21.BÖLÜM

1844 Kelimeler
Barlas sandığımdan daha soğuk kaba bir tipti pek fazla bir şey konuşmamıştık. Ben ise ağlamaktan vazgeçtim ve kafamı meşgul etmeye karar verdim aksi halde akli dengemi kaybedebilirdim. Mutfağa indim sabahın köründe buradaki 3. Günümdeyim kızım geldiğinde annesini mutlu görmeli. Aklıma gelen her tarifi yaptım. Kek, kurabiye, börek, sarma, kısır, tatlı, Rus salatası hepsini yapmıştım daha saat öğleni bulamamışken Barlas kapıda belirdi. “kıtlık mı var” dedi alayla “yok dışarıda bir sürü insan var yesinler diye” dedim “onların işi gücü var seninle gün yapamazlar ziyan olacak” “yiyecek biri bulunur herhalde” dedim öfke ile neden yemesinlerdi. Ben işime devam ederken bir yandan kendine içecek bir şeyler koydu. Tekrar bana döndü “neden bu kadar uğraşıyorsun” “çünkü kafamı dağıtmaya ihtiyacım var, başka türlü başa çıkamıyorum” doğruydu yapamıyordum. “eğer istersen hem kafanı dağıtıp hem öfkeni çıkarabileceğin bir şey biliyorum” dedi sinsice gülerken. “neymiş o” dedim merakla bana işaret verip takip etmemi istedi. Evin sol tarafındaki koridordan aşağıya inen bir merdivenle geniş bir salona girdik burası büyük spor salonu gibiydi. Çeşitli aletler vardı en köşede ise bir kum torbası. Oraya doğru ilerlediğimizde, “şimdi çıkar bakalım o önlüğü” dediğini yaptım. “yapabilir miyim ki daha önce hiç denemedim” dedim kendimden emin değildim rezil olmak istemezdim baştan hiç böyle deneyimim olmadığını söylemek çok iyi olurdu. “ben sana öğreteceğim yardımcı olacağım.” Çekinerekten olsa önlüğü çıkardım. Bana nasıl vurmam gerektiğini tarif etti ama beceremiyordum. Uzaktan tarif etmeyi yeterli bulmadı uygulamalı göstermek için yanıma geldi, “tamam şimdi ellerini böyle tutmalısın” derken arkama geçmiş kollarımı hizalıyordu. Çok yakın bir mesafedeydik o bunun farkında değil gibi anlatmaya devam ediyordu. Nane ve parfüm kokusu beni cezbederken bana döndü. “dinliyor musun sen beni” “ha ne dedin!” Bu kez gözleri kısılacak kadar çok gülümsedi. “biliyorum çok yakışıklıyım ama bana değil torbaya odaklan diyorum” Ukala herif anlık olarak dalmıştım abartılacak bir durum yoktu. “zaten bende öyle yapıyorum” “o halde bana vur torbaya değil bakalım doğru mu anlamışsın.” Ellerini kaldırdı. Ona vurmamı bekledi hazır olduğumda işaret verdi ve ben tüm gücümle vurdum. “cidden mi bu kadar mı, zahmet etme ya” niye bu kadar sinir bozucuydu. “yok yok sen beni dinlememişsin belli” yakalamıştı bir yerden alay ederdi artık. “sana uyanda kabahat” dedim topuklarım vura vura ilerlerken, “tamam tamam hadi dediğin gibi olsun ne çabuk pes ettin” “kafam dağılsın diye getirdin daha çok sinirlendiriyorsun!” Ellerini kaldırdı havaya “tamam bak karışmayacağım” Bana gösterdiği gibi vurmaya başladığım kum torbasına dakikalar geçtikçe karşımda savaş varmış gibi vurmaya başladım. Ellerimde eldiven yoktu ve açıkçası bu çok eğlenceliydi. Sinirimi stresimi atıyorken Barlas araya girdi. “bu kadar yeter haydi” “sen git ben kalmak istiyorum” “ellerine bak kendine ilk seferde bu kadar yüklenemezsin” Eklem yerlerim kızarmış hatta minik minik kanamaya başlamıştı, nasıl hissetmezdim? “hiç farkında değildim” “gel hadi” beni yukarıya kadar sürükleyip odama çıkardı. Odadan çıktı ve bir merhem ile geri geldi. “bu çok iyi gelecektir” ellerime krem sürerken ben ise merak ettiğim soruları sıraladım. “Batuhan’ı nereden tanıyorsun? Yani ne zamandan beri?” gözlerimin içine bakıp sessiz kaldı. “Bana niye yardım ediyorsun etmek zorunda değildin” Hala sessizdi. “niye cevap vermiyorsun” “başkalarının hayatına saygım var çünkü” “Nasıl” “sana Batuhan anlatabilir bu konu benim dışımda ama” diye devam etti, “eğer orada bu kadar yardıma ihtiyacı olan bir kadın olduğunu bilseydim daha erken gelirdim.” Bileğimdeki morluklara baktı artık sarı rengine dönmüştü kızımla ilgilenirken fark etmemiştim. Sanki benim bir ayıbım varmış gibi ellerimi çektim saklamak ihtiyacı hissettim. Gözlerinde merhamet vardı yada acıma hangisiydi? Demir gibi bana acıyor muydu? “bana acımana gerek yok kendim bir şekilde idare ediyordum” diye cevap verdim. “evet bayağı iyi idare ediyormuşsun” dedi yine morluklara bakarak. Zayıf değildim öyle görünmek istemedim. “sen birde karşı tarafı gör beyninin pekmezi akıyordu.” Dedim kibirle Kesin öyledir der gibi başını salladı ve güldü. telefonu çaldı. Kim olduğunu merak edip karşıdakini dinlemeye koyuldum. “savaşı bulduk Barlas kaçırmadan gel!” Ses kime aitti bilmiyorum ama savaş bulunduysa kızıma kavuşmam yakındı. Barlas hemen ayaklandı. Bende onun peşimden, kapıya vardığımda bana baktı. “evde kalmalısın” “kalamam, kızımı ben almalıyım lütfen bende geleyim” “hayır ya çatışma çıkarsa vurulursan kızına faydan olmaz” “başına bela olmam kendi kendime bakabilirim Barlas lütfen” Arkamdaki askılığa doğru uzanırken bir an beni eve kapatacak sanmıştım zor kullanacak diye ellerim ile Başımı korumak için hamle yaptığımda çok garipçe bakıyordu. “tamam gel ama sözümü dinlemezsen, gerçekten hesabını sorarım” Bir an izin vermeyecek derken beni götürmesine çok sevinmiştim o hızlıca önden giderken ben yetişmek için koşmak zorunda kalıyordum. Bahsedilen yere geldiğimizde, Barlas ile beraber içeriye girdik. Karşımda demiri görmeyi beklemiyordum. “seni arayan bu herif miydi?” dedim hemen. “evet demir benim adamım ama siz nereden tanışıyorsunuz” dedi Barlas. “bu uğursuz herifi ne zaman görsem en kötü günlerimden birini yaşıyorum” Dedim öfke ile onu bir kaşık suda boğmak istiyordum. “okuldan tanışıyoruz. Bir zamanlar bana aşıktı ama konumuz bu değil” dedi demir bunu ne kadar gururla söylemişti. “sana mı aşk mı o sadece hevesmiş yoksa beş para etmezsin tekisin!” Barlas huysuzlandı. “söyle ne zaman gelecekler” “birazdan gelirler ibo ile sevkiyat hakkında konuşmaları gerekiyormuş” “yerinde olsam bu adama zerre güvenmem. Yalancının önde gideni bu çetinden it gibi korkuyor bunda öyle laf taşıyacak ajancılık oynayacak kumaş yok!” Barlas bıkkınca bana baktı “senin yerini bize o söyledi” Dediğinde şaşkındım demir ise zafer dolu bir eda ile bakıyordu. “hayatta inanmam!” “ister inan ister inanma! Madem öyle bekleyelim bakalım bizim çocuklara haber et hemen gelsinler” dedi yine duygusuzca. Yani bu konuşma bitti uslu dur sus demekti. Deponun ücra köşelerine saklanırken, dışarıdan başka araba sesleri geldi. Tek amacım kızım. Onları karşılayan demir oldu biraz konuştuklarını işittim ben Barlas tan daha gerideyim. Dediklerini anlamasam bile demirin başına silah dayadıklarında barlasın küfür ettiğini duydum. “köstebek olduğu anlaşıldı” dedi Barlas bana dönerek “aman boş ver seveni yok ölsün gitsin boş ver” bakışları bana hayretle döndü, “ne yalan mı bakma öyle” dedim “ her ne olursa olsun söz verdim onu ortada bırakamam” diye fısıldadı. “o kadar adamla tek başına mücadele edemezsin!” “tek değilim ki” dedi bana tabancayı uzatırken “lazım olmadıkça kullanma. Ben bir şey diyemeden ayağa kalkıp ortaya çıktı ve silahını ateşledi. Her şey çok çabuk olmuştu. Demir kurtuldu. Bir kaç adam vurularak düştü ve bir kaç el ateş sesinden sonra barlasında vurulduğunu gördüm. Bir çok kişi geri çekilirken. Savaş fırsatı eline geçirmişti bir kere. Barlas’a doğru nişan aldığında bende ortaya çıkıp ona doğru nişan aldım. Barlas’a bir minnet borcum vardı. “bende karım nerede kaldı diyordum.” “senin karın filan değilim ben, uzak dur sıkarım.” “sen karıncayı bile incitemezsin, şimdi o silahı bırak ve yanıma gel bende bu olanları unutayım” dedi bir elinde silah diğer elini bana uzatmıştı. Barlas ise hayır anlamında kafasını sallıyordu. “tabi canım unutursun ama önce temiz bir döversin değil mi yemezler savaş bey öyle bir sıkarım ki iyi bilirsin” Zamanında onu vurmuştum yani sıyırmıştı buda sayılırdı bence, ama gözleri karardığında aklım bana korkma dese bile bedenim ve zihnim onun otoritesine öyle alışmıştı ki. Titredim. Bu tepkim onun kibrini körüklüyordu belli ki omuzları dikleşti. “beray! Sabrımı sınama benim benimle geliyorsun hemen yoksa zarayı özlemedin mi?” Beni kızımla kandırmaya çalışması adiceydi gerçi kendi adam bile değildi ama neyse. “zarayı asla bırakmam onu da alacağım ama bir karar verdim savaş bayder bu hikayenin sonunda birimiz ölecek belli ama bunun ben olmasını istemiyorum çünkü kızımı senin gibi bir cani ile baş başa bırakamam!” Silahı ateşlemek için hamle yaptığımda ortalık yine karıştı. Demir araya girdi savaşa saldırdı. Silahı düştü o hengameden faydalanıp barlasın ayağa kalkmasına yardımcı olup uzaklaştım. Tuzağa çekilmiştik ve başka adamları yada takviyeden gelen insanlar olabilirdi açıkçası demir umurumda bile değildi. Ama barlası bırakamazdım. “biraz yürümen lazım seni taşıyamıyorum” dedim Barlas’a sitem ederek. “bırak beni ufaklık sen git” karnından kanlar akıyordu hemde çok fazla ben ise şimdi paniklemeye başlamıştım. Bayılacak gibi duruyordu. “hayatta gitmem bulmuşum fırsatını gider miyim bu acizliğinden faydalanıp dalga geçeceğim” dedim belli belirsiz gülümsedi. “Barlas en sevdiğin renk ne” “deli misin sen rengin sırası mı şimdi” dedi konuşması bazen kesiliyordu ama bilimci açık kalsa daha iyiydi bir yandan bulunduğumuz depodan uzaklaştık. Barlas bizim çocuklar gelir demişti o zamana kadar saklansak yeterdi. “o zaman en sevdiğin yemek?” peş peşe anlamsız sorular ile onu meşgul ediyordum bazen susuyor bazen cevap veriyordu. “peki ya tahin pekmez sever misin ben çok severim?” “şarkı söyleyebilir misin çünkü sesini merak ediyorum” “adının anlamını biliyor musun benimki ayın en ışıltılı hali demek” Çoğuna sessiz kalıyor bazen ters ters bakıyordu cevap vermese bile uyanık kalması iyiydi. İleride terk edilmiş çatısı berbat durumda ve hatta camları kırık bir kulübe vardı. “Barlas ölme ne olur az kaldı.” “sana git demiştim” “bizde verilen tabak boş gönderilmez sen beni kurtarmıştın şimdi sıra bende gerçi isteğim dışında oldu ama” Artık adımları birbirine dolanıyordu. İçerisi leş gibiydi ama başka çarem yoktu. Bulduğum paçavralardan birine onu yatırdım. “Barlas çok kötü görünüyorsun” dedim panikle. Son derece güçlü durmaya çalışıyordu bir buçuk saat yürümüştük ve hala uyanık olması mucizeydi güçlü bir bedeni vardı. “çünkü kan kaybediyorum ve kurşunu çıkarmalısın” Ne yapmam gerektiğini söylemişti ama ben yinede korkmuştum. “saçmalama ben hayatta yapamam, ya daha kötü olursa” “sana inanıyorum yapabilirsin.” Gözlerindeki çaresizlik beni benden aldı ne yapacağımı bilmez bir şekilde ayağa kalktığımda bana cebinden bir bıçak uzattı. Yarayı dağlamak yada dikmek gerekirdi ama gerekli şeylerin burada olduğundan emin değildim bedeni hızla soğuyordu. Eski mutfağa benzeyen yerde işime yarayacak şeyler aradım alkol gibi. Pencerenin önünde içinde 3 tane kalmış kibrit kutusu gördüğümde çok memnun oldum. “yani ben filmlerde böyle gördüm ama dağlasak mı” diye sordum. Bilinci gidip geliyordu. Cevabımı alamamıştım ama ölürse bir manası yoktu. Ve bende bildiğim kadarını yapmaya karar verdim. Öncelikle eski bir tenekenin içine çöp dal parçası ne varsa doldurup yaktım. Şanski musluklardan hala su akıyordu. Ellerimi yıkayıp geri döndüm. Kurşun karın boşluğunda gibiydi. Ellerimle üzerinden yokladım biraz uğraş sonunda kurşunu çıkarmayı başarmıştım. Hala baygındı ben çıkarırken mırıldansa bile uyanmamıştı hala vücudu çok soğuktu. Dudakları morarıyordu. Elimdeki bıçağı iyice kızdırdım. Bu benim için zordu ve uyandığında bu ilkel yöntemlerle onu tedavi ettiğim belki de edemediğim için bana kızacaktı. Aniden bıçağı yarasına değdirdiğimde keskin bir acı ile bağırdı. “hay senin ben..” Ve yine bayıldı. “asıl ben senin yardım ediyoruz yine yaranamıyoruz” dedim kendi kendime. Üzerimdekileri çıkarıp onun üstüne örttüm biraz ısınsa iyi olurdu. Kalan her şeyi kaldırırken, bir yandan onu kontrol etmeyi unutmuyordum. Az sonra Vücut sıcaklığı eskisi gibi olurken, sayıklıyordu durmadan. Anlayamadım pek ama başından ayrılmaya niyetim yoktu. Gün ışıyana kadar başında beklemiştim ateşini sürekli olarak takip ediyordum..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE