8. Bölüm

1679 Kelimeler
Asistanım Can odama girdiğinde yüzünde kendine güvenen bir gülümseme vardı. Ona göz ucuyla bakarken, kalbimde hafif bir hızlanma hissettim; Can, ancak iyi haberlerle böyle gülümserdi. "Dora, İdil Parlak'ın menajeri dönüş yaptı. Görüşmeyi kabul ettiler. Bugün 11:00'da müsaitlermiş," dedi, sesi sanki çoktandır duyduğum bir melodiyi yeniden çalıyor gibiydi. Derin bir nefes vererek önümdeki belgeleri kenara ittim ve bakışlarımı Can’a çevirdim. Onun yüzündeki rahatlamayı gören herkes nihayet uzun zamandır beklediğimiz bir eşiği aştığımızı anlardı. Ben de, minik bir gülümsemeyle başımı salladım. "Sonunda," dedim alçak bir sesle ama içinde bunca bekleyişin tüm ağırlığı vardı. Can, gözlerini dikkatle bana dikti. "Senin 11:00'de şirkette başka bir toplantın vardı, iptal etmemi ister misin?" diye sordu ama tonu sorudan çok bir öneri gibi duruyordu. "Hayır," dedim kararlı bir şekilde. "O toplantıya katılmam lazım. Şirket için o proje de en az bu görüşme kadar önemli." Can, yüzünde beliren tereddütle bakıyordu. "Peki… İdil Parlak görüşmesini kaçırmanı istemem ama iki toplantıyı birden nasıl yetiştireceğiz?" Kısa bir sessizliğin ardından gözlerim bir anda parladı. "Tamam," dedim, "şöyle yapıyoruz: İdil Parlak’ın menajeriyle görüşmeye ben katılacağım. Sen de diğer toplantıyı üstleniyorsun. Projenin ayrıntılarına zaten hakimsin; sunumu yapabilir ve soruları yanıtlayabilirsin." Can, şaşkın bir ifadeyle başını kaldırdı. "Ben mi? Senin yerine mi?" "Can, sen bu ekibin önemli bir parçasısın," diye ona güven verici bir bakış attım. "Önemli noktaları gözden geçirelim, sonra sen kendi hazırlığını yaparsın. Bugün o toplantıyı senin yönetmen çok daha etkili olacak." Bir anlık tereddüt Can’ın ifadesinde kayboldu, yerine kararlı bir gülümseme yerleşti. "Tamam Dora, halledeceğim," dedi. "yani sanırım." diye ekledi. Bu onun için çok güzel bir fırsat olacaktı. Zaten toplantıda şirket dışından kimse olmayacaktı. Tüm sunum ve hesaplamaları yapmıştım zaten. Can'a sadece sunmak kalmıştı. Ona en baştan bir proje sorumluluğu vermemiştim. Bunu biraz daha ileriki dönemlerde yapacaktım çünkü Can'da muhtemel bir yönetici potansiyeli vardı. --- İdil Parlak ve menajeriyle onların ofisindeki toplantı odasına adımımı attığım anda yüzlerindeki mesafeli bakışla işimin ne kadar zor olacağını anladım. Başladığım cümleler daha yarısına bile gelmeden sürekli araya giriyor, projenin her detayına takılarak eksikler bulmaya çalışıyorlardı. İdil, kollarını masanın üzerinde bağlayıp bana baktı. “Dora, marka çizginizi beğendim ama benim kitlemle bu kadar iyi örtüşeceğinden emin değilim,” dedi, sesinde hafif bir alayla. Derin bir nefes alıp gülümsedim. Beni zorlamak istiyorlardı. “İdil Hanım, sizin enerjinizle markamızı bütünleştirecek bir kampanya yaratabiliriz,” dedim. “İz bırakacak ve tamamen size özgü bir proje.” Birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Tam işler yoluna giriyor diye düşünmeye başlamışken, menajeri Feride Hanım hızla araya girdi. “Bu projede yaratıcı kontrol ne kadar sizde olacak? İdil’in taleplerini dikkate alabileceğinizden nasıl emin olabiliriz?” Başımı sakin bir şekilde salladım. "İdil’in yaratıcılığını bu kampanyada öne çıkarmak bizim için de önemli. Onun tarzını yansıtacak bir projeyi ancak kendisiyle iş birliği yaparak tamamlayabiliriz." İdil, bir an duraksadıktan sonra bana daha da yaklaşarak ilgisini belli eden bir ifadeyle sordu: "Bu arada, Demirkan Bey… İngiltere’den döndüğünü duydum. Yakın zamanda mı geldi?" Bu soruya hazırlıklı değildim ama profesyonelliğimi koruyarak başımı salladım. "Evet, şirketin yeni stratejilerinde kendisi de aktif olarak yer alıyor." İdil gözlerini kısarak gülümsedi, bakışlarındaki merak iyice belirginleşti. "O halde… Kendisiyle de bir toplantı ayarlanır mı dersiniz? Onun vizyonunu ve yaklaşımını da dinlemek isterim." Demirkan'ın ilgisini bu denli çekmiş olması şaşırtıcı değildi ama içimde hafif bir rahatsızlıkla cevapladım. "Bunu kendisiyle konuşmanız gerekebilir," dedim, profesyonel bir gülümseme ile. İdil başını olumlu bir tavırla salladı. "Anladım," dedi, adeta bu iş birliğini yalnızca onun varlığıyla kabul edeceğini ima ederek. Menajerine kısa bir bakış attı. Bu sefer daha rahatladıklarını hissediyordum. İdil, yavaşça gülümsedi. "Pekala, o halde bu işte varım." Çok güzel. Neden Demirkan'ı tanımayan tek insan ben oluyordum? *** Görüşmeyi başarıyla tamamlamanın verdiği tatminle şirkete döner dönmez, Demirkan'ı tam kapının önünde, kollarını göğsünde bağlamış beni beklerken buldum. Yüzündeki soğuk ifadeyi görür görmez o tanıdık öfkesinin beni beklediğini anlamıştım. Yanına yaklaşırken, derin bir nefes alarak karşısında dik durdum. Odamı işaret ederek açık kapıdan birlikte içeriye girdik. “Dora Hanım,” dedi, sesi keskin bir soğuklukla. Odama kısaca göz gezdirmişti. “Kendi kafanıza göre Can Bey’e toplantıyı yönetme görevi verdiğinizi duydum. Gerçekten ne yapmaya çalışıyorsunuz? Şirketin en önemli projelerinden birini işi bilmeyen birine mi bıraktınız?” Gözlerindeki öfke artarak devam etti. "Kendi işinizden mi kaçıyorsunuz artık? Görüşmeyi Can Bey’e paslayarak bu şirket için bir şey yaptığınızı mı sanıyorsunuz?” Başımı kaldırıp doğrudan gözlerine baktım, sakin ve kararlıydım. “İdil Parlak’ı markamızın yüzü yapmayı başardım, Demirkan Bey. Can Bey de diğer toplantıyı başarıyla yürüttü. İşi devretmek doğru bir karardı ve o da bu işi hakkıyla tamamladı.” Demirkan'ın yüzündeki öfke hiç azalmadı, aksine, sesini daha da yükselterek devam etti. “İşleri böyle keyfinize göre devretmeye devam ederseniz bunun bedelini siz ödersiniz, Dora Hanım. Size daha kaç kere hatırlatmam gerekiyor ki bu tarz kararları benden habersiz almamanız gerektiğini?” İçimde meydan okuma isteği kabardı, sessiz bir güçle gülümsedim. "Demirkan Bey, ekibime güveniyorum ve bu şirket için en doğru adımı attım. Sonuçlar ortada.” "Hata yaptınız!" Demirkan Bey, bu son sözü söyledikten sonra sert adımlarla kapıdan çıktı. Arkamdan işittiğim kapı sesinden sonra sessiz bir öfke dalgası içimde kabardı. Ancak bu, asıl sinirimi bozan olayın başlangıcıydı. Tam rahatlayıp derin bir nefes almaya çalışıyordum ki telefonum çaldı. Arayan Demirkan’ın asistanıydı. Sesi fazlasıyla telaşlıydı: “Dora Hanım, kusura bakmayın ama Can Bey’in yaptığı toplantıdaki dosyaların fotokopilerinde yanlışlık olmuş. Kendisi henüz kata gelmedi. Demirkan Bey acil yeni fotokopilerin çekilmesini istiyor, kendisi böyle talep etti.” Bir an durdum, kelimeler boğazımda düğümlendi. Bu şirketin reklam departmanının başındaydım ve başarılı bir toplantı gerçekleştirmiştim. Fakat Demirkan, bunu göz ardı ederek bana fotokopi çektirme görevi veriyordu. Sinirlerim iyice gerilmiş, öfkem içimde fırtına gibi patlamak üzereydi. Şirkette gizli bir hissedar olduğumu bilmiyordu. Her fırsatta, reklam departmanını küçümseyerek bana mobbing uygulamaktan çekinmiyordu. Derin bir nefes aldım ve kendime söz verdim: Bu oyun burada bitecekti. Demirkan bana böyle basit işlerle vakit kaybettirmeye devam edemeyecekti. O geldikten sonra Doğan bey de şirkete gelmez olmuştu. İşler özellikle benim için çok zorlayıcıydı artık. Odamdan nasıl çıktım, koridorda nasıl yürüdüm bilmiyorum bile. Kapıyı çarparak odasına girdim ve doğrudan ona kilitlendim. Demirkan, şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı ama hemen ardından o tanıdık, kibirli bakışı yüzüne yerleşti. Onu böyle rahat gördükçe içimdeki öfke alevleniyordu. “Bu kadarı da fazla artık, Demirkan Bey!” dedim, sesim odanın her köşesinde yankılandı. “Reklam departmanı müdürüyüm, ama haftalardır başka bölümlerin angarya işlerini üstleniyorum. Bir gün pazarlamanın eksik raporları, ertesi gün muhasebenin evrakları, iç dizayn eksiklerini bile bana verdiniz! Şimdi de dosya fotokopileri! Burada bir projeyi başarıyla yönetirken bu tür işlerle uğraşmak zorunda değilim!” Demirkan, soğuk gözlerini gözlerime dikti. yüzünde kendinden emin bir gülümsemeyle bakması sinir bozucuydu. Sanki öfkemi izlemenin tadını çıkarıyormuş gibiydi. “Dora Hanım, burada size ne yapmanız gerektiğini ben söylerim. Bu şirkette işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmenin iyi bir yolu olabilir, diye düşündüm.” sözlerinden sonra sandalyesinde ayağa kalkmıştı. Yavaş yavaş bana yaklaşıyordu. Bir an duraksayıp ona meydan okurcasına baktım, nefesim sıklaşmıştı. Aramızdaki mesafe öyle azalmıştı ki sesimizin yankısı bile gerilimi yansıtıyordu. İçimde yükselen öfke ve onun karşısında hissettiğim tuhaf çekim, nefeslerimi birbirine karıştırıyordu. Derin bir nefes alarak gözlerimi onun gözlerinden ayırmadım. "Bu işlerin nasıl yürüdüğünü gayet iyi biliyorum, Demirkan Bey," dedim, dudaklarım hafifçe titrerken. “Ama anlaşılan siz, çalışanlarınızın zamanını çöp işler vererek harcamayı tercih ediyorsunuz.” O anda bana bir adım daha yaklaşarak hafifçe eğildi, nefesi artık yüzümdeydi. Gözlerinde hem öfke hem de beni geri püskürtmek istermiş gibi bir ifade vardı. “Tahammül etmek zorundasınız, Dora Hanım,” dedi, sesi alaycı bir fısıltı gibi çıkarken. "Bana meydan okuyarak bir yere varamazsınız." Dudaklarını aralayarak biraz daha eğildi. Ona karşı duyduğum öfke ve inatla başımı kaldırdım, gözlerimiz arasındaki elektrik o mesafeyi aşıp dokunacak kadar yoğunlaşmıştı. Hafifçe gülümseyerek karşılık verdim. “Beni bu oyunlarla yıldırabileceğinizi sanıyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz.” Demirkan'ın yüzündeki alaycı gülümseme daha da belirginleşti. Gözleri, meydan okuyuşuma sessizce karşılık verirken aramızdaki gerilim giderek yükseliyordu. Sanki her ikimiz de konuşmadan fazlasını söylüyorduk; ikimiz de sınırları zorlayan bu çatışmadan bir an bile geri adım atmak istemiyorduk. Derin bir nefes alarak ona daha da yaklaştım. Öfkemin arasında bu gerilimin ardında bir tür çekim olduğunu inkâr edemiyordum. Demirkan gözlerini benden bir an olsun ayırmadan, hafifçe başını eğdi ve adeta fısıldarcasına konuştu. “Bu tavrınızla işleri kolaylaştırmıyorsunuz, Dora Hanım.” Sesindeki o yumuşak tehdit, damarlarımda dolaşan kanı daha da hızlandırdı. Nefesi yüzüme çarparken nane ve tanımlayamadığım harika bir koku tenimi yaktı. Gözlerimi kapatma isteğime direnerek gözlerine baktım. "Buradayım çünkü işimi yapıyorum; o saçma sapan işler ise bunun bir parçası değil!" Bir an sessizlik oldu. Yüzündeki gülümseme yavaşça kaybolurken, gözlerinde başka bir ifadeyle bana baktı; tam olarak terli bedenlerimiz iç içeyken gördüğüm bir ifadeydi bu. Ancak bu birkaç saniyelik bakışın ardından birden geri çekilip kollarını göğsünde bağladı, yüzünde o tanıdık mesafeli ifadesi belirdi. “Bunu benimle böyle bir tonda konuşarak çözeceğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz Dora Hanım. Siz her şeyin kolayına kaçmaya alışmış olabilirsiniz belki ancak burada işler böyle yürümüyor” dedi, soğukkanlılığını geri kazanmıştı. “Hâlâ burada çalışıyorsanız, o zaman işlerin nasıl yürüdüğüne dair bir fikriniz de vardır.” Adam bana resmen yine aynı şeyi ima etmişti. Tam bir piç! “Ben sizi ilk kez görmüştüm, tanımıyordum. Patronum olduğunuzu bilseydim o gece yüzünüze bile bakmazdım, Demirkan Bey.” bakışları tekrar kararmıştı. "Bunu planladığına eminim" sözleriyle şaşkınlıkla gözlerim büyürken yüzümdeki sinir hâlâ görülebilirdi. "Buna nasıl emin olabilirsin? Seni hayatımda ilk defa gördüm diyorum anlamıyor musun?" Dedim dişlerimin arasından. Demirkan, bir adım atarak aramızdaki mesafeyi sıfırlarken ben bir adım geri gitmiştim. Sırtım kapıya yaslanırken boynunu eğerek yine bir adım attı ve elini duvara sabitleyerek beni kapıya sıkıştırdı. "Sen beni etkilemek için bana hayatımın en iyi seksini yaşattın. Beni iyi araştırmışsın!" "Sen kafayı yemişsin?" Diyerek onu ittirdim. İttirmemle yerinden kıpırdamadı. "Benim böyle bir amacım yok, olamaz da. Hayatımda istediğim en son şey bir ilişki. Seni bir daha görmeyeceğimi düşünüp biraz eğlenmek istemiştim hepsi bu. İster inan ister inanma umurumda bile değil ancak bana bu sebeple şirkette asla mobbing uygulayamazsın. Bir daha aramızda o gecenin bahsi geçmesin. Hiç yaşanmamış gibi, sınırlarımızı koruyarak çalışalım. Sen de herkese nasıl davranıyorsan bana aynı şekilde davran." Dedim ve sırtımın yanındaki kapının kolunu tutup aşağıya indirdim. Demirkan hafifçe yan çekilip cevap vermeden çıkmamı beklemişti. Nefes nefese bir halde odadan çıktığımda asistanı hafifçe göz ucuyla bana baktı; yüzündeki şaşkın ifadeye aldırmadan, başımı dik tutarak koridorda yürümeye devam ettim. Kafamda onunla olan bu bitmek bilmeyen çekişmenin yorgunluğu ve kendime olan inancımla odama ilerledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE