle söyledi.'' dedim ve güldüm.
''Ateş'in gölgesi yani?''
O da gülümsedi.
''Her şey için teşekkür ederim Ateş Bey, çok uğraştırdım sizi.''
''Benim için zevkti, görüşürüz Zeynep.''
Gülümsedim ve arabadan indim. Ateş beye el sallayıp bir üst sokağa doğru yürümeye başladım.
''Anneciğim, ben geldim.''
''Bebeğim hoş geldin, yine geç geldin Zeynep. Hep böyle mi olacak?''
''Kısa süreli bir durum anne, biliyorsun. Babam yok değil mi? Hiç onunla uğraşmak istemiyorum.''
''Yok kızım daha gelmedi ama biz sabah biraz tartıştık. O adamı neden eve getirdiğini sordum ama bildiğin baban işte. Cevap vermedi. Bağırdı çağırdı gitti.''
''Anne, sen bir şey söyleme. Tartışma boş yere. Ben konuşurum.''
'' O adamla yalnız buluşmanı hiç istemiyorum Zeynep. Başka bir yolu yok mu? O adamın bakışları hiç normal değil.''
Bahçe kapısından içeri giren Sedef'in sesiyle, annem ve ben ona döndük.
''Kim, hangi adamla buluşuyor? Benden gizli neler oluyor burada?''
''Bal gözlüm, hoş geldin. Gel gel anlatacağım. Ali de gelecek birazdan.''
''Iyy, o sevimsiz de bir şeyden eksik kalmasın zaten.'' dedi ve göz devirdi Sedef.
Bu haline annem ile beraber kahkaha attık.
''İkinci bebeğim, Ali iyi bir çocuk. Ne bu tavırlar böyle.''
''Aman Defne teyze bilmiyorsun sanki. Gıcığın teki...''
O sırada kapı çaldı. Kapının sakin çalışından gelenin babam olmadığı çok belliydi. Ali ve Sedef gidene kadar babamın gelmemesini dilemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Gidip kapıyı açtım.
''Ali'm hoş geldin.''
''Selam Zeynep.'' dedi ve içeriye girdi. Biraz sıkıntılı gibi duruyordu ta ki içeri girip Sedef'i görene kadar.
''Oo, sende mi buradasın? Artık peşimden koşma diyorum kızım sana.'' dedi ve kahkaha attı.
''Ay! Senin peşinden koşan kızlara Allah akıl fikir versin, uyuz şey.''
Ali gidip anneme sarıldı ama gözü sürekli Sedef'in üzerindeydi. Ali'yi bilmiyor olsam kesinlikle bu bakışlardan bir anlam çıkarırdım ama Ali'de kırgın bir adamdı. Kırıldığı kadar kırabilecek bir adam. Dışarıdan evet çapkın gözüküyordu ama onunda derin yaraları vardı. Ailesinden yaralı insanlar birbirini hemen tanırdı zaten. Biz de öyle tanımıştık birbirimizi.
''Sedef, senin o güzel ellerinden bir kahve mi içsek, bal gözlüm?''
''Sadece sana ve Defne teyzeme yaparım ben kahveyi. Bu sevimsize, su bile vermem.''
''Ay zaten ben almayayım. Su beceriksizin elinden kahve içip geceyi hastanede geçirmek istemiyorum.''
Sedef sinirden kızarıyor Ali ise umursamazca gülüyordu.
''Aman durun çocuklar ya! Ben yaparım kahveleri, hadi siz gidin bahçeden oturun. Hepiniz çalıştınız zaten, yorgunsunuz.''
Anneme teşekkür edip bahçeye çıktık. Ali ve Sedef hala birbirlerine sert bakışlar atıyordu. Tam masaya oturacağımız sırada Ali, Sedef'i kenara doğru ittirdi ve benim yanıma kendisi oturdu. Sedef sinirle bağırmaya başladı ama benim güzel arkadaşım sinirliyken bile aşırı sevimli duruyordu.
''Bana bak çocuk! Çok gözüme batıyorsun. Alacağım seni ayağımın altına.''
Bu haline gülmeden edemedim. Ali ise inadına dikleniyordu. Bir yandan da gülmeyi ihmal etmiyordu.
''Aa ama sevimsiz kız, azıcık uslu dur. Zeyna'nın en yakın arkadaşı benim sonuçta. Yanına ben oturmalıyım.''
''Ya Ali, basmasana kızın daamarına.''
''Dur dur Zeynepciğim, ben bu uyuzun üzerine bir basayım da, alayım aklını...''
Diye söylenerek Ali'nin omzuna vurmaya başladı Sedef. Vurmak dediysem de değmek dah doğru olur. Asla zarar vermeye, canını yakmaya çalışmıyordu. Sadece sinirini atıyordu kendince. Ali ise kahkahalarla gülüyor, bir yandan Sedef'i de durdurmaya çalışıyordu.
''Aa! İki dakika yalnız bıraktım ne oluyor yine?'' Diyerek araya girdi annem, elindeki kahveleri masaya bıraktı.
''Defne teyzeciğim, ben bir şey yapmıyordum gördünüz. Bu cadı saldırdı bana.'' dedi Ali ama hala gülmeye devam ediyordu. Ali'yi böyle içten gülerken gördüğüm nadir zamanlardandı. Sedef ise hala bağırıyor, Ali'ye tehditler savuruyordu.
''Bal gözlüm, otur hadi artık. Atmadın mı daha enerjini?''
''Biraz attım galiba.'' dedi ve güldü Sedef.
''Ama şu uyuz arkadaşına söyle, benimle uğraşmasın.'' diye de ekledi. Tehditkar gözlerle de Ali'ye bakıyordu. Ali'ye sert bir bakış attım. Ellerini teslim olurmuş gibi havaya kaldırdı, en masum bakışıyla konuşmaya başladı.
''Ben bir şey yapmıyorum ki!''
''Ali, uslu dur sen de ama.''
''Tamam tamam ya. Anlat bakalım neler oluyor?''
Onlara her şeyi yeniden anlattım. Caner'in babamla evde olduğunu, onunla buluşmamı istediğini, Caner'in söylediklerini. Her şeyi anlattım. Sedef tedirgin gözlerle nana bakıyordu. Ali ise yanlış işler yapıyorsun der gibiydi.
''Zeynep, tamam senin yanındalar. Kendini güvende hissediyorsun ama bu adam kim? Sana ne söylediler? Patronun bile böyle tedirgin olduğuna göre bu adam sadece kumarhane sahibi olamaz. Kim bilir daha neler var?'' dedi Ali. Sesi sakin çıksa da gözleri tedirginliğini belli ediyordu.
''Adam kim bilmiyorum ki Ali ama başka çarem yok. Ben Ahmet amcaya yardım ediyor gibi gözüksem de aslında onlar nana yardım ediyor. Bu adam gerçekten belalı biri ise beni hazırlıksız da yakalayabilirdi.'' dedim.
Ama asıl konuşmak istediğim şey bu değildi. Konuyu Ateş beye nasıl getireceğimi düşünüyordum. Bir anda anlatmaya başladım. Kimseden bir cevap beklemeden... Hislerimden kaçmaya çalışarak bir yere varamayacaktım. En azından nana fikir verirler diye düşünüyordum.
''Zeynep, aşık oluyorsun.'' dedi Sedef.
''Sedef, ben bir adama güvenemem. Nasıl olacak bu iş? Ben yaralarımı saramadım ki... Bir adamın benim yaralarımı sarmasını da isteyemem. Bu ona haksızlık değil mi?''
''Aşk böyle bir şey değil ki Zeynep. O da sana aşıksa zaten yaralarını kendisi sarmak ister. Seni iyileştirmek ister. Senin gülümsemen için her şeyi yapar. Sen de aynısını ona yapmaz mıydın?''
Sedef konuştu. Ali, Sedef'e bakıyordu, gözlerinin içinde bir parıltı gördüm. Ali'de benimle aynı korkulara sahipti, biliyordum. Sedef'e öyle derin baktı ki sanki büyülenmiş gibi. Sanki söylediği şeyleri onun için yapar mıydı, bunu sormak ister gibi... Ali'm ikimizde yandık sanırım...
''Sedef böyle söylüyorsun ama ya böyle olmazsa? Yaralarımı saramazsa ve yeni yaralar açarsa? Ben nasıl toparlanacağım?''
Sanırım Ali'nin aklındaki soru da buydu.
''Zeynep ama ya iyileştirse? O zaman bu bir mucize olmaz mı?''