Dolunay

1481 Kelimeler
Alnından aşağıya süzülen hafif kan dudaklarına indiğinde kanın demirimsi tadını aldı. O lanet piç kurusunun fırlattığı küllük alnını sıyırıp geçmişti. Acı bile hissetmemişti o an ki öfkesiyle ama şu an sızlayışını hissediyordu. Kirpiklerinden geçen sıvı kendisini parçalara ayıracakmış gibi sıkıştıran adama olan bakışını kesiyordu. Sonra da beyni sorduğu şeyi kavradı. Kim miydi? "Mahur." Dedi fısıltıyla. Kafasını onun gibi omzunun üzerine inadına yapıyormuş gibi büyük bir sakinlikle eğip tekrar fısıldadı. "Baş belası ufaklık." Binbaşı Kara'nın ona sarf ettiği sözleri mırıldanırken gördüğü bakışlar adamın canını ayakta alırdı. Böyle birisini daha önce hiç görmemişti. Fazla, çok fazla korkunçtu. Çok fazla dehşet verici hatlara sahipti. Bakışları gözlerine diklendiğinde Binbaşı boğazını hafifçe sıkarak daha da yanaştı yüzüne. "Ölmekten.." Kulağına yanaşıp tısladı. "Korkmuyor musun?" Adamın üzerinde kurmaya çalıştığı baskıyla yüzünü kasıldı. Ve dizini var gücüyle Binbaşının bacak arasına geçirerek boğazındaki ellerini savurdu. Sonra da onun gibi hırladı. "Hiç bir şey.." Daha da kuvvetle tısladı. "Hiç bir şey öfkelendiğimde duyduğum özgüvenim kadar korkutmuyor beni Binbaşıııı!" Binbaşı yediği sağlam dizle iki büklüm olsa da atik bir hareketle kızın kollarını yakalayıp etrafında döndürerek ardında birleştirdi. Kafasını avına yaklaşırcasına boğazına yanaştırarak atar damarının üzerine getirdi. "Kimin yüreğini yedin lan! Senin boynunu da kırıp bedenini fırlatsam şuraya kim bulabilir ki seni?" O konuştukça göğüs kafesi deli gibi inip kalkıyordu Mahur'un. Biliyordu ki şu an ardındaki adam gelmiş geçmiş en felaket deli namını alabilirdi. Zırdeli! "Özgüvenli bücür! Hadi söylesene bana, şimdi sana geçirsem pençelerimi ne yapabilirsin?" Binbaşı Kara aslında daha fazlasını görmek istiyordu. Bu kızın daha fazla ileri gidip gidemeyeceğini bilmek istiyordu ki yanılması geç olmadı. Geri savurduğu kafasıyla ona vurmaya çalıştı. Ama bilmiyordu o adam şu zamana kadar nelerle uğraşmış bir adamdı. Sezgileri had safhada bir adamdı. Fakat adam da bilmiyordu ki karşısındaki kız keçiden bile inatçıydı. İstediğini alana kadar durmak bilmeyen bir kızdı. Geri attığı kafadan hemen sonra ayağını kaldırıp var gücüyle adamın ayağına sertçe bastı sonra da dirseğiyle karın boşluğuna tüm gücüyle vurdu. Tutuşu gevşeyen adamdan zorlukla olsa da kurtulup çekiştirilen tişörtünü ve üzerine giydiği gömleğini düzeltti. "Keserim o pençelerini yaban domuzu!" Mahur tetikte beklerken Binbaşı sırıtmaya başladı. Ve üzerine gitmeye başladığında Mahur ellerini önünde birleştirip kavgaya hazır hale geldi. Tıpkı Binbaşı Kara gibi. "Tüm planlarımın içine sıçtın!" Aynı anda etrafta dönmeye başladıklarında adam keyifle soludu. "Seni orada neden bırakmadım sanıyorsun? Sen benim aylarca uğraştığım işi mahvettin. Şimdi seni ellerimle boğacağım." Sırıtma sırası Mahur'daydı. Kaşının tekini Dolunayın yüzüne verdiği hafif ışıkla kaldırıp kafa tuttu adama. "Her boku boğmaya çalışma derim yaşlı moruk!" Binbaşı bir tık alınmıştı. Yüzüyle alınmış gibi yaparak psikopatça yüzüne bakıyordu. "Altı üstü otuz altı yaşındayım merhume." Ne yani o kadar çok mu emindi kendisini öldürebileceğinden ki kendisine Merhume diyordu. Dişlerini bastırıp ileri adım atıp adama yumruk atmaya çalıştı. Vuramamıştı. Geri kaçmaya çalışırken sırtından yakaladı gömleğini ve acımadan çekip yere attı. Bedeni toprakla buluşurken üzeri toz toprak karışmıştı. "Siktir!" Mahur ağzından çıkan sövmeyle üzerine gelen adama baktı. Cellatı gelmiş Azrail gibi görünüyordu oradan. Ama o da bilmiyordu ki insan vücudunu ezbere bilirdi. Bakışları ayağına kaydı ve hızlı hareket ederek topuk kısmıyla Binbaşının aşiline sağlam bir tekme geçirdi. Adam