Yavuz'un, adamlarına "Nasıl bulamazsınız? Hasta bir kadın bu kadar süre içinde buharlaşıp uçmadı ya!" diye kükreyen sesi, evin koridorlarında yankılanıyordu. Ancak bu öfkeli ses, hâlâ elinde Güneş'in aceleyle bıraktığı eşofmanları tutan Cihan'ın kulaklarına ulaşamıyordu. Cihan derin bir nefes aldı. Parmak uçları, annesine ait olan o yumuşak kumaşın içinde kaybolmuştu. Gitmesini kendisi istemişti, gitmişti işte. Ama bu kadar hızlı ve pervasızca gitmesi, ardında büyük bir boşluk ve öfkeyle karışık bir endişe bırakmıştı. "Hayvan herif," diye sinirle söylendi kendine. "Havansın işte," diye üzerine basa basa tekrarladı. O da çocuktu. Tüm bunlar olurken Güneş de kendisi gibi çocuktu işte. Masumdu o da. Ne vardı dokunsaydı o resme? 'Özlüyor. O da eski, güzel günleri özlüyor.' Onun hiçbir anı

