Bilgisayar ekranına odaklanmıştım, kafamı kaldırmadan önümdeki verileri gözden geçiriyordum. Rakamlar, analizler, sunumlar... Yoğun bir gün daha diye düşündüm. Fakat tam o sırada kapım nazikçe çalındı ve başımı kaldırdım.
Kapıda Can vardı, her zamanki gibi ciddi ama nazik ifadesiyle bana bakıyordu. “Dora Hanım,” dedi. “Demirkan Bey sizi odasına çağırıyor.”
Bir an durakladım, kalbimde hafif bir çarpıntı hissettim. Sakin olmam gerekiyordu, sonuçta iş ile ilgiliydi, değil mi? “Tamam,” dedim, biraz fazlaca sakin bir sesle. Bilgisayarı kapatıp masamın üzerindeki dosyaları toparladım. Can'a başımla teşekkür edip odadan çıktım. Ayak seslerim koridorda yankılanırken oldukça gergindim. Ekibi bizim dosyaları incelemiş ancak belli bir sorunla karşılaşmamıştı.
Kapısının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Kapıyı tıklatırken yüzüme profesyonellik maskemi takındım. Son konuşmamızdan sonra ilk defa yüz yüze gelecektik.
"Gel," dedi içerden soğuk sesle.
Kapıyı açtım ve içeri girdim. Oda her zamanki gibi düzenliydi, fakat havadaki gerginlik aynıydı. Demirkan masasının sandalyesinde oturmuş bilgisayar ekranına bakıyordu. Yüzünde hiç bir ifade yoktu. İçimde yükselen o rahatsız edici gerilimle ona doğru yaklaştım. “Beni çağırmışsınız,” dedim sesimi dengede tutmaya çalışarak.
Başını ekranından kaldırmadan, “Oturun Dora hanım,” dedi. Sesinde zerre kadar samimiyet yoktu aksine buz gibi bir soğukluk vardı. Tam da istediğim gibi. Sessizce sandalyeye oturdum gözlerimi ondan ayırmamaya çalışarak.
Demirkan, masanın üzerinde duran birkaç kağıdı eline aldı ve gözlerini sonunda bana dikti. “Dora hanım, hâlâ reklam yüzü seçilmedi,” dedi. “İdil Parlak için neden bu kadar ısrar ediyorsunud? Üzerinde bu kadar durmanıza rağmen hâlâ olumlu bir dönüş yapmamış. Farklı modeller ile görüştünüz mü?"
İçimde bir dalgalanma hissettim ama yüzüme yansıtmamaya çalışarak, “İdil Parlak bu kampanya için ideal bir seçim Demirkan bey. Onun hem tanınırlığı var hem de hedef kitlemize hitap ediyor,” dedim soğukkanlı bir şekilde. “Biraz daha zaman versek anlaşma sağlanabilir....”
Demirkan’ın yüzündeki öfke daha da belirginleşti. Sandalyesinde öne eğildi gözlerindeki o sert bakışları üzerime dikerek. “Zaman mı?” dedi alaycı bir tonla. “Dora hanım, bu projede artık zaman lüksümüz kalmadı. İdil Parlak anlaşmaya varmadıysa, başka birini bulmak zorundasınız. Bu kadar basit.”
Onun bu kadar kesin konuşması mideme bir yumruk yemiş gibi hissettirdi. “İdil gerçekten doğru seçim,” diye ısrar ettim. “Onunla bir şekilde anlaşabiliriz. Daha iyi bir alternatifimiz yok.”
Demirkan sandalyeden kalkarak arkasında dolaşmaya başladı. “Bahaneler istemiyorum,” dedi, sesi buz gibi keskinleşmişti. “Bu senin sorumluluğun, Dora hanım. Eğer İdil’le anlaşma olmazsa bu kampanya gecikecek. Ve bu da şirket için büyük bir sorun olacak. İşte bu da benim sorunum oluyor."
Derin bir nefes alıp içimdeki gerginliği bastırmaya çalıştım. “Anlaşmayı tamamlamak için elimden geleni yapıyorum, ama—”
Sözümü kesti, “Ama yok, Dora hanım. Ya bu işi bitirirsin ya da bir alternatif bulursun. Başka seçenek yok.” Sesi kararlı ve tehditkârdı, gözleri ise beni delip geçiyordu.
Sözleri kafamda yankılanırken bir süre sessizlik oldu. Her zaman güçlü kalmaya çalışsam da Demirkan’ın bu sert tavrı beni geriyordu. Onunla daha fazla tartışmanın bir anlamı yoktu ama İdil’in bu proje için doğru kişi olduğundan emindim.
“Anladım,” dedim, sesimdeki kararlılığı koruyarak. “Gerekeni yapacağım.”
Demirkan, tekrar masasının başına geçip sandalyesine oturdu. “Bir an önce yapsan iyi olur,” dedi, soğuk ve keskin bir sesle. “Çıkabilirsin.”
***
İşimin başına geri dönmüş, İdil Parlak ile ilgili detayları gözden geçiriyordum. Belki biraz daha uğraşırsam istediğim sonucu alabilirdim. Menajerinden son mailde olumlu bir dönüt almıştım. Fakat Can’ın kapıyı bugün bir kez daha tıklatmasıyla bütün dikkatim dağıldı.
Kapıda aynı ciddiyetle duruyordu. "Dora Hanım," dedi, biraz tereddüt ederek, “Demirkan Bey sizi tekrar odasına çağırıyor.”
İçimdeki gerginlik bir anda geri döndü. Daha birkaç saat önceki görüşmeden sonra ne yapmamı bekliyordu? Derin bir nefes alıp başımı salladım. "Tamam," dedim bengince. Kağıtları masaya bırakarak ayağa kalktım ve hızla odadan çıktım.
"Sana taktı galiba," diye ekledi Can ben çıkarken arkamdan. Ona cevap vermeden koridora çıktım.
Demirkan’ın odasına doğru yürürken ayaklarımın daha ağırlaştığını hissettim. Kapıyı tıklattım ve içeriden gelen aynı soğuk sesle karşılaştım. "Gir."
Kapıyı açıp içeri girdiğimde Demirkan masasının başında, elindeki birkaç dosyayla uğraşıyordu. Beni fark ettiğinde gözlerini kağıtlardan kaldırıp doğrudan bana baktı. Gözlerinde sabırsız bir ifade vardı.
“Dora hanım,” dedi, hiç beklemeden konuya girdi. “Bu sabah konuştuğumuz meseleyi geçiyorum. Şimdi başka bir sorunumuz var. Şu pazarlama raporlarına baktım ve tamamen amatörce hazırlanmışlar. Bir de şu... neydi o… iç dekorasyon reklam taslağı? Bununla mı vakit kaybediyorsunuz?”
İçimdeki sabrı zor tutmaya çalıştım. Pazarlama raporlarıyla benim ne ilgim olabilirdi ki? “O raporlar pazarlama ekibinin sorumluluğunda,” dedim, dikkatlice kelimelerimi seçerek. “Benim departmanımla ilgili bir iş değil.”
Gözlerini kısarak bana doğru eğildi. “Seninle ilgili ya da değil, Dora hanım, bu tür işler senin kontrolünde olmalı. Şirketin her noktasında bir gözün olmalı?”
“Tabii ki takip ediyorum ama reklam departmanının işi bu değil. İç dekorasyon reklam taslağını ise Doğan bey talep etmişti” diye ekledim. Demirkan cevabımla bıkkın bir bakış attı.
“Reklam departmanının işini bana mı öğretiyorsunuz Dora hanım!” diyerek alaycı bir bakış attı. Sonra bir dosya daha alıp önüme fırlattı. “Peki bu," dedi dosyayı işaret ederken. "Bu iç dekorasyon reklamı neden bu kadar saçma sapan yapılmış."
Odadan çıkmak için can atıyordum artık. Demirkan geldiği günden beri benimle uğraşıp duruyordu. Sadece bir haftada canımdan bezdirmişti.
"İç dekorasyon için yeni bir taslak hazırlayabilirim Doğan bey."
"Pazarlama raporlarını da bekliyorum" göz devirdiğimde o çoktan bilgisayarına odaklanmaya geri dönmüştü. Cevap vermeden hızla odasından çıktım.
***
Mutfak alanına ulaştığımda kahve makinesinin yanında duran birkaç müdür göz ucuyla bana bakmıştı. Onları görmezden gelmeye çalışarak kahvemi doldurmaya başladım.
“Dora, duyduğum kadarıyla Demirkan bey sana bayağı taktı,” duyduğum ses koltuklarda oturan Finans Müdürü Seda'ya aitti. Yanında duran diğer müdürler de merakla durmuş bana bakıyorlardı.
"Herkese aynı şekilde davranıyor. Tüm birimleri sıkı bir inceleme altına aldı " Seda'ya cevap verirken kahvemi doldurmuştum.
“Evet ama sizin bölümün son iki senelik dosyalarını istetmiş duyduğuma göre. Tüm birimlerin sadece son altı ayını kontrol etti. Seni az önce yine mi odasına çağırdı?” diye sordu. “Bayağı yoğun bir görüşme olmuş galiba sesler dışarı kadar geldi.”
Derin bir nefes alıp kahvemi karıştırmaya devam ettim. "İşler yoğun," dedim, olabildiğince sakin bir sesle.
“Bölümümde her şey yolunda.”
Seda alaycı bir şekilde güldü. “Yolunda mı?” dedi. “Dora, gözümüzün önünde olup biten her şeyi biliyoruz. Demirkan’ın sana özel bir ilgisi var gibi. Ama pek de hoş bir ilgi değil. Neden bu kadar sert davranıyor, bir fikrin var mı?”
Yanındaki Pazarlama Müdürü Haluk, başını salladı. “Evet, bir haftadır ne zaman Demirkan senin adını duysa, bir şeylerden şikayet ediyor. Hatta bugün sabah ofis dekorasyonu için seni görevlendireceğini bile duydum. Bu işlerin senin departmanla ne alakası var?”
Bu soruya verecek cevabım yoktu. İçimdeki öfke, kahvemi tutan elime yansıyordu; fincanı neredeyse sıkacak gibiydim. "Hiçbir fikrim yok," diye geçiştirdim onları ancak Seda pes etmedi. "Ofis dekorasyonu mu? Yok artık! Sizin bölümü mimarlık falan sanıyor olmalı" alaycı bir kahkaha atarak söylemişti bunu.
"Bence başka bir şey var," dedi, gözlerini kısarak. “Acaba model seçiminde İdil Parlak'ı ısrarla istediğin için mi sana bu kadar taktı?” diye sordu Seda.
O an duraksadım. İdil konusunu herkes biliyor muydu yani? “Bu sadece iş,” dedim, kararlılıkla. “Her zamanki gibi kararlar alınıyor ve tartışmalar yapılıyor. Üzerine fazla anlam yüklemeyin. İdil Parlak konusu da çözüme kavuşmak üzere. Yeni marka yüzümüz kendisi olacak. Ofis dekorasyonu için de bence siz yanlış anladınız.” diyerek odadan çıkmak için hareket ettim. Her adımda üzerime yoğunlaşan bakışlardan kaçmaya çalışıyordum.