dengesini kaybedip yere düşerken dönüp yerden kalkmaya çalışsa da bileğine yapışan elle tekrar yeri boyladı. Suratı da toz toprağa karışırken "Siktir amaaa!" Bileğinden tutulup çekilirken kolları geri savruldu. Binbaşı bacaklarını açıp bacaklarını araya sıkıştırırken kol bilekleri de ellerinin esiri olup başının üzerinde birleşti. "Sen benim kim olduğumu anlayamamışsın." Yüzüne yüzüne hırlayan adama tiksinerek baktı. Ama şu lanet kokusu genzine doldukça gözleri gözlerine sabitlendi. "Masum bir sivil gibi göründün." "Amacım masum görünen bir sivili kurtarmaktı!" "Masum bir sivil için fazla cesursun!" "Olması gerektiği kadar özgüvenliyim." "Teröristlerin ininde ele başlarını öldürmeye özgüven diyorsun öyle mi?" Üzerine daha da yükünü veren adamla nefes alışverişleri sıklaştı. Hadi amaaa bu iki metreden fazla adamın kilosu en aşağı yüz on yüz yirmiydi. Nasıl taşıyabilirdi onu! "Kimi yiyorsun lan sen!" "Bir şeyleri parçalayıp yemek senin işin Binbaşı benim değil! Ben can kurtarmakla meşgulüm." Kız konuştukça bakışlarını dudaklarından ayıramamaya başlayan Binbaşı bir anda kızın üzerinden kalkıp ardını döndü ve gözlerini kapattı. Saniyeler içinde gerisine döndüğünde ise oturan kıza üstten aşağıya tekrar hırladı. "Benimle geleceksin. Senin ne bok olduğunu öğrenen kadar da hiç bir yere gitmeyeceksin." "Haklarımı taciz edeceksin yani? Bu yasal değil." Psikopatça güldü Binbaşı ve güçlü omuzlarıyla eğildi kızın üzerine. "Sence ben adaleti koridorlarda sağlayan bir adam gibi mi görünüyorum küçük sıçan!" Mahur boğuşmadan sonra rahatlayarak sırtını tekrar ağacın birine yaslayıp üzerini başını düzeltti. Kafasını adama kaldırdığında nefretle baktı suratına. "Siktir git!" Dediğinde Binbaşı gıdım kıpırdamadan tısladı. "Göstereceğim sana dünyanın kaç bucak olduğunu. Şu anına, rahat rahat nefes aldığına otur şükret." Fermuarlı cebinden çıkardığı telefona benzer aletle bir şeyler yapıp tekrar kendisine döndü. "Kalk!" Nefreti kişiliğine bürünmüş bir adamdı bu lanet herif! Dediğini yapmaktan başka çaresi yoktu çünkü bu araziyi tanımıyordu. Oturduğu yerden kalkıp Binbaşının peşine takıldığında "Nereye?" Diye sordu istemsizce. Fakat belli bir süre cevap gelmedi. Karanlığa rağmen ezbere bildiği bir yolu gidiyor gibiydi adam. Yarım saatten fazla zaman geçmişti. "Cehenneme!" Aldığı cevapla gözlerini devirdi. "Başka bir çukurda yan. Seninle orada bile olmak istemem." Binbaşı Kara yanında yürüyen kıza göz ucuyla bakıp kendisine yakışmayan tonla tısladı. "N'olur benle yan küçük sıçan!" Mahur kafasını adama çevirdiğinde inadına sırıttı. "Ne güzel yalvarıyorsun sen öyle. Hadi devam et. Belki fikrim değişir." Dediğinde Binbaşı Kara bileğine yapışıp sıktı. Bunu durması için yapmıştı. Mahur ses etmeden durduğunda bileğini geri çekti öfkeyle. Adam ise kıpırdamadan cebinden çıkardığı bıçağı gözlerinin hedefi olan ağacın çalılığına fırlattı. Mahur kaşlarını çatarken Binbaşı ilerleyip vurduğu yaban tavşanını kulaklarından tutup kaldırdı. Genç kız kızgınlıkla soluğu dibinde aldı. "SEN! SEN NE YAPTIN!" Binbaşı avlanmayı çok iyi bilirdi. Bilmek zorundaydı. Alayla kızın suratına bakıp tavşanı havaya kaldırdı. "Yemek yiyeceğim!" Dediğinde Mahur daha da öfkelendi. "Küçücük tavşanı öldürdün! Küçücük bir tavşanı öldürdüüün. Nasıl bir insansın sen!" Hala suratına dik dik bakıyordu. Kollarını iki yana açıp ifadesiz suratıyla göğsüne bakıp tekrar gözlerinin içine baktı. "Vicdanıma bizzat sormak ister misin?" Adeta dalga geçiyordu kendisiyle. Saniyeler içinde eski haline dönüp ilerlemeye devam etti. "Immm cevabı benim vermemi istiyor." Ardına bile bakmıyordu. Mahur istemsizce peşinden adımlarken o ukala sesini işitti. "Senin yüreğini çıkarıp yememi söylüyor. Ama bak.." Diyerek kafasını kendisine çevirdi. "Ben ondan daha merhametli çıktım ki hala yaşıyorsun." "Korkunç..sen çok korkunç bir adamsın." Hemen ardından yürüyordu. Fakat Binbaşı kendi kendine konuşmaya başlamıştı. "O yılanı da ziyan ettim senin yüzünden." Duyduğu şeyle midesi boğazına dayandı. "Eti fazla lezzetli. Kafasını koparışken cebime atsaydım keşke. Derisini yüzünce pek bir şey kalmıyor ama olsun o öğünüm yeterdi." Omzunun üzerinden kıza baktığında yüzünün beyazladığını fark edebiliyordu. Keyfini bozmadan devam edecekti lakin ardındaki kızın öğürmeyle karışık sesi doldu kulaklarına. "Benimle uğraşıyorsun." Dediğinde derhal kendisini doğrulamasını istiyordu ama Binbaşı dürüstlüğünden asla ödün vermezdi. "Sen kimsin ki seninle uğraşacağım! Uzun bedenini çubuğa geçirip ateşte kızarmış..." Daha fazlasını anlatamadan ardındaki kızın ağacın dibine kusmasını işitti. Öğüre öğüre kusuyordu. Ardını saniyeler sonra dönen adam sonunda ayağa diklenen kıza tiksinerek baktı. "Allah belanı versin! Pis lanett!" Güldü Binbaşı. Hiç gülmeyen dudakları keyifle kıvrıldı. "Pis olan sensin sıçan. Yeşil doğamıza kustun." Sonra da arkasını dönüp ilerlemeye devam etti. Mahur zorlukla kendisine gelip tekrar adamın peşine takıldı. Ondan ne kadar uzak kalırsa şanslıydı. Artık o kadar emindi ki kendisini de bir çırpıda öldürüp yiyebileceğinden... Sabaha karşı Binbaşının güvenli bölgesine gelmişlerdi. Mahur gözlerini dört açmış her ana ayıktı. Daha da dikkatle hem de. "Burada bekleyeceğiz." Diyen adamla yere çöktü. Kaç saattir bu lanet adamla yürüyordu. Hala yaşıyor olmasına şükretti. Çalı çırpı toplayıp yaktığı ateşte tavşanı pişirirken arkasını dönmüştü ona. Bunu izlemek istemiyordu! Üzerine bir de tadını överek kendisine parça uzatmıştı. Sinirle geri ittirdiğinde "Açlıktan geberme sonra." Kafasını önüne uzatıp artık doğan güneşle kızın gri gözlerinin içine baktı. "Bana lazımsın." "Geber!" Diyen kızı önemsemeden geri gidip kızarttığı tavşanı yedi. Mahur ise kupkuru kesilen dudaklarını yalayarak ıslatmaya baktı. Her ne kadar adam su uzatsa da elinden hiç bir şey almadı. Yaklaşık iki saatin sonunda havada yaklaşan helikopteri gördü genç kız ve hevesle hemen ayaklandı. Helikopter iniş yaparken derin derin nefesler alıp veriyordu. Sonunda kurtuluyordu bu adamdan. "Çok heveslenme. Seninle işim bitene kadar benimlesin!" Ardından kulağına dolan sesi duymamazlığa gelip inen helikoptere bindiler. Binbaşıyı gören askeri personeli bakışlarındaki hayranlık ve heyecan Mahur'un göz devirmesine neden olmuştu. "Babam delirmiştir." Soluyan kızı duyduğunda kaşları çatıldı. Yani, kim olsa evladı için endişelenirdi değil mi? Yaklaşık yarım saat sonra kışlaya inen helikopterden indiklerinde Binbaşı etrafına bakındı ve kendisini karşılayan timine selamını verdi. "Aşık!" Zekeriye Acar hemen komutanının önüne gitti. Binbaşı kafasını salladı. "Ne bu panik n'olyor burada?" Zekeriya komutanını cevaplayacaktı ki gür sesle "Dikkat!" Diyerek bağıran askerle hemen akasını döndü. General geliyordu. Ama asıl sorun çattığı kaşlarının ardından gördüğü en öndeki adamdı. Ankara'daki yuvada Ordunun komutanı olan Orgeneral Mahir Atmaca'ydı bu. İki yanında ise aynı telaşlı bakışlarla İki Yüzbaşı vardı. Kaşları daha da çatılırken ardındaki kızın adımları yanından geçerek ilerlemeye başladı. Yüzü manasızca kasılırken Orgeneral kızı tuttuğu gibi kollarının arasına alırken Mahur'un titreyen sesini duydu. "Baba." Kulakları çınladı bir anda. Ne demişti o? Baba mı?! Saatlerdir yanındaki kızın kim olduğunu merak ederken kesinlikle bunu düşünmemişti. Bir terörist olabileceğini bile düşünürken o, efsane asker Atmaca'nın kızı, Ordunun komutanı olan Orgeneral Mahir Atmaca'nın kızı olabileceğini asla düşünmemişti..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE