Ateş
''Aşk.''
''Onu tahmin ediyoruz zaten bebeğim, olayları anlatmanı bekliyoruz.'' dedi ve güldü Erdem.
''Erdem, bir uslu dur oğlum ya.''
Deniz ve Erdem dikkatle bana bakıyor ve olanları anlatmamı bekliyorlardı.
O Gece Neler Oldu?
Zeynep'i Tuğçe'nin evine bıraktıktan sonra hemen Erdem'i aradım.
''Erdem, bana hemen en güvenilir adamını ayarla. Önemli bir işimiz var.''
Soru sormasına bile izin vermeden telefonu kapattım. Bir süre sonra arkamda bir araba fark ettim. Erdem çoktan yanıma birini yollamıştı. Arabayı sağa çektim, adamın yanıma gelmesini bekledim. Arabaya bindi.
''Merhaba Ateş Bey.''
Erdem gerçekten en iyi adamını bana yollamıştı. Gülümsedim.
''Seni yollamasını beni şaşırtmadı. Ben de sadece sana güvenebilirdim Murat.''
''Sağ olun Ateş Bey. Ne yapacağız.''
Zeyneple ilgili durumdan bahsettim ve neler olduğunu öğrenmesini istedim. Ben içimdeki sorularla bekliyordum, Murat ise arabadan inmiş, sürekli telefon ile görüşüyordu. On dakika sonra yanıma geri döndü.
''Ateş Bey, babası ile ilgili bir durum. Babası şu an karakoldaymış.''
''Adamlarına söyle, babasını alsınlar karakoldan. Uygun bir yere götürsünler.''
''Hemen hallediyorum Ateş Bey.''
Murat, gerekli konuşmaları yaptı, beş dakika içinde her şey hallolmuştu. Arabayı çalıştırdım ve Zeynep'in babasını götürecekleri yere doğru yola çıktım.
''Anlat bakalım Murat, tam olarak neler olmuş?''
Murat anlattıkça ben delirme noktasına geliyordum. Gerçekten bunları babası yapmıştı. Asla anlam veremiyordum. Babası ya! Bir de hastanelik olduğunu, kaburgasının çatladığını öğrendim. Ben öylece otururken, bu kız bunlarla mı uğraşmıştı? Kendimi bile suçlamaya başladım.
''Ateş Bey, daha karışık işler de var gibi. Onları öğrenmek için biraz zamana ihtiyacım var.''
''Ne gibi işler?''
''Caner Koca ile Zeynep Hanım'ın babasının bir alakası var. Son zamanlarda sık görüşüyorlarmış.''
''Caner ne alaka? Zeynep ile Caner görüşmüş mü?''
''Araştırmam gerekiyor efendim.''
''Her şeyi öğren Murat. Ben bu Zafer Koca işinden kaçtıkça o üzerime geliyor. Demek ki kaçmamam gerekiyor.''
Bu işin altından beklemediğim şeyler çıkacaktı. Artık belli oluyordu. Caner'in Zeynep'e yakın olma fikri beni çok germişti. Ben bu heriflerden ne kadar uzak durmaya çalışsam da ne olduklarını çok iyi biliyordum.
''Haydi bakalım Murat. Belki bir şeyleri daha erken öğreniriz. Gidip konuşalım bakalım Barış Bey ile...''
Arabadan indik ve eski fabrikaya doğru yürümeye başladık. İçeri girdiğimizde Barış başını kaldırdı ve bana baktı. Biraz hayal kırıklığı yaşıyor gibiydi.
''Başkasını mı bekliyordun?''
''Sen kimsin? Neden bana yardım ettin?''
''Sana yardım ettiğimi mi sanıyorsun sahiden? Bu hayatta yapacağım son şey bile olamaz sana yardım etmek.''
Ve işte içine girmek istemediğim o dünyaya adım atmıştım. Dedemin o pis işlerinden babam bizi kurtarmıştı ve bizim oraya savrulmamanız için her şeyi de yapmıştı. Ama bir kez o dünyanın içindeyseniz hep geri dönmek zorunda kalıyordunuz. Olmak istemediğim o insana dönüşmeye başlıyordum. Barış'a sert bir tokat attım.
''Ne oluyor lan?'' Dedi ve ayaklandı.
''Sen anlat bakalım Barış. Ne oluyor? Sen nasıl bir babasın? Anlat bize.''
''Kimsin ulan sen!?''
Adamlara döndüm.
''Ben iki dakika dışarı çıkıyorum. Barış Bey geldiğimde konuşuyor olsun beyler.'' dedim ve dışarı çıktım. Murat'tan bir sigara aldım. Uzun zamandır içmediğim sigarayı da bugün yeniden elime almıştım. Sigaramı bitirince içeri geri girdim.
''Konuşuyor musun Barış?''
Barış anlatmaya başladı. Gece olanları, Zeynep'i, hayatını... Sorduğum tüm sorulara cevap verdi. Neden kırılmış bir kız olduğunu anlamıştım. İçimdeki öfkeyi geçirebilecek bir şey aradım ama bulamadım. Zeynep'i düşündüm. Yaralarını iyileştirmek istedim. Çocuklardan birinden telefon istedim.
''Zeynep'i arıyorsun. Benim sana söylediklerimi harfi harfine söylüyorsun ona. O sesini de düzgün tut.'' Dedim.
Zeynep'e söylemesi gerekenleri anlattım. Adam asla öyle biri değildi ama ben kırıp dökmek değil, Zeynep'e ihtiyacı olan babayı vermek istiyordum. O yaralar iyileşirse, bana da güvenir diyordum.
''Ben bunları söylediğimde ne kazanacağım?'' diye sordu ukala herif.
''Aileni, kızını kazanmak senin için yeterli değil sanırım. Ne istiyorsan. Dediklerimi yap, ne istiyorsan vereceğim.''
''Güzel.'' Dedi ve o iğrenç gülümsemesini yerleştirdi yüzüne.
Zeynep'i aradı. Zeynep'in kırgın sesini duydum. Yine de babasının başının belada olmadığından emin olmak istiyordu. Yine de babasının iyi olduğunu bilmek istiyordu. Bu içimdeki yangını daha da harladı. Tiksinerek baktım babasına. Zeynep'in yarasını gördüm daha yakından.
Telefon konuşması bittikten sonra adamlardan birini Zeynep'in evine yolladım. Geri döndüğünden emin olmak istedim.
''Evet, ben senin istediğini yaptım. Sıra sende.''
''Kim olduğumu merak etmiyorsun herhalde artık?''
''İşime yaradığın sürece kim olduğunun bir önemi yok.'' diye cevap verdi bana. Gerçekten böyle bir adamla konuştuğuma inanamıyordum. Tiksinerek gülümsedim.
''İlk beni gördüğünde başkasını bekler gibiydin. Kimi bekliyordun? Kim kurtaracaktı seni?''
''Her şeyi sana anlatamam delikanlı.''
O pis sırıtışını görmemek için oradan ayrıldım. Murat'ı yanıma çağırdım.
''Murat adama kalacak bir yer ayarlayın, çok uzak olmasın. Gözünüz üzerinde olsun. Göndermeden de kendisini biraz sevsin çocuklar.''
''Tamamdır Ateş Bey.''
''Caner ile olan durumunu da araştır. Bir de, buralarda olduğumu duyması gerekenlere duyur Murat. Artık bu savaşın içinde olduğumu bilsinler.''
Günümüz...
Deniz ve Erdem bana bakmaya devam ediyorlardı. Barış ile ilgili küfürlerini de söylemeyi ihmal etmediler.
''Artık, savaştan kaçmayacak mısın sahiden?'' diye sordu Deniz.
''Caner'in Zeynep'in etrafında olmasına izin veremem. Nasıl biri olduğunu biliyorsun. Şimdiye kadar dedem ve babam hallediyordu ama artık benim zamanım başlıyor.''
''Ben her zaman buradayım, biliyorsun.'' Dedi Erdem. Deniz'e döndüm.
''Sen bu işin içinde olmak zorunda değilsin, biliyorsun Deniz. Senden böyle bir şey istemiyorum.''
''Beraber savaşmayacaksak, savaşın ne anlamı var dostum?'' dedi ve gülümsedi.
Artık bu savaşın içindeydik. Murat'tan gelecek habere kadar bir hamle yapmayacaktık. Biraz sohbet ettikten sonra Erdem konuyu istediği yere geri getirdi.
''Eee... Aşk itirafını unutmamak gerek bence. Kızla ne zaman konuşacaksın?''
''Emin olmak istediğim bir şey var. Onu bekliyorum. Vakit kaybetmeye niyetim yok.'' dedim ve gülümsedim.
Bu konuşmamızı çalan kapı böldü. Murat gelmiştir diye düşünerek kapıya gidip açtım. Ama hayatımın en güzel sürprizlerinden biri endişeli gözleriyle karşımda duruyordu.
''Merhaba Ateş Bey. Rahatsız ettim bu saatte ama müsait miydiniz?''
''Müsaitim Zeynep de evde olduğumu nereden biliyordun?'' dedim, gülmemeye çalışıyordum.
'' Bilmiyordum aslında şansımı denedim.''
''Gelsene içeriye.'' dedim ve bir adım geri çekildim.
Zeynep içeri girdiğinde dikkatle içeriyi taradı gözleri. Sonra bahçeden gelen seslere doğru yürümeye başladı. Bahçede Erdem ve Deniz'i görmesiyle, gözlerini kısarak bana döndü. Derin bir nefes verdi.
''Merhaba.'' dedi mahcup bir sesle çocuklara doğru.
''Ooo, en sevdiğim kankam gelmiş. Hoş geldin.'' diye cevap verdi Erdem.
''Hoş geldin, Zeynep.''
Ben ise sırıtarak onları izliyordum.
''Biz de kalkıyorduk tam, haydi Erdem.'' dedi Deniz.
Erdem şaşkınca Deniz'e baktı.
''Kalkıyor muyduk?''
Deniz, Erdem'in kolundan tutup sertçe oturduğu yerden kaldırdı.
''Aaa, evet evet biz de tam kalkıyorduk. Benim Glamo'ya gitmem gerek zaten.''
Zeynep, kırmızı yanaklarıyla onların gidişini seyretti. Öfkeyle bana döndü. O konuşmadan ben konuşmaya başladım.
''Evet küçük ajan, bu saatte neden evime geldin?